left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KİM DOĞRU SÖYLÜYOR?KIZILDERE'DE NE OLDU? Yazdır E-posta
Yazar Abdullah Nİihat Yılmaz   
Tuesday, 30 March 2010

 

 ertuğrul kürkçü, mahkemesindeki ifadesinde ve sonraki açıklamalarında ‘mahir vurulduğunda ben onun altında bir yerdeydim. kanı üstüme döküldü ve ben aşağı doğru kayarak samanlıkta saklandım’ diyor. ayrıca ‘bize askerin ateş açmasından yarım saat önce, biz rehineleri öldürdük, sonra da askerler bizimkileri öldürmüşler‘ demektedir

Burada bir başkasının yaptığı araştırmayı sunmayacağım, çünkü olayın büyük bir bölümünün tanığıyım. eksik kalanları da süreç içinde araştırdım. söyleyeceklerim, şimdiye kadar söylenenlerin ve sözde belgeselcilerin ortaya koyduklarıyla taban tabana zıttır. bu araştırmayı yapmış olmamın sebebi, öldürülenlerin içinde sadece ağabeyimin de bulunması değildir. yapılan katliamı açığa çıkartmayı, insanlığın önüne koymayı bir borç biliyorum


Kızıldere olayı, deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idam edilmesinin engellenmesi için yapıldığına indirgenemez. evet, doğrulardan biri budur ama tamamı değildir. thkp-c’nin kendi programı ve bu program doğrultusunda yapacağı açılımlar vardı.



25 kasım 1971 kartal maltepe firarlarından bir buçuk ay kadar önce, mahir çayan, ziya yılmaz, ulaş bardakçı, cihan alptekin ve ömer ayna’nın firar edeceğinden haberim vardı. çünkü ankara’daki arkadaşların adına ziya yılmaz’la soyadım tuttuğu için görüşebiliyordum. hapishane görüşmelerimin sonucunu, istanbul grubundaki arkadaşların sözcüsüne de anlatıyordum. eylem hazır olduğu zaman, yani tünelin kazılması bittiği zaman içerden çıkanların, hapishane dışından alınarak thkp-c örgüt evlerine götürülecekti. bu yapılmadı, çünkü istanbul’daki arkadaşlar buluşmayı gerçekleştiremedi. içeriden çıkanlar kendi güçleriyle, bir kısmı beşiktaş’taki barbaros parkı’nda sabahlamak suretiyle firar gerçekleştirilmiştir. örgüt içindeki ayrışmaya neden olan, bardağı taşıran olay bununla başladı.
tartışmalar yoğunlaşıp örgüt ikiye bölündükten sonra, polis baskınları da yoğunlaştı. levent ve kızılelma sokaklarına yapılan baskınlar, ulaş bardakçı’nın öldürülmesi, ziya yılmaz ve arkadaşlarının yaralı olarak yakalanmasına neden oldu. mahir çayan’ın ankara’ya geçişi ve örgütü toparlayıp yeni eylem hazırlıkları ankara’da da polis baskılarını arttırdı. bu durumda, mahir ve bir kısım arkadaşlarının ankara’da planladıkları yeni eylemler ortaya koymak yerine, zaten bir kısım arkadaşlarının fatsa ve ünye’de bulunması nedeniyle fatsa’ya geçmelerini gerektirdi.
mahir ve arkadaşlarının fatsa’ya geçişi duyulur duyulmaz baskın ve tutuklamalar yoğunlaştı, mahir ve arkadaşları örgüt eliyle ünye’ye aktarıldı.
firarlardan sonraki temel amaç, örgütü toparlamak ve devam ettirmek olduğu için, zaten daha baştan hedef olarak bilinen ünye radar üssü’ne eylem koyma hazırlıkları beraberinde geldi. benim tanık olduğum, örgütün beni fatsa’ya çağırması genel anlamda firarilerin saklanması, toparlanma gerçekleştikten sonra yeni eylemlerin yürürlüğe konacak olmasıydı. bu nedenle fatsa-ünye’den alın da, kastamonu’ya kadar birçok saklanacak yeni alanlar aradık, en son bulabildiğimiz ahmet atasoy’un, yüncü hasan vasıtasıyla adını öğrendiği kızıldere köyü oldu. kızıldere’ye ben, ahmet atasoy ve yüncü hasan birlikte gittik. köyün muhtarı olan emrullah aslan’la oturup, dört arkadaşın kendi evinde bir ya da bir buçuk ay kadar saklanması için anlaştık. bu dönem içinde yapılacak masraflar için, o zamanın parasıyla binbeşyüz lira ödedik. yaklaşık bir buçuk ay sonra, firari dört arkadaşı oradan alıp sivas istikametine götürecek, oradan da karadeniz’in dağlık bölgelerine çıkılacaktı. muhtar emrullah ile anlaşmamızda rehineler konusu hiç geçmedi. bu konuda bilgisi yoktu.
fatsa basıldı. ünye’nin de basılması kaçınılmaz görünüyordu. fatsa ve ünye köylerinde saklanacak yerler bilinen yerlerdi, yenisi bulunamamıştı. radar üssü’ne eylem koymak kaçınılmaz hale geldiği zaman, sadece gidilebilecek, benim ve ahmet’in üzerinde anlaştığı kızıldere köyü kalmıştı.
mahirler radar üssü’ne eylem koyduğunda, taleplerini içeren mektupları ki mektupların içeriğinin başında deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’ın idamlarının durdurulması, tutuklu devrimcilerin serbest bırakılması, işkencelere son verilmesi konulmuş. eylem konmadan önce de deniz gezmiş ve arkadaşlarının kurtarılması planlanmıştı.
rehineler, radar üssü’ne ait bir araçla niksar üzerinden kızıldere’ye götürülürken, niksar-tokat yolunun kızıldere sapağında indirilmiş ve aracın tokat yönü istikametinde gitmesi öngörülmüş.
yeni kanıtlar
kızıldere ile ilişkin konferans vermedeki amacım şunlardır. bir, olay bir ihbar sonucu ortaya çıkmış değildir. iki, olayda teslim olmama direnci var, fakat karşılıklı bir çatışma yoktur. kızıldere olayı tek kelimeyle bir katliamdır. çünkü gerek mahkeme safhasında, gerekse mahkeme öncesi hükümet açıklamalarında ‘bir ihbar sonucu öğrenilmiş olan rehine kaçırma olayı ve çatışma sonucu ölümlerin gerçekleştiği’ ifade edilmişti. benimle, 1980’li yıllarında yapılan bir röportajda, bunun böyle olamayacağını söylemem, gerek mahkemede ifade verip ‘biz, rehineleri yarım saat önce öldürdük, ondan sonra bize asker ateş açtı‘ diyenleri ve diğer resmi ilgilileri öfkelendirdi. oysa hem eylem öncesi ertan saruhan’la ahmet atasoy’un bana ‘efraim elrom’u örgütümüzün kaçırıp öldürmesinin kamuoyunda tepki görmesi yüzünden, bir daha rehine öldürme yönüne gitmeyeceklerini’ ısrarla anlatmaları ve hem de olayın oluş biçimi, rehinelerin devrimci arkadaşlarımız tarafından öldürüldüğünü doğrulamıyor. devlet, kızıldere olayı’na bir çatışma süsü verip, katliam olayının üstünü örtmek istemiştir. oysa olayda çatışma yok, tek taraflı asker atışıyla katliam vardır.
olayın gerçeği şudur: rehinelerin kaçırıldığı ünye’deki amerikan radar üssü’ne ait aracın tokat yolunda bulunması, derhal araştırmaların da o bölgeye çekilmesine neden olmuştur. ardından benzini biten aracı tokat yoluna bırakıp, kızıldere’ye yönelen arkadaşların, yoldaki köylülerden yiyecek istemeleri, yüncü hasan’ın niksar’da yakalanması ve rehinelerin kızıldere köyünün ağıllarında bulunabileceğini söylemesi, muhtar emrullah aslan’ın almus’tan at yüküyle çokça yiyecek getirmesi rehinelerin adresini deşifre etmeye yetmiştir. burada ihbar olayı yoktur.
kızıldere’deki sığınılan ev bulunup asker tarafından çepeçevre sarıldıktan sonra, askerlerle thkp-c lideri mahir çayan arasında, karşılıklı tartışma başlamıştır. mahir binanın çatısında açtığı delikten çıplak sesle, askerin sözcüsü komutan da megafonla konuşmuşlardır. askerin ‘teslim ol!‘ çağırısına mahir ‘hayır teslim olmayız, isteklerimiz yerine getirildikten sonra konuşabiliriz‘ demiştir. bu pazarlık sabahtan akşama kadar sürmüştür.
olayın bundan sonrası, yeni edindiğim tanıklar ve belgelerle de ispat edeceğim biçimde cereyan etmiştir. bir kere, devrimcilerin ellerinde bulunan silahları -mahkeme zabıtlarında da var olan- bir sten, bir kısa namlulu tüfek, bir uzun şarjörlü tabanca ve iki sıradan tabancadan ibarettir. bunlar, karşılarındaki tam donanımlı birlikler hesaba katıldığında silah dahi sayılmazlar. tünel kazıp kaçmaları ise, ahırda bulunan bir kulaklı kazma, bir kürek, bir de sapı kırık çapa ile binlerce yılda bile mümkün olamaz. üstelik iki günlük yemek ile bir gün yetecek kadar suları kalmıştır.
subayların bulundukları harman yerinde, aralarındaki değerlendirme şudur. sığınılan evin çevresi boşaltılır, geniş bir tampon bölge yaratılır ve çepeçevre sarılmış haliyle beklenir. zaten, askerler açısından yapılması gerekli olan da budur. oysa olan bu değil. akşamüstü kızıldere köyü’nün yakınındaki tepeye, devrin içişleri bakanı ferit kubat helikopterle geliyor, komutan tuğgeneral vehbi parlar’la görüşüyor, almus’a geri dönüyor ve kısa süre sonra yeniden, helikopteriyle kızıldere’ye geliyor. işte, askerlerin de, komutanın da davranışları bu ikinci görüşmeden sonra değişiyor. o andan itibaren komutan, megafonla mahir çayan’a yarım saat süre tanıyarak ‘ya teslim olursunuz ya da ateş açtıracağım’ der.
ancak, bu yarım saatlik süre başlarken, o sırada damın ikinci bir yerinde görülmekte olan mahir çayan, köyün iç kısmından, uzun namlulu bir silahla başından tek kurşunla öldürülür. arkasından, yarım saatlik sürenin ilk onbeş dakikasında; önce, köyün yakınlarındaki bir mevziden aşırtma silahlarla ateş açılıyor, fakat her iki mermi de hedefine değil başka bir evin çatısına isabet ediyor. bu yüzden, roketatarlar yürürlüğe konuyor ve rehinelerin de içinde bulunduğu ev, ön cephedeki geniş kapı girişiyle yan pencerelerden yaylım ateşine tutuluyor. mahir’in tek kurşunla öldürülmesinden, askerin başlattığı yaylım ateşine kadar herhangi bir başka silah sesi duyulmamıştır. yani, rehineleri devrimcilerin öldürmüş olmaları mümkün değildir. yaylım ateşinin bitişinin hemen ardından, dört beş asker camlardan içeri el bombaları atıyor, sonrasında evin içinden, üstü çıplak bir şekilde saffet alp ‘ silahım yok beni öldürmeyin’ diyerek dışarıya yöneliyor, ama derhal askerler tarafından ateş edilerek öldürülüyor. bunun da sonrasında, dört sivil giyimli, ellerindeki tabancalarla içeri girip, içeride sağ ya da ölü herkesi tek tek kurşunluyorlar. örneğin, ağabeyim nihat yılmaz, sadece kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülmüştür. hemen sonra, ‘içeridekiler öldürüldü, operasyon bitmiştir’ diye bir bağırtı duyuluyor ve çevredeki tüm operasyona katılanlar eve üşüşüyor. bu sırada komutan tuğgeneral, olayı başından sonuna kadar yanlarında izleyen traktör şoförüne ‘ölülerin niksar’a taşınması’ emrini veriyor. ancak, traktör şoförü görevi reddedince, köyden tedarik edilen kağnılarla köyün alt başına kadar taşınıyor. ve oradan da niksar’a götürülüyor.
ölülerin, vuruldukları yerlerde otopsisi yaptırılmamıştır. mahkemeye gelen niksar savcısının raporu, ‘rehinelerin diğerlerinden yarım saat önce öldürüldüğünü’ söylüyordu. oysa ne savcı kızıldere’ye çıkmıştır ne de o sırada niksar’da görevli olan iki doktorun hiçbirisi böyle bir rapor tutmuştur. ayrıca, bir yaylım ateşi sırasında ölen üç rehinenin yarım saat önce öldüklerinin tespitinin tıbben mümkün olmadığını da söyleyelim. bu ölen rehinelerin ingiliz sahipleri tarafından da sorgulanmış, ‘ölülerimizin, öldükleri yerde otopsilerinin yapılması gerekirdi’ demişlerdir. zaten, bizim yasalarımızda da geçerli olan yöntem budur.

yaylım ateşinden 24 saat kadar sonra samanlıkta yakalanan ertuğrul kürkçü, mahkemesindeki ifadesinde ve sonraki açıklamalarında ‘mahir vurulduğunda ben onun altında bir yerdeydim. kanı üstüme döküldü ve ben aşağı doğru kayarak samanlıkta saklandım’ diyor. ayrıca ‘bize askerin ateş açmasından yarım saat önce, biz rehineleri öldürdük, sonra da askerler bizimkileri öldürmüşler‘ demektedir. oysa kendisinin bu esnada bulunduğu yer, evin arkasında; elinde stenle nöbette olduğu ve yine oradan evle geçiş bağlantısı olmayan samanlığa geçtiği biliniyor. kısaca, ertuğrul, mahir’in vurulduğu yer olan çatıda değildi. mahir’in kanının üstüne akması da mümkün değildir. benim burada açığa çıkartmak istediğim şey çok açıktır. devlet bir katliam yapmıştır ve onu uyduruk belge ve yanlış tanıklarla 34 yıldır örtmeye çalışmaktadır. sanki çatışma olmuş da, karşılıklı ölümler yaşanmış gibi. güya, arkadaşlarımız rehineleri öldürmüş, askeri birlikler de devrimcileri öldürmek zorunda kalmış. böyle ucuzluk yok!
katliamı, ülke içinde ve dışında, her yerde, hukuk yolundan kovalayacağız.

yer: türk eğitim birliği (teb), 2 newington green road, london n1 4rx.
tarih: 7 ocak 2007 pazar, saat 13.30 – 15.00 arası.
(12.00- 13.15 arası geleneksel teb kahvaltısı ve a. n. yılmaz kahvaltıya katılacak.)
teb tel: 020 72268647 ya da Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
araştırmacı gazeteci, yazar abdullah nihat yılmaz’ın ‘kızıldere olayı’ araştırması konulu konferansında muharrem aslan tarafından tutulan notlar.
londra, 07 ocak 2007

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
mrhb.^9 yıl sonra KIZILDERE ile ilgili yeni bilgiler edindik.Ben 78 kuşağındanım.Katliam olduğunda 10 yaşındaydım.O dönemi hatırlıyorum,hatta babamın ve dayılarımın o günlerle ilgili bu çocuklar halıydılar,yazık oldu ama neden devlete başkaldırırlar,devletle başa çıkılmaz diyede hayıflandıklarını hatırlıyorum.tabi hayıflanmalarınında o günkü anti propagandadan kaynaklandığını 5-6 yıl sonra devrimci fikirlerle tanıştığımda anladım.O günlerde abilerimiz bize Kürkçü nün Mahir in isteğiyle daha sonra tarihe tanıklık etmek amacıyla saklandığı anlatılırdı.Burda benim amacım Kürkçü yü eleştirmek veya sogulamak değil sadece bu konuda geçmişteki bildiklerimi paylaşmak.Ancak bu yazıdan Kürkçü nün mahkeme ifadesinde söyledikleri katlima meşrutiyet kazandırır nitelikte yada en azından onu çağrıştırıyor ki bu son derece acı ve üzüntü verici.Ayrıca ben Kürükçü yü sağ kurtulmasından dolayı kimsenin suçlama hakkı olmadığını düşünmüşümdür.4-5 yıl kadar öncede öğrenmiştim bugün sizin yazınınızdada geçtiği gibi Saffet alp dışarı çıkıyor ve teslim olmak istediğini söylüyor ancak infaz ediliyor,buda hemen akla şunu getiriyor,eğer Kürkçü de samanlıkta saklanmayıp Saffet gibi teslim olsaydı onunda o anda infaz edileceği kesindi.Ancak,tekrar aramaya gelindiğinde aradan 24 saat geçmiş olmasından dolayı muhtemeldirki gazetecilerinde bulunması Kürkçü nün infazını engellemiştir diye zorlama bir yorum da olsa bana öyle düşündürüyor.Bu ğün bile hala keşke ON larda Kürkçü gibi sağ olsalardı.Ancak oligarşi ONları katlederek mücadeleyi durduracağını,bitirebileceğini düşündü,ancak aradan 39 yıl geçmiş olmasına rağmen bunu başaramadılar.selamlar.
Gönderen Mustafa Alandağlı on Friday, 01 April 2011 at 2:51

Kızıldere katliamında olanları okudukça hep kafamın almadığı soru işaretleri oluşurdu.Bu yazıda anlatılanları okuyunca herşey çok netleşti.
Gönderen mine yıldıztekin on Tuesday, 30 March 2010 at 7:58


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: KİM DOĞRU SÖYLÜYOR?KIZILDERE'DE NE ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790551
Syndicate
 
left
Top! Top!
right