left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Rahmi Yıldırım arrow BEKÇİ KÖPEĞİ
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
BEKÇİ KÖPEĞİ Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Wednesday, 31 March 2010

YANDAŞ GAZETECİLİK ARTIK ÇOK KOLAY

Havlayan KöpekGazetecilerin toplumsal bilinç ve örgütlenme bakımından toplumun en geri meslek grubu oldukları söylense de, “gazeteciler” örgüt üstüne örgüt kuruyorlar.

Son olarak Medya Derneği kurulmuş. Genel başkanı, AKP milletvekili Nursuna Memecan’ın kocası, Sabah gazetesinin karikatüristi Salih Memecan.

Başkan yardımcıları Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ile Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı.

Yönetim kurulu da, Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Turkuvaz Medya Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serhat Albayrak, Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çelik, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak'tan oluşmuş.

Dernek kurulur kurulmaz, “yandaş” etiketi yapıştırıldı.

* * *

 

“İktidar yandaşı”, “iktidar beslemesi” gibi yakıştırmalar, eskiden, bizzat yandaş ve besleme olanlarca bile hakaret kabul edilirdi. En azından 12 Eylül darbesinin gerçek görüşünü gizlemeye zorladığı Diyarbakırlı taksi şoförü fıkrasında olduğu gibi, resmi görüş olarak yandaşlık kınanırdı, kimse üzerine alınmazdı.

Şimdi post-modern sultan, post-modern medya devrindeyiz. Halife sultanın yerini “seçilmiş başvezir”,  kaside müellifi vakanüvislerin yerini açık sözlü yandaş medyacılar aldı. Medya Derneği yöneticileri, kendilerine “yandaş” etiketi yapıştırılmasından rahatsız değiller. Tam tersine zaten yandaş olmak için yola çıktıklarını söylüyorlar.

Başkan Memecan, Star gazetesindeki söyleşide açıkça, “Taraf olmak haktır. Bizim amacımız zaten yandaş, taraf olma hakkına sahip çıkmak. Bir şeye yandaş olabilme, bir şeyi savunma hakkı çok önemli bir şeydir.” diyor. Yandaşlığın referansını da Amerika’dan veriyor: “Taraflılık Amerika’da da var, hani onlar etiğe çok dikkat kesilir ya. Demokratlar Newyork Times, cumhuriyetçiler Wall Strett Journal okur.” (Star, 29 Mart 2010).

Okuyucunun yandaşlığı veya sempatizanlığıyla gazetenin yandaşlığını birbirine karıştırsa da Memecan ve arkadaşlarının açık sözlülüğüne sadece şapka çıkarılır. Bu denli açık sözlülükten sonra, Memecan ve cürüm ortaklarının, pardon teşkilat arkadaşlarının neyin tarafı olacakları sorusu anlamsızlaşır. Daha doğrusu, sorunun yanıtı netleşir.

Dernek yöneticilerinden Serhat Albayrak, hükümetin kamu bankalarından ikram ettiği 750 milyon dolar krediyle kurulan Turkuvaz Medya’nın patronlarından.

Dernek kurucusu TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, doğrudan hükümet memuru.

Derneğin öteki kurucuları genel yayın yönetmenleri de, kendi gazetelerinin Ertuğrul Özkökleri, yani patron temsilcileri.

Özetle Medya Derneği, doğrudan patron ve hükümet örgütü olarak kuruldu.

* * *

 

Kurulan derneğin patron ve hükümet yanlısı karakteri o denli açık ki, kimi somut olaylara ilişkin sorulara kurucuların verdikleri yanıtlara da yansımış.

Örneğin, Star gazetesinde ve T24 sitesindeki söyleşilerde Başkan Memecan, ATV-Sabah işyerlerindeki gazeteci greviyle ilgili soruları, “Bu bizim alanımız değil, bu bir sendika meselesi. Bizim alanımız medyada kalitenin artması, gazetecilik ilkelerinin saptanması, bu gibi konular. Patron ve gazeteci arasındaki ilişkiler, çalışan hakkını aldı alamadı; bunlar başka konular.” diye geçiştiriyor.

Sabah-atv grubunun kamu bankaları kaynaklı 750 milyon dolarlık kredi ile alınması sorusuna da  “Bunlar beni ilgilendirmiyor. (…) Özgürce çizebiliyor muyum; benim ölçüm bu. Ben Türkiye’nin sivilleşmesini, Kürtlerin, Romanların eşit vatandaş sayılmasını istiyorum.” diye yanıt vermiş.

Kürtlerin, Romanların özgürleşmesini isterken emekçilerin özgürleşmesini de istese ölür sanki!

Belki de gerçekten ölecekmiş gibi bir his veriyordur emeğin özgürleşmesi düşüncesi. Başkan ve yöneticiler, kapalı toplantılarda sendikal hakları ayak işleri olarak nitelemişler, kendilerinin üst düzey işlerle meşgul olacaklarını söylemişler.

Derneğin kuruluş toplantılarına katılan İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan böyle anlatıyor. Bir hazırlık toplantısında Arsan, “atv-Sabah grevi hakkında ne düşünüyorsunuz? Gazetecilerin sendikalaşma çabalarına bu örgüt nasıl bakacak?” diye sorma gafletinde bulunmuş. Karşılık olarak “Biz daha üst düzey meselelerle ilgilenmeyi düşünüyoruz. Sendikal haklar basit mevzular, biz bunlarla ilgilenmiyoruz.” yanıtını almış.

Arsan, ağzının payını almış, derneğin kuruluş sürecinden çekilmiş. Derneğin gazetecilik refleksiyle değil, yaygın medyada şu an var olan iki kutuplu yapıyı keskinleştirmek için kurulduğunu söylüyor. Arsan “Mesleğin ağırlığını çeken muhabirlerin, editörlerin de mutlaka bu örgütlerde yer alması gerekir. Kol işçileri, matbaa işçilerinin de örgütlerdeki karar alma süreçlerine dâhil edilmesi gerekiyor.” derken, bir kez daha post-modern medya gerçeğiyle ters düşme gafletinde bulunuyor!

* * *

 

Medya Derneği sendikal haklar ve medya emekçilerinin örgütlenmesi gibi ayak işleriyle uğraşmayacağına göre neyle uğraşacak?

Bu soruya karşılık Başkan Memecan, toplumun demokratikleştiğini, daha önce belli kesimlerin tekelindeki avantajların geniş kesimlere yaygınlaştığını, toplumdaki değişimin medyayı da değişmeye zorladığını ve bu derneğin kurulmasını gerekli hale getirdiğini söylüyor; “Kaliteli medya ve kaliteli demokrasi için yola çıktık” diyor. (Star, 29 Mart 2010)

Başkan gerçekten açık sözlü; “avanta”j paylaşımında elde ettikleri avantajlı konumu korumak için dernekleştiklerini saklamıyor. O yüzden 750 milyon dolarlık “avanta”j konusuna değinmiyor; “Türk resmi, karikatürü, sporu neredeyse Türk medyası da orada. Biz medyayı düzeltmek için buradayız, bunu dert ediniyoruz.” diye ekliyor.

Tam da Ertuğrul Özkök’ün, Ufuk Güldemir’in söylemi.

Ertuğrul Özkök, sendikal haklara düşmanlığını, “Türkiye’nin bugünkü ekonomik koşullarında sendika ile birlikte yürümek mümkün değildir.” ifadesiyle kayda geçirmişti.

Ertuğrul Özkök bir yazısında da Babıâli’de devrim yaptığını, gazeteciliğin rol modellerini Abdi İpekçi-Uğur Mumcu tekelinden kurtardığını vurgulamıştı.

Sözcüklerin gerçek anlamıyla “insan ve hayvan avcısı” Ufuk Güldemir ise, “Babıâli’yi dölledim. Babıâli, artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Yüzlerce takipçim var arkamda.” diyordu.

Babıâli yedisinde neyse yetmiş yedisinde de odur. Ertuğrul Özkök’ün sitcom devrimciliğinden, Ufuk Güldemir’in avcılığından sonra şimdi de, “avanta”j demokratlığı ve kalitesi!!! Medya emekçilerine ve bu medyadan dürüst haber-yorum bekleyenlere hayırlı olmasın!!!

* * *

 

Medya Derneği, doğrudan patron ve hükümet örgütü olarak kuruldu.

Oysa medyayı açıklamaya çalışan liberal kuramlar, yandaşlıktan değil, “dördüncü güç” olmaktan söz ederler. Yani, yasama, yürütme ve yargı erklerinden oluşan devlet karşısında kamu gözcüsü olarak eleştiride bulunmak, kamuoyunun serbestçe oluşumuna aracılık etmekten.

Bu misyon, “bekçi köpeği” olarak da adlandırılır. Ancak, devlet ve hükümet kapısında bağlı, gelene geçen hırlayan değil, kamu otoritesini ve görevlilerini uyaran bir bekçi köpeği.

Elbette liberal kuramların bu iyi niyetli misyon yakıştırması kuram düzleminde kaldı. Daha doğrusu piyasanın izin verdiği sınırlar içinde gerçekleşti.

Yine de burjuva iktidarlarının barışçıl dönemlerinde dördüncü güç misyonu açıkça inkâr edilmedi. Sermaye sınıfının açık terörist diktatörlüklerinde ise demokratik haklar gibi elbette kamu gözcülüğü de lüks sayıldı. İtalyan faşizminin lideri Benito Mussolini, “İtalyan gazetecileri kendile­rini faşist cephenin en ileri saflarında savaşan birer asker saymalı ve ellerin­deki silahın, silahların en tehlikelisi olduğunu bilmelidirler.” diyordu.

 Türkiye’de matbuat-basın-medya, hiçbir zaman Batı’daki gibi kamu gözcüsü, dördüncü güç olma kaygısı gütmedi. Mümkün değildi; çünkü Türk medyası Batı’daki gibi özel girişim olarak kendi yağıyla kavrulmadı; hep Osmanlı döneminde Saray’ın, Cumhuriyet döneminde Köşk’ün ve hükümetin verdiği harçlıklarla ve teşviklerle beslendi.

Beslenen medya, kamu gözcüsü iddiasında bulunamazdı. Nitekim Türk Basın Birliği’nin 1939 yılında toplanan kuruluş kongresinin açılış ko­nuşmasını yapan İçişleri Bakanı Faik Öztrak, basının ‘dördüncü kuvvet’ değil, ‘yardımcı kuvvet’ olduğunu, “Milletin hakiki göz bebeği olan Milli Şef İsmet İnönü’nün verdiği derslere ve işaretlere uymanın milli ve vatani vazife ol­duğunu hatırlatmayı borç bildiğini” vurgulamıştı.

İnönü devrinin Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürü Selim Sarper de, 1942 yı­lında, matbuatın “büyük ve şerefli vazifesi”ni, “hükümetin ağzı, milletin kulağı” olarak tanımlamıştı.

Aradan geçen on yıllarda medyanın misyonu elbette bir parça değişti. Medya artık sadece hükümetin değil, sermayenin ve küresel egemenlerin de ağzıdır.

* * *

 

Uzun söze gerek yok. Medya Derneği, patron ve hükümet örgütü olarak kuruldu; sermaye-siyaset-medya simbiyotizmindeki “avanta”j paylaşımını tahkim etmekten başka bir amacı yok.

Medyadaki altsektörel örgütler bir yana bırakılırsa,

Şemsiye örgütler olarak Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti nasıl ki öteden beri “beyaz sermaye”nin ideolojik politik koordinatlarında yer tutmuşlarsa,

Medya Derneği de “ak sermaye” tarafında saf tutuyor.

İkisi arasındaki fark, Federasyon ve Cemiyet, hiç değilse görünüşte patron temsilcileri tarafından değil, ücretli gazeteciler tarafından yönetiliyor. Medya Derneği’nde bu formel duyarlılık bile gözetilmiyor; yönetim kurulu patron temsilcilerinden oluşuyor, aralarında patron da var.

Esra Arsan, Medya Derneği’ni geçmişte devrimci sendikalara ve birliklere karşı kurulan gruplara benzetmiş. Doğru bir benzetme değil. Çünkü, şu an medyada, karşı-devrimci bir örgüt kurulmasını gerektirecek ağırlık ve ciddiyette bir medya derneği yok. Ama Arsan’ın Medya Derneği’ni Basın Konseyi’nin muhafazakâr muadili sayması yüzde yüz doğru.

Eklemek gerekirse, Medya Derneği sadece Basın Konseyi’nin değil, Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de muadili. Şemsiye örgütlerin muadilinden sonra sıra herhalde altsektörel örgütlerin muadillerini kurmaya da gelir. Örneğin, Parlamento Muhabirleri Derneği PMD’yi ele geçiremezlerse, Demokrat Meclis Muhabirleri Derneği’ni kurarlar.

Demokratlık ve cumhuriyetçilik böylesine ayağa düşmüşken,

Laiklik ve dindarlık böylesine itibar kaybına uğramışken,

Örgütlenme fikri böylesine pespayeleşmişken,

Medya emekçileri ne mi yapar?

Öyle zor bir soru ki!!!

Rahmi Yıldırım

30 Mart 2010

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: BEKÇİ KÖPEĞİ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right