left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
EVRİM TARTIŞMALARI Yazdır E-posta
Yazar Şafak MERT   
Saturday, 22 May 2010

Evrim Tartışmaları, Fatih Altaylı ve Zamanın 100 Yıl Gerisindeki Kafalarımız...

17-18 Mayıs 2010 gecesi habertürk televizyonunda yayınlanan sansürsüz programının konuklarından birisi de bendim. Konu tahmin edilebileği gibi “evrim teorisi” idi. Fakat bu yazı söz konusu programla ilgili değil. 19 mayıs günü Fatih Altaylı’nın kaleme aldığı bir yazının düşündürdükleri ile ilgili.

Haber sincan “f” tipinden geldi. Sevgili Sarp Kuray ağabeyim “Fatih Altaylı ilginç bir yazı yazmış, bir okuyun isterseniz demiş”. Yazıyı okuyunca bu evrim tartışmalarına, başından beri istemememe rağmen, katılma nedenimin ne kadar da geçerli olduğunu bir kere daha gördüm.



Yazı özetle şunları söylüyordu. 1.)Evrim tartışması, sonuca varması mümkün olayan bir “inanç”tartışmasıdır. 2.)“Tanrısal yaratılış” ve “Evrim”, birbirinin zıddı olan kavramlardır. 3.)Tartışmayı evrim teorisini destekleyenler kazanırsa ciddi ve –üstü kapalı olarak işaret edilmiş olsa da- olumsuz toplumsal sonuçları olacaktır. 4.)Evrim teorisini buna rağmen savunanlar bu sonuçları düşünmemektedirler.

Bu kısacık yazı bile bizde batıdaki toplumsal devrimlerin yaşanmayışının acı sonuçlarını gün gibi ortaya koyar. Fatih Altaylı’nın bu fikirlerine çok benzer fikirler batıda 100 yıl kadar önce dile getirilmişlerdi. Bir ingiliz lordunun “Darwin’in söyledikleri doğru veya yanlış olabilir ancak mesele şudur ki eğer doğru söylüyorsa bunu kimse bilmemelidir” sözü meşhurdur (her ne kadar ben söyleyeni hatırlayamasam da).

Herneyse, biz şu dört önermeyi dikkatlice bir inceleyelim. 1.)“Elmalarla, armutları toplamayın” diyen ilkokul öğretmenimizin sesi daima kulağımızda olmalıdır. Bilimsel gerçekler ve dini inanışlar birbirlerinin alternatifi değildir. Dahası aynı kefede de değerlendirilemezler. Bilim insanlarının bilgileri ve düşünceleri “inanç” değildir. Bunu unuttuğumuzda, elektriğe “inanmadığımızı” fakat onu doğayı dikkatlice inceleyip araştırarak “öğrendiğimizi” ve artık “bildiğimizi” hatırlamamız, bence iyi bir beyin jimnastiği olur.

2.)Evrim teorisi “Tanrı yoktur” diyen bir teori değildir. Zaten bilimin tekniği açısından böyle bir teorinin var olması mümkün de değildir. Evrim teorisi dünyadaki canlı çeşitliliğinin kökenini ve nasıl ortaya çıktığını açıklar. Ve bu konuda ortaya çıkan gerçeklerin hiç bir inanış sisteminin içerdiği fikirlerle uyuşma zorunluluğu yoktur. Dahası zorlayıp, uydurup, bir inanışla uyumlu halde sunulsa bile bir diğeri ile uyuşmuyor olacaktır ki bu saçmalığın sonu yoktur. Yani doğaldır ki bir bilimsel teori bazen bir sosyal inanışla çelişebilir. Örneğin zamanında dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği, dünyanın düz olduğu savının fiilen dinin bir parçası olduğu batıda ciddi bir sorun yaratmıştır. Ancak bu tür çelişkilerde bilim dini imhayı hedeflemez. Çünkü hiç bir bilimsel gerçek sosyal alana kural dayatmaz. Ancak sosyal alanda “mutlak doğru” olarak bilinen bazı doğa kavranmaları ile ilgili yeni gerçeklere ulaşılması ile sosyal alandan ilgili konudaki bazı kavramları, artık savunulamaz hale geldikleri için çıkartır. Bu şekilde ortaya çıkan çelişkiler bilimi kendi sosyal doğrularını dikte eden bir ses yapmaz. Aksine toplumları gelişme yönünde değişiklik yapmaya iten “olumlu” bir güç olur. Sonuçta sosyal gerçekleri toplumlar değiştirir.

3.)Bir doğa gerçeğinin geniş toplum kesimlerince anlaşılmasının sonuçlarından endişe etmek nasıl bir kafa yapısıyla açıklanır? Bizdeki demokrat kafaları azıcık zorlayınca ortalığa Musolini Franco düşünüşü dökülüyor. Altaylı’nın kendi ağzından koyalım fikirlerini “Ne olacak onca kutsal kitap? Onca din adamı? Peygamberler? Bunu tartışanlar bu sonuca hazır mı?” Ne mi olacak? Batıda bilim karşısında defalarca kere yenilen kiliseye ne olduysa o olacak. Ya da belki de tüm bunların islamın gizli bilimselliği içinde olduğu anlaşılacak ve tam tersi olacak. Ya da daha doğrusu insanlık gelişmeye devam edecek ve kimsenin çıkıp da “bir gerçeğin gerçek olduğunu herkes bilirse, o zaman ne yapacağız?” demeyeceği bir olgunluğa ulaşacağız. İnsanlık adına neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeye kalkışmayacağımız bir olgunluğa...

4.)Evrim teorisini gerçeklerin herkesçe anlaşılması ihtimaline rağmen savunanlar bunu tam da böyle olması gerektiğini düşündükleri için yapıyorlar. Gerçekleri öğrendikten sonra ne olacağına toplumca karar vereceğiz. Gerçekleri bulan, bilen ve söyleyenlerin yani bilim insanlarının bile bu konuda ve herkes için genel geçerli bir tasarrufta bulunma hakları yokken köşe yazarlarının bilim insanlarına “toplumu şu, şu kavramlar yokken nasıl yöneteceğiz?” mealinden laflarla uyarıda bulunmaları ne kadar ilkel bir kafanın ürünüdür! Galatasaray lisesi mezunu ve yüzü batıya dönük bir beyefendi için ne ayıp bir tablo!...

Sonuç olarak batının 100 yıl önce tükettiği tartışmaların sonuçları olan kurum ve teknolojileri trasfer etmenin bu tartışmaları yaşamış olan toplumların ürettiği tepkileri üretmemizi sağlamadığı gerçeği gün gibi ortada. Sözde en demokrat kafalarımız bile iş azıcık zora giridğinde, meseleyi kimin neyi bilip ne bilmemesi gerektiği üzerinden çözmeye kalkışıyor. Gerçek anlamdaki bir tartışmadan ise köşe bucak kaçılıyor. O zaman bu yazıyı Fatih Altaylı’nın söz konusu yazısını bitirdiği sözü buraya da alarak bitirelim.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Tartışmak için tartışmadığımız zaman.

21 mayıs 2010

 
Sonraki >

Yorumlar
Şafak hocam sansürsüzdeki müthiş performansınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Tartışmayı zaman zaman youtube dan tekrar tekrar izliyorum.
Bilgi birikiminizi evrimi merak eden ve araştıran insanlarla paylaşmak için sohbet tarzı buluşmalar veya sempozyumlar düzenlemeyi hiç düşündünüz mü?
Gönderen Taylan Ayık on Friday, 30 July 2010 at 3:35

sansürsüz proğramı bir biyolog olarak benim de ilgimi çekti ve izledim. proğram da herkesin malumu iki görüş var. bir görüş bütün kainatın dolayısı ile canlıların bir el tarafından yani Allah tarından yaratıldığı diğer görüş ise canlıların değişik sebeplerle(doğal seleksiyon, mutasyon vb.) evrimleşerek bu güne geldiği.
evet yukarıda şafak beyin dediği gibi birisi armut birisi elma. ikisi toplanmaz. ama şu bir gerçektir ki ikisi arasında ciddi bir uyum vardır. ne demek istedim
1. mesela şafak bey biyolog ve ilgi alanı doğal olarak canlılar.araştırmalarını bu alanda yapar. bu alanda ihtisaslaşır.orda bulduğu bulgular delilleride bilim insanları ile ve kamuoyu ile paylaşır. diğer alanlar mesela dinler tarihi şafak beyi ilgilendirmez çünkü alanı değil.
mesela bir başkasının alanıda dinler tarihi veya islam tarihi olsun. onunda ilgi alanı dinler tarihi veya islam tarihi olacaktır. kitap nasıl indirilmiş, peygamberler tarihi hayatları veya varmı yok mu? onlarda bu alanda bulgularını kendi alanlarındakilerle veya kamuoyu ile paylaşacaktır.onu da canlılar la ilgili çalışmalar ilgilendirmez.
dolayısı ile bana göre her iki görüşteki insanların bir araya gelip tartışması anlamsız
şimdi de olaya toplumun bir ferdi olarak bakıyorum
birincisi bilime inanan ve kesinlikle desteklenmesini isteyen birisi olduğumu düşünün. bu sayede açıklanmayan açıklanamayan birçok soruya cevap bulmuş oluyorum. daha önceleri ölümle sonuçlanan bir çok hastalık bilim sayesinde tedavi edilebilir durumda. veya canlılar la ilgili canlıların ekosisteme faydaları ile ilgili bir çok açıklanamayan yönü bulunmuş durumda.
ikinci olarakta toplumda islam inancına sahip birisi olduğumu düşünün. inancın da getirdiği bir takım yükümlülükler var veya geçmiş le ilgili anlatımlar var. malumunuz inanan insan için Allah tarafından gönderilen kitapların çok ama çok ayrı bir yeri var.inançlı bir insan için kitap ben yarattım diyorsa doğrudur. bunun alternatifi yoktur.
şimdi gelelim elma ile armuta evet her ikisi toplanmaz ama her ikiside meyvedir. ben her ikisini toplamıyorum ama her ikisini meyve olarak görmek isterim.yani inancın içerisinde evrim teorisini evrim teorisinin içerisinde Allah'ın yerini görmek istiyorum. o zaman bir birey olarak kafamda her iki olguyu da birleştirebilirim. yoksa mantık olarak birisini kabul ettiğim zaman diğeri otomatikman red oluyor.
geçen gün bir haber vardı. habere göre sentedik DNA üretilmiş ve bir bakterinin içerisine konulmuş sonra DNA kendini replike etmeye başlamış. bence bilim dünyası için çok önemli bir adım. bu sayede belkide organ sorunu kalmayacak. ama haberlere göre bu sanki canlı yaratıldı gibi sunuluyor ama hayır canlı bir baktriye konuldu.
Gönderen ihsan on Sunday, 30 May 2010 at 6:13

Her şeye maydonoz olan F.Altaylı gibiler, eski dönemde yaşasalardı, 'Aman dünyanın yuvarlak olduğu gerçeğini halka anlatmayalım' derlerdi...

Erol Soysever
Gönderen erol soysever on Tuesday, 25 May 2010 at 7:52


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 4 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: EVRİM TARTIŞMALARI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4828857
Syndicate
 
left
Top! Top!
right