left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow NEO - GLADIO I - 1.BÖLÜM
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
NEO - GLADIO I - 1.BÖLÜM Yazdır E-posta
Yazar Suat PARLAR   
Saturday, 08 May 2010

"Karşı Ayaklanma" Doktrini 

Yiğit Tuncay:  Evet Suat, iki ay önce yaptığımız söyleşide sürekli bir şeyden bahsettin, bir vurgu yaptın; "Küresel Ayaklanma Doktrini". Bu bir güvenlik doktrini olarak globalizmin ortaya attığı yeni bir şey. Bunu bize biraz daha açabilir misin?

 

Suat Parlar: Bunu fazlasıyla açmak ve bu konuda fazlasıyla aydınlatıcı olmak gerekiyor. Çünkü şöyle söyleyelim; ileride dünyanın herhangi bir yerinde hakkını arayan herhangi bir insanın karşılaşacağı baskıyı, zulmü, işkenceyi sistematize eden bir doktrinden söz ediyoruz. Buna kendileri "karşı ayaklanma doktrini" diyorlar. Emperyalistlerin askeri kavramlaştırması açısından bunun adı "karşı ayaklanma doktrini". Fakat bu meseleyi alabildiğine yumuşatan ve ideolojik meşruiyet kazandıran bir değerlendirme. Biz bunun adına "karşı devrim doktrini" de diyebiliriz. Çünkü aslolan burada onların tabiriyle "isyanların bastırılması".

 Niye bu bizim için önemli? Şundan önemli; 1965'ten itibaren Türkiye isyan bastırma harekâtlarının hemen hemen her boyutuyla uygulandığı bir ülke. ki bu boyutlar son derece kanlı bir takım katliamlar, vahşet gösterileri, kitle kıyımları, seçilmiş hedeflerin ortadan kaldırılması şeklinde cereyan etti.

Bunun tabi ötesi de var; 80'lerin ikinci yarısından itibaren bir bölge esası üzerinden, "kirli savaş" diyelim veya dönemin genelkurmay başkanının anlamlandırmasıyla "düşük yoğunluklu çatışma" diyelim, bir gayrı-nizami harp yürütüldü. Türkiye'de bu konuda milyonlarca insanın baskı görmesi, fişlenmesi, işinden atılması, yurttaşlıktan çıkarılması veya dediğim gibi bazı harekâtların kurbanı olması söz konusu idi. Ama bunun ötesi var; hepimiz bir psikolojik savaşın aynı zamanda kurbanı durumuna getirildik. Aslında "karşı ayaklanmacı" ideoloji demek istiyorum. Çünkü doktrin de olmanın ötesinde. Bir ayağını oluşturan başka bir boyuta da vurgu yapmak istiyorum; son zamanlarda da çok moda olan psikolojik savaş boyutu. Bu Türkiye'de kimi zaman çok ilkel içeriklerle uygulanmıştır. Spor kulüpleri, özellikle futbol kulüpleri üzerinden uygulanmıştır. Başka bir takım aktarımlarla uygulanmıştır. Ama artık gelinen noktada psikolojik savaş neredeyse özelleşmiştir. Medya, yani bu sistemin odağında duran, orta yerinde duran medya, manşetleriyle programlarıyla bu işin doğrudan bir parçası haline gelmiştir. Bu söz konusu olan büyük aygıt adına, "karşı ayaklanma" doktrininden beslenen "baskı aygıtı" diyebiliriz, "kontr-gerilla" diyebiliriz. Türkiye'de çok kullanıldığı için söylüyorum; Gladio şebekeleri de diyebiliriz... Veya benim tabirimle "Gladio Cumhuriyetler Birliği" diyebiliriz...

Bu yapı son derece sistematik bir tarzda hayatın her alanına baskı uygulayan ve bunu da bir hukuk düzeni çerçevesi içerisinde uygulayan; bir tahakküm hukuku çerçevesi içerisinde uygulayan; hakikaten, senin tabirinle "küresel" ölçeklerde iş gören enternasyonal bir örgütlenme, bir ideolojik aygıtlar bileşkesi, bir kurumlar bileşkesidir. Onun ötesinde de, kendi hukuki dayanaklarını süreç içerisinde yaratmış, pekiştirmiş, çok büyük olanaklara sahip olmuş, enternasyonalliği ölçüsünde, açıkçası ulusal egemenliğin varolduğu düşünülen her alana müdahil olup burayı parçalamış, kırmış ve bu dinamikleri dağıtmış bir yapı. Bu yapıyla ilgili öncelikle şunu söylemek gerekiyor; süreklilik. Ana esaslarını sadece Gladio şebekesinden çıkarmak doğru değildir. Gladio, NATO içerisinde yuvalanmıştır. NATO'nun mekanizmaları içerisinde yuvalanmıştır. NATO'nun tüm olanaklarını kullanmıştır. Soğuk savaş döneminde, açıkçası; bırakınız komünistleri, sol rengi taşıyan her hareketi, her kişiyi, her kurumu düşman belirlemiş ve bu çerçeve içerisinde bunlara savaş ilan etmiş ve savaşta uygulanan kuralları da bunlara uygulayarak bunların bir bölümünü de satın almış, yanına çekmiş politik, ideolojik bir aygıttır. Türkiye tabi bu aygıtın marifetleriyle uzun zamandan beridir tanışıyor. Bunun detaylarına birazdan girme imkânımız olacak.

 

Bu yapı 90'lardan itibaren dönüşüm geçirdi. 1993 yılı, Gladio'nun, NATO çerçevesi içerisinde "müşterek komite" adı altında son toplantısını yaptığı bu tarih bir sonu işaret etmiyor. Bir dönüşümü işaret ediyor. Bu aynı zamanda NATO'nun da dönüşümüyle bağlantılı. Çünkü NATO, kendini, global ölçekte sorumluluk alanını genişletmesi gereken ve global ölçekte tehditleri karşılaması gereken örgütlenme ilan etti. Bu global ölçeğin ruhu neresi? Avrasya, Ortadoğu yani enerji kaynaklarının bulunduğu alan ve onunla bitişik olan alan. Neresi? Ortaasya ve Kıtasal büyüklükteki iki ülke olan Hindistan, Çin. Bir de bunlarla bağlantılı olan Afganistan var tabi. Peki ağırlıklı olarak tüm dünyaya kendi tabiriyle "global güvenlik" ihraç eden dünyanın en güçlü askeri savaş aygıtı hangisi? ABD ordusudur. Onun siyasi komiseri ise Britanya'dır. Bir hiyerarşik dizge yaparsak, bu siyasi komiserin alt basamağında kimler yer alıyor? "Karşı ayaklanma" doktrinli kiralık ödül avcıları ve lejyoner ordular. Ayrıca NATO yapılanması içerisinde yer alan ve Türkiye'yi de kapsayan silahlı bürokratik yapı.

 

Böyle bir işlevsellik söz konusu. Burada bir süreklilik görüyoruz. Gladio dağılmadı. Gladio varlığını devam ettiriyor. Tehdit algılamalarında değişikliğe gidildi. Bu değişiklik hepimizi kapsar hale getirildi. Büyük birader bizi gözetliyor. Artık gelinen noktada hakkını arayan her insan, emeğinin peşine düşen her insan, esnek işgücünü reddeden, esnek iş gücünün çalışma koşullarını reddeden her insan, onların tabiriyle "küresel isyancı". Bastırılması gereken isyanın bir parçası. Dolayısıyla insanlar şunu anlasınlar; sadece soyut bir Gladio bağlamına takılmamak lazım. Global ölçekler içerisinde, global kapitalizmin tahakküm hukukunu uygulayan ve bu tahakküm hukukunu da yeri geldiğinde cinayetle, yeri geldiğinde toplu kıyımla, yeri geldiğinde psikolojik savaşla uygulayan bir aygıtlar bileşkesinden bahsediyoruz. Bu bir enternasyonal yapıdır. Kolektif emperyalizmin tüm güçler bileşkesinin harmanlandığı bir yapıdır. Bunun adının şu veya bu olması çok önemli değildir. Ama, onların adlandırması üzerinden gidelim ve "karşı ayaklanma doktrini" diyelim. Meseleyi daha da somutlamak bakımından onların yayınlarından yola çıkarak yorumlarımızı geliştirelim.

 

"İsyan Bastırma Müttefik Savunma"

 

"İsyan Bastırma Müttefik Savunma" yayını diye, "30 Ocak 2008" tarihli bir yayın var:

 

İngiltere Kara Kuvvetleri

 

İsyan Bastırma Komutan Rehberi

 

Kara Harp Merkezi

 

Warminster

 

DO-JC-DGTS1005

 

Dağıtımı Yapan Makam: Tümgeneral J. Cooper DSOMBE

 

Eğitim Destek Genel Müdürlüğü

 

Bu yayın İngiliz Genelkurmay Başkanlığı'nın genel talimatı doğrultusunda yayınlanmaktadır.

 

Dikkatinizi çekerim; "İsyan Bastırma Müttefik Savunma" yayını. Amerika Birleşik Devletleri'nin, yani "kolektif emperyalizm"in, global ölçekte "dünya polisi" rolünü oynayan gücün bir alt basamağında yer alan ve ona emperyal belleğini devreden, emperyal hafızasını devreden siyasi komiserin "isyanları bastırma yayını"ndan söz ediyoruz. Britanya'nın bu konuda niye önemli olduğuna birazdan gelme imkânı bulacağız.

 

Devam edelim: İngiliz Silahlı Kuvvetleri şu anda Afganistan ve Irak'ta isyan bastırmaktadır ve son dönemde gerçekleşen bu harekât deneyiminden, gelecekteki harekâtlarda izlenecek yolu işaret edebilecek birçok çıkarımda bulunabilinir.

 

Bu çok önemli. Arkadaşlar; dünyanın en büyük özelleştirme harekâtı, ki özelleştirme bir savaştır. Irak'ta yürütülüyor. Irak dünyanın en büyük özelleştirmesidir. Sömürge valisi Bremmer'in, Irak'a girdiği andan itibaren ilan ettiği 4 emre bakarsanız, bu özelleştirmenin nasıl yapıldığını görürsünüz. Ama burada önemli olan bir nokta var: niye Irak? Niye Afganistan? Bakın; emperyalizm daha sonra kendi merkezlerinde uygulayacağı ekonomik, politik, askeri, stratejik, sınıfsal bir takım önemli siyasetleri, önce çevrede bir laboratuvar şeklinde uygular. Örneğin; Reagan veya Teacher neo-muhafazakarlığının temelinde Şili uygulaması vardır. Neo-liberal devlet aygıtının kuruluşu için tarih verilecekse, 1973 Şili'yi vereceğiz. Chicago oğlanlarının, yani Milton Friedman, Von Hayek'lerin yolunu açtığı, ölüm mangaları çerçevesi içerisinde kurumlaştırılan neo-liberal aygıtı göreceğiz. Şili'deki uygulamaların hepsi daha sonra bizim neo-muhafazakarlık dediğimiz veya onunla iç içe geçen, aslında amentüleri birlikte olan neo-liberalizmin taşlarını döşedi. Bu aynı zamanda bir laboratuvar oldu. Dolayısıyla Kuzey İrlanda'daki özel savaş uygulaması, gayri-nizami harp, kontrgerilla yöntemleri, daha sonra nasıl İngiltere'nin içerisine aktarıldıysa, İngiliz devletinin içerisinde yeni bir ruh, yeni bir bileşke yarattıysa, Irak ve Afganistan'daki uygulamalar da yavaş yavaş çevreden, merkeze doğru aktarılıyor. Onların tabirleriyle konuşuyorum. Onların sosyolojisiyle konuşuyorum. Türkiye ne durumda? Yarı çevre. Irak'tan sonra, Irak'taki o uygulamayı, Irak'taki o "karşı ayaklanma" doktrini çerçevesi içerisindeki laboratuvarı Türkiye'deki uygulamalarıyla kendi hayatımızda pratikte görme imkânı bulduk. Neden? Amerikan karşıtlığının en yüksek olduğu ülke; İsrail karşıtlığının en yüksek olduğu ülke; emperyalist işgale en fazla ses çıkaran ülke. Bunu kendi istatistikleri söylüyor. Bunu ben söylemiyorum. Bush söyledi. "Türkiye cephe ülkesidir" dedi. Aynı zamanda bu bir savaş ilanıydı, Türkiye'ye yönelik.

 

Hiç kimse bana, "Türkiye'de "karşı ayaklanma" doktrini şu anda da uygulanmıyor" diyemez. Evet, uygulanıyor. Türkiye'de devlet dönüşümünün gerçekleşme sürecinde, global ölçekteki kapitalist iktidar restore edilirken; o restorasyonun genel çerçevesine uygun bir tarzla, Türkiye'de lastikleri patlamış olan Gladio'nun tarihin çöplüğüne nakledilirken; diri kalmış unsurlar çok çok gerilere çekiliyor. Cephe gerisine çekiliyor. Yeni işlevlerle donatılıyor ve bu işlevler; onların görevlendirdikleri, o görevleri yerine getirmeyen silahlı bürokrasinin kendisi de dahil olmak üzere bu dönüşümde milli güvenlik devletinden arta kalan her ne var ise ortadan kaldırılıyor ve bu işgalsiz gerçekleştiriliyor.

 

  Yani burada yoğunluğu azaltılmış bir Irak'laşma; yoğunluğu azaltılmış bir Afganistan'laşma yaşıyoruz. Ama işleri neden kolay? Şundan: Müslümanlar iktidarda. Dolayısıyla bu işi çok kapalı bir tarz içerisinde götürmek mümkün oluyor. "Karşı ayaklanma" doktrini, politik ve ideolojik bir savaştır. Politik ve ideolojik bir savaş olduğu için de, sadece kendini kirli savaşlarla katliamlarla küçük veya büyük soykırımlarla göstermez. Bunun dışında, global ölçekte, kapitalizmin politik, stratejik, askeri çıkarları doğrultusundaki düzenlemelerde de araç olarak kullanılır. Dolayısıyla, şunu aklımızda tutalım: Gladio milli bir ordu değildir veya kontrgerilla milli bir ordu değildir. Gayrı-millidir. Bunu net olarak aklımızda tutmamız gerekiyor.

 Bu metinden devam ediyoruz:

"İsyanlar sosyal, siyasi veya ekonomik sorunlara verilen tepkilerdir."

Tarif bu. Tekrar etmeye gerek duymuyorum. Bu kapsama girmeyecek herhangi bir hareketi görmemiz mümkün mü? Eğer isyanlar sosyal, siyasi veya ekonomik sorunlara verilen tepkiler ise, hasımlar kim? İsyan bastırma hareketi çerçevesi içerisinde o zaman hasmı net olarak görüyoruz. Emekçi sınıfları. Bu emekçi sınıflarla ortak hareket etme iradesini her kim gösteriyorsa, onlar. Gelecekte, -şimdi Türkiye'de bu yok ama potansiyel olarak varlığını muhafaza ediyor, tarihinden ve iradesinden dolayı- patlak verecek devrimci hareket, patlak verecek emekçi hareket, patlak verecek Sol; bunların hepsi. O zaman "karşı ayaklanma" doktrini şiddetli bir ideoloji. Adını koyalım; görülmemiş ölçekte şiddet içeren ultra sağ liberal bir ideolojiyle karşı karşıyayız. Ve eğer bu tariften yola çıkarsak; yani isyanlar sosyal, siyasi ve ekonomik sorunlara verilen tepkiler ise, bizler bu çerçeve içerisinde liberal temerküz kamplarında yaşayan insanlarız. Türkiye veya dünya üzerinde bu çerçevede neo-liberal devlet aygıtının yerleştiği kapitalizmin bir ideolojik birikiminden ve kapitalist iktidarın dünya ölçeğinde restorasyonundan söz ediyoruz. Bu restorasyonun problemsiz yaşandığı ve şu anda geçişin tamamlandığı hemen her ülke liberal temerküz kampıdır. Adını koyalım; Türkiye şu anda liberal temerküz kampıdır ve "karşı ayaklanma" doktrininin, bu anlamda, ideolojik savaşta önemli bir cephede çok büyük başarılar kazandığını söylemek mümkün.

 

Yiğit Tuncay: Araya girip bir soru sorabilir miyim?

 

Suat Parlar: Tabi.

 

Yiğit Tuncay: "Karşı ayaklanma" doktrinini tarif ederken, hedef aldığı kesimleri tarif ederken sınıfsal temele oturttun. Bölgede ulusal kurtuluş temelindeki ayaklanmalara, bu doktrinin tavrı nedir? Bunu merak ediyorum. Mesela; diyelim bölgede bir Kürt hareketi var, Filistin hareketi malum, bunlara karşı tavrı nedir?

Suat Parlar: Kürt hareketinin köylü partizanlığına dayalı, o anlamda hem kırsal nüfusun en yoksul kesimlerini içeren, hem Kürt bölgelerinde kent proletaryasına mensup olanlardan oluşmuş hareketler, örgütlenmeler, yapılar düşmandır. Ortadan kaldırılması tasfiye edilmesi gereken düşmandır. Ama Kürt neo-liberalleri dosttur. Kürt liberalleri dosttur. Kürt burjuvazisi dosttur. Büyük ölçekte bölgede bir Kürt burjuvazisi var. Bugüne kadar her ne şekilde olursa olsun, Kürt kardeşlerimizin önemli bir bölümü tarafından gündeme getirilmeyen ve mücadelede temelde hiç bir zaman programlarında onlara yönelişin formüle edilmediği bir Kürt burjuvazisi var. İstatistikî bir çalışma yapıldığı zaman; bu Kürt burjuvazisinin sadece büyük kentlerde değil, aynı zamanda o bölgede çok ciddi yatırımları olduğunu görüyoruz. Bunlar Kürt proletaryasının, Kürt insanlarının en büyük düşmanlarıdır. Çünkü Türkiye'deki komprador rejimlerin, komprador burjuvaziyle bütünleşmiş egemenlik acenteleri hem bunun kendilerine sağladığı politik olanaklardan yararlanıyorlar, hem de neo-liberal ölçekte, ulus ötesi şirketlerle bütünleşen komprador burjuvazi çerçevesinde yeni iş tutma teknikleri, yöntemleri geliştiriyorlar. Burada da Kürtlüklerini, tam da global emperyalizmin istediği parçalanma dinamiğine uygun bir biçimde, bir siyaset şekli olarak, bir kimlik stratejisi olarak hizmete koşuyorlar. Bu çerçevede değerlendirildiğinde; onlar dost güç. Bunun net olarak bilinmesi lazım.

 

Şimdi devam edelim ve o söz konusu olan metin; tabi yüzlerce sayfalık bir metin, bu metinden belli özetlemelere gidiyoruz. Biraz da tabi hızlı gideceğiz.

 

Diyor ki bu metin:

"Bunlar doğaları gereği insan kaynaklı olgulardır ve şekli yönü yoğunluğu değiştirmek bunların yapılarında bulunmaktadır. Bunların ayrıca parçalı ve dâhili çatışmalara neden olunması yüksek bir ihtimaldir. İsyanlar şiddet kullanımı ve tehdidi, sadece bunun bir parçası olan karmaşık çok yönlü kampanyalarla, bu nedenle özünde sadece askeri olmayan eşit derecede karmaşık karşılıkların verilmesini gerektirir."

Bu muhteşem bir itiraftır. Bu emperyalizmin askeri merkezlerinin en müthiş itiraflarından biridir ve bizim nasıl kuşatıldığımızın göstergesidir. Düşünebiliyor musunuz, diyor ki: "isyan sadece askeri bir kampanya değildir. Bunun dışında çok yönlü bir kampanyadır" diyor. Önceki değerlendirmesinde zaten bunun "sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlardan kaynaklandığını ve bu önlemleri içerdiğini" söylüyor. Ondan sonra ne diyor? O zaman bunlara "eşit derecede karmaşık karşılıklar vermemiz lazım". Hangi karmaşık karşılıklar? "Politik, ideolojik, toplum psikolojisi üzerinden hemen her alanı kullanan karşılıklar verilecek" diyorlar.

Yiğit Tuncay: Psikolojik harekât.

Suat Parlar: "İsyan karmaşık bir olgudur" denildiği zaman bu aynı zamanda bir itiraftır. Bu bir sınıfsal tahakkümün aracı olarak "karşı ayaklanma" doktrininin, ideolojik savaşta hangi cephede kullanıldığının itirafıdır. Bunun iyi anlaşılması lazım. Çünkü ileride Türkiye'de devrimcileri de, bu bölgenin devrimcileri de bu konuda çok büyük problemlerle karşılaşacaklar. Peki o zaman biz de soralım bunlara. Suçüstü yakalandı. Emperyalizmin askeri stratejisini çizen merkezleri suçüstü yakalandı. Neden? Hani teröristler vardı? Hani teröristler şiddete doymuyordu? Hani teröristler şiddet yayıyorlardı? Hani teröristlerin temel işi  korku, baskı, yıldırmaydı? Hayır, onu söylemiyor.  Burada askeri olmayan bir kampanya var. Asıl mesele bu. Politik olanın, ideolojik olanın ezilmesi söz konusu. Temel mesele burada. Bu sınıfsal özü iyi yakalamak gerek. Sınıfsal özü yakaladığımız zaman biz Gladio'nun da özünü yakalamış oluruz. Yani soğuk savaş Gladio'sunun da aslında bir sınıf mücadelesi aracı olduğu özünü net olarak yakalamış oluruz.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: NEO - GLADIO I - 1.BÖLÜM ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right