|
Ben tarihçi ya da yazar değilim.
Böyle bir iddiada da hiç bulunmadım. Oluşan düşünce akımlarının yaşanılan dönemin toplumsal koşullarının ürünü olduğuna inananlardanım. Ayrıca bir dönemi tarihselleştirmek ve sonuç çıkarabilmek için sübjektivizme asla sapılmaması gerekliğinin de bilincindeyim. Mücadele geleneğinden geliyorum. Bu gelenekten gelen insanlarımızın "yazı"ya yönelmelerinin, ülkemiz ve halkımız açısından çok önemli bir aşama olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Çünkü tarihi kökleri ile birlikte ele alındığında, içinden geldiğimiz bu geleneğin asıl belirleyici karakterinin pratik davranış özelliği taşıdığını görüyoruz.
Geleneklerin, O'nu öne çıkarttıran, iz bıraktıran ve kaybolup gitmesini önleyen belirleyici özellikleri vardır. "Karakter" ya da "ruh" adına ne dersek diyelim geleneği canlı tutan bütün bu ögeier rastlantılarla oluşmuş bir şey değil, aksine birtakım zorunlulukların ürünüdürler. Bir geleneğin olumlanması (ya da olumsuzlanması) onu bütün bir tarihi arka yüzüyle ele almayı, tarihteki izlerini takip etmeyi gerekli kılar. Tarihi kökleriyle ele alındığında mücadele geleneğinin kendini "yazı" ile anlatmaktan çok neden pratik davranış özelliği taşıdığı kolayca anlaşılabilecektir. "Bilim" yahut "yazı" bizlerin mücadele hayatına bazen yaşanan pratiğin izahı bazen de "ideolojik" şemsiye olarak girdi. "At izinin it izi"ne karıştığı günümüz koşullarında, üretici güçlerin, toplumsal dinamiklerin, yakın ve uzak tarihi referansların bilimsel açıdan konulması gerektiğine inanıyorum. Özeleştiri ve samimiyeti olmazsa olmaz bir ön koşul olarak görüyorum. Kimse küçük hesaplan ve kariyerizmi peşinde referansları çarpıtmamalıdır. Çöküntüyü atlatabilmek ve yeniden ayağa kalkabilmek için birikimlerimiz bizlere yeterlidir; yeter ki sahteliklere ve kırılmalara son verilebilsin. Onbinlerce genç insan, çok yakın tarihimizde devrime inandı ve ona göre davrandı.
Yapısal ve örgütsel çıkmazların ötesinde, üzerlerinde dış ve iç kaynaklı karanlık oyunlar tezgâhlandı. Birçoğu, bahar aylarında toprağa, suya ve havaya düşen cemreler, nasıl uykuya dalmış tabiatı canlandırıyorsa, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde, cemre misali toprağa düşerek, ülkemizin önünü açmak uğruna kendilerini feda ettiler. Onların anılarına bağlı kalmak, bizim için ar olan, onur olan bu arkadaşlarımızı hatırlamak ve incitmemek vazgeçilemez ilkemizdir. Ancak tabiî ki onlara yaklaşımımız bu edimle sınırlı kalmamalıdır. İdealizasyonlara ve duygusallıklara kapılmadan yaşanılan süreci tartışabilmek, deneylerden dersler çıkarabilmek de önümüzde duran devrimci bir görevdir. Geçmişteki hatalarımızın tekrar etmemesi için bu yaşamsal bir ihtiyaçtır. İSYAN ve TEVEKKÜL-Sarp KURAY Mayıs 2008 |