left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow M.Toros Gürkaya arrow Yeniyol Nedir?
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Yeniyol Nedir? Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Saturday, 03 September 2005

 Image

Küllerinden yeniden doğup yola çıkanlara ….

Yeniyol adı birkaç ay önce bir site çalışması olarak doğdu. Türkiye sosyalist kuşağının belini bir daha doğrultulamayacağına inanıldığı ortamın tüm olumsuz sübjektif koşullarına rağmen, elektronik dergimiz kısa zamanda beklenilenden de fazla ilgi gören bir aşama yaşadı. Türkiye solunun geleneksel unsurlarının vurdumduymazcı tavrına, umursamazlığına ve ülke mesellerine ilişkin konuları ambargoları altına alıp,kendileri dışında bu konulara ilgi duyanları kişisel meselelere kadar indirgeyen yaklaşım ve karalamalarına rağmen yayınımız, üzerinden bir silindir gibi geçilmiş , un ufak edilmiş ve karamsarlık içinde bulunan kuşaklara ulaşmayı başardı.

Sitemiz yayın politikasının devrime inanmış ve yüreğiyle kendini bu davaya adamış olanlarla hiçbir sorunu yoktur. Suni olarak yaratılabilecek bu tarz polemiklere karşı devrimci sorumluluğun gereği son derece duyarlı davranılacaktır.

Site yazarlar grubu içinde, devrimci mücadelenin ulaşabildiğimiz tüm deneyimli unsurlarına , kuşaklar arası kopartılmış bağların, tüm hata ve eksikliklerinden arındırılarak onarılması ve geliştirilebilmesi açısından özel önem verdik ve vermeye devam edeceğiz. Sitemiz devrim inancına körü körüne bağlılığın değil, devrimci felsefeye bağlı toplum ve tarih anlayışının içerdiği bilimsel metotların bir aracı olmaya çalışacaktır.

Elektronik dergimizin adının Yeniyol olmasının nedeni, ülkemizin modernleşme hamlesinin tarihsel ve modern anlamda bütün devrimci ve sosyalist değerlerine, örgütlü- örgütsüz bütün çaba ve girişimlerine eskinin alışılagelmiş fraksiyoner kalıplarıyla değil, toplum ve tarih bilincinin öngördüğü bilimsel perspektifler içinde yeni bir çerçeveden bakmak isteyişimizdendir.

Yeniyol bir fraksiyon değildir, olmamayı da sürdürecektir. İsim seçmenin bir meydan okuma olarak algılandığı bir ülkede, özellikle meydan okuyucu ve iddialı bir isim kullanmamaya özen gösterdik.

Yazarlar grubumuzu geniş tutuyoruz. Bunu katılımlarınızla da artırmayı düşünüyoruz. Halkın değişik kesimlerinden bürokrasinin alt kesimlerine kadar geniş bir yelpazede ülkemiz modernleşme hareketine katkıda bulunabilecek herkese, bu elektronik ekran açık kalacaktır. Öncelikli sorunun devrim inancına bağlı olan insanların sanal gerçekliğe karşı toplumsal gerçekliğin boyutlarında kendilerini ifadelendirme özgüvenini geliştirmek olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda bağımsız ve bağlantısız olmaya özen göstereceğiz.

Ülkemiz genelinde modernleşme hamlesinin, özelinde devrim kavgasının kaybedilmiş sembol ve kahramanlarına tarihin aydınlık yüzleri olarak özel önem veriyoruz. Ancak bu öneme, onların ölüm yıldönümlerinin kanıksandırılmış birer basit anmaları olarak değil, oluşturdukları değerlerin sahip çıkılarak yaşatılması olarak bakıyoruz. Bu anlamda ölüm yıldönümleri ile ilgili anmalara sitemizde geniş olarak yer vermenin uygun olacağını düşünmüyoruz. Şurası bir gerçektir ki, devrim kavgasının yitirilen bir çok kahramanı hepimizin ortak değeri olmakla birlikte, örgütsel ve fraksiyoner sahiplenme anlayışının halen egemen olduğu koşullarda bu konuda polemik yaratabilecek davranışlarda bulunmama özenini de korumaya devam edeceğiz. Yaşamlarını Türkiye halkının kurtuluşu olgusuna adamış veya bu uğurda hayatını feda etmiş olan herkes Türkiye devrim mücadelesinin sembolleşmiş kişilikleri ve kahramanlarıdır. İzlenmesi gereken yolu aydınlatan tarihin aydınlık yüzleridir. Hepsinde görülen ortak özellik içinde hap soldukları koşulların ötesine geçme arzuları ve imkansızlıkları olanaklı kılan becerileridir. Biz sulandırılmış ve kanıksandırılmış ölüm yıldönümü anmalarını değil, izlenmesi gereken yolda onların arzu ve becerilerinin yaşatılması gerektiğine inanıyoruz.

Gerek 1919 Mustafa Kemal hareketine, gerekse günümüzdeki Abdullah Öcalan çizgisine- birbiriyle karşılaştırma ya da benzeşme yapmaksızın- önem verişimiz, genel olarak dünyada yaşanan çelişkilerin ülkemize ve bölgemize yansımasının karşılıklı güçler açısından taşıdıkları önem ve yerleri dolayısıyladır. Türkiye solunun geleneksel yapısının nesnel gerçekleri ele almadaki zaafları, onları yakın tarihimizi ele almada ateşli bir Mustafa Kemal karşıtlığına götürdüğünü, bugün de benzer biçimde mücadele ettikleri egemen güçlerle birlikte ateşli bir Öcalan karşıtlığı içinde bulunmaya zorladığını biliyoruz. Bu koşullarda gerek 1919’ların güncelleşmesini gerekse de Öcalan çizgisini ( Demokratik Cumhuriyet ) savunmak kuşkusuz zor gibi görünmektedir. Tarih bütünlüğü içinde koparılmadan ele alındığında, sonuçlarının büyüklüğüne bakılmaksızın,1919’larla günümüz Öcalan çizgisinin taşıdığı gerçek önem , her ikisinin de dayandıkları unsurları tarihin bir parçası, modern tarihin gerçek öznelerinden biri haline getirmek isteyişleri olduğu kolayca görülebilir. Öcalan çizgisinde özgür insan kimliği Türkiye’ de yaşayan Kürtlere insanlaşma yolunun kapısını aralarken, her türlü ilkel milliyetçi güdülerle hesaplaşmayı da bu kapının eşiğine asmıştır. Kuşkusuz Öcalan çizgisinin bu özelliğini anlayabilmek Kürt “entelijansiyası” kadar Türkiye solu açısından da uzun zaman alacaktır. Biz sitemizde Türkiye’nin gerçek sahiplerine ezelden beri uygulanan tecrit edici tüm politikaların özelinde bu çizgiye de bir misli fazla yoğunlukla uygulandığını ve onu yaşayan bir ölü haline getirmeye çalışan metotları bağımsız ve bağlantısız inisiyatiflerle teşhir etmeye özen göstereceğiz.

Geniş katılımlara oturtmaya çalıştığımız site yazarlar grubumuzun düşüncelerini aktarımlarında kullandıkları farklı üslup ve düzey biçimlerinin bulunması gayet normaldir. Önemli olanın muhteva olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca makale yazmanın sadece “entelektüel çevrelere” bahşedilmiş bir şey olmadığını, Türkiye’de tecrit edici koşullara rağmen bu konuda azımsanmayacak değerler bulunduğunu bir an evvel gösterme arzumuzun da bunda rolü bulunmaktadır. Üslup ve düzey farklılıkları süreçle birlikte Türkiye devriminin kendi kendini örgütleme mekanizmasının düzeyine bağlı olarak önemli olmanın dışına çıkacaktır. Sitemiz halkın içinde gördüğü gruplarla farklılıklara da aynı gözle bakmaktadır. Halk grupları içindeki siyasi anlaşmazlıklar devrimci mücadelenin kendi kendini örgütleme mekanizmasına bağlı olarak azalacaktır.

Diğer yandan site yayın politikamızda “romantik” anlatımlardan tamamen arındırılmış uzun akademik-teorik yazılara mümkün olduğunca daha az yer vereceğiz. Çünkü bu tarz yazıların politik gerçekleri ve teşhiri beceriksizce kavratmaya çalıştığını ve pratik anlamda anlaşılabilir olmada bir fayda sağlamadığını düşünüyoruz. Uzun akademik- teorik yazılarla siyasal teşhir ve gerçekleri açıklamaya çalışmak okuyucunun ilgisinin azalmasına, can alıcı meselelerden uzaklaşmasına ve sınırlı bir iletişimle ilişkinin daralmasına yol açmaktadır. Bu tarz çalışmaları ilerde bir broşür veya kitap serisi olarak sunmak daha doğru olacaktır. Bu konuda her türlü eleştiri ve görüşe açığız. Ardı sıra yenilgilerden gerekli dersleri yeterince çıkartmamış Türkiye solunun kendi değerlerine –birikimlerine, insan, malzeme ve mevzilerine- sahip çıkma anlayışını derinleştiremediği, aksine mesafeler koyduğu göz önüne alınacak olunursa , çok önceleri kapatılması gereken bu mesafeyi birbirimize duyacağımız ilgi, bağlılık, sıcaklık ve sevgiyle kapatabiliriz. Bu elektronik dergi özel olarak bu görevi yerine getirebilir.

Devrimci mücadeleden söz ederken “terör” ve “şiddet” kavramlarından uzak durmaya çalışacağız. Çünkü bu kavramların Marksizm açısından bir önemi yoktur.”Terör” ya da “şiddet” marksizmin meselesi değil onun muarızlarının meselesidir. Devrimcilerin temel sorunu “terör” ya da “şiddet” olamaz. Bu tarz bir polemiğin Türkiye solunun elde ettiği birikimleri açısından artık gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Devrimci felsefeye göre tarihte zoru doğuran hareketler vardır. Kendi düzeninin bekası için teröre başvuran burjuva iktidarlardan, gerici burjuva düzenini yıkmayı hedefleyen karşıt eylemlere kadar zor kavramını kullanmanın çok daha geniş ve anlaşılır bir yanı bulunmaktadır. Bu anlamda tarihte zorun oynadığı role atıfta bulunmayı doğal olarak elden bırakmayacağız. Bireysel anlamda şiddete gelince ; karşı devrimin uyguladığı terörün kaçınılmaz sonucu olarak görünen özel şartların ürünü olan direnişlerde şiddet yöntemi kaçınılmaz sonuçtur. Bu doğrultuda kendini devrime adamış olanların direniş destanlarından daima gurur duyacağımız açıktır.

‘68 devrimci gençlik hareketinin direniş yöntemlerinde, geleneksel mücadele yöntemlerine karşı bir adım öne geçme isteğinin etkisi büyük olmuştur.(Geleneksel mücadele yöntemleri bugün olduğu gibi o dönemde de yığınlar için bir şey vermeyen uyuşturucu genellemelere sahipti.) ’68 devrimci hareketinin mirasını zenginleştirme arzusu 78 devrimci hareketinin anti-faşist mücadelesinin kuşkusuz itici güçlerinden biridir. Bu mücadelelerin direniş yöntemlerine gelince, bütün bir genç neslin isyanını yadsınamaz bir biçimde yansıtmış ve ifade biçimini o dönemin şartları belirlemiştir.

Günümüzün devrimci mücadelesi geçmişin bütün bu deney ve tecrübelerinin oluşturduğu birikimlerin bilimsel açıdan yorumlanışının başarılı bir öğrencisi olmak zorundadır. Bu anlamda Türkiye devrim mücadelesinin yaşam öyküsünü konu alan, bu mücadelenin kendi özelindeki yanlış ve hatalarından faydalanarak hayal ürünü hikayelere konu yapan, bu yönde sayfalar dolusu yazılmış yazılardaki hata, yanlış ve eksiklikleri düzeltebilmek amacıyla önemli gördüğümüz bilgileri sitemizde aktarmayı sürdüreceğiz. Devrimci tarihimiz açısından bu bilgilerin, mücadelede aktif-pasif yer alanların özgürlük inançlarının, insanlık onurlarının düşünsel ve ruhsal anlamda şekillenmelerine yardımcı olacağına inanıyoruz.

Türkiye devrim mücadelesini kötü yönde etkileyen ve hafızalara kazınan olayların en önemlilerinden biri, mücadelenin başını çeken önder kadroların erken gelen ölümleri olmuştur. Bu kayıplar mücadelenin ivmesini ve çapını olumsuz yönde etkilediği gibi, kayıpların giderek artan özelliği sol saflarda yenilgilerin kaçınılmaz bir şey olduğu psikolojik şartlanmasını tetiklemiştir. Devrimin kadro ve önderliklerinin kayıplarına müdahale edilememesi, aksine mücadelenin sol saflarda rekabete dönüştürülmesi bir yandan feda anlayışını öte yandan da teslimiyetçi düşünceleri kuvvetlendirmiştir. Önder kadrolarından yoksun kalan bir mücadelenin sürekli yenilgilerle karşılaşmaması mümkün değildir. Oysa siyasal olarak iktidar almayı hedefleyen devrimci siyasetin önder kadrolara ihtiyacı vardır. Siyasal mücadelenin risk ve tehlikeleri bu kapsamda değerlendirilememiş , bu mücadelenin yığınlar karşısında inanırlığı zayıflamıştır. Bu da zamanla bu mücadeleyi yürüten ileri unsurların tam bir kuşatma altına alınarak tecrit olunması sonucunu doğurmuştur.

Türkiye sosyalist kuşağını derinden etkileyen belli başlı iç-dış olaylar bulunmaktadır; 1960 İhtilali, TİP’ in kuruluşu, Küba devrimi ve Vietnam direnişi, ’68 gençlik hareketi, Çekoslovakya meselesi, Çin-Sovyet kutuplaşması, 15-16 Haziran işçi eylemi, 9 Mart olayı, 12 Mart Askeri darbesi, Kıbrıs savaşı, ’77 1 Mayıs katliamı, Çorum, Sivas, K.Maraş katliamları, 12 Eylül faşist cuntası, Kürt hareketinin ortaya çıkışı…bütün bu olaylar sosyalist kuşak üzerinde kalıcı izler bırakan, derin deney ve birikimlerle dolu sürecin belli başlı olayları olmuşlardır. Bütün bu deney ve birikimlerine rağmen, Türkiye sosyalist kuşağı bir sınıf hareketi oluşturabilme hüviyetine bir türlü kavuşamamıştır. Bunda başta sendikal ve siyasal sınıf örgütlenmelerinin başında bulunanların genç sosyalist kuşakları kendi içlerinde barındırmak istemeyen ihraççı tutumlarının rolü büyük olmuştur. Sosyalist kuşakların devrimci mücadelenin bu mevzileşme alanlarını ellerinde tutanlarla aynı çatı altında bulunmayı reddeden pratik tutumlarının ağır basmasının da bunda payı vardır. Bu pratik tutum teorik-politik mücadelede bir türlü kendine güvenmemenin bir sonucudur. Birkaç yetkin unsur dışında bu açıkca yürütülemediği için mevziler kolayca terkedilmiştir. Mevzi terk etme anlayışı derinleştikçe illegal hayatın göçebe ortamına sığınılmış, yeni mevziler buralardan yaratılmaya çalışılmıştır. Sosyalist kuşakların önemli bir bölümü illegaliteye doğru yöneldikçe ideolojik mücadele açık alanlarda değil, sınırlı dar alanlar içinde kalmış ve bu fraksiyoner kemikleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Bütün bunların siyasal sürece yansıması bir akımı temsil eden grup içinde aynı akımı nüans farklılıklarıyla savunan birden çok irili ufaklı grupçukların ortaya çıkması ve süreci hızlandırmaya çalışmasıdır. Hızlandırılmış süreç sosyalist kuşakların eylemlerinin meşruiyet zeminini sarsmış, süreç içinde emperyalist demagojinin etkisi altında kalan yığınlarda, bu kuşaklara ve eylemlerine karşı, bu eylemlerin kendilerinden uzak, karanlık güçlerin işi olduğu önyargısı yer edinmiştir.

Sosyalist kuşakların bilincinde yaşadığı bütün bu travmalar 12 Eylül darbesinin yenilgi koşullarında solu bir hasta gibi yatağında hareketsiz bırakmış, kımıldama özelliği gösterenlerde ise yapısal varlığını koruma ve sürdürebilme, daha fazla parçalanmaya uğramama uğruna “yapay” olarak sayılabilecek “yatay” örgütlenmeleri ortaya çıkarmıştır. Gerçekte bu örgütlenmeler ’80 sonrasının yenilgi koşullarının bir ürünü değil ’80 öncesi dönemde kendini temellendirdiği sosyal bir muhtevanın ürünüdür. Sosyalist kuşaklar gençlik eylemlerinden sınıf eylemi eksenine yükselmeye çalıştıkça karşılaştığı baskı ve engellemelerin bir sonucu olarak mahalle örgütlenmelerine yönelmişti. Bilindiği gibi mahalle çalışmaları ağırlıkla büyük kentlerde gecekonduların yığımlandığı alanlarda güçlü yansımalar bulmuştur. Ama bir farkla..bu mahallelerde ikamet eden kitleler genellikle ülkedeki çarpık kapitalist gelişmenin bir sonucu olarak köyden kente göç eden topluluklardan oluşan kalabalıklardır. Bu kalabalıkların uğradığı kültür erozyonu ve işsiz- güçsüz “aylak takımı” nı barındırıyor olması devrimci mücadelenin dikkat etmesi gereken bir husustu. Bakın bu “aylak takım” hususunda K.Marks yüzyılı aşkın zaman önce Doğu sorununu incelerken neler söylüyordu; “Her önemli hükümet darbesinde, bazı sömürgeleşmiş ilçeler dışında, Avrupa Türkiye’si nüfusunun büyük kitlesini oluşturan bu ayak takımını para ile satın almak ve yaltaklanmak yoluyla kazanmak gerektiğini herkes bilir. Bu ayak takımına bakarak Roma İmparatorluğunun plebi bile uslu akıllılar ve kahramanlar topluluğu sayılabilir ve böyle bir ayak takımının egemenliğinden kara Avrupa’mızı kurtarmanın mutlak zorunluluğu er geç kendini dayatacaktır.” 12 eylül öncesi sosyalist kuşaklar bu “ ayak takımı” gerçekliğini önemsememişlerdir. Devrimci çalışmalara hesapçı yaklaşımlarla “sıcaklık” gösteren bu işsiz-güçsüz kalabalıklarla saflarını büyütmeyi tercih etmişlerdir. Ancak devrimci siyaset onlara hükmedeceğine çok geçmeden onlar canlı bir organizma gibi devrimci siyaseti sarmaya başlamışlardır. 12 Eylül sonrası bundan yeterli dersi çıkaramayanlar benzer çalışma tarzı içinde kalmakta ısrar ettikçe , ne kadar müdahaleci olunursa olunsun yatay olarak yapaylaşmanın önüne geçilememiştir. Ve bu yapay gruplar devrimci siyaset adına devrimcileri aşağılatıcı yöntemlere başvuruyor olması genel olarak etkisini halkta sosyalist kuşak ve eylemlerine karşı emperyalist demagojinin etkisi altındaki önyargıları derinleştirmiştir. ( Yazarlarımızdan Sarp Kuray sitemizde de yayınlanan “Kamuoyuna Açık Mektup” ta bu sürecin işleyişini kendi örneğinden çok açık- seçik ortaya koymaktadır.) Öte yandan bu yapaylaşmadan en çok sosyalist kuşakların yenilgi sonrası dağılmış bireyleri etkilenmiş, uğrunda verdikleri mücadelenin böyle bir mücadele olmadığı paradoksunu aşamadıklarından “geçmişlerine lanet okumak” onlar için en kolay yol olmuştur.. Böylece sosyalist kardeşlik ve sevgi bağları büyük yaralar almıştır. Bugün öncelikle onarılması gereken şeyin , devrimcileri bir araya getiren sosyalizm tutkusuna bağlı sevgi ve kardeşlik bağları olması gerekir. Sosyalizm düşmanlarının kendi aralarında birbirlerini nasıl tuttuklarına, birbirlerine nasıl bağlı kaldıklarına dikkat edecek olursak, günümüz sosyalist kuşağının bundan daha büyük ve gelişmiş kardeşlik ve dayanışmayı göstermesi gerektiği açıkça ortaya çıkar. Ne Türkiye sosyalist kuşağının yaşadığı travmaların ne de sosyalist dünyanın yarattığı hayal kırıklıklarının cesaret ve inancı zedelememesi için bu sevgi ve tutku bağlarının güçlendirilmesi şarttır.

Türkiye sosyalist hareketi yaklaşık yüzyıllık bir birikime sahiptir. Türkiye sosyalist hareketinin bugün içinde bulunduğu subjektif konum ne olursa olsun, hiçbir şey bu objektif gerçekliği değiştiremez. Türkiye’de siyasal iktidarlar her uygulamalarında bu birikime dikkat ederken , sol saflarda buna yeterince önem verilmiyor olması son derece düşündürücü acı bir gerçekliktir. Bu birikimlere önem vermek,bir araya getirip sahip çıkmak hepimizin görevidir.

Eskiden sosyalist olmak için CHP ya da Kemalizm durağından geçmek gerekiyordu. Bugün böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. CHP’nin ipliği pazara çıkmış satılık siyaseti ve Kemalizmin bir şirketler topluluğuna dönüşmüş olması onları devrimci-sosyalist olmanın bir basamağı yapmaktan alıkoymaktadır. Günümüzde durumundan memnun olmayan herkes sosyalist olabilir. Bunun bir ara durağı ya da konağı kalmamıştır. Öte yandan ülkemizde devrimci olup olmama kararını insanların kendisi vermemektedir, devrimin itici gücü insanları seçmektedir. Ve bu güç insanları seçerken onların sınıfsal konumlanışlarına yani burjuva, küçük burjuva ya da proleter olmalarına bakmamaktadır. Bu anlamda üzerinde yaşadığımız topraklarda tarihsel olarak Doğu toplumlarına özgü bir aydın eylemciliği geleneğinde ısrar ediyor olmamız bir keyfiyeti içermemektedir. Nasıl ki bunun üst sınıflar tarafından soğurulabilmesinde gene uzlaşmacı aydın gelenekselliğinin ( sivilisazyon) etkisinden söz ediyorsak. Burada önemli olan geleneksel aydın eylemciliğinin üst sınıflar tarafından değil de ezilen ve sömürülen alt sınıflar tarafından benimsenmesinin yollarını açabilecek ideolojik- teorik yaklaşımların ortaya konulabilmesidir.

Kürt hareketi de gelinen noktada Türkiye solunun geçirdiği travmalara benzer bir bunalıma doğru hızla koşmaktadır. DTH sürecine bağlı gelişmeler bunu göstermektedir. Türkiye soluna benzemeye başlayan Kürt hareketi- belki erken konuşuyor olabiliriz ama -sonuçları bakımından benzer sona doğru sürüklenirse solun uğradığı akıbetten çok daha kötü sonuçların onları beklediğini söylemek kahinlik olmayacaktır.

Türkiye sosyalist kuşaklarının bazılarının iddia ettikleri gibi Kürt sorunuyla yeni değil eskiden beri ilgisi olmuştur. Türkiye sosyalist kuşağının eksikliği bu ilgiyi bir türlü programatik bir çerçeveye oturtamamış ya da bunu yansıtamamış olmasıyla ilgilidir. Tarih beklemeye gelmez. Tarihi oluşturan etmenlerin kuvveti subjektif niyetlere bağlı değildir. Sen gereğini yapmaz ya da geç kalırsan Kürt dinamiği de kendi gelişme momentini yakalar. Kürt hareketinin gelişme dinamiği gerçekte Türkiye sosyalist kuşağının içinden çıkmış olmakla birlikte , sübjektif anlamda solun eksik bıraktığı yerden soldan kopuşarak Kürt sorununa Türkiye’nin genel meselelerinden biri olarak bakılması gerçekliğini dayatmıştır. Gündemi bu denli işgal eden bu sorun karşısında onu görmezlikten gelen politikalar üreten Türk solunun başarılı olabileceğini düşünmek ham hayal olur.

Yeniyol sitesinde başından beri Kürt sorunuyla yakından ilgilenmeye çalıştık. İstediğimiz için değil sosyalizm öğretisi bunu öngördüğü için, bu öğretinin izinden gittik ve gitmeye de devam edeceğiz. Öcalan çizgisini Kürt realitesini bu öğretiye taşıdığı ölçüde , bu öğretinin Türkiye gerçekliğine bağlı izdüşümlerine – Demokratik Devrime- yakın düşen yanları ölçüsünde önemsiyoruz.

Kürtler ve Türk solu arasında ilişki konusunda yıllardır karşılıklı güvensizliğe dayalı bir bunalım söz konusudur. Türkiye solu açısından güvensizlik sorunun kaynaklanış noktası devlet eksenli yaşanan travmaya bağlı olarak Şeyh Sait isyanının işbirlikçi karakterinin etkisi ne kadar Türk aydının ruhsal şekillenmesinde- dolayısıyla da sol saflarda yansımalarını bularak- etkisi olmuşsa da, esas ana sorun birbirinden farklı kültürel davranış eğilimlerinde yatmaktadır. Pratik anlamda bu kültürel davranış eğilimi kaba biçimiyle iki kutupludur. Birincisi batı değerlerini ve uygulamalarını benimsemiş olanların doğunun insanına karşı şekillendirdiği bakış açısı modernlik ve barbarlık ikilemi üzerine oturduğundan bundan etkilenmiş sosyalist kuşaklar doğu insanına güven verici bir unsur olarak bakmamışlardır. Bu durum sanki onları devletin Kürtleri ikinci sınıf insan sayan politikasıyla örtüşen bir görüntü vermesine yol açmıştır. İkincisi Doğu insanın da karşıt temelde kültürel bir şekillenmesi bulunmaktadır. Doğu insanının davranışının temelinde tehlike olarak gördüğü batı tipi insana karşı bir güvensizliği vardır. Yakın tarihimizin Şeyh Sait isyanı bu farklı kültürel davranışların arasını devlet eksenli“işbirlikçi Kürt “ imajının derinleştirilmesi ile daha da açılmasına etki etmiştir. İlk kez ‘60’lı, ‘70’li yılların devrimci kuşakları bu güveni sağlama yönünde çaba göstermiş olsalar da ,bu güven sorunu bir türlü aşılamamış, siyasal mücadelenin ivmesi ve bunun içinde solun yaşadığı travmalara bağlı olarak Türkiye solu ve Kürt hareketleri arasında karşılıklı engellemeler ve yer yer çatışmalarla dolu dönemlerin yaşanması söz konusu kültürel eğilimlerin temel yapısını eskisinden daha korunaklı kalmasını beraberinde getirmiştir. ’84’ler sonrası Kürt hareketinin dinamiksel gelişimi, fakat öte yandan solun içine düştüğü yenilgi koşullarının oluşturduğu paradoksal görüntü, solda kendi beceriksizliğini örtme duygusal tepkisiyle orantılı Türkiye realitesinden uzaklaşma ve bu gelişmeyi aşağılama sonuçlarına yol açarken, Kürtlerde de ilkel milliyetçiliği tetikleyen kendini büyük görme ,her şeye muktedir olma ve benzer şekilde Türkiye solunu aşağılama anlayışlarının doğmasına ve böylece güvensizlik sorununun yeni biçimler alması sonuçlarını doğurmuştur.

Öcalan çizgisini temelde şekillenen bu anlayışların (şoven ve ilkel milliyetçi) ruhunu değiştirmeye çalıştığı için sitemizde önemsedik, önemsiyoruz ve önemsemeye de devam edeceğiz. Türkiye solunun da Kürtlere bakış açısı konusunda bu gelişmelere bağlı olarak ruh-i haliyetini artık değiştirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye solunun bu değişim içinde sentez oluşturabilecek yeni insan tiplerine ihtiyacı vardır. Sitemizde varolan tüm eksikliklerimize rağmen bu yeni insan tipinin gelişebilmesi yönünde gösterdiğimiz çabanın önemsenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Hal böyleyken iktidarın ayrım gözetmeksizin devrimci düşünce ve kişiliklere yönelik büyük çapta uyguladığı tecrit politikasının bütün hışmıyla sürdüğü günümüz koşullarında benzer uygulamaların Türkiye solunun geleneksel unsurları ve Kürtler arasında da özelinde Öcalan çizgisi ve bu güvensizliği aşma cesareti gösterenlere de uygulanıyor olması düşündürücüdür. Bunu site yazarlar grubumuzun bir bölümünün yürüttüğü” isimsiz inisiyatif çalışmaları” sırasında çıplak gözlerimizle gördük.

Egemen güçlerin terörü devrimcilerin sırtına yükleyerek onları marjinal bırakmaya çalıştığı, kendi iktidarlarının terörüne perde örmeye çalıştığı koşullarda, “girişim çabalarımıza” ilgili görünüp nasıl ilgisiz kalındığını gördük. Böylece boş bırakılan meydanların nasıl geleneksel uzlaştırıcı aydınlar tarafından telaşla doldurulmaya çalışıldığını gördük. Gerçek kabul gören doğruların bir sihirbaz gibi el marifetiyle olmasa da dil marifetiyle nasıl çarpıtılarak kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığına tanık olduk. Kendi aralarında Türkiye’nin aydınları unvanını kendilerine yakıştıranların , bu ülkede başka düşünen insanlar yokmuş gibi çalışmalarını gizli tutup başkalarıyla paylaşmama kibirliliğine bakacak olursak bu geleneksel unsurlarda değişen bir şey olmadığını bizlere göstermiştir. Aralarına kendileri gibi düşünmeyenleri kabul etmeyen bu elit tabakanın tüm karşı koyan çabalarına , sitemize ve yazarlarımıza yöneltilen tüm kaba ve çirkin iftiralara rağmen Kürt sorununu Mustafa Kemal’in bıraktığı yerden Türkiye gerçekliği içinde yeniden birlikte ele almayı, Öcalan’ın uzattığı eli bırakmamacasına tutmayı, Türkiye devrim kavgasının gereği olarak görüyoruz.

Devrimci mücadelede, bu mücadelenin ürünü olan her mevziiyi kazanma yolunda devrimci sorumluluk içinde davrananlarla, hiçbir gücün kendi pozitif gerçekliğini inkar etmeden hareket edilmesinin en doğru yöntem olacağını düşünüyoruz. Kendi mevzilerimizi kazanma mücadelesinin bugünkü önemi yadsınamaz bir gerçekliktir.

Kürt hareketinin Türkiye solundan kopma nedenleri konusunda belirleyici olan faktörleri kısaca yukarıda değinme fırsatı bulmuştuk, şimdi bunun yeniden bir araya gelme koşullarının belirdiği bir ortamda Öcalan’ın yerine getirdiği misyon aynı zamanda Türkiye soluna da bir görev yüklediği gerçeğinin görülmesi gerekir. Bunun karşısına konulmaya çalışılan tüm baştan çıkarma teşebbüsleri birer kapalı kutudur. Kürt sorunun kaderini büyük devletlerin , güçlü ulusların ellerine terk etmek demektir. Sitemiz Öcalan çizgisinin samimi unsurlarıyla sürdürmeye çalıştığı açık diyalogu bundan sonrada kararlı bir şekilde sürdürmeye devam edecektir. Bunun dışında kalan sinsice baştan çıkarma tekliflerini ise bundan sonra teşhir edecektir.

Kürt hareketi ve Türkiye solu arasındaki ilişki sorunlarını dikkatli bir şekilde sitemizin sütunlarında sorgulamaya devam edeceğiz. Yüzyıllardır birlikte yaşadığımız bu insanlarımızla daha uzun süre birlikte yapabileceğimiz çok şeyler vardır. Kuram ve uygulamalar açısından Doğu toplumlarının kaderinin belirlenmesinde tartışıp ortaya konulabilecek çok şeyler bulunmaktadır.

Sitemiz eleştiri konusunda eski moda nezaketlerin ardına gizlenmiş ukalaca her şeyi bilen olma tavrından uzak kalacaktır. Fakat söylenmesi gereken en ufak şeyi hiçbir gerginlik belirtisi göstermeksizin en somut biçimde gösteren yazılarla ağırlığını koruyacaktır. Siyasete bulaşmış mafyavari tüm oyunları bu sitede teşhir etmeye, siyaset dolandırıcılarının şahsiyetlerini tek tek açıklamaya özen göstereceğiz.

Yeniyol Türkiyeli devrimcilerin adaletsizliğe ve sömürüye karşı hıncının, özgürlüğe duyduğu bağlılığın ve onu korumaktaki kararlılığının daha iyi ifade edilmesinin ortak bir platformu olabilir sadece.

Devrimci yaşam Türkiye’ de mücadelelerle geçen göçebe bir yaşam demektir, büyük bir tutku demektir. Türkiye’de devrimci olmanın ayrıcalıklı bir yeri olduğunu, yaşadığı tüm fırtınalara rağmen güzelliğini koruduğunu tüm dosta ve düşmana göstermenin zamanı gelmiştir. Bu mücadelede yıllardır emeği geçmiş olanların yerlerinin her zaman korunması gerektiğini ve onların yaşamlarının yaşanan bu tutkuyla özdeşleşmiş bir hali bulunduğunu unutmamak gerekir. Hiçbir emek bir diğerine benzemez. Hiçbir aşkın bir diğerine benzemediği gibi. Ve devrimci tutkunun ateşi bu topraklarda her defasında yenilmez olarak küllerinden yeniden doğar. Yeniyol bunun için bir körük gibi çalışmaya devam edecektir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Yeniyol Nedir? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right