|
Değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinde cumhuriyetin ilanıyla birlikte yapılan bütün anayasalar, devlet üstünlüğünü esas alan ve tekçilik üzerine kurgulanan bir mantığa dayanmaktadır. Bugün, bu mantıktan uzaklaşılması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışıyoruz. Bu tartışmalar göstermektedir ki demokratik bir anayasanın nasıl oluşturulabileceğine ilişkin bir çabanın içerisine acil bir şekilde girilmesi gerekmektedir. Fransız siyasetçi Charles de Gaulle "Anayasa nedir?" sorusunu "Anayasa, bir felsefe, bir kurumlar sistemi ve bir pratiktir" diye cevaplamıştır. Bu tanımıyla anayasalar, birey ve devlet ilişkisini tanımlayan ve bu ilişkiyi düzenleyen bir felsefe üzerine kurulmuştur. Bu açıdan Anayasa tartışmalarına, anayasalara yüklenen anlam üzerinden bakmak gerekmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'ndan cumhuriyete geçişle birlikte Türkiye'nin, Osmanlı toplumunun çoğulcu, heterojen toplum yapısını, aynen devraldığı sosyolojik ve tarihsel bir gerçekliktir. Osmanlı farklılıklardan oluşan toplu yapısını kendi anayasa sistemi içinde tanımış, bu durum daha sonrasında kuruluş anayasası olarak kabul edilen 1921 Anayasası'na yansıtılmıştır. Ancak cumhuriyetin ilanı sonrasında Anayasa konusunda en büyük kırılma, 1921 Anayasası'na hâkim olan farklılıkların birlikte yaşama iradesinin yerini, 1924 ve sonrasında yapılan anayasalarda farklılıkları reddeden, tekçiliği merkeze alan anlayışa bırakmasıyla yaşanmıştır. Bu nedenle, 1921 Anayasası daha sonra hazırlanan 24, 61 ve 1982 Anayasalarından hem yapılış bakımından hem de içerik bakımından farklılıklar arz etmektedir. 24, 61 ve 82 Anayasaları öz itibarıyla, başta Kürtler olmak üzere tüm farklılıkların varlığını yadsıyan, asimilasyoncu, tek millet tek devlet esasına dayalı, tekçi, ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir. Oysa, 1921 Anayasası böyle bir ideolojiye yer vermediği gibi, tüm farklılıkları, Kürtlerin genel ve yerel demokratik haklarını güvenceye kavuşturmuş bir anayasadır. Hem cumhuriyetin kuruluş anayasasıdır hem de demokratik içerikli ve demokratik cumhuriyet anlayışına uygun bir anayasa olup, halkın iradesini esas alan, yönetimde salt merkeziyetçiliğe dayanmayan bir yapıda düzenlenmiştir.
Anayasanın yapılış süreci ve bu süreçte oluşmuş 1921 Anayasası'na temel teşkil eden, anayasal nitelikte belgeler olan Misakımillî, Amasya Tamimi, Büyük Millet Meclisi Beyannamesi ve Mustafa Kemal'in bu süreçteki konuşmaları ve yaklaşımı birlikte ele alındığında, 1921 Anayasası'nın ruhu ve bu Anayasa'ya egemen olan demokratik anlayış da ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki 1921 Anayasası'nın özüne damgasını vuran bu protokoller aynı zamanda, kurulacak yeni devletin ilk sosyal ve siyasal sözleşmesi niteliğini de taşımaktadırlar. Tüm bu belgelerde Kürtlerin kurucu rolüne açıkça vurgu yapılmış, bu durum 1921 Anayasası ile gerek Parlamento gerekse de yerel yönetimler bağlamında devlet yapısına kadar taşırılmıştır. Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin ilk millet meclisi olan Birinci Büyük Millet Meclisi, bugünkü gibi toplumsal ve siyasal çoğulculuğu zayıflatılmış bir meclis özelliğini taşımamaktadır. Nitekim, ilk Meclisin çoğulcu yapısını ve niteliğini Mustafa Kemal 1 Mayıs 1920 tarihli konuşmasında şöyle ifade etmektedir: "Yüce Meclisimizi oluşturan şahsiyetler yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Laz değildir, yalnız Laz değildir. Bu nedenle, korumaya ve savunmaya çalıştığımız milletler doğal olarak bir tek unsurdan ibaret değildir. Elde etmeye çalıştığımız birlik yalnız Türk, yalnız Çerkez değil, hepsinin karışımıdır." Bu birliktelik 18 Kasım 1921 tarihli anayasal belge niteliğindeki Büyük Millet Meclisi beyannamesinde geçen "Türkiye halkı." kavramında ifadesini bulmuştur. Bu temel üzerinde şekillenen devlet de 1921 Anayasası'na göre "Türkiye devleti." olacaktır. Yine, 1921 Anayasası farklılıklara kendi etnik ve kültürel özellikleriyle genel yönetim düzeyinde siyasal temsil imkânı sağlamasının yanı sıra yerinden yönetim sistemiyle nüfus olarak yoğunluklu bulundukları alanlarda kendi öz yönetimlerini özgürce kurabilme olanağını da hukuken 75 -------------------------------------------------------------------------------- tanımıştır. Bütün bunlar, 1921 Anayasası'nın tek etnik kimliğe dayalı ideolojiyi dışlayan, toplumsal realiteyi gözeten ve buna uygun siyasi ifadelendirmelere özen gösteren toplum sözleşmesine yakın bir anlayışla ele alındığını ortaya koymaktadır. Dönemin tüm olumsuz koşullarına karşın egemen olan ve hayata geçirilmeye çalışılan zihniyet demokrasi sistemiyle yönetilmesi arzulanan cumhuriyettir. Dolayısıyla, 1921 Anayasası Kürt realitesine gerek yerel yönetimler düzeyinde gerekse de Kürtlere etnik kimliğiyle genel siyasi yapıda da temsil imkânı vererek kendi sistemi içinde çözüm getirmiştir. Oysa 24, 61 ve 82 anayasaları 1921 Anayasası'nın ruhundan uzaklaşarak Kürtlerin varlığını yadsıyan, tek millet esasına dayalı, ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir. Bugün yürürlükte olan, 12 Eylül askerî rejimi tarafından hazırlanan 1982 Anayasası devlet düzenini insan hak ve özgürlüklerine karşı korumak gibi demokratik anayasa fikriyle bağdaşmayacak bir anlayışla hazırlanmıştır. 1982 Anayasası aynı dönemde hazırlanan çağdaşlarıyla karşılaştırıldığında olağanüstü askerî ara rejimin şekillendirdiği bir vesayet belgesi olma özelliğini taşımakta, aynı dönemde hazırlanan Yunanistan, Portekiz ve İspanya Anayasaları ise hem yapım tarzı hem de içerik bakımından demokratik olmayan rejimlere tepki olarak ortaya çıkan birer uzlaşma belgesi özelliğini taşımaktadırlar. Değerli milletvekilleri, dünyada bu konuda yaşanmış deneyimlere baktığımızda da Türkiye'dekiyle benzer paralellikler gösteren örnekler olduğu görülmektedir. Nasıl ki, ekonomik ve sosyal hakların olmayı-şı, iki dünya savaşı arasındaki dönemde totaliter rejimlerin gelişmesine yol açtıysa, farklı dil ve kültürel hakların yok sayılması da aynı şekilde pek çok çatışmaya yol açmıştır. Milliyetçi ulus devletlerin yol açtığı çatışmalara karşı, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler öncülüğünde insan haklarına üçüncü kuşak denilen "halkların hakları, dil ve kültürel haklar, kendi kaderini tayin hakkı, dayanışma hak-kı, barış hakkı, çevre hakkı, kadın ve çocuk hakları, gelişme hakkı" gibi yeni hak kategorileri eklenmiştir. Bu hakların uygulamada yaşam bulması ise demokratik anayasacılık hareketleri veya demokrasiye ve insan haklarına dayanan anayasacılığın gelişmesiyle mümkün olabilmiştir. Böylelikle, tarihin en büyük savaşlarına ve ekonomik, sosyal tahrifatlara yol açan milliyetçi ulus devlet anlayışı terk edilerek demokra-tik ulusçuluğa dayalı anayasalar sürecine girilmiştir. Böylece anayasalar artık farklılıkların kabul ve onay gördüğü, farklılıkların bir arada özgür ve eşit şekilde yaşadığı "demokratik birlik belgeleri" hâline getiril-miştir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Portekiz, İsviçre, Güney Afrika, İtalya ve İspanya A-nayasaları önemli örnekler olarak önümüzde durmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinin çoğulcu toplum yapısı "özgürlük, eşitlik, farklılıklara saygı" gibi demokrasi ilkeleri etrafında birleştirilmiştir. ABD Anayasası'yla her yurttaşın ister bireysel olarak isterse de örgütlü olarak kendilerini dil, din, kültür gibi hemen her konuda özgürce geliştirme ve ifade etme hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. Bu anlamıyla, ABD Anayasası "çoklukta birlik ilkesi" üzerinde inşa edilen, farklılıklara onay veren, çok kültürlü, demokratik bir örgütlenme belgesi niteliğindedir. Amerika örneğini model alan Kanada da uzun yıllar süren yasal ayırım, sosyal ön yargı ve bunun sonucunda yaşanan ırklar savaşı yerini demokrasi, özgürlük, eşitlik ilkelerine bırakmıştır. Kanada Halklar Bildirgesi'ndeki eşitlik güvencesini Kanada Yüksek Mahkemesi "Farklılıkların onay görmesi gerçek eşitliğin özüdür." şeklinde yorumlayarak özde bir anlayış benimsediğini de ortaya koymuştur. Başka ülkelere esin kaynağı olmuş olan Fransız aydınlarının fikirlerinin Fransa'da hayat geçirilmesi 1900'lü yılların ikinci yarısına denk düşmektedir. 1951 tarihli Dixion Dil Yasası ile beş bölgesel dili resmen ve hukuken tanımıştır. 2 Mart 1982 reform yasasıyla birlikte bölgesel dillerin öğretimi olanağı da isteğe bağlı hâle getirilmiş, devlet ile yerel yönetimler arasında yetki paylaşımı yapılmıştır, daha da ileri gidilerek Korsika Meclisine kimi konularda yasa çıkarma yetkisi verilmiştir. Böylece, yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerinin artırılması yoluyla çözüme gidilme yöntemi tercih edilmiştir. Fransa hâlâ diğer Avrupa ülkelerinin gerisinde olsa da 1950'lerden bu yana atılan adımlar doğrultusunda, Fransızlaşmayı içeren etnik temelli, millî birlik, üniterlik zihniyetinden, demokratik, siyasal birlik anlamındaki üniterliğe doğru bir zihniyet değişimine geçilmiştir. Bu ülkeler arasında özellikle öneme sahip olan İspanya, demokrasi karşıtı Franco rejimine karşı Demokratik Anayasacılar hareketinin mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadele, İspanya demokrasisinin gelişimine imkân sağlamış, İspanya'daki farklı kültürler ve kimlikler anayasal düzeyde güvence altına alınmıştır. İspanya, Fransa'dan bir adım daha ileri giderek 78 tarihli İspanya Anayasası ile "Anayasa, İspanyol ulusu birliğinin ayrılmazlığını ve bütün İspanyolların ortak vatanının bölünmezliğini kesinlikle belirtir ve onu oluşturan bölge ve milliyetlerin özerklik hakkını ve aralarında dayanışmayı garanti eder." diyerek İspanyol üst kimliği altında farklılıkları anayasal düzeyde resmen kabul etmiştir. Bu durum "çoklu İspanya" kavramıyla tarif edilmektedir. Yine İsviçre, daha da ileri giderek, Anayasası'nda Fransızca, İtalyanca ve Almancayı eşit biçimde ulusal resmî diller olarak tanımıştır. İsviçre demokrasisinin ulaştığı boyutu göstermek açısından, 38'de yapılan referandumla, ülkenin güneydoğusunda 50 bin kişilik azınlık bir grubun konuştuğu Romencenin resmî diller arasına alınması çarpıcı bir örnektir. Örnekler verdiğimiz bu ülkeler, demokrasiyi esas alarak, her bir toplumsal gruba kendi geleceğini belirleme hakkını vererek demokrasilerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Sonuçta, heterojen toplum yapılarıyla uyumlu anayasal yapılanmalar, ister federatif tarzda olsun ister ulus devletlerin demokratikleştirilmesi şeklinde olsun, hepsi de demokrasinin her ülke koşullarına 76 -------------------------------------------------------------------------------- uygulanmış birer biçimini ifade etmektedirler. Bu usullerden hangisinin tercih edileceği o ülkenin özgünlüklerine ve yurttaşlarının, topluluklarının siyasal, toplumsal, kültürel taleplerine göre belirlenmiştir. Avrupa Birliğine girme iddiasında olan ülkemiz de bugün üye olan devletlerin demokrasilerini geliştirmelerini kendisine esas alarak, bu yönde gecikmiş de olsa demokrasiye geçiş sürecini hızlandırmalıdır. Değerli milletvekilleri, Türkiye'de son dönemde yaşanan gelişmeler ve Anayasa tartışmalarında öne çıkan toplumsal gerçekliğe aykırı olarak tekçilik üzerine kurgulanan cumhuriyetin kendisini bu hâliyle artık devam ettiremediği görülmektedir. Türkiye, hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde çok kültürlü toplum yapısı gerçeğini tartışmakta ve son otuz yıllık çatışmalı süreçten de hareketle inkâr ve imhaya dayanan tekçi yapıda ısrarcı olmanın artık bir sonuca götürmediğini dillendirmektedir. Bu nedenledir ki uzunca bir süredir bilinen ve istenen sivil, demokratik, çoğulcu Anayasa ve siyaset ihtiyacı bugün bizi böyle bir tartışma sürecine taşımıştır. Katı merkeziyetçi ulus devlet olarak örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, mevcut sorunlara çözüm üretmek bir yana, sorunların başlıca nedeni hâline gelmiştir. Türkiye'de, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana millet iradesinin her şeyin üstünde olduğu söylemi sıkça dile getirilmesine karşın, halkın devlet yönetimine katılımını sağlayacak mekanizmalar demokratik bir şekilde oluşturulamamıştır. Katı merkeziyetçi bir şekilde örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, sorunların yerelde yani sorunların yaşandığı yerde ve sorunu yaşayanlarca tartışılıp çözüldüğü çağdaş demokrasilerle kıyaslandığında tıkanmış bir durumdadır. Yaşanan bu tıkanmanın aşılabilmesinin yolu ise demokratik birliği esas alan, demokrasiyi genel bir meclise hapsetmeyen, halkın tartışma ve karar alma mekanizmalarına tam anlamıyla katılımını sağlayan, toplumun sorunlarını yerinde çözüme kavuşturan siyasi ve idari bir yapılanmadan geçmektedir; sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa talebiyle ortaya konulan, farklılıklardan oluşan toplum yapısının açığa çıkarılması ve bu farklılıkların da kendi aralarındaki ilişkilerin yeni bir sözleşmeyle yeniden tanımlanmasıdır. Demokratik anayasa, birlikte yaşamanın temel kurallarını ve siyasal yapıya ilişkin tercihleri belirleyen, toplumsal mutabakata dayanan bir sözleşme niteliğindedir; bu tanım doğrultusunda, toplumsal yaşamın ve siyasal sistemin temel ilkelerinin yurttaşlar tarafından belirlendiği ana belgedir. Anayasayı bir toplumsal sözleşme olarak görmek, tarafların eşit özneler olarak görülmesi esasına dayanır; Alman siyaset bilimci Hannah Arendt'in ifadesiyle, yatay toplum sözleşmesi, bireylerin birbirlerini muhatap aldıkları ve birbirlerine karşılıklı sözler verdikleri bir ilişkiler ağıdır. Bu nedenle, bir siyasal toplum meydana getirmek, demokratik bir anayasanın başlıca işlevidir. Yani bir topluluk kendi anayasasını yaparak siyasal toplum hâline gelebilir. Yeni bir anayasa yapmanın yöntemi ise yapım sürecinin her aşamasında toplumun bütün kesimlerinin görüşlerini açıklayabilecekleri, tartışabilecekleri koşulların yaratılması ve bu süreçte çıkacak belge ile inşa edilecek düzende de belirleyici konumda olmalarıdır. Bu nedenle, sivil anayasa yurttaşların kendi kendilerini yönetmelerinin mekanizmalarını tesis eder ve bu şekliyle demokratik siyaset anlayışına dayanır. Anayasa tartışmalarında cevap aranması gereken, birey ve devlet ilişkisinin nasıl tanımlanacağı, merkezî yönetim ve yerel yönetim anlayışının yeniden nasıl kurulacağı, her an gelişen ve değişen dünya düzeninde bütün bu ihtiyaçların demokratik toplum, siyaset ve anayasa oluşturulmasında nasıl yer alacağıdır ancak AKP'nin hazırladığı Anayasa değişiklik tasarısında sınırlı birtakım düzenlemelerin ele alınması beklentilere cevap vermediği gibi, amaçlanan sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa isteği ve tartışmalarının da önünü tıkamaktadır. Nitekim, değişik tarihlerde mevcut Anayasa üzerinde pek çok defa değişikliğe gidilmesine rağmen, bugün hâlâ bir anayasa problemi varsa bu kısmi değişiklikler yoluyla meselenin çözülemeyeceğinin de kanıtı niteliğindedir. Bugün de mevcut iktidar tarafından üzerinde 17'nci kez değişikliğe gidilen 82 Anayasası yapımı sürecine hâkim olan olağanüstü şartlar nedeniyle kısmi değişikliklerle demokratik, özgürlükçü bir ruha kavuşturulabilecek bir metin değildir çünkü 1982 Anayasası yasakçı, vesayetçi, devletçi ve otoriter bir felsefeye dayanmakta ve bu felsefe Anayasa'nın pek çok maddesine sinmiş bulunmaktadır. Demokratik bir anayasanın en başta gelen şartı siyasal, ideolojik anlamda nötr olmasıdır. Anayasanın belli bir ideolojiyi öngörmesi dinamik ve değişken olan yaşam ve gelişmeler karşısında peşinen dogmatik bir kalıp altına alınması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Yine olmazsa olmaz şartlardan biri de farklı dil ve kültürlerin doğal yapılarından doğan bireysel ve toplumsal, kültürel ve siyasal hakların anayasal ilke düzeyinde resmen tanınmasıdır. Bu anlamda, demokratik ve özgürlükçü anlayışı esas alan bir anayasanın başlangıç kısmı insan haklarına aykırı olmayan, toplumsal farklılıkları kucaklayıcı, herhangi bir kişi, kurum ya da değere kutsallık atfetme ya da meşruiyet kazandırma kaygısından uzak, ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet ayrımı, etnik köken ve benzeri hiçbir ayrım yapmayan, insan onurunu, hukukun üstünlüğünü, toplumsal barışı, eşitliği hedefleyen nitelikte olmalıdır. Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz de Anayasa değişiklik tasarısı gündemimize geldiğinde, konu üzerinde ayrıntılı bir çalışma yaptık. Ama tabii, bu çalışmamızın, AKP Hükûmetinin yürütmüş olduğu çalışmadan bir farkı vardı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ata, sizin de yirmi dakikalık süreniz doldu. Size de iki dakikalık ilave süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız efendim. AYLA AKAT ATA (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. 77
-------------------------------------------------------------------------------- Biz, çalışmamızı yürütürken, anayasa profesörlerine de düzenlemenin yapılmış olduğu, değişikliklerin yapılmış olduğu toplumsal kesimlere de tabanımıza giderek tasarıya ek bir metin ve tasarı hakkında iyileştirme metni düzenledik. Ama, bununla beraber, aynı şekilde, bir anayasa değişikliğini gerektirmeyen acil bir demokrasi paketi ihtiyacına da parmak bastık. Ancak, gördük ki AKP temsilcisi Sayın Hatip, burada ifade ederken, çay içmeye davet edenleri, kapağını kapatıp geri gönderenleri burada saymıştır ancak grubumuzun görüş ve önerilerini ifade etme gereği bile duymamıştır. Bunu bir sürçülisan olarak kabul ediyoruz. Kaldı ki zaten bugüne kadar var olan sorunlar, tekçi yapıdan kaynaklanan, inkâr ve imha zihniyetinden, yok saymadan kaynaklıdır. Görüyoruz ki bugün, bu zihniyetin temsilciliğini AKP İktidarı yapmaktadır, bugün Parlamentoda siyasi parti olarak bir grubu bulunan partimizin görüş ve önerilerini yok saymaktadır. Bizler, metin üzerinde değerlendirme yaparken öncelikle seçim barajının düşürülmesi gibi, sadece bir yasal değişiklikle gündeme alınabilecek bir noktaya da parmak bastık. Evet, bu Parlamentoya geldiğimizde, 23'üncü Dönemin başında, burada, dört siyasi partinin grubu, altı siyasi partinin genel başkanı ve de yedi siyasi partinin temsiliyeti vardı. Yeni bir anayasa yapmak için, 82'den beri var olabilecek en çoğulcu yapıya sahip Meclisti. Ancak AKP İktidarı toplumun acil ihtiyacı olan yeni bir anayasa yerine, bugün, karşımıza, bu ihtiyaçların ertelenmesini öngören ve hatta toplumdaki tartışmaları kısıtlayacak bir teklifle çıkmaktadır. Öncelikle şunu ifade edelim: Bugün darbe anayasasıyla yönetiliyoruz ancak bugün darbe yasaları bölgede, ülkemizde birçok çocuğun… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Ata, ek süreniz de doldu. Lütfen, selamlamak için mikrofonu açıyorum. AYLA AKAT ATA (Devamla) - Sözlerimi tamamlıyorum. …birçok çocuğun, birçok annenin, birçok babanın, toplumsal tüm kesimlerin mağduriyetini doğurmaktadır. Bu yasaları bir an önce gündemine almak ve bu yasal değişiklikleri yapmak AKP İktidarının görevi ve halka karşı borcudur. Bu yasalar AKP İktidarı döneminde çıkarılmıştır, bir darbe anayasasının ürünü değildir. Bu duygularla hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar) |