left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow M.Toros Gürkaya arrow Tek Yanlı Gerçekliğin Demokrat Maskeli Günahkar Savunucusu Abdurrahman Dilipak'a Yanıt
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Tek Yanlı Gerçekliğin Demokrat Maskeli Günahkar Savunucusu Abdurrahman Dilipak'a Yanıt Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Monday, 30 January 2006

Şurası bir gerçek ki; Türkiye’de “derin devlet” gibi ne olduğu belirsiz kavramlar üzerinde oynaşmak ve oynaşılmış kavramlarla gerçeklik üzerinde olur olmaz olay ve olgularla tespitlerde bulunmak, gerçekleri açıklıyormuşçasına “demokrat(!)” görünmek, günümüz köşe yazarlarının en moda davranışı haline gelmiştir,

Hiçbir şeyin kesinlik içermediği, belirsizliklerin ve örgütsüzlüğün hüküm sürdüğü koşullarda, doğruyla yanlış, gerçekle hayal,siyasal davada ise memleketini sevenlerle çıkarlarını sevenler arasındaki en derin ayrımlar da ne yazık ki bulanık bir hal alır. Tarih ve olaylar kolayca ters-yüz edilir; hafızaların tazelenmesine izin verilmez.

İlk bakışta, "sol" ya da "sağ" saflarda Türkiye’nin geleceğine ilişkin güvence arayanların, hissettikleri kaygıları emperyalizm ve onun sömürü ilişkileri olgusuna değinmeden sadece Amerikancı bir takım “illegal yapılara” basit bir düzenekle bağlayıp, bunu da kendilerini arındırıp, keyfiyete varacak şekilde “çamur at izi kalsın” mantığı içinde yapanların büyük bir ciddiyetle “demokratlığa” soyunmaları ilginç görünebilir.

Şimdi bu kervana İslamcı yazar A. Dilipak’ da katıldı.Sarp Kuray gibi bir dönemin devrimci önderinin eleştirisel- özeleştirisel kamuoyu açıklamalarını örnek göstererek, M.Ali Ağca’nın tahliyesi sonrası gündeme gelen tartışmalar içinde arkadaşımızı birden “derin devlet”in içine koyuverdi. Fakat biz İslamcı yazarların Kurtuluş Savaşından bugüne Türkiye meselelerine ilişkin nerede, nasıl durduklarını çok iyi bildiğimizden bu işe pek fazla şaşırmadık.

A.Dilipak, geçenlerde Vakit gazetesinde yayınlanan makalesinde “Ordu içindeki bazı Amerikancıların örgütlediği bu illegal yapı (...) devam ettiği sürece Türkiye’de hiçbir kimsenin, kurumun, ekonominin, gelişmenin geleceği güvencede değildir” diyor.

Son günlerde yeniden moda olan bu “derin devlet” sloganı ile karşılaşan, bunun her yerde tekrarlandığını işiten, ama “derin devlet” ile kastedilen şeyin ne olduğunu kavrayamayan sokaktaki vatandaş, zorunlu olarak “ bunda bir iş var” diyebilecek, A.Dilipak’ın hesap sorulmasını istediği “demokratça”(!) yaklaşımı konusunda "sabit fikirler" yürütebilecektir. Fakat biz gene de "derin devlet" diye sıkça tekrarlanan kavramın gerçekte emperyalizmle kurulmuş sömürü ilişkileri konseptini içeren bir kavram olduğunu; olsa olsa buna devrimcilerin değil de; A.Dilipak gibi yeşil sermaye zangoçlarının girmesi gerektiği konusunda ısrarımızı sürdüreceğiz.

Rengi ne olursa olsun, “derin devlet”i emperyalizmle bütünleşmiş bir konseptin ilişkileri olarak açıklamayan her düşüncenin, kendine uygun görüp yakıştırdığı “demokratlık” kelimesi, ne yazık ki tıpkı bir lakap gibi kullanıla kullanıla kanıksanmış, usanılmış, uyuşturulmuş bir cins isim haline getirilmiştir Türkiye’de.

Gerçekte Türkiye’nin 250 yıllık modernleşmeye yönelik siyasal hayatında, tarihsel- toplumsal ve ekonomik yaklaşımlar bakımından, dünyadaki gelişmelerle etkileşim içinde, kendi aralarında zaman zaman canlanan, zaman zaman yatışan; arada kalan dönemlerde içten içe yanan bir kavganın yürümekte olduğu iki eğilimin yıllardan beri varolduğu ve bugün gelinen noktada bu iki eğilimin iç dinamikler ve dış dinamikler konusunda yeniden saf tutmaya başladığı artık herkes için anlaşılır bir seviye almıştır.

Birinci eğilimin temsilcilerini bugün olduğu gibi geçmiş tarihimizde de“ajanlıkla”, “saflıkla”,”tehdit ve şantajla” kontrol altına alınmış olmakla eleştiren ikinci eğilimin özünün ne olduğunu öğrenmek için, son yüz senelik Türkiye tarihinde bunların neler yapmış olduğuna bakmak gerekir:

Örneğin; Kurtuluş Savaşı yıllarında Adıvar ikilisinin başını çektiği mandacılık fikrini bu çevreler savunmuyorlar mıydı? Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarını yasa dışı, gizli örgüt üyeleri olarak görmüyorlar mıydı? Rauf Orbay’ la Cumhuriyet karşıtlığı propaganda yapmıyorlar mıydı?Terakki Perver Fırka ile laikliğe karşı mücadele etmiyorlar mıydı? Cumhuriyet Fırkası ile Gazi Mustafa Kemal’e karşı gerici tavır alan ve Menemen İsyanını çıkaran bunlar değil miydi? Adnan Menderes’e “siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” dedirten sözlerin arkasında bunlar yok muydu? 6-7 Eylül provokasyonlarında başı çekenler arasında yer almıyorlar mıydı? 1968 yılında Dolmabahçe’de ABD askerlerinin eğlence istekleriyle karaya çıkmalarını engelleyen devrimcileri arkasından taşlayanlar, Taksim -1 Mayıs meydanında Kanlı Pazarı yaratanlar bunlar değil miydi? 1978 Çorum, Sivas, Kahramanmaraş katliamlarında rol almadılar mı? Sanatçı- yazar aydın insanların diri diri yakıldığı Sivas Madımak Oteli yangının bunlar yapmadı mı?vb. vb.

Abdurrahman Dilipak için Türkiye’de kişilerin, ekonominin ve gelişmenin güvencede olabilmesinin yolu “tek yanlı gerçeklerin duygusal sapmalarından soyutlanmak”, “mazlumdan yana zalime karşı olmak”la mümkünmüş. A.Dilipak’ın bu masum talebi, kendi "İslamcı çizgisinin" yukarıda kısa bir paragrafla sunduğumuz pratiğiyle yeterince uyumlu düşünceler tarafından ve çifte standart yürütmekle çok haklı olarak ama büyük bir yüzsüzlükle eleştirdiği(!) medya patronlarının “yeni kanıtlar" propogandasıyla kuşanmıştır.

A.Dilipak, Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek dinamiklerin bilimsel bir temele dayanması ve tarihin gelişimi açısından bu gelişmede devrimci düşüncenin kendini kanıtlama olanağını, arayışlarını, devrimci mücadelenin önde gelen isimlerinin eleştiri- özeleştirilerini korkunç bir bağnazlıkla görmezlikten geliyor; artan yoksullaşmayı, açlığı ve emperyalizmi sadece bir veya birkaç kurum içinde örgütlenmiş bir olgu değil de, toplumun bütün hücrelerine sızan bir olgu olduğunu, toplumsal çelişkilerin derinleşmesinde gizli entrikaların değil de bizzat emperyalizm ve buna bağlı ilişkilerin oluşturduğunu ört-bas eden bir tavırla görmezlikten geliyor; ve aynı zamanda kendi anlayışı dışında tüm anlayışları seçeneksiz kalmış illegal ilişkileri yüzünden tutarsız olarak gösteriyor ve İslam dışı tüm düşünce akımlarını bir kalem darbesiyle “derin devlet” ilişkileri içine atarken, Türkiye’nin üretimden kendini soyutlamış, emperyalizme sırtını dayamış asalak burjuvazisiyle devrimci- demokrat düşünce arasındaki 60’lardan bu yana süren açık ilkeler kavgasını , çoğunluğun iradesine göre yönetilecek tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye mücadelesini hafife alıyor. vb.

Böylece "İslamcı demokrat(!)" yazar A.Dilipak, Türkiye’nin menfaatlerinden yana olan birinci eğilimden tamamen uzak, aksine bu menfaatleri pazara çıkmış bir mal gibi değerlendirerek satmaya çalışan bezirganlaşmaya doğru, birinci eğilimin bütün temel özelliklerini, bütün temel fikirlerini, emperyalizmle iç içe olan ilişkilerini örtebilmek için bütün üstün imkanlarıyla eleştirmeye çalışan asalak sermayedarların kucağına doğru kesin bir oturuşun hazzı içine girmiştir.

Sarp Kuray arkadaşımızın nezdinde devrimcilere karşı bu eleştiri, uzun zamandan beri en yüksek "ihtisas mahkemeleri" hükümlerinden, çok sayıda makaleler ve bilgiççe-bilgince “tek yanlı gerçeklerin duygusal sapması “içinde yazılmış bir dizi "araştırma ve inceleme(!)" kitaplarıyla sürdürüldüğünden; eğitimli kuşaklara sistemli olarak bunlar telkin edildiğinden A.Dilipak’ın makalesinde yazdıkları yeni icat edilimiş ve birdenbire ortaya çıkmış şeyler gibi şaşırtıcı gelmemiştir bizlere.

Özünde, A.Dilipak gibilerin düşünce ve eğilimlerinin gelişmesine ve biçimlenmesine olanak yoktur; çünkü o da doğrudan doğruya burjuva asalakların yetmezleşen literatürüne İslami litaratürden katkı yapmaktadır.

Devamla, A.Dilipak’ın devrimci liderlerin özeleştirisini bir itirafmış gibi göstererek devrimcileri lanse etmesi ve Anadolu ordusu gibi tarihsel özelliğinden tümüyle soyutlanmış bir ordu kurumu düzenlemesi-ki bu yolda büyük mesafeler katetmişlerdir- isteği gibi gizli siyasal özlemleri, bazıları için anlaşılmış değilse, Nurcuların, Fethullahçıların, Hızbullahçıların velhasıl bütün bir islamcı çizginin yakın tarihimizde neler yaptıklarına ve nelerle uğraştıklarına bir bir bakmak gerekir.

Türkiye’de İslamcı çizgi, Ortadoğu’daki köktenci Şii hareketinden farklı olarak- fakat yeri geldiğinde onun gölgesine de sığınarak- kendi tarihinde gelişmenin en gerisinde kalma ünvanına layık olduğunu doğrular biçimde hareket etmiştir. Kendini aşan bir doktrin oluşturmak yerine; islamın devrimci kuruluş dinamiği gerçekliği üzerinden hareket edeceğine, bizim İslamcılarımız tam tersi yönden hareket etmişler; demokratik düzeyde monarşiden cumhuriyete doğru, daha yüksek bir düzeye geçmiş Kurtuluş Savaşı’nın siyasal koşulları onlara cesaret vererek hemen bütün sonuçlarıyla ya mandacılık ya da Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmaya geçme vayahutta içten içe mevcut rejimi işbirlikçi çevrelerle ele geçirme olanağını vermiştir. 60 seneyi aşkın bir süredir şu veya bu biçimde Türkiye’yi yöneten iktidar ortaklığında İslamcıların payı yok mudur? Kapıdan kovulan emperyalizmin bacadan alınmasında, siyasal entrikalarda, işlenen cinayetlerde, halkın iliğine kadar sömürülmesinde İslamcıların payı yok mudur? A.Dilipak büyük bir pişkinlikle, büyük bir ikiyüzlülükle tıpkı eleştirdiği medyanın çifte standardına uyan şekilde bu ülkede “İslam’a saldırırsan korunuyorsun” demesi boşuna değildir. Gerçekten böyle mi? İnsanların inançlarını kendi siyasal emellerinize alet ettiğinizi, İslamın devrimci kuruluş dinamiğinin özünden yıllar, hatta yüzlerce yıl önce ayrıldığınızı, asalak burjuvaziyle benzin satmak, traktör satmak, gübre ve tohum satmak üzere işbirliği içine girerek emperyalizmi ülkeye davet ettiğinizi açıkça söyleyecek kadar yürekli davranmak pek az insanın yapabileceği bir şeydir. A. Dilipak’ın böyle bir yüreğinin olmadığı açıkça anlaşılır hale gelmiştir.

Evet, sizler bu ülkede hükümetlere katılmakla yetinmediniz, aynı zamanda daima bu yolda kirli ilişkilerle, kirli katliamlara ortak olmakla daha başından itibaren gayret ettiniz. Eğer İslamiyet, özünde adalet ve özgürlük anlamını taşıyor ve sınıf egemenliğini reddediyorsa, o halde işbirliği içinde olduğunuz asalak burjuvalarla işiniz ne? Emperyalizme karşı mücadele bayrağı açan ordu gençliği ve devrimci gençliğin, işçilerin, öğrencilerin sokaklarda kurşunlanması olaylarında bu işbirliğinizin gerçek niteliğini bin kez ortaya serdikten sonra bile yerinizde kalma konusunda neden ısrarcı davrandınız? İmam hatipler, kuran kursları ve din dersleri konusunda Kenan Evren’i niçin selamladınız? Şimdi kalkmış devrimci bir önderin eleştirisel –özeleştirisel açıklamalarını sağından solundan kırparak bir itirafmış gibi derin devlet ilişkisi içersine sokup küçücük bir hayal oyunuyla kendi derinliğinizi gizlemeye çalışıyorsunuz; o kadar küçük ki oynadığınız oyun burjuvazi bile bu oyundan usanmış durumda. Çünkü neresi kazınırsa altından kendisinin ve ortaklarının çıkacağından korkuyor. Sizde suyu bunun için bulandırmaya çalışıyorsunuz.

Gözlerini maksatlı olarak yummayanlar devrimcilerin bu ülkede en temiz, en masum insanlar olduğunu görmeden edemez. İslamcı çizgiyi savunan demokrat maskeli yüzlerin ise ne kadar kirli ve ne kadar suça batmış, ne kadar haksızlıklara göz yummuş ve ne kadar “tek yanlı gerçeklerin duygusal sapmalarına” sapmış olduklarını farkeder. Ve eğer insanlar hakkında köşelerinde ahkam kestikleri lafazanlıklarına göre değil de, yaptıkları işe göre, takındıkları tutum ve davranışlara göre hüküm verilecek olunursa, bizim islamcı demokratlarımız da tıpkı soldaki bir kısım salon züppelerimiz kadar, hatta onlardan belki daha da günahkar olarak yurdunu, memleketini seven insanların kafasına emperyalizm ve asalaklarının suçlarını örtbas etme düşüncesini sokma uğraşısı içinde oldukları çok açık görülür.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Tek Yanlı Gerçekliğin Demokrat Mask... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right