left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow EY FAŞİST YUMURCAKLARI!
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
EY FAŞİST YUMURCAKLARI! Yazdır E-posta
Yazar AZİZ NESİN-1948   
Wednesday, 05 May 2010

Ahmet Demir odasına girer girmez “Sen misin Aziz Nesin?” diye sordu.

Genellikle beni tanımayanlar iri yarı sanarlar da sonra ufak tefek olduğumu görünce şaşırırlar … Ahmet Demir de onun için böyle soruyor sandım. Açık ceketimin önünü ilikleyerek, Ahmet Demir'e yaklaştım ve

- Evet, benim! Dedim.

Söz ağzımdan çıkar çıkmaz bir şamar şakladı. Ne olduğunu, neye uğradığımı şaşırdım. Bu tokadın arkasından Ahmet Demir,

- Ulan it, sen misin o vatanı satacak olan? diye bağırdı.

Ne oluyorduk, ne satıyorduk, kime satıyorduk? Senin “memleket” dediğin pırasa değil ki ona buna satasın. Ben bu şaşkınlıkla kim bilir suratına nasıl bakmışım bilmiyorum. Yine bağırdı.

- Ulan, ne bakıyorsun muavin beyin suratına!

Ondan sonra sille tokat tekme girişti. Demek ki ben emniyet müdürlüğüne gelmişim ve bu zat da emniyet müdürü (!) idi … Kolu mu yoruldu, sakinleşti mi, bilmiyorum, yaşamımda duymadığım küfürleri de savurduktan sonra,

- Götürün! diye bağırdı.”

 

Bu olay ilktir. Daha sonra Ahmet Demir bir çok defa Markopaşacıların salvo ateşine neden olmuştur. Özel bir takıntıdır Ahmet Demir onlar için. Bakın örneğin ne demişler onun için:

“Sıkı bir yerden aldığımız malumata nazaran Demir Ahmedi, Çelik Ahmet yapmak için su verilmiştir.

İstanbul'da ki binlerce zavallı demirzede arasında dolaşan rivayetlere göre Demir Ahmedin yapılan muyanesi sonunda demir olmayıp teneke olduğu anlaşılmıştır”

  Ahmet Demir Amasya'ya vali atandığı için Amasyalılara sabır dileyip, Ahmet Demir'in vurduğu yerde gül biteceğini, Amasya'nın yakında gül bahçesi olacağını söylüyorlar. Aziz Nesin onun hakkında şöyle diyor: “Ben el şakasından hoşlanmam, o ağız şakasından. Onun için pek anlaşamayız”

  Markopaşacılar aralıksız düşman kazanıyorlardı. Tanin, Ulus, Cumhuriyet gazeteleri ve tüm çalışanları, meclis, rektörlükler, Necip Fazıl (onunla da çok uğraşmışlardır), bakanlar, “Vatan” satıcısı dedikleri Vatan gazetesi yazarı Ahmet Emin Yalman, Nihal Atsız ve yandaşları, yobazlar, turancılar, Amerikancılar, magazin muhabirleri, işini iyi yapmayan memurlar vs. vs. … Onlar kendilerine “kökü dışarıda” diyen milletvekili Cemal Sait Barlas'a:

“Neden bizim kökümüz dışarıda? Tapuları karımızın üstüne yapılmış apartmanlarımız mı var? Biz bu millete uşaklarımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız! … Ellerim mutludur ki, size oy vermediler … Bize kökü dışarıda diyenlerin kökü kurusun! Topunuzun köküne kibrit suyu!” diyecek kadar cesurlardı.

 Bir yandan da ciddi yazılarla emperyalizmin tehdidini aralıksız tekrarlıyorlardı. Sabahattin Ali ticari işleri denetlemek için gelen ABD'li uzmanlara karşı “Bu bir rezalettir! … Bu iş tek kelimeyle ayıptır” diye bağırmaktaydı. – Haklı olduklarını görmek ne acı – Yazdığı yazılar sanki 60 sene öncesi için değil de, bugün için düşünülmüştü.

 Bir yandan da mizah sürüyordu. Beni çok güldüren bir bölüm var. Hoş, tüm dergiye gülüyorum ya, orayı sizinle paylaşayım:

   “ (Radyo Programı)

- Sabah -

6.30 – Sabah ezanı. Necip Fazıl tarafından.

7.00 – Esneyerek uyanma : CHP korosu.

7.30 – Hamdullah Suphi, Şemsettin Yeşil ve Necip Fazıl tarafından ilahiler. Üç acayip sesle

8.00 – “Mekke'de Sabah” operasından bir arya. Beste : Kısakürek. Okuyan solfat tiztenör Hamdullah.

- Öğle -

12. 00 – Nazari donanma talimleri

13.00 – Amerikanca taklit

- Akşam -

18.00 – Altın kaplamalı saatlerin ayarı. Adi marka saatler başlarının çaresine baksınlar.

18.05 – Torunum, dadım ve ben : F. Atay tarafından monolog.

18.15 – I Love You 15 Milyon : (Başbakan) Recep Peker taradından.

19.00 – İngilizvari, Amerikanımtrak ve Almanımsı ajans haberleri

19.30 – You are allways lu zıy cüzdan : Mister Yalman tarafından

19.45 – Yakında İstanbul'a demir atacak olan Amerikan donanması hakkında iğneden

ipleğe malumat. (6. filodan sözediyor) Tatlı su amirali Abidin Daver tarafından.

20.00 – My darling Recep : CHP temsil parmağı tarafından

20.30 – Kaza namazı, Arapçadan Türkçeye sesli

21.00 – Mali ve mandavi marşlar

23.00 – Pekerist ninniler ve Radyopalas kepenklerinin inişi. Muvafıklar! Şen ve esen kalın!”  

  Bir de çocuklarımızı hayata hazırlamak için onlara öğretmemiz gerekenler var. Markopaşacılar öneriyor. Bakın:

  “Öğretmen ve velilere : İlkokuldaki yavrularımızı hayata hazırlamak için, Hayat Bilgisi kitabı çıktı. İçinde şu mevzular vardır: Karaborsacılık, inceleme heyetinin seyahatleri, kurdela kesme usulleri, parmak kaldırmak, alkışlamada başarı, harama hile katmak, büyüklerimiz nasıl yıldız oldu, koltuğa nasıl oturulur ve bir daha kalkılmaz, Amerika'nın naylon demokrasisi vesaire. Bu kitap, üç karaborsacı, beş tüccar siyaset adamı tarafından hazırlanmıştır.”

  Daha neler var, daha neler, neler …

  Ne oldu Markopaşa'ya ve çalışanlarına peki? İlk yıkım Sabahattin Ali'den geldi. Büyük yazarımız nasıl olduğu belli olmayan bir şekilde öldürüldü. Kimine göre Bulgaristan sınırında Ali Ertekin adlı katil tarafından başı taşla ezilerek, kimine göre Sansaryan Han'da işkencede. Gerçek olan Sabahattin Ali'nin ölmeden önceki son işi olarak kamyon şöförlüğü yapıp, karla ve çamurla boğuşarak evine bakmaya çalışmasıdır. Derginin yayını onlarca farklı isimle 1950'ye kadar devam etti. Hapse de girseler, kapatılsalar bile, dergi göndermedikleri abonelerinin parasını geri göndermeyi asla atlamadılar ama. Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin defalarca hapse girdi çıktı. Kitapları toplatıldı, kaybedildi. Mustafa Uykusuz'un karikatürleri yüzünden başı beladan hiç kurtulmadı. Kitabının satışı yaptırılmadı. Haluk Yetiş, işsiz güçsüz ortada kaldı. Tüm Markopaşacılar ailelerine bakmak için bir çok farklı yerde takma isimlerle yazılar yazdılar. Ama hiç susmadılar. Hep inandıklarının, bağımsız bir Türkiye düşünün peşinden gittiler

     “Ankara'da bir doktor öldürülüyor. Sonra bir vali kendini öldürüyor. Ortaya sahte katil sürülüyor. Mahkemenin yeri değiştiriliyor, işin içine mühim isimler karışıyor, yabancı ülkelere giden paralardan yabancı elçilere temaslardan bahsediliyor, nihayet sahici katil ortaya çıkıyor ama öldürme sebebi gizli kalıyor. Bazı şeyler açıklansa da bazı şeyler gizli kalıyor.

Bir vapurla altın kaçırılıyor. Avrupa'da kibar bir bayan sınırda altın kaçarırken yakalanıyor. İşe mühim isimlerin hatta elçilerin adı karışıyor, gazeteler sütunlarla doluyor, yine bir şeyler açıklanıyor, bir şeyler saklanıyor.

Ne oluyor anlamıyoruz. Ama bir şeyler, bir şeyler var ki kokuyor, çok fena kokuyor” diyor Sabahattin Ali. (Kendi ölümünü anlatmış sanki)

 

Ey Türk faşisti!

Birinci vazifen, Türk matbaalarını yıkmak, makinalarını ısırmak, demirlerini dişleyip duvarlara saldırmaktır. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. Bu temel, partinin hazinesidir.

Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın.

Meydanlarda kitaplarını yaktığın namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabii tutulabilir. Emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. Demir Ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri zaptedilmiş, matbaaları yıkılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, Amerika'dan borç dahi alınabilir. Hatta bu borç alınan paralar, ziyafetlerde yenilebilir.

Ey faşist yumurcakları!

İşte bu ahval ve şerait içinde dahi, bütün bu yapılanları kafi görmeden; vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta, Halk Partisi'nin ambarında mevcuttur.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: EY FAŞİST YUMURCAKLARI! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right