left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ANAYASANIN CÜCÜĞÜ Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Friday, 07 May 2010

Darbe anayasası için kampanya günleriydi. Ret kampanyası yürütmek yasaktı. Cunta lideri Kenan Evren, tam da Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 Nisan başbakanına tavsiye ettiği türden bir embedded diktatördü; ister asıyor ister kesiyordu. Kürsüleri zaptetmiş, “kefil” olduğu anayasanın memleketi ne kadar huzura kavuşturacağını propaganda ediyor, itiraza yeltenenleri “Siz 12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz?” diye karalıyordu.

Aynı tarihlerde Urfa’nın Suruç ilçesi kırsalında sınır bölük komutanıydım. Köylülerle içten bir diyalog içindeydim. Öyle ki, köy ve aşiret içi kavgalarını, sınır anlaşmazlıklarını artık mahkemeye götürmüyorlar, aile içi anlaşmazlıklarını bile komutanlarına getiriyorlardı…

Anayasa için referandum tarihi yaklaştıkça, sohbetlerde köylülerin soruları zaman zaman referandumda ne yapılacağına yöneliyordu. Çarıklı erkânıharpler, anayasa referandumunda “evet” mi “hayır” mı demenin daha doğru olacağını komutanlarına soruyorlardı.

 

Gönlüm “hayır” demelerinden yana olduğu halde, konumum ve görevim gereği net yanıt vermekten kaçınıyordum. Kendilerine açıklamaya çalışıyordum:

- “Evet” oyu verirseniz, anayasayı kabul etmiş olacaksınız, Kenan Paşa ve arkadaşları yönetimi sivil hükümete devredecekler. “Hayır” oyu verirseniz, Kenan Paşa, anayasayı beğenmediğiniz sonucunu çıkaracak ve yeni bir anayasa yaptıracak, o yüzden sivil hükümete geçiş gecikecek.

Çarıklı erkânıharpler fazlaca düşünmeden tercihlerini söylüyorlardı:

- Demek ki “hayır” oyu vereceğiz. Çünkü Kenan Paşa’yı çok seviyoruz, başımızdan gitmesini, sivil hükümetin gelmesini istemiyoruz.

Çarıklı kurnazların yanıtına içimden gülümsemekle yetinmiştim.

Referanduma kısa süre kala “yasa dışı görüş” suçlamasıyla tutuklandım, Kenan Evren’in imzaladığı kararnameyle ordudan çıkartıldım. Köylülerin referandumda nasıl oy verdiklerini öğrenemedim. Eminim ki, “evet” oyu vermişlerdir.

Türkiye genelinde evet oylarının oranı cuntayı bile şaşırtmıştı. Birçok insan 12 Eylül öncesine dönüş demagojisine ve süngü zoruyla açık oylamaya dönüşen referandumda afişe olma korkusuna yenik düştüğü için, deli gömleği olduğunu bile bile diktatörlük anayasasına kabul oyu vermişti.

Şimdi AKP, özüne itiraz etmediği diktatörlük anayasasında kısmi bir değişiklik yapmaya çalışıyor. Nasıl ki Kenan Evren o tarihlerde, dayattığı anayasaya itiraz edenleri 12 Eylül öncesini istemekle, vatana ihanetle suçluyordu, şimdi de Başbakan ve yandaşı kanaat esnafı, değişikliği eleştirenlere demediklerini bırakmıyorlar. Değişikliği eleştirenlerin ne statükoculukları kaldı, ne militaristlikleri, ne de darbecilikleri. Dinci kanaat bezirgânları “PKK de değişime karşı çıkıyor” diye zihinleri bulandırırken, demokratlığı kimseyle paylaşmayan liberal kanaat tüccarları “Paketin 330’un altında kalması, Ergenekon’un zaferi olur.” söylemiyle yüreklere korku salıyorlar.

Bereket, 12 Eylül faşizminin astığı astık kestiği kestik diktatörü kadar etkili olamıyorlar.

Zihinler ne denli bulanırsa bulansın, biliniyor ki, AKP’nin toplumsal uzlaşma aramadan dayattığı paket, özünde yüksek yargıyı yandaşlaştırma amaçlıdır.

AKP, Radyo Televizyon Üst Kurulu RTÜK’ü ele geçirmeden önce şiddetle eleştiriyordu; şimdi RTÜK’ten iyisi yok!

Darbe anayasasıyla oluşturulan Yüksek Öğretim Kurumu YÖK’e en şiddetli muhalefet AKP’den geliyordu; şimdi YÖK’ten iyisi yok!

Darbe anayasasındaki yetkileriyle Çankaya Köşkü, AKP’ye göre değişimin önündeki takozdu; şimdi Gül gibi bir Cumhurbaşkanı var!

Bu kurumlar demokratikleştirildi (!), şimdi sırada yüksek yargı organları var. RTÜK, YÖK ve Çankaya Köşkü nasıl ele geçirildiyse, yüksek yargı da öyle demokratikleştirilecek!

Askeri yargının sınırlandırılması, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararlarının yargı denetimine açılması, kadına ve çocuklara pozitif ayrımcılık, memurlara sendikal haklar vs. öneriler asıl yemeği yedirmeye yönelik garnitür ikramlar.

Oynanan oyun o kadar açık ki, AKP için anayasa paketi hazırlayan heyetten Prof. Dr. Levent Köker de Fadime Özkan’la söyleşisinde aynı şeyi söylüyor. Köker, temel amacın asker-sivil bürokrasinin siyaset kurumu üzerindeki vesayetine son vermek olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Özellikle yüksek yargının yapılanmasından kaynaklanan siyaset üzerindeki vesayetçi kontrolün giderilmesi için değişiklikler yapılmak isteniyor. Çoban zengin olursa soğanın cücüğünü yemek istermiş. Cücükte de bunlar var.” (Star, 3 Mayıs 2010).

Köker’in siyaset üzerindeki bürokratik vesayetçi kontrolün kaldırılması söylemi elbette asıl amacı perdelemeye yönelik demagojiden ibaret. Köker ve cümle kanaat esnafı biliyor ki, değişiklik gerçekleşirse, elitist vesayetin yerini lümpen vesayet alacak, başka bir şey olmayacak.

Oyun bu denli açık oynandığına göre, demokratlar, sosyalistler ne yapmalı?

Demokratlar ve sosyalistler, darbe yıllarında cuntanın her türlü korkutmacasına ve propagandasına karşın, halkla ters düşme pahasına da olsa, anayasa referandumunda ret oyu kullanmışlardı. Darbe anayasasına topyekûn karşı çıkarken Çankaya Köşkü’nün yetkilerinin artırılmasına ve yargı bağımsızlığının olanaksızlaştırılmasına, yani cumhurbaşkanlığı ve yargı kurumlarının Kenan Evren için yapılandırılmasına da itiraz ediyorlardı.

Bugün besleme liberaller ve dinci kanaat bezirgânları, Suruçlu çarıklı erkânıharpleri de aşan bir kurnazlıkla ne derlerse desinler, AKP’nin yazdığı anayasa, Çankaya Köşkü ve yüksek yargı için darbe anayasasından farklı bir model getirmemektedir. Ne cumhurbaşkanı parlamenter sistemdeki temsili konumuna geriletilmekte ne yargı bağımsızlığı sağlanmakta ne de yargının uygulamada göz önüne alacağı yasalar demokratikleştirilmektedir.

Sosyalistler ve demokratlar, cumhurbaşkanlığı ve yargı kurumlarının bu kez Recep Tayyip Erdoğan için yeniden yapılandırılmasına da itiraz etmeli, halkı sadaka demokrasisine şükretmek yerine emek demokrasisi istemeye ikna etmek için çaba göstermelidirler.

AKP cücüğü ve kabuğu ayırmadığına, garnitür için yemeği şart koştuğuna göre, soğanın cücüğünü AKP ve lideri yesin diye kabuğunu dişlemek, garnitürün tadımlık lezzeti uğruna kokmuş bayat yemeği kaşıklamak sosyalistlere ve demokratlara düşmez.

Rahmi Yıldırım

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ANAYASANIN CÜCÜĞÜ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790567
Syndicate
 
left
Top! Top!
right