left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Mustafa Kemal Gültekin arrow F TİPİ CEZAEVİ'NDEN DIŞARIYA AÇILAN PENCERE
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
F TİPİ CEZAEVİ'NDEN DIŞARIYA AÇILAN PENCERE Yazdır E-posta
Yazar M. Kemal GÜLTEKİN   
Wednesday, 21 April 2010


SARP KURAY’LA

 F-TİPİ YAZIŞMA- GÖRÜŞME DİYALOGLARI  JEOPOLİTİK 1

Sarp Ağabey’in  Sincan’a gidişinin ardından bir yılı aşkın bir zaman geçti. Kendisine verebileceğimiz en önemli destek düşünce yoldaşlığıyla mümkündü. Kendisinin oldukça yoğun bir yazışma tarafiği var ve her yazılana özenle cevap veriyor.
Buradan da kendisine kucak dolusu selamlarımızı gönderiyoruz.

İlk yazışmalarımız 2009 Haziranında başladı. Kendisinin de belirtiği gibi ; “ Burada sevgili arkadaşlarımından gelen mektuplar benim dışarıya açılan pencerelerim oluyor.Bu süreçlerden geçen bir arkadaşım olduğun için sen de bilirsin, insan burada mecburen kendisine bir dünya yaratıyor.Ziyaretler ve mektuplar bu dünyayı hem dışarıya bağlıyor hem de zenginleştiriyor.

 Son günlerde gazetelerden ve televizyonlardan İran’daki son olayları takip etmeye çalışıyorum, Bilirsin belki İran Devrimi gerçekleştiği zaman, 1979 ‘da o gün çıkardığımız “ YOL” dergisinde İslam Devrimi, Şiilik, Çarşı Esnafı ve İran’ın İç  Dinamikleri üzerine bir araştırma yapmıştık.

Şu anda olup bitenlere, bizim basının yakıştırdığı “ Refomcu – Muhafazakar “ şablonu çerçevesinde bakmadığımı belirtmek isterim. İran’da ki gelişmeleri İslami rejimin bünyesindeki siyasi iktidar kavgası ve eskiden kalmış hesapların açılması olarak görüyorum.Ancak popüler deyimiyle “ dipten gelen dalga” yani halkın değişim taleplerinin , ayağı iç dinamiklere basan bir değerlendirmeyle ortaya konulması gerekmektedir.

Diğer yandan, İran’daki gelişmelerin; Irak Şii halk muhalefeti, Hamas, Lübnan’daki Hizbullah ve hatta Suriye ile oluşturduğu bölgesel eksen içinde ne gibi etkiler yapacağını da izlemek gerekmektedir.Bu konulardaki düşüncelerini de öğrenmek isterim.

Sanıyorum İletişim Yayınları “ Şah’ın Bütün Adamları  – Amerikan Darbesi ve Ortadoğu Terörünün Kökleri Stephan Kinzer  adlı bir kitap yayınlamıştı.Bu kitabı bana gönderebilirseniz mutlu olurum.Ayrıca Obama’nın danışmanlarından Veli Nasr’ın Shia Revival (Şiiliğin Uyanışı) adlı bir kitabından bahsediliyor.Belki senin dikkatini çekmiştir..”

2009 Haziran’ı İran’la ilgili olarak okumalarımız yoğunlaştırdığımız günlerdi .

İsteğin kitapları ilk fırsatta yollayacağım.1979 “Yol” dergilerini Arkadaşlardan buldum önümüzdeki günlerde değerlendireceğim.1979 yılı İran İslam Devrimi günlerinde yakın coğrafyada bulunmanın avantajıyla İran’ın heyacanını yaşama fırsatı bulmuştum. Daha sonraları da Dr. Ali Şeriati’nin eserleriyle tanıştım. Bugünler Şeriati’nin öldürülüşünün 32.yılı bu sebeple Süvari’ye  bir tanıtım yazısı koyduk. Şeriati’nin konuşmaları gençlere yönelik çalışmaları İran Devriminin teorisyenleri  Beheşti ve Talegani tarafından da hep hayranlıkla karşılanmış. 1998 yılında iş gereği İran’a bir seyahat yapma şansım oldu oradan da Azerbaycan’a geçmiştim. İran toplumunun yaşam biçimini de kısaca gördüm. Bu günlerde tüm bu izlenimleri yeniden bir araya getirip bir değerlendirmek gerekiyor. Bugünlerde Amin Moulof’un yeni bir kitabı elimde İran’a tam denk düştü “Çivisi Çıkmış Dünya “ ve İran konusunu bir sonraki mektubuma bırakıyorum.

Bu mektubumda Jeopolitik ve yine sosyal psikoloji konularından devam etmek istiyorum.Jeopolitik üzerine sohbet ettiğimiz günlerde bir kaynakça oluşturmuştum bazılarını da internette sahaflardan topladım bu kaynaklar ben de mevcut. Bunlar içinden ihtiyaç  varsa gönderebilirim.

Türkiye’de konuyla ilgili göze çarpanlar : Suat İlhan - Jeopolitik Duyarlılık , Türkiye’nin ve Türk Dünyasının Jeopolitiği , Suat Parlar- Barbarlığın Kaynağı Petrol ,Harp Akademisi Yayınları- Atatürk’ün Jeopolitik ve Stratejik Görüşleri, Yusuf Hikmet Bayur-Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Ahmet Davutoğlu - Stratejik Derinlik, Vügar İmanov - Avrasyacılık , Asım Nauşabay Hekimoğlu- Rusya’nın Dış Politikası ,Prof.Şener Üşenmezsoy -Türk Jeostratejisi, Graham Fuller- Yeni Türkiye Cumhuriyeti ,Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Konumu, Adamov - Çarlık belgelerinde Anadolu’nun Paylaşılması ,Hungtinton - Üçüncü Dalga , Medeniyetler Çatışması , İmanuel Wallerstein - Jeopolitik ve Jeokültür , Aleksandr Dugin - Rus Jeopolitiği

Belki daha eklemeler de yapılabilir  ama genelde pek çok kitapta karşılaştığım kaynakları bir tarayıp buradan bir sonuca varlılabilir diye düşünüyorum.İşin içinde kaybolmak da var.

Bunun için bir çerçeve çizip oradan yürümek gerekir diye düşünüyorum. Birlikte jeopolitik sohbeti ettiğimiz 2008 Eylül günlerinde Türkiye’nin Jeopolitiği üzerine bir taslak yapmıştım. 0 günlerde yukarıdaki kaynakçaları da henüz taramamıştım ve bir bakış açım oluşmuştu,konuyu aşağıdaki  çerçevede ele almak gerekir diye düşünüyordum ;

Türkiye’nin Coğrafi Dinamikleri; Ortadoğu , Avrasya , Avrupa, Balkanlar, ile ABD,

Enerji Jeopolitiği; Petrol, Doğalgaz,Madenler,Temiz Su, Enerjinin geçiş yolları , Alternatif Enerji kaynakları

Doğal Kaynaklar , Tarım, Hayvancılık, Ekoloji, Toprak

Askeri Dengesi; Savunma Sanayi,Ordu gücü

Ekonomik Güç ; Öncelikli sektörler, Geleceğin Sektörleri, Ulaştırma, Limanlar, Havayolu, Karayolu

Bilgi ve İletişim Kaynakları; Eğitim  ve İnsan gücü, Teknoloji kullanma becerisi

Siyasi Güç Dengesi ; Etki odakları , Din

Gelecek Senaryoları ; ABD,AB,Avrasya,Ortadoğu’daki senaryolar açısından Türkiye

Bir yıllık süreçte ilerledikçe şunu gördüm  konuyu bu çerçevede ele almak yapılmış çalışmaları  tekrarlamak ve tekrarlarken de kendi eleştirel  bakış açımızı  ortaya koymanın ötesine geçemeyecek.

Şimdi ise konuyu şu sıralama da ele almak gerekir diye düşünüyorum.

Geleceğin Senaryosu ;Jeopolitik Bakış bir Stratejik Yol Haritası ile taçlanmalıdır. Stratejik Yol Haritası  ise Stratejik Planlamayı ve Türkiye’yi Etki Alanıyla birlikte kapsayacak bir Gelecek Projesi  yaratmayı gerektiriyor. Bu düşüncem hemen bölgesel dinamiklere ve etki alanları çarpışmasına takılıyor.Bu açıdan  ABD,AB,Avrasya, Ortadoğu dinamiklerinin gelecek senaryolarını  iyi okumak gerekiyor.Bu okuma da ancak bu coğrafyayı tarihsel gelenek görenek, kollektif aksiyonuyla kucaklayan bir teoriyle  kavranabilir.

Siyasal Güç Dengesi : Siyaset ve yönetim gücü  açısından Etki Odaklarını açığa çıkarmak çatışma ve uyuşma alanlarını açığa çıkarmak , kültürel değerleri tanımak, sosyal psikolojiyi anlamak, sosyal algıyı keşfetmek,dinleri iç yapılanmalarıyla ele almak, etnik yapıyı kavramak gerekiyor. Siyasal güç dengesini kavramak ve değerlendirmek için bu defa karşımıza gerek Türkiye’nin gerekse Jeoplotik Etki alanının Modernleşme süreci karşımıza çıkıyor. Askeri güç dengesi siyasal güç çerçesi ile birleştirilince konu daha anlaşılır olur diye düşünüyorum.

Ekonomik Güç Dengesi; üretim ve tüketim ilişkileri açısından ele aldığından en dikkat edici yan sermaye hareketlerinin izlenmesidir.Küreselleşme süreci, sermaye hareketlerindeki korkunç  hızlanma,ekonomilerin birbiri üzeride yarattığı zincirleme etki ele alınmalı. Ekonomik güç dengesini doğrudan etkileyen Enerji Kaynakları, doğal kaynaklar, bilgi kaynakları ve insan gücü bu çerçeve ile birleştirilmelidir.

Davutoğlu’nun kitabı önemli değerlendirmesi ve eleştirisi yapılmalı. İşin teorisinden pratiğine geçince o da daha önce eleştirdiklerinin tersine Türkiye’nin Dış Poltikasını  Büyük Devletin kuyruğuna bağlamanın dışında bir aksiyonu yok. Konuyla ilgili Süvari’ye Davutoğlu’nun kitabının bir bölümünü özetleyen bir yazı ve “Nabucco”ile ilgili de bir değerlendirme koymuştuk.

Yeni farkına vardım Sabahattin Ali’nin kızı Ayşe ile yaptığı yazışmalar. Son sözü Sinop Cezaevinden Sabahattin Ali söylesin:  

4. X. 33-Sinop

Sevgili Ayşe,

Hiçbir sözün, hiçbir yazının beni anlatmaya muktedir olamayacağını biliyorum. Halbuki dünyada bana"ne istiyorsun? diye sorsalar hiç düşünmeden vereceğim cevap şudur: "Anlaşılmak istiyorum!"

Biraz aklı başında olan hangi adama sorsalar, azıcık düşündükten sonra vereceği cevap muhakkak bu olacaktır...

Halbuki kâinatta anlaşmak kadar imkânsız şey yok...

Hele insanların bu yolda şimdiye kadar istimal edegeldikleri (kullanageldikleri) dil ve fikir vasıtalarına iftikarda (başvuruşa) devam edildikçe...

Herkesten uzak bir yerde, karanlık bir gecede... Otların ve yıldızların bile sustuğu bir anda , hiç 

Hasretle gözlerinden öperim.

Sabahattin Ali

 

"Namuslu olmak, ne zor şeymiş  meğer? Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün Ingilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika'ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz? Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük...

Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi? “ Sabahattin Ali

 

Sarp Ağabey 15 Temmuz 2009’da yazıyor;

 “ Doğrusunu istersen yazıyla aram pek hoş değildir.toprak üstü bir atılganlık tavrı her zaman hayatıma egemen olduğu için, konuşmak derdimni dille anlatmak daha baskın davranış özelliğimdir.Bu tavrım zaman içinde Doktor’un büyük birikimini arkama alma gerekliliği ile birlikte daha da perçinlenmiştir.Özellikle Avrupa sürecinde onbeş- onaltı saat süren kitlesel konferanslar olmuştur.üzülerek belirtmek isterim ki , bunların hepsi, dönemim tozu dumanı arasında yok edilmiş ve elimde hiç bir şey kalmamıştır.Mesela , ülkemizdeki Alevi Halk Muhalefeti ve İslamiyet içindeki şiilik üzerine Berlin’de verdiğim onsekiz saatlik bir konferansımdan bugün tek iz bile yoktur.Ayrıca bu konferansın yazıya geçirildiği bin sayfalık notlar da, ülkeye girerken teslim ettiğim şahıslar tarafından yok edilmiştir.”

Buradaki yaşantım biraz Kafka üzerine anlatılan bir hikayeye benziyor. İki üç hafta önce bir gazetenin ekinde de gözüme çartptı.”

“Tanrı’nın Azrail’i yanına çağırmasıyla başlar hikaye ve Tanrı Azrail’den Kafka adındaki adamı öldürüp kendisine getirmesini ister.Azrail elindeki öldürülecekler listesinde küçük bir oynama yaparak Kafka’nın adını ilk sıraya alır ve canını almak için dünyaya iner.Prag’dan başlar aramaya ve tüm Avrupa’yı dolaşır, ama bulamaz. Tanrı’ya karşı mahçup olmak istemediğinden hiç ara vermeden devam eder yolculuğuna ve tüm mevsimlerde, tüm kentleri  dolaşır..... Tanrı’nın huzuruna çıktığında eli boştur. Tanrı Kafka’yı sorar kendisine, Azrail boyun büküp cevap verir “ Yok” der önce. “ Sizin yarattığınız evrende Kafka adında bir adam yaşamıyor”  der. Tanrı  öfkelenir bu sözün karşısında , belki de ilk defa istediği bir şey yerine gelmemiştir. Gür sesiyle bağırır Azrail’e “ Git o zaman onu kendi yarattığı dünyada bul ve getir.”

“ Bugün gazeteler manşetten , senin mektubunda değerlendirmesini yaptığın NABUCCO enerji hattı anlaşmasının Ankara’da imzalandığını bildiriyorlar. Taha Akyol, Yavuz Semerci’nin makalelerini okudum.”

“Semerci , Avrupa Ülkelerinin yıllık gaz tüketimlerinin (Rusya hariç) 500 milyar metreküp olduğunu belirttikten sonra , bu hattın yıllık taşıma kapasitesinin 31 milyar metreküp civarında olduğunu yazıyor.Bu anlaşmayla birlikte BOTAŞ’ın Avrupa’ya gaz satabilecek bir şirket ünvanına da kavuşacağının altını çizip, Nabucco Projesinin Türkiye’nin bir kozu olduğunu söyleyip makalesini noktalıyor.

Senin mektubunda belirttiğin gibi, Nabucco hattının hangi doğal gaz kaynaklarından besleneceği açıklığa kavuşmuş değil.tam bu dönemde yazını  okumak benim açımdan çok iyi oldu, konunun içine girdim.Bundan böyle gelişmeleri daha dikkatli takip edeceğim.”

Benim cevabım: Enerji kuramında hiçbir enerji kaybolmaz sadece dönüşüm sonucu başka bir enerji halini alır kuramı doğrultusunda yaşanmışlıkları zamandan bağımsız ele alırsak Onsekiz saatlik konferans notlarınızın yok edilmesi ne sizi ne de çabanızı yok edemez ki. Doktor’un İslam Tarihinin Maddesi’nin  yok edilmesi de bu alandaki ilgiyi yeni bir enerjiye dönüştürmedi mi?Ama zaman kaybedilmiştir.Bu kaybı nasıl telafi edebileceğimize bakalım. Bugünlerde İslam ve Şiilik üzerine yoğunlaştık, geçen mektubumda da bahsetmiştim Şiilik üzerine önemli gördüğüm bir referans Dr.Ali Şeriati’dir.Türkçe de yayınlanmış eserlerini yirmi yıldır takip ediyorum.1977’de Savak tarafından öldürüldü.Haziran ayı ölüm yıldönümü olunca Süvari dergiye hayatını ve eserlerini tanıtan bir yazı derlemiştim bölümlerini aktarmak istedim.

Şeriati’yi okuyunca İran’ı  ve çevresini algılamak farklılaşıyor.Yeni bir yayınevi Şeriati’nin tüm eserlerini bir araya getirerek yayınlıyor.Şeriati’nin yazılmış sadece makaleleri var, onun dışındakilerin tamamı konuşmalardan, konferanslardan ve sohbetlerden oluşuyor, zamanının tamamını sabah akşam verdiği derslere ayırmış.Sağlığında  öğrencileri tarafından düz yazıya aktarılmış bu konuşmaları.İran ve Şii geleneğindeki hitabet sanatına verilen önem  için Hazreti Ali’ye  kadar dayanmakta.


Ağabey, Ali’yi Şeriati ‘den okuyunca bir daha çarpıldım. Ali’nin hayatını üçe ayırır 23 yıl  öğreti için cihad.Bunun onüç yılı Mekke’de ,onüç yılı  Medine’de Peygamber’le birlikte geçiyor.Peygamber’in ölümünden sonra  yirmi beş yıl vahdet için tahammül ve sabır.Medine’de insanın gelişimine, inşasına verdiği önem ve ziraatle uğraşma.Medine’yi ağaçlandırıyor ,su kuyuları açıyor.Son dönemi , beş yıl adalet için devrim.Şeriati ,Ali’yi diğer liderlerden ayırır.”çoğu dünya liderinin iki dönemi vardır.Birincisi devrimci dönemde egemen güçlere karşı mücadele ederler, savaşırlar.Devrimci bir bakış açısına sahiptirler aksine az ya da çok muhafazakarlaşırlar.”


Ali de durum tersinedir, hakkı  gasp edildiğinde birlik bozulmasın diye tahammül ediyor, iş  başına geldiğinde ise devrimci dönemi başlıyor.Ali’nin yaşamına mücadelesine bakınca, insanın insan olma mücadelesinde karşılaşabileceği her türlü ihanetin zulmün binbir şeklini görüyoruz. O zaman perde biraz daha aralanıyor.nasıl oluyor da aynı çağda aynı toplumla aynı ortam da Peygamber’in sağlığında köşe bucak saklananlar, Ali’ye beyat edenler , Peygamber’in ölümüyle birlikte kanının ve varlığının son damlasına kadar Ali’yi yok etmeye azmediyor.Hem de müslümanlık adına.O zaman anlıyorum ki yeni bir şey değil şu dünyada ihanet, adam satma, üç pula satılma. Ali’ye yapılan , Sarp Ağabey’e de yapılırmış.Bir Moğol atasözü varmış o aklıma geldi “bir kurdun arkasından yüz köpek havlamazsa o kurdun kurtluğundan şüphe edilir” bırakalım havlasınlar.Ya sabır çekelim.


Hz.Ali’nin  Nehcül Belağa’sına (konuşmaları, mektupları,sözleri) yapılan dipnotta anlatılıyor.


Hz.Muhammed ganimet taksimi yaptığı  sırada yanına Temim oğullarından olan Zu’l Huvaysıra gelerek , “Ey Allah’ın Resulu adaletli davran”  diyor.

Hz.Muhammed “ Yazıklar olsun, ben adaletli davranmıyorsam kim adaletli davranır? Ben adaletli değilsem muhakkak eli boş  kalmış ziyan etmişsindir”  diyor.Bunun üzerine Ömer sinirlenerek “ Ey Allah’ın resulu izin ver de bu adamın boynunu vurayım”  der.

Hz.Muhammed “ Onu bırak!Onun bir takım arkadaşları  vardır ki, sizden biri onların namzaları  yanında kendi namazını, onların oruçları  yanında kendi orucunu küçük görecek.Onlar Kuran da okuyacaklar, fakat okudukları Kuran köprücük kemiklerinden öteye geçmeyecek.onlar okun avı  delip çıkması gibi İslam’dan çıkacaklar…Onların  alameti iki pazısından biri kadın memesi yahut öteye beriye sallanan büyük bir et parçası  gibi olan siyah bir adamdır.Onlar insanlar arasında bir bölünme olduğu zaman ortaya çıkarlar.” 
 


Tüm bu okumalarımızdan incelemelerimizden bir senteze doğru yol almak gerekiyor.Bir de ardımızda Doktor gibi bir hazine varken Islam Tarihinin Maddesinin aydınlatılması  gün  ışığına çıkartılması da hepimizin önünde bir görev gibi duruyor.Konunun bilimsel ve tinsel disiplinle ele alınması  tek başına kişisel çabayla altından kalkılabilecek bir iş  değildir.En azından İslamiyeti ve İslam Medeniyetini ele alış yöntemimizi oluşturabiliriz.Benim berlirleyebildiğim köşe taşları  şunlar;

Hz.Muhammed’en önceki Peygamberler dönemi; İbrahim, Musa, İsa
Hz.Muhammed’in Peygamberliği öncesi dönemde Mekke’de sosyal yaşam, ekonomik ilişkiler, kabileler , ticaret yolları ,
Peygamber’in ilk evliliği ve ticari yaşama geçiş , ilk dini etkilenmesi
İlk Müslümanlar ve Müslümanlığı yok etmek isteyenlerin temsil ettiği sosyal kişilikler,sınıfsal ilişkiler
Mekke’nin üretim ilişkileri temelinde sosyal yaşam , dini inançlar
Kuran ayetlerinin iniş sırasına göre dizilişi ve ayetlerin iniş sırasına göre sosyal olayların  kronolojisi
Hicret ve Medine Şehrinden gelen davet,Medine’de hakim üretim ilişkileri
Medine’de ilk müslümanların sosyal yaşamı , bir medeniyetin doğuşu,Medine Hukuku
Peygamber’in Medine’deki yaşamı, evlilikleri, eşlerinin kabileleri
Cihad dönemi Savaşlar ve savaşanların kişiliklerinde üretim ilişkileri, ganimet paylaşımı,Beytülmal
İslamiyetin yayılışı
Mekke’nin fethi ve sonradan müslüman olanların temsil ettiği sosyal sınıflar ve zümreler
Peygamber’in ölümü, veda hutbesi
Peygamber sonrası Hulafai Raşidin dönemi
H.Ali Çağı, Ali’nin yaşamı,Kerbela,ve sonrası
Muaviye ve İslam Birliği’nin bozulması, Medeniyetin derebiyeleşmesi, Emevi çağı, Emevilerin İslamiyeti tahrifatı
Ali şiası ve Safevi şiası
Türkler’in İslamiyete girişi , Anadolu Alevi Türkmen geleneği 
 

İslamiyet üzerine yaptığımız okumalarımızı önümüzdeki günlerde  size de göndereceğiz. Şeriati’ye gore “Her Hicret bir Devrimdir” Hicret yazısını da size gönderiyorum.

Bu günlerde Jeopolitik okumalarım içerisinde Hungtinton’un “Medeniyetler  Çatışması?”  eserini okumuştum bu konudaki notlarımı sonraki mektubumda aktarabilirim. Şeriati ve Maulof’u da okuyunca konular berraklaşmaya başladı. Hungtinton gibi Harward Prof’larının nerelere servis yaptığı belli,once bir önerme ortaya atıp sonrasında bu önermenin etrafını doldurmaya çalışarak stratejik politik dayanak oluşturmaya çalışıyorlar.


Devam edecek

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: F TİPİ CEZAEVİ'NDEN DIŞARIYA AÇILA... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right