left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİLDİR Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Saturday, 10 April 2010

Nursel TOZKOPARAN'ın haberi  

kullanSavcı Sacit Kayasu…

Tam on yıl önce “darbe yapanlar yargılansın” dedi. Dedi demesine ama başına gelmedik kalmadı.

Üç yıl açığa alındı. Ve meslekten ihraç edildi.

”Doğruyu söyledim, dokuz köyden kovuldum. Onuncu köyün savcısı oldum” diyor Sacit Kayasu.

Mesleğe dönmek için yıllarca hukuk mücadelesi verdi. Ve nihayetinde avukatlık hakkını kazandı. Ama şimdilerde tek istediği savcı olarak tekrar görevine devam etmek.

Yeni Anayasa paketi değişikliği ile tekrar konu gündeme geldi. Basın tekrar Savcı Sacit Kayasu’nun peşine düştü. Röportajlar yapıldı. Aldığım duyumlara göre Doğan grubuna bağlı Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde savcı ile yapılan röportajlar yayınlanmamış.

Ben de merak ettim.

Gerçekten kendisi ile röportaj yapıldı mı?

Kimler yaptı?

Ve neden yayınlanmadı?

Soruların cevabını siz de merak ediyorsanız bu sohbeti kaçırmamanızı tavsiye ederim.

HEM HÜRRİYET HEM MİLLİYET RÖPORTAJI YAYINLANMADI

Sacit Bey, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri sizinle röportaj yaptılar mı?

Evet. Hürriyetten ilk bu olay olduğunda, 2000 yılında, geldiler. Bir de bundan bir ay önce falan geldiler. Ama röportajların hiçbiri yayınlanmadı. Son gelen deneyimli muhabire

dedim ki; “Zahmet ettin geldin ama bu yayınlanmayacak.” “Öyle bir şey olur mu?” dedi. Dedim ki; “Tamam sen Cumhurbaşkanları ile röportaj yaptın ama benle yaptığın röportaj yayınlanmayacak, göreceksin” dedim. Nitekim artık yayınlanması gereken süre olarak 4’üncü haftaya giriyor.

Daha önce de yani bu olay olduğunda İstanbul’dan çok tanınmış muhabirler gelmişti.

 

Kimler geldi?

Belma Akçura ile yine ismi Belma olan başka birisi geldi. İkisi de ayrı zamanlarda geldi. Yanlarında foto muhabirleri vardı. Bir sürü fotoğraf çektiler. Açıkçası ben ümitlendim onlardan. Fakat ilki yayınlamayınca, ikincisi geldiğinde aynı şeyi ona da söyledim. “Bu yayınlanmayacak, boşuna uğraşmayın” dedim. “Olur mu savcı bey?” dedi. “İyi o zaman sen sor ben söyleyeyim, benim kaybedecek bir şeyim yok” dedim. Gerek Hürriyet, gerekse Milliyet’te bu iki röportaj yayınlanmadı.

DOĞAN MEDYASININ DURDUĞU YER AYDINLIK GÖZÜKMÜYOR

Peki niçin yayınlanmadığını sordunuz mu?

İlk hafta yayınlanmayınca sordum. Haftaya yayınlanacağını söyledi. İkinci hafta da yayınlanmayınca üçüncü hafta hiç sormadım.

 

"Mesela Belma Hanım bir Ayşe Arman olsaydı herhalde yayınlanırdı.

Bilemiyorum.

Ayşe Arman da gelir yayınlanmazsa, o zaman herhalde Ayşe Arman gazeteciliği bırakırdı"

Peki sizce bu röportaj neden yayınlanmadı?

Şimdi herkesin bir duruşu var. Duruş önemli. Bugün Doğan Medyası’nın durduğu yeri ben biliyorum. O durduğu yer pek aydınlık gözükmüyor, karanlık gözüküyor. Aydınlıktan korkuyorlar.

Kimseyi yargılamamak lazım. Herkesin kendi dünya görüşü var. Ben gayet normal karşılıyorum. Arkadaşlara üzülüyorum çünkü bir dünya yol geliyorlar.

10 yıl önce Belma Hanımlarla bu konuyu konuştunuz mu? Neden yayınlanmadığı noktasında size geri döndüler mi?

Hiç sormadım. Biliyorum yani bildiğim şeyi niye sorayım?

Mesela Belma Hanım bir Ayşe Arman olsaydı herhalde yayınlanırdı. Bilemiyorum. Ayşe Arman da gelir yayınlanmazsa, o zaman herhalde Ayşe Arman gazeteciliği bırakırdı.

İDAM CEZASI GEREKTİREN BİR SUÇU İŞLEYEN BİRİSİNİ NİYE DAVA ETMİYORUM

10 yıl önce ilk defa 12 Eylül Darbesini gerçekleştirenlerin yargılanmasını gündeme getirdiniz. İlk siz getirdiniz değil mi?

Evet. Başka kimse yok zaten. 

O dönemde böyle bir konuyu gündeme getirmek nereden aklınıza geldi? Korkmadınız mı?

Korkunun ecele faydası yok.

Bu yapılması gereken bir şeydi. Neden? Bir misal olarak söylüyorum. Gaziantep’te çocuklar baklava çalmış. Mahkeme bunlara 9 yıl ceza verdi. Bu çocuğun yaşı 15 veya 16… Mahkeme bu kararı içi kan ağlayarak verdi. Kalkıp da 15-16 yaşındaki bir çocuğa 9 yıl hapis vermek hakimin vicdanını sızlatır ama ne yapsın? Kanun öyle. Diğer taraftan ben çok orman davası açtım. Orman davası nedir?  6831 sayılı Orman Kanunu var. Orada maddeler var. Der ki: “Ormandan izinsiz ağaç kesen veya çalı çırpı toplamak suçtur. Çalı çırpı toplamak bile orman kanuna göre ağır bir suç. Ben bunu dava ediyorum da öbür taraftan idam cezası gerektiren bir suçu işleyen birisini niye dava etmiyorum? Üstelik bir sürü insan bundan zarar görmüş. Ben zaten iç huzuru bulabilmek için avukatlıktan savcılığa geçtim.

ÇOK DAVA KAZANDIM AMA ÇOK HAKLI DAVAYI DA KAYBETTİM

 Nasıl yani?

Avukatken adaleti yerine getiremiyorsun. Kim veriyor kararı? Hâkim, savcı veriyor. 12 yıl avukatlık yaptım. Çok dava kazandım ama çok da haklı davayı kaybettim. Adam haksız olur da ne yapalım dersiniz? Her dava kazanılmaz. Ama öyle şeyler oldu ki aynı mahiyette üç davanız var, birini kazandınız, birini kaybettiniz, birini yarı yarıya kaybettiniz. Şimdi siz müvekkil olarak sormaz mısınız? Bu davayı kazandın çok güzel ama öbür dava da aynı mahiyetteydi. Aynı sebepten doğan alacaklı, ya da aynı sebepten bir davaydı diye sormaz mı? Arkadaş benden değil, hâkimden kaynaklanıyor. Kimi bunu anlıyor, kimi anlamıyor. Onlar anlasa bile ben huzursuz oluyorum, Şimdi akıl var mantık var. Ya haksızsındır hepsini kaybedersin, ya da haklısındır hepsini kazanırsın. Hatta bir tanesi çok enteresan bir araba davasıydı. İcrayla ilgiliydi. Birinde davayı kazandık, birinde kaybettik. Yani birinde araba bizim, diğerinde sizin diye karar çıktı. Dedim ki;  “Hâkim bey ne yapacağız? Bu arabayı ortadan mı böleceğiz şimdi?” Temyiz ettim. Temyizde birini kazandık, birini kaybettik. Yani olmuyor. En sonunda temyizde kaybettiğimiz zaman, kazandığımızı emsal gösterdik. O zaman kazandık ama aradan aylar, yıllar geçti. Bunlar beni manevi yönden çok rahatsız ediyordu.

Bu bir görevdi diyorsunuz. Bu görevi başka kimse üstlenmedi mi?

Onu ben bilemem. Ben şundan rahatsızım; üç kuruşluk bir şey için dava açacağım ama diğer taraftan idamı gerektiren bir şey için dava açmayacağım. Ailemde o kadar çok subay var ki, dava açmayı ben kendi başıma düşünmedim. Bunlar ceza alsın, dava açılsın diye şikâyet dilekçesi verdim. Birçok kişinin de şikâyet dilekçesi verdiğini biliyorum ama hep takipsizlik kararı verildi. “Ben şikâyet edersem belki dikkat ederler” diye düşündüm. Aynı zamanda bu takipsizlik kararlarını savcılar bir yerde mazur görüyorlar

 “Efendim darbeye teşebbüs suçtur, gerçekleştirmek suç değildir”.

Üstelik bunu anlı şanlı profesörler söylüyor. Arkadaş senin bu misalin neye benziyor biliyor musun? Adam öldürmeye teşebbüs suçtur, adam öldürmek suç değildir.

Bu hangi mantığa sığar? “Onlar kendi hukukunu getiriyor” diyorlar. Doğru buna itirazım yok. Peki o getirdiği hukuk doğru mu, geçerli mi? Bir de oradan bakmak lazım"

kullan

Niye mazur görüyorlar?

Şimdi geçici 15’inci maddeyi dikkatli okumazsan; “Bunlar yargılanamaz” dersin. Ama ben dikkatli okuyunca orada bir açıklık gördüm. O açıklık şu; 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren ilk yerel seçimler yapılana kadar, bu süre içerisinde, görev yapan Yargıtay eski üyeleri vs. ile ilgili 2356 sayılı kanunda konulmuş olan Milli Güvenlik Konseyi üyeleri hakkında hukuki hiçbir mesuliyet söz konusu olmaz, yani dava açılamaz diyor. Madde bu. Şimdi bunu normal şartlarda, normal bir hâkim, savcı, avukat okuyunca; “Bunlar yargılanamaz” der. Ama biraz düşününce 2356 sayısı kanun işin püf noktası. Neden püf noktası? Yargılanmayacak olan kim? 2356 sayılı kanunla konulmuş olan Milli Güvenlik Konseyi. Peki, bu kanun ne zaman kabul edilmiş? 12 Aralık 1980’de. Yani o tarihten önce Milli Güvenlik Konseyi gibi bir konsey, hukuken ve kanunen yok. Yani 2356 sayılı kanunun kabul edildiği tarih olan 12 Eylül 1980 ile 12 Aralık 1980 arasında 3 aylık bir boşluk var. O 90 günlük süre için gerek Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, gerekse Danışma Meclisi üyeleri v.s. hepsi yargılanabilir. Tabii eğer bir suç varsa.  

HUKUKİ ENGELİN OLDUĞU YERDE ZAMAN AŞIMI İŞLEMEZ

Şimdi darbe suç mu değil mi? Bu sefer ona gelmek lazım.

Darbe suçtur. O gün için darbeye teşebbüs eden Talat Aydemir ve Fethi Gürcan idam edilmiştir. Bazıları diyor ki; “Efendim darbeye teşebbüs suçtur, gerçekleştirmek suç değildir”. Üstelik bunu anlı şanlı profesörler söylüyor. Arkadaş senin bu misalin neye benziyor biliyor musun? Adam öldürmeye teşebbüs suçtur, adam öldürmek suç değildir. Bu hangi mantığa sığar? “Onlar kendi hukukunu getiriyor” diyorlar. Doğru buna itirazım yok. Peki o getirdiği hukuk doğru mu, geçerli mi? Bir de oradan bakmak lazım. Şimdi oradan baktığınızda o hukuk geçersizdir. Darbe silahlı yönetim demektir. Ben senin anlına silahı dayayacağım; “Şurayı imzala bakalım. İşte falan kişiye şu kadar borcun vardır buyur senet” diyeceğim. Bu senet geçerli midir? Geçersizdir. Çünkü silah zoruyla imzalatan bir senet var. Peki, bu geçici 15’inci madde geçerli mi? Geçersizdir. Ama mademki bugün o Anayasa ile idare ediliyoruz, o madde orada yürürlükte o zaman geçersiz olduğu halde 15’inci madde bir hukuki engel teşkil eder. O madde orada durduğu sürece kimse onlar hakkında dava açamıyor. Vatandaş olarak şikâyet ediyorsunuz. Savcı Anayasa’ya bakıyor. “Arkadaş bunlar yargılanamaz” diyor ve takipsizlik kararı veriyor. O dönemde görev yapan ve suç işleyen hiç kimse yargılanamıyor. Bu hukuki bir engeldir. Hukuki engelin olduğu yerde zaman aşımı işlemez.

Herkes zaman aşımının dolduğunu söylüyor. 

Kardeşim zaman aşımı dolmadı. İşlemedi bile. Çünkü Anayasa’nın kabul edildiği 1982’nin Kasım ayından itibaren zaman aşımı durdu. O tarihe kadar da zaten fiili imkânsızlık vardı. Şimdi fiili imkânsızlıkta da zaman aşımı işlemez. Çünkü direnemiyorsun, şikâyet edemiyorsun. Şikâyet müddeti geçiyor. Ondan sonra da; “Hadi git, nereye şikâyet edersen et” diyor. Müddeti geçti ya. O geçerli bir savunma değildir. Sen oradan savcıya gidip dava etme imkânından mahrumsan, ortada bir fiili imkânsızlık vardır. Her halükarda onların yargılanmasına hiç bir şey engel değil. Ama yargılanmasını istemeyenler karşımıza bir sürü pürüz çıkartıyorlar. “Efendim geçici 15’inci madde kalksa bile zaman aşımı doldu” diyorlar. İşlemedi ki geçsin. İkincisi ve en önemlisi ben iddiaları zaman aşımı dolmadan tanzim ettim. Şimdi zaman aşımı dolmadan iddiaları tanzim edince o zaman yürürlükte olan ceza kanununa göre yarı oranında zaman aşımı uzar. Bu suçunu zaman aşımı 20 seneydi, 10 sene daha uzar ve 30 seneye çıkar. Yani 15’inci madde kalsa da, kalkmasa da benim iddianamem mahkeme önüne geldiği anda o darbeyi yapan kişiler yargılanır. Bu kadar basittir.  Kaldı ki kalkıktan sonra hepsi yargılanır. Danışma Meclisi üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekilleri, bakanlar… Tabi bunlar bir tek şart var. Suç işlemişse yargılanırlar. Suç işlememişse kimi, neden yargılayacaksın?

SAVCI YAPACAĞI ŞEYİ BAŞKA KİŞİYE SÖYLER Mİ?

Savcı yapacağı şeyi başka kişiye söyler mi? Öyle şey olur mu?

Benim hanımın bile haberi olmaz. O zaman bu savcılık olmaz ki. Dedikodu olur. Evlendiğimizde hanımla bu yüzden çok kavga ettik.

Başkalarını örnek gösterdi. Bana ne onlardan. Ben savcıyım, benim yaptığım şey gizli.

kullan

Bu iddianameyi hazırlamadan önce savcı ve avukat arkadaşlarınızla görüştünüz mü?

Hem de kaç kişiyle…

Size ne dediler?

Herkes gayet güzel olduğunu söyledi ama “beni sakın verme” dediler. Niye? Başı derde girer diye. Kardeşim ben savcıyım başım niye derde girsin? Asıl iddianamede sanık olarak gözüken kişilerin başının derde girmesi lazım. Ama onlar haklı çıktı.

Bildiğim kadarıyla ailenizde çok asker var. Onlarla istişare yaptınız mı?

Onlarla niye istişare yapayım? Onlar kalkıp da aç demez.

Ben böyle bir iddianame hazırlayacağım demediniz mi?

Savcı yapacağı şeyi başka kişiye söyler mi? Öyle şey olur mu? Benim hanımın bile haberi olmaz. O zaman bu savcılık olmaz ki. Dedikodu olur. Evlendiğimizde hanımla bu yüzden çok kavga ettik. Başkalarını örnek gösterdi. Bana ne onlardan. Ben savcıyım, benim yaptığım şey gizli. Tahkikat gizliyse bundan senin de haberin olmayacak demektir. Baştan çok kavga ettik.

İDDİANAMEYİ İŞLEME KOYMAYACAKLARINI AKIL BİLE EDEMEDİM

Onların haklı çıktığını söylediniz. Sonucun sizin aleyhinize dönüşeceğini tahmin ediyor muydunuz?

Kısmen tahmin ediyordum. Ama iddianameyi işleme koymayacaklarını akıl bile edemedim. Eğer işleme koymayacaklarını bilseydim bu işe kalkışmazdım. Yani savcının iddianamesi işleme konulmayacak. Hiç aklınıza gelir mi sizin? Olacak şey mi bu? Sıradan bir insan değilim ki. Ama benim iddianame şikâyet dilekçesi oldu. Yani başsavcı kalktı buna sanki şikâyet dilekçesi gibi takipsizlik kararı verdi. Bu hukuken hem suçtur hem de o takipsizlik kararı yoktur. Kanunen, hukuken yok hükmündedir. Hukukta kavramlar var. Bu kavramlardan birisi yok sayılma, yok hükmünde olduğudur. Başsavcının öyle bir takipsizlik kararı verme yetkisi yok. Bırakın takipsizliği başsavcının benim yazdığım iddianamenin üzerinde en ufak bir işlem yapmaya yetkisi yok. Bakanın bile yok. 

Buna nasıl cesaret ediyorlar? Neye göre yapıyorlar?

Neye göre yapacaklar? Yukarıdan aldıkları talimata göre.

Yetkisi olmadığını söylüyorsunuz…

Yukarıdan, bakanlıktan aldığı talimata göre. Çünkü Başsavcı baştan; “Bu bizim yetkimizde değil, bunu DGM’nin görmesi gerekiyor” diyordu. Hatta 30 Mart 2000 tarihli Cumhuriyet gazetesini açıp bakabilirsiniz. Orada Başsavcının bu sözünü göreceksiniz. Aynı zamanda ATV televizyonunda canlı olarak ben bunun kaydını da yaptım. Ne faydası var? Hiç. Ben gücü elimde bulundurmuyorum. Güç şu anda iktidarda olanlarda. O zaman kimdeyse onların dediği oluyordu. Sen haklıymışsın, haksızmışsın, savcıymışsın hiç önemli değil.

İHRAÇ HİÇ AKLIMA GELMEDİ, GELSEYDİ BELKİ YAPMAZDIM

Peki, pişman oldunuz mu? Yani şu gün düşündüğünüzde; “keşke hiç karıştırmasaydım” dediniz mi?

kullan

  Ak Parti iktidara gelince belki bunlardan bir umut buluruz diye o zamanki Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e gittim. Bakan bana, “Savcı bey ben sorunları bilmiyorum. Sizin bu durumunuz ne olacak bir soruşturalım” dedi. 3 yıldır açıkta olduğumu, hiç olmazsa mesleğe tekrar iade etmelerini söyledim. Dedi ki; “Dosyanı getir bakalım neymiş?” Bir haber geldi, sen ihraç edilmişsin. Beynimden vurulmuşa döndüm.

Şikâyet dilekçesi kabul edileceğini bilseydim yapmazdım. Yani ben üzüm yemek istedim, derdim bağcıyı dövmek değildi. Şimdi ne oldu? Bu bir işe yaramadı. Olan bana oldu. O bakımdan ceza versinler, sürgün etsinler ama ihraç hiç aklıma gelmedi. Belki aklıma gelseydi onu yapmazdım. İhraç edilmek kolay bir şey değil.

Tabiî ki meslekten ihraç edilmek ağır bir şey olmalı…

Gepgenç yaşımda, üstelik de bütün notlarım en iyiyken. Bir tanesi değil, hepsi yıldızlı pekiyi.

Bir ara sizin orduya, askere bir antipatinizin olduğu söylendi. Var mı böyle bir şey?

Niçin antipatim olsun?

Dava açtığınız için herhalde…

Kayınpeder Albay, bacanak Albay diyorum. Şimdi bunlarla ben hala görüşüyorum. Diğer akrabalarla da hala görüşüyorum. Ne alakası var? Ben ordu evinden ayrılmam, her gün oradayım. Benim askerle bir düşmanlığım yok ki.

SUÇ İŞLEYEN ASKER OLUNCA, ONUN HAKKINDA HİÇBİR ŞEKİLDE DAVA AÇILMAYACAK MI?

Bu iddianameyi hazırladıktan sonra asker kökenli akrabalarımız size tepki gösterdiler mi?

Çevremden bırakın asker kökenliyi, diğer hısım akrabalar bile “Niye yaptın?” dediler. Önce 3 yıl açığa alındım sonra ihraç edildim. “Niye yaptın. Bak işte başına gelenleri gördün mü? Hiç aklına gelmedi mi?” dediler. Gerçekten aklıma gelmedi. Üzüldüler yani.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kimse 3 yıl açıkta kalmamıştır. Ne yani iddianame tanzim etmek suç mu? Bu vazife ya! Bundan dolayı bana görevi kötüye kullanmaktan dolayı ceza verdiler. Hem HSYK’ ya hakaretten, hem de devletin askeri kuvvetlerine hakaretten ceza verdiler. Şimdi Kenan Evren devletin askeri kuvveti midir Allah aşkına? Ben bir tek O’nun hakkında iddianame tanzim ettim. Yok, efendim iddianamedeki sözler orduya hakaretmiş. Ben kendim orduda, askerde kalmak için dilekçe verdim. Oğlumu askeri liseye yazdırmak için uğraştım, insanları devreye soktum. Bu zihniyet nasıl bir zihniyet? Ben anlamıyorum. Suç işleyen asker olunca O’nun hakkında hiçbir şekilde dava açılmayacak mı? Öyle şey olur mu? Bu nasıl adalet, nasıl hukuk?

Açığa alındıktan sonraki süreç nasıl gelişti?

Ondan sonra iktidar değişti. Ak Parti iktidara gelince belki bunlardan bir umut buluruz diye o zamanki Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e gittim. Bakan bana, “Savcı bey ben sorunları bilmiyorum. Sizin bu durumunuz ne olacak bir soruşturalım” dedi. 3 yıldır açıkta olduğumu, hiç olmazsa mesleğe tekrar iade etmelerini söyledim. Dedi ki; “Dosyanı getir bakalım neymiş?” Bir haber geldi, sen ihraç edilmişsin. Beynimden vurulmuşa döndüm.

Siz Cemil Çiçek ile görüştükten sonra mı ihraç edildiniz?

Evet.

kullan

"Senin darben, benim darbem. Öyle şey mi olur? Darbe suçtur. 28 Şubat da suçtur, 12 Eylül de suçtur, öbürü de suçtur.

28 Şubat’ı onlar kendi zihniyetleri açısından tehlikeli görüyorlar. 12 Eylül’ü tehlikeli görmüyorlar. Hukukçu olarak benim mantığıma, benim düşünceme uygun bile olsa darbe suçtur.

Gözüm kapalı iddianamesini yazarım. Demokrasiye inanırsan darbe suçtur."

Açığa alındığınız dönemde Adalet Bakan kimdi?

Hikmet Sami Türk

Açığa alındığınız zaman Hikmet Bey ile görüştünüz mü?

Görüşmedim çünkü onun temsil ettiği yerin görüşünü biliyorum. Açığa alındıktan bir hafta sonra benim savcılıktaki odamın kilitleri değiştirildi. Odaya pat diye girmeyeyim diye anahtarı bana verilmedi. Bunu bakandan izin almadan yapabilir mi? Demek benim ihraç edileceğim o zamandan belliydi.

ÖZELLİKLE AK PARTİ İKTİDARINDA İHRAÇ EDİLMEYİ BEKLEMİYORDUM

Ama bu Ak Parti döneminde resmileşti ve ihraç edildiniz…
Hiç beklemiyordum ama resmileşti. Özellikle Ak Parti iktidarı zamanında ihraç edilmeyi hiç beklemiyordum.

İhraç edildikten sonra Cemil Çiçek ile tekrar görüşme talebinde bulundunuz mu?
Niye görüşeyim ki? İhraç kesinleştikten sonra görüşsem ne olacak? Sonra benim durumum bilinmiyor mu?

PEKİ, SAVCILIĞA NİYE DÖNMÜYORUM 

Peki, neden sizce?
Asker korkusundan başka bir şey değil. Ben her Ak Parti’nin hiçbir zaman samimi olmadığını düşünüyorum. AİHM’de davayı kazandığım halde 1.5 yıldır mesleğe geri döndürmüyorlar. Avukatlığa döndüm. Peki, savcılığa niye dönmüyorum? Hala Ak Parti iktidarda.

AİHM’de dava kaç yıl sürdü?

8 sene sürdü. 

8 yıl boyunca ne yaptınız? 

Ne 8’i 10 yıl. Avukatlık yapamıyorsun, hukuk müşavirliği yapamıyorsun, devlet memurluğu yapamıyorsun. Özel sektörde sabıkalısın diye kimse zaten sana iş vermez. Hadi verdiler diyelim ki hukukla ilgili olmadıktan sonra ben ne yapacağım?

10’uncu köyün savcısıyız.

Mesleğe dönmek için HSYK’ya ne zaman başvurdunuz?

24 Şubat 2009’da. Hala ses seda yok. AİHM kararı olduğu halde niye hala karar verilmiyor?

AİHM’den karar ne zaman çıktı?

13 Kasım 2008’de karar çıktı.

Türkiye 41 bin Euro ceza aldı.

O önemli değil ne olacak? İsterlerse ben o parayı vereyim.

Cemil Çiçek’ten sonra başka bakan geldi. Onunla görüşmeyi düşünüyor musunuz?

Görüşmeye gittim de görüşemedim.

Niye?
Yoklardı. Ben şimdi telefon etsem bana kim randevu verecek? Mümkün mü?

“Ak Parti bana verdiği sözleri yerine getirmedi, hatta ihracım Ak Parti döneminde oldu” diyorsunuz. Bu Anayasa paketi içinde geçici 15’inci maddenin değiştirilmesi size verilen sözle alakalı olabilir mi?

Benle ne alakası var? Yani 15’inci madde kaldırılırsa ben göreve mi döneceğim?

AİHM’YE ÖDENEN PARAYI GERİ ALABİLİRLER

Sizin 10 yıl önce söylediğiniz “darbeciler yargılansın” sözünüzü gerçekleştirmek için olabilir mi?

Burhan Kuzu ile bir panelde tartıştım. En sonunda, “Ya Savcı bey senin için özel kanun çıkarttık” demek zorunda kaldı. Ne oldu? Çıkarttılar mı? 2003’den 2010’a kadar 7 sene geçti. Ben ondan da vazgeçtim. AİHM’den karar çıkartmışım. Sen Anayasa’da 90’ıncı maddeye yazmışsın. Demişsin ki; “AİHM kararına bütün kurum ve kuruluşlar uymak zorundadır”. O zaman uy. Ben başka bir şey istemiyorum. Yani özel kanun çıkartmana gerek yok. Sen sadece mahkemenin kararına uy yeter. İstanbul Barosu beni almamak için epey direndi. Ama Barolar Birliği; “Arkadaş ortada AİHM kararı var. Sen bunu almak zorundasın” dedi ve almak zorunda kaldılar. Şimdi Bakan’ın da HSYK’ya; “Arkadaş bu adam müracaat edeli bir yıl oldu. Bu adam hakkında sen bir yıldır gecikiyorsun. Bunu artık alacaksın, almazsan senin hakkında şöyle yaparım, böyle yaparım demesi lazım. En azından bana ödenen tazminatı onlardan geri almak bile yeter.

Yani AİHM’ye ödenen parayı geri alabilirler mi?

Evet yapabilirler. Zaten kanun var.

Neden bunu talep etmiyorlar? Güçleri mi yetmiyor yoksa korkuyorlar mı?

Askeri karşısına almaktan korkuyorlar. Yoksa HSYK’dan mı korkacak?

Niye yapmıyor o zaman?

Onların 80 Anayasası veya darbecilerin yargılanması gibi bir dertleri yok ki. Onların dertleri 28 Şubat. Burhan Kuzu öyle söyledi. “Kardeşim sen de 28 Şubat’a dava aç” dedi. “Bakın Burhan Bey ben savcıysam önüne gelen şey için dava açamam. Benim yetkim var. Yetkimin dışında hiçbir şey açamam. Bizde yer itibari ile yetki vardır. Ben Adana savcısıyım. 28 Şubat sadece Ankara’da işlenmiş. Ben Ankara’da işlenmiş suçun davasını açamam. Ankara savcılarına istediğinizi söyleyin. Ama bana söyleyemezsiniz” dedim.

Burhan Kuzu size 28 Şubat için mi dava açmanızı istedi?

Evet. Eğer öyle bir şey yapsaydım beni koruyacaklarmış. Ama 12 Eylül olunca korumuyorlar. Çarpık bir bakış açısı. Senin darben, benim darbem. Öyle şey mi olur? Darbe suçtur. 28 Şubat da suçtur, 12 Eylül de suçtur, öbürü de suçtur. 28 Şubat’ı onlar kendi zihniyetleri açısından tehlikeli görüyorlar. 12 Eylül’ü tehlikeli görmüyorlar. Hukukçu olarak benim mantığıma, benim düşünceme uygun bile olsa darbe suçtur. Gözüm kapalı iddianamesini yazarım. Demokrasiye inanırsan darbe suçtur. Ama bunlar demokrasiye falan inanmıyorlar. En azından şu AİHM kararından sonra bir yıldır, elinde iktidar, 337 milletvekilin var. Yap kardeşim. Üstelik olmayacak bir şey yok. Askeri karşına almışsın, ondan dahi korkmamışsın. HSYK’dan mı korkuyorsun? Ondan da korkmuyorsun. Bakan ile HSYK devamlı çatışıyor. Ama Sacit Kayasu nasılsa ihraç edilmiş, boş ver deniliyor. 3 yıl boyunca lojmanda kimse kapımı çalmadı, Ama işte gündem değiştiğinde basın akın etti. Ertesi gün unuttu. Benim iki gün basında yer almak gibi bir derdim yok. Benim tek derdim mesleğe geri dönmek. Mesleğe geri dönmeyeceksem avukat olarak devam edeceğim. Büro bakıyorum. Yüzlerce, binlere avukat var ama Sacit Kayasu gibi savcı yok.

15’inci madde gündeme geldikten sonra Kenan Evren’in açıklamaları oldu. Bu açıklamaları nasıl okuyorsunuz?

Toplumda bir merhamet duygusu yaratmak, başka bir şey değil. Kalkıp intihar edecek değil. Bir eli yağda, bir eli balda. Emrinde korumaları, emekli cumhurbaşkanı, beyler paşalar gibi yaşıyor. Niçin intihar etsin? Zaten yargılama olsa bile, Allah geçinden versin, mahkeme bitmeden ölüp gider. Niye intihar etsin? Hele o yaşlarda hayat daha tatlıdır. Çünkü çok az zamanı kaldığı için o çok tatlıdır. Bir günü bile yaşamak ister insan.

MEVCUT ANAYASA SİLAH ZORUYLA DAYATILMIŞ BİR ANAYASADIR

kullan

  Eğer HSYK sırf hukuk kuralları içerisinde iş yapmış olsaydı beni ihraç edemezdi.

Çünkü benim yaptığım suç değil. Suç olmayan bir şeyden dolayı kalkar sen hâkim, savcı ihraç edersen bu elbette diğerlerini de susturur.

Çünkü biz onlara kötü örnek oluyoruz. Aman ha sesini çıkartırsın veya yukarını hoşuna gitmeyen bir şey yaparsan başına bu gelir. Ve adam pısıyor.

Hâlbuki adalet pısarsa, güçlüler o zaman seslerini daha çok çıkartırlar..

Siz bu hazırlanan Anayasa paketini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eksikleri, hataları var ama bence olumlu. Aslında olması gereken Anayasa paketi değil,  toptan Anayasa değişikliği. Mevcut anayasa silah zoruyla dayatılmış bir Anayasadır. Yani tümden geçersizdir. Tümden geçersiz olmasına rağmen biz hala onunla idare ediliyoruz. Bu Türkiye’nin ayıbıdır,  başka bir şey değil. Nasıl silahla senet imzalatınca geçersiz olur. Bu da öyle.

Anayasanın değişmemesine muhalefet destek vermiyor...

Ak Parti’nin gücü yok mu? Referanduma gitmeyecek mi? Topyekûn anayasa değişikliği yapsın, hemen götürsün. Niye kademe kademe götürüyor? Bunu yapmaya gücü yetenin, öbürüne gücü yetmez mi?

Peki sizce niye böyle yapıyor?

Ne bileyim? Onu AK Parti’ye sormak lazım.

HSYK SIRF HUKUK KURALLARI İÇERİSİNDE İŞ YAPMIŞ OLSAYDI BENİ İHRAÇ EDEMEZDİ

Biliyorsunuz HSYK’nın Adalet Bakanlığı ile sürtüşmesi var. Sizce kim haklı? HSYK’nın yapısında sorun var mı?
Olmaz olur mu? Zaten sorun olmasa şu benim başıma gelenler olmazdı. Eğer HSYK sırf hukuk kuralları içerisinde iş yapmış olsaydı beni ihraç edemezdi. Çünkü benim yaptığım suç değil. Suç olmayan bir şeyden dolayı kalkar sen hâkim, savcı ihraç edersen bu elbette diğerlerini de susturur. Çünkü biz onlara kötü örnek oluyoruz. Aman ha sesini çıkartırsın veya yukarını hoşuna gitmeyen bir şey yaparsan başına bu gelir. Ve adam pısıyor. Hâlbuki adalet pısarsa, güçlüler o zaman seslerini daha çok çıkartırlar. Adalet güçlüye karşıdır. ,

"Yalnız hâkimi, savcısı için değil bütün devlet memurları için bir kural vardır:

Karışma, konuşma, çalışma.

Bunu yapan rahat eder.

Benim gibi çalışırsa, hele benim gibi karışırsa, hele hele savcılıktan ayrıldıktan sonra olduğu gibi konuşursa yandı ki ne yandı"

kullan

İDEAL BİR DEVLET MEMURU DEĞİLİM, TAM TERSİNE İDEAL MUHALİFİM

Cumhuriyet Savcıları gerçekten bağımsız karar verebiliyorlar mı? Mesela askerin baskısı var mı?

Hayır, ama manevi baskı vardır. Maddi hiçbir baskı yoktur. Yani bakan bile savcılara doğrudan doğruya bir telkinde bulunmaz. En azından ben görev yaptığım zaman içerisinde ne bana, ne yakınlarımdan herhangi birine böyle bir baskı gelmedi. Doğrudan şunu yapacaksın, yapmayacaksın diye baskı gelmedi. Ama manevi bir baskı her zaman var.

Nasıl var?

 İşte HSYK’nın olur olmaz cezalar vermesi, Bakanlığın olur olmaz müfettiş görevlendirmesi hâkim ve savcıyı manevi yönden ezer. O manevi baskı sebebi ile yanlış kararlar verilebilir. Yalnız hâkimi, savcısı için değil bütün devlet memurları için bir kural vardır. Karışma, konuşma, çalışma. Bunu yapan rahat eder. Benim gibi çalışırsa, hele benim gibi karışırsa, hele hele savcılıktan ayrıldıktan sonra olduğu gibi konuşursa yandı ki ne yandı. İdeal bir devlet memuru değilim, tam tersine ideal muhalifim

Ak Parti’nin özellikle yargı noktasındaki icraatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Diğer iktidarlara kıyasla olumlu buluyor musunuz?

Ben Ak Parti’yi samimi bulmuyorum. İcraatları olumlu da olsa samimi bulmuyorum. Çünkü Ak Parti belli bir ideolojiden bakıyor. Kendine göre belli bir siyasi düşüncesi mutlaka olacak. Amacı tarafsız bir yargı veya daha demokratik bir Türkiye değil. İlk etapta, en azından kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor.  Yani hep yandaş deniyor ya. Yandaş değil ama kendisine engel çıkartmayacak bir yargı, engel olmayacak bir medya, engel olmayacak bir iş dünyası oluşturmak istiyor. Bu bütün partilerin ortak düşüncesi. Ama bir de insanda hak ve nefaset duygusu denen bir şey vardır, onun olması lazım. Ak Parti’de bu yok. Ak Parti diğer partiler gibi hep tek pencereden bakıyor. Bu normal karşılanabilir ama Batı’da böyle değil. Batı’da eğer A partisi doğru bir şey yapmışsa, B partisi muhalefet de olsa onu destekliyor. Ak Parti’nin muhalefetini daha görmedik. Muhalefete düşse bugün ak dediğine yarın kara diyeceğinden eminim. Çünkü bugüne kadar sergiledikleri tavır onu ortaya koyuyor. Kendilerine yandaş bir iş dünyası, medya yarattılar. Bu açık. Kendilerine yandaş bir yargı yaratma özlemi var diyorum. O da açık.

Yani yargıya hakim olmak mı istiyor?

Öyle olduğunu varsaysak, kabul etsek bile “mahkeme kadıya mülk değildir” diye bir laf var. Ak Parti iktidarda ömür boyu kalacak değil. O da muhalefete düşecek. Şimdi muhalefete düşerse, kendi kurduğu tuzağa kendisi de düşmüş olur. İktidardaki partinin yandaşı olacak bir yargıyı yaratmak için eğer tedbir aldıysa ne olacaktır? Yarın iktidardaki parti de aynısını yapacaktır. O zaman Ak Parti ne diyebilecektir? Hiçbir şey. Halbuki tarafsız davransa, Türkiye’nin menfaati, daha ileri gitmesi, demokrasini daha ileri gitmesi için gayret göstermiş olsaydı o zaman Ak Parti’nin söyleyecek çok şeyi olurdu. Muhalefetin bazı önerileri yanlış mı? Doğru. Onlara destek çıkıp; “Arkadaş haklısın” dese farklı olur. Yarın kendisi muhalefete düştüğünde bu sefer iktidarda olan partiye; “Bak arkadaş ben seni falan tarihte destekledim çünkü sen haklıydın. Şimdi sen de beni destekle çünkü ben haklıyım” diyebilmeli. Kaldı ki demokrasi sırf tenkit, muhalefet değildir. Demokrasi sırf kendi iktidarını sağlamlaştırmak değildir. Demokrasi her şeyden önce vatanın, milletin menfaati uğruna kullanılmalı. Yani herkes kendine Müslüman. Ya Müslümanlık ortaktır 

HSYK’nın yapısında da bir arıza olduğunu söylüyorsunuz. Ak Parti bu yapıdaki bozukluğu düzeltmeye çalıştığını söylüyor.

Yaptıklarına itirazım yok benim.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE İTİRAZLARIM OLMAKLA BERABER DESTEKLİYORUM

Doğru yaptıkları bir şey yok mu?

Elbette var. Anayasa değişikliğine benim itirazlarım olmakla beraber destekliyorum. Fakat desteklemem kayıtsız, şartsız destekleme değil. Bunun eksikleri, yanlışları var.

"Türkiye’nin her yerinden bir sürü destek geldi.

Ama baktılar ki iddianame işleme konmadı, mahkeme açılmadı.

Herkes sustu, pıstı. Bu iş böyle"

kullan

Mesela Anayasa raportörünü Anayasa Mahkemesi veya HSYK’ya üye seçiyor. Anayasa raportörü normal şartlarda 5-6 yıllık bir hakim, savcı veya bir akademisyen. 30-40 yıllık hizmeti olan birisi seçilemiyor ama 5-6 yıllık seçiliyor. Bakın devlet memurluğunda kurallar vardır. Ehliyet, liyakat, kıdem. Siz ne yaparsınız? Bunları eşitler arasından alırsınız. Mesela hukuk fakültesini bitirmesi ehliyettir. Liyakat dediğimiz bu işe gerçekten layık olması. İkisi de eşitse, yani hem hukuk diploması var, hem de başarılıysa bu sefer daha kıdemli olanı tercih edersin. Ama sen daha kıdemli olanı değil de sana daha yakın olanı tercih edersen o zaman ne oluyor? O partizanlığa gidiyor. Kıdemde de eşitlik varsa o zaman kendine yakın olanı seçmek gayet hakkıdır. Mesela benim başıma geleni söyleyeyim. Iğdır’a savcı olarak tayin edildim. Tayin edilen kim? Savcı. Bir de başsavcı tayin edildi. Savcı ile başsavcı oldu. İkimizin de ehliyeti aynı. O da savcı, ben de. Liyakat ise o da terfi etmiş, ben de terfi ettim. Ben ondan 15 yıl kıdemliyim. Beni onun emrine verdi. Yaş olarak da ben ondan kıdemliyim, iş tecrübesi olarak da. O zaman ne oldu? Sen bir yerde paspas yaptın. Bu doğru mu sizce?

Anayasa değişikliğinde eleştirdiğiniz  noktalar nelerdir?

Çok şey var da benim eleştirimi kim dikkate alacak? Benim söylediklerimden dolayı Anayasa Mahkemesi mi değişecek? Olumsuz yönlerine, eksiklerine rağmen desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum. Muhalefete de şunu söylüyorum; “Arkadaş olumsuz yönlerini çıkarttırmaya, eksik yerlerine tamamlattırmaya çalışın. Meclisten çıkartın” Peki ben böyle dedim diye muhalefet bunu yapıyor mu? Yapmıyor..

Şemdinli savcısı Ferhat Sarıkaya ile hiç görüştünüz mü?

Görüşmedik ama irtibat halindeyiz.

O nasıl oluyor? Görüşerek olmuyor mu?
Görüşmek şart mı? Manevi irtibatımız var. 

Ferhat Sarıkaya ile emsal teşkil ediyor musunuz?

Ediyor. Yalnız onu değil herkesi ediyor. Benim durumum, tüm hakim ve savcılar için emsal. Gerek ihraç edilmiş, gerekse meslekte olanlar için. Yani onlara kapı gibi bir mahkeme kararı verdim. Güle güle kullansınlar. Ama kullanırlar, kullanmazlar onu da bilemiyorum. O onların bileceği bir şey. Şimdi bir insana hürriyet verirsin, kullanmaz. Ben bütün hakim ve savcılara HSYK tarafından mağdur edildiklerinde, önceki veya sonraki, kullanabilecekleri kapı gibi bir mahkeme kararını koydum ortaya. İster kullanırlar, ister kullanmazlar. Bilemem ki.

Mağdur olmuş arkadaşlarınız var mı? Onlarla görüşüyor musunuz?

Tabi. Arkadaşlarım yok da. Bu olaylardan sonra mağdur olanların hepsi beni aradı. Hepsine yardımcı oldum. Hukuki bilgi bakımından, evrak bakımından. İnşallah faydası olur.

EĞER BAŞARSAYDIK KAHRAMANDIK, BAŞARAMAYINCA VATAN HAİNİ

Son konuşmalarımızdan sonra çevrenizden tepki alıyor musunuz?

Gayet olumlu tepkiler alıyorum. Çünkü herkes konuşacak birisini arıyor. Kendisi konuşamıyor.

Birçok insanın sesi oldunuz…

Bu iddianameyi tanzim ettiğim zaman da öyleydi. Türkiye’nin her yerinden bir sürü destek geldi. Ama baktılar ki iddianame işleme konmadı, mahkeme açılmadı. Herkes sustu, pıstı. Zaten öğretmenin biri okulda Atatürk köşesinin yanında Sacit Kayasu köşesi yapmış. Bundan daha büyük bir mutluluk olur mu? Ama ondan sonra kaldırmıştır. Bu iş böyle. Eğer başarsaydık kahramandık, başaramayınca vatan haini.

(Haber 7)

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİLDİR ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790571
Syndicate
 
left
Top! Top!
right