|
Yeni yıl zamları kutlu olsun. Sıkılacak neremiz kaldıysa onu biraz daha sıkacağız. Suyumuzu daha az içeceğz. Abdestimizi gusül yapacağız. Temizlenmek için taş-hölük ve yaprak kullanacağız. Muslukları sıkı kapatacağız. Elektrik yakmayacağız. Doğalgazı devlet mal gibi kullanmayacağız. Ya da en tasarruflu nasıl kullanılır, onu öğreneceğiz. Biz ısınmayacağız, aydınlanmayacağız, temizlenmeyecegiz. Birileri akıl veriyor. ' Özel günlerde oturun televizyonunuzu seyredin.' Ölürüm aklına. Bir diğeri, en ucuzundan kaç kap yemek nasıl yapılır. Ya da evdeki eskimiş, ekşimiş pırtıkları nasıl değerlendiririz. Büzer büzer başına taç yaparsın. Yaptıklarını işe giderken, bakkala giderken, güne giderken yada protokolda giyersin de millet ağzını bırakır kulağıyla güler. Otur kanal zapla. Mustafa Topaloğlu; naylon (muşamba bile değil) altında üşümekten uyuyamazken, gül yüzlü kardeşinin yüzündeki kar birikintilerini, onu uyandırmadan nasıl yavaştan okşayarak temizlediğini hüzünlenerek anlatır. Sert rüzgardan naylonun bir yeri açılmış; kar, birbirlerin sokulan kardeşlere inmiştir . En çok da kıyamadığı kardeşinin üzerine. O, buralara; bir yerleri kazıyarak kayıplar vererek gelmiştir. İsteyenler onun sessiz harflerle sesli harfleri karıştırığına gülsün. O türküsünü söyler. 'Açılıp gideyisün denüz yelkeni cibi'...
Sezen beriden seslenir: 'lüküs kamarada kimler oturur'.. Bilmem, bizler değiliz. Bize 'Aborjin' hayatını öğretmeye çalışıyorlar. Hani arada turistlerin merakla izlemeye gittiği doğayla yaşıyan insan kabileleri gibi. Destur verelim de yolları açılsın.
Sularımızı kestikçe özel havuzlar bir başka dolar. Işıklarımızı kıstıkça bir başka yerler daha da aydınlanır. Vere vere neyimiz kaldı. Ben bu yaylaları yaylıyamıyorum, imanım...Demişler zaten "Sen bu yaylaları yaylayamasın, imanım.." Gaz odaları ne tarafa düşüyor?.. Bankalar dolar dolar boşalır. Yaşlı analar babalar, hatta dedeler nineler evlatlarıyla torunlarıyla bankalara konserve gibi sığışırlar. Ar meselesi yapıp, sözüm ona kimselere belli etmeden; evlatlar-torunlar için son kalan kırıntı emekli maaşlarını ipotek ederler. Kendileri gülmedi mevlam onları güldürsün. Programlarda neden hep bizlerin tasarruf etmek zorunda kaldığımız anlatılmaz. Sonra el yapımı yedi kat yerin dibindeki göçükleri dinlersin. Baba oğul vardiya bitimi takasında, birbirlerinin sırtını son kez sıvazlamışlar. 'Hadi bu günde kurtuldun,.. Darısı başına'... Kurtulanlardan diğer bir işçi dert yanar, 'Köpek kadar değerimiz yok abi.'... Kimbilir, belki sesini duyan olur.
Dağlar-taşla mezar olur gencecik insanlara. Cenaze merasim kıtası her-daim hazırdadır. Ağlayan askerleri hatta komutanları kameralar yakalar. Kimileri, cenazenin kime ait olduğunu bilmeden koşar, saf tutar. Bilinmeze, gelmişlere -geçmişlere ve kimsesizlere; o da hakkını ve yasini-şerifini helal eder. Kimileri de 'o ada senin bu ada benim' dercesine partiler arasında koşuşturur durur.Özgürlük var. Herkes hür iradelidir. Vatan millet menfaatine koştururdukları kesin de, nedense etrafına göz kırparlar. 'Bedenime sahip olabilirler ama ruhuma asla' dercesine. Bizler haşa huzur değil, tam anlamıyla katır gibi çalışıp aslan gibi yatamayanlardanız. Ağzımızda biber gazı, bedenimiz püskürtülmüş tazyikli sularda, kış günü havuzlardayız. Ekmek derdine Memleketinden uzaklarda mücadele eden Zion-Ester Katır Birlikler gibiyiz. Ağır işçilere ondan esinlenip katır derler. İyi yük taşır. Bond'lu filmlerimizde 'çağır şu katırı' derler. Modernleşirler.. Oyle derler, böyle derler demesine de taşıdıkları sepetin altı çıkarsa, işte o zaman sepette kaç yumurta kalır, onu bilmezler. Onu bunu bilmem. Arabaya taş koydum, imanım.... ben Güneşi özledim, imanım. |