left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow M.Toros Gürkaya arrow Polemiğe Yanıt 2 ; "Defteri Dürülenler"
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Polemiğe Yanıt 2 ; "Defteri Dürülenler" Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Wednesday, 14 September 2005

İsmini ortaya koymaktan çekinen polemikçi şahısla, Türkiye solunun geleneksel ve devrimci çizgileri arasında, ezelden beri kaynaklanan derin görüş ayrılıkları içinde olduğumuz, -“Polemiğe Yanıt” makalesine verdiği cevaptan- belli olmaktadır.

Egemen sınıfların sanal gerçekler üzerine inşa ederek demokrasi oyununu oynadığı günümüzde, soldan bazı kafaların bu tarz polemiklerle okuyucuların kafasını bulandırmaya çalışmasıyla uğraşmak, onları meşgul etmek anlamına geleceğinden, elbette bizler için güzel bir uğraş değil. Türkiye solunun yakın tarihine kadar yaşadığı gerçeklere yabancı olan pek çok kişi için, bu tarz polemiklerin, eskinin sürüp giden alışkanlıklarının bir devamı olarak bakılacağı ve solda değişen bir şey olmadığı düşüncesini pekiştirebileceği de doğrudur. Ama ne var ki, Türkiye solu geleneksel ve devrimci çizgiler arasında ezelden beri süre gelen hesaplaşmasını tam olarak kapatabilmiş değildir. Geleneksel çizgi, Türkiye sol hareketinin nispeten yenilgi koşullarına bağlı olarak kendisini koruduğundan, bertaraf edilemediğinden ve devrimci çizgiyle arasında bir orta yol da bulunamayacağına göre, bir süre daha bu polemiklerin süreceği açıktır. Polemiğin, eskinin kokuşmuş alışkanlıklarını sürdürme anlamında –polemikçi şahısın yaptığı gibi- kötü yanı olduğu kadar, karşı tarafa haddini bildirme ve teşhir etmede ideolojik ve politik olarak da devrimci bir yanı vardır.

Türkiye solunun geçmişten bugüne taşınan meseleleri, genç kuşaklara belki karmaşık ve çözümü güç olan meseleler olarak görünebilir. Aslında bu meseleler temel anlamıyla yukarıda bahsettiğim eski hesaplaşmanın ürünüdürler. Ve bu hesaplaşmanın ana mihveri Türkiye şartlarında sosyal sınıflar meselesine gelir dayanır. Allah bu noktada kimsenin kafasını şaşırtmasın!..Sosyal sınıf pusulasının bu ayarı bir kez bozulduğunda, polemikçi şahıs örneğinde olduğu gibi, sosyalizm tarihinin felsefi bütün teori ve uygulamalarına, birer ölü muamelesi yaparak, dualar okuyan Demir Küçükaydın gibiler- her ne kadar nüans farklılığı belirtilmesine rağmen- “devrimci” görünür, Kürt ilkel milliyetçiliği “ilericileşir” ve hatta emperyalizm bile kapitalizmi geliştiriyor diye “modern” bir hale gelir! Bakmayın bunların Marks’tan, Lenin’den söz etmelerine..Onların adlarını ağızlarına almadan bir tek okuyucuyu bile bulamazlar aslında.

Polemikçi şahısın sübjektif niyeti ne kadar “iyi” ve ne kadar “devrimci” olursa olsun, makaleye verdiği yanıtta derdini sorular sorarak anlatmaya çalışması,demagoji, safsata ve kaçamak yollu bir savunmadan başka bir şey değildir. Bu demagoji ve safsatanın defterinin dürülmesi zamanı gelmiştir;


1- Polemikçi şahıs soruyor; “TİP Oportünizmi Sosyalist Programından mı kaynaklanıyordu?" Sorunun soruluş tarzına bakılırsa polemikçiye göre TİP’in programı “sosyalist” ama herhalde kendisi oportünist!..Yani rotası doğru ama geminin kendisi çürük. Rota denilen şey gökten zembille çizilen bir şey olmadığına göre oportünizm kurmaylardan kaynaklanmıyor, TİP’ in tabanını oluşturan dinamikten, kitlelerden, gençliğin ülke meselelerine karşı duyarlılığından ve TİP’in mücadeleyi hapseden sınırlarının dışına çıkmak istemesinden kaynaklanıyor olmalı. Öyle mi bay polemikçi..Peki şu aşağıdaki satırlar rotayı çizen kurmaylara ait değil mi? “Türkiye demokratik devrimi geniş ölçüde tamamlamıştır…Emperyalizm ülkemizde daha ziyade askeri niteliktedir. Türkiye’de demokrasi vardır.” (Sadun Aren,9 Haziran 1969, Ereğli TİP Teşkilatı, “Türkiye Sosyalizminin Sorunları” Toplantısı) Türkiye’de burjuva anlamda bütün sorunlar çözülmüş, iktisadi bakımdan gelişmesini tamamlamışsa, halen yaşanan sosyal şartlardan güç alan etnik, dinsel, hukuksal,kurumsal,siyasal vb. sorunları hangi kefeye koyacağız? Emperyalizmin ülkemizdeki varlığı daha ziyade askeri nitelikteyse,uluslar arası sermayenin gene uluslar arası kurumlar vasıtasıyla Türkiye’nin ekonomik hayatına müdahalesini nasıl açıklayacağız? Sizin o sorunlarını çözdüğünü söylediğiniz burjuvazi, kendi ulusal pazarına neden hiç sahip çıkacak denli bir varlık gösteremiyor. Yoksa bu burjuvazi tarihten gelen o komprador niteliğiyle zayıf, cılız ve korkak olmasın? Zayıf, cılız ve korkak olan bu burjuvazi, kendi devrimini nasıl büyük ölçüde tamamlayabildi? Tarihin hangi döneminde üretim ilişkileri açısından ilerici bir rol oynayabildi? 6-7 Eylül olaylarında ülkenin dış politikasını çizen Fatin Rüştü Zorlular mı, Celal Bayarlar mı, Adnan Menderesler mi burjuvadır.” Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” sözünden anlaşılması gereken şey nedir bay polemikçi? Sıkışmış bir toplumun önünü açan hamleleri kimin yaptığını tarihi dikkatle okuyan ve inceleyen her kes görür. Türkiye ve doğu toplumlarının bu orijinalitesini görmek istemeyen, tarihi sadece vaka-i nüvislerden ibaret sanan kafaların, marksizmin özünden de bi haber oldukları açıktır. Böylece onlar şabloncu kafalarıyla Mustafa Kemal’i de, dağa çıkan Resneli Niyazi’yi de, Eyüp Sabri’yi de, Mülazım Atıf’ı da ve Kuleli, Harbiye ve Tıbbiyede gerçek İttihat Terrakiyi kuran Osmanlı alt bürokrasi geleneğinden gelme genç asker zümreyi de egemen sınıfların temsilcisi yerine koyar. Şimdi tekrar yeşertilmeye çalışılan bu anlayışın 1969’lardaki “İslamcı Doğucu Halk Cephesi” ile arasında bir fark var mıdır? Onlar da programlarında Türkiye halkının baş düşmanı olarak emperyalizmi değil, vurucu güç gerçekliğini (asker-sivil) ve onlara fikir önderliği yapan aydın kafaları görüyorlardı. Tıpkı bugünün Nazlı Ilıcakları,Mehmet Altanları,Taha Akyolları,Mehmet Barlasları gibi..

Emperyalizmin ülkemizdeki varlığını sadece askeri nitelikte gören bir anlayışın, anti-emperyalist mücadelesi ve devrim anlayışı doğru olabilir mi ? Yoksa proletaryanın acil görevi emperyalizmi ilişkileriyle bu ülkeden atmak değil midir? Emperyalizmi hedefine koymayan bir sosyalist mücadelenin ülkemizde başarılı olabilme şansı var mıdır? Lenin ‘den yapmış olduğun “sözde anti- emperyalizmi” öne çıkarma siyasetinin asıl seni ve TİP yöneticilerini vuran bir alıntı olduğunu okuyucudan utanmazca nasıl saklayabilirsin? Dünyadaki emek-sermaye çelişkisinin ülkemizdeki yansımasının çözüm halkası olan demokratik devrim mücadelesinin, emperyalizme karşı emekten yana olan kalın çizgilerle çizilmiş zengin karakterini, öyle senin gibi tarih,toplum ve siyaset fukarası olanlar fakirleştiremezler. Devrimin sınıflar kompozisyonunu mu merak ediyorsun?”Polemiğe Yanıt” ta anti- faşist, anti-feodal, anti-emperyalist kısaca anti-oligarşik belirlemesi sana bir şey ifade etmiyor mu, nerde bunun anti-kapitalisti diye mi soruyorsun. Ya sen diyalektiğin özüne ilişkin hiçbir şey bilmiyorsun, ya da “kafa bulmak” anlamında gerçek provokasyonu sen yapıyorsun. Demokratik devrimin sınıflar komposizyonu, emperyalizm ve oligarşiden yana çıkarları bütünleşmemiş bütün sınıf ve tabakaları kapsar.

Ülkemizde “demokrasi vardır” söylemine gelince varsın bunu da gerçek ismini saklama gereği duyan polemikçiye soralım? Bu soruyu kendisi açıklasın..

2- Evet, TİP’ in kurmaylarınca çizilmiş programı oportünistti. TİP’ e göre sosyalist devrim olacak, sonra ülkeden emperyalizm atılacak, feodal kalıntılar temizlenecekti. Sosyalist devrimden TİP kurmaylarının anladıkları, oyların büyük çoğunluğunu alarak iktidara gelmek, ondan sonra Amerika ile yapılmış ikili anlaşmaları feshetmekti. Yani Amerika hiçbir şey olmamış gibi tasını tarağını toplayıp bu ülkeden gidecekti. Dünya Şili’deki Allende iktidarı ile bu örneği yaşadı. Ama başarılı bir örnek olarak değil, bir bozgun ve yıkım olarak bunu yaşadı.

3- Sorularımız daha bitmedi bay polemikçi. Devrimci gençliğin Malatya Kongresi’nden itibaren 1969’a kadar ki TİP toplantılarına kadar katılımı ve tartışmalardan alıkonulmasına karar verenler, bunu engelleyenler TİP yöneticileri değil midir? Gençliği kapılarını kapayarak sokaklara çıkmasına göz yumanlar bu kurmaylar değil midir?

4- 6.Filo gösterilerine TİP yöneticileri katıldı mı? Katılmadılarsa gerekçeleri ne oldu? Kanlı Pazar olaylarında gençliği mücadele alanlarından geri çekmeye çalışanlar içinde TİP kurmayları yok muydu?

5- TİP’in kurucularından M.Ali Aybar ve Behice Boran 1946 seçimlerinde Demokrat Parti kurucusu Celal Bayar tarafından milletvelkili seçimlerinde aday listesine davet edilmelerini sosyalizmin bu ülkede gelişmesine yeşil ışık yakmak olarak mı ele almak lazım yoksa emperyalizmin kucağına oturmaya doğru yöneliş hamlesi olarak mı ele almak lazım? 1951 tevkifatında tokatı kimlerden yemişlerdir bu bay ve bayanlar.

6- Fevzi Çakmak’ın başkan yapıldığı İnsan Hakları Derneği kuruluşunda kimler,hangi gerekçeyle yer almışlardır?Daha buna benzer pek çok soruyu sıralayalım mı?Asıl yanıt vermesi gerekenler senin gibi düşünenler ve "abi" leri değil mi?

7- Polemikçi şahısın merak içinde kaldığı bir konu da benim “bugüne kadar nerede olduğum” konusu. “Hiçbir mücadele alanında rastlayamamış” arkadaş. Mücadele alanı deyimi mahalle aralarında ve kahvelerinde ya da bar köşelerinde birkaç dergi satıp,ağız dalaşı yapmaya benzemez. Mücadele alanı kavganın kalbinin attığı yerdir. Bir insanın bu soruyu sorabilmesi için önce kendinin kim olduğunu ortaya koyması, saklanmaması gerekir. Ben adımı açıkça yazıyorum. Düşüncelerimi kendi ismim altında açıklıyorum. Pratiğime gelince bunu bana değil faşistlere, hapishane müdürlerine, sıkıyönetim ve ağır ceza yargıçlarına sor. O zaman kim olduğumu ve hangi alanlarda bulunduğumu öğrenirsin.


Adam olana bu kadarı yeter herhalde!..

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Polemiğe Yanıt 2 ; "Defteri Dürülen... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right