left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
BÜLENT ARINÇ'I ESARETTEN KURTARMAK! Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Tuesday, 29 December 2009

Son birkaç yıl içinde millet öylesine istihbarat ve haber manyağına çevrildi ki, alayımız Komiser Maigret ya da Sherlock Holmes kesilsek içinden çıkamayız.

Devletin onca istihbaratıyla ve cihazıyla donanımlı askeri, polisi, savcısı, yargıcı da neler olup bittiğini mertçe ve dürüstçe açıklayabilecek kafa ve yürek berraklığında değil.

Bırakın son birkaç yılda olanları, yani Atabeyleri, Şemdinli bombacılarını, Danıştay sukastçilerini, Ergenekonları, ıslak imzaları; son bir haftada olan biten bile öyle kolay anlaşılabilecek cinsten gözükmüyor. Komedi desen komedi değil, trajedi desen tam o da değil.

Alın size Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiası üzerine olan bitenler.

Devletin askeri, polisi, savcısı, yargıcı, siyasetçisi, kanaat esnafı bir kere daha saç saça tutuştu.

Olayın görünen yüzünde, biri albay diğeri binbaşı rütbesinde iki subay, Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta polis tarafından yakalanıyor. Birinin üzerinde Arınç’ın ve yanı sıra TBMM Başkanı’nın evlerinin krokileri mi varmış neymiş. Serbest bırakılıyorlar; ama Bülent Arınç “Beni öldüreceklermiş” diye ortalığı ayağa kaldırıyor. Genelkurmay, “Bir yanlış anlama var, karargâhtan bilgi sızdıran birini takip ediyorlardı” dese de kimseyi inandıramıyor. Yanlarında en basit ortam dinleme cihazı bile bulunmadığına göre kim neden inanacak ki?

Üstelik defalarca yalancı durumuna düşmüşken. “Silah değil, boru” demiş; lav silahı çıkmış.

Tam üç düzine general ve amiralin tanıklığıyla “kâğıt parçası” demiş, “ıslak” imzalı aslını ortaya sürmüşler…

Genelkurmay kimseyi inandıramadığı gibi, en gizli bilgilerinin bulunduğu odalarını yargıç ve savcıya açmak zorunda kaldı…

“Açmak zorunda kaldı” ifadesi biraz da lafın gelişi.

Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında “kanka” dostluğu kurulmasa, herhalde böyle bir “açılım” mümkün olmazdı.

* * *

 

 

Neresinden tutsan elinde kalacak bir hadise.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir gazeteden ödünç aldığı ve inandığı senaryoya göre, ortalığı karıştırmak isteyen bir odak önce askere, “Aradığınız muhbir şimdi Arınç’la görüşüyor” diye ihbarda bulundu. Askerler Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta gezinirken aynı odak bu kez polise “Arınç’a suikast” ihbarı yaptı. Böylece asker ve polis, ardından hükümet ve TSK, Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta pişti oldular.

Baykal’ın da inandığı gibi hakikaten böyle olduysa, yani asker de polis de Arınç’ın o gün Ankara’da değil Manisa’da olduğundan habersiz, pişti oldularsa, bravo doğrusu!

* * *

 

Bir başka senaryoya göre, yakalanan subaylar, darbe günü toparlanacak siyasetçilerin evlerinin krokilerini çıkarıyorlardı.

Daha çok, hükümet yandaşlığının şımarıklığı ve şirretliğiyle başı hülyalı kanaat esnafınca sahiplenilse de, yabana atılacak gibi durmuyor.

Geçmiş darbelerin ülkeyi felç edip dünyanın zorba şeriflerinin oyuncağı yaptığından habersiz, üstelik bir de üzerinde yazılı delille darbeye hazırlanacak kadar akılsız, bir adresi bile aklında tutamayacak kadar beceriksiz maceracılar hâlâ orduda barınabiliyorsa, bir kere daha bravo doğrusu!

* * *

 

Bu enformasyon ve istihbarat manyaklığından, kamu bilincini saptırma mühendisliğinden nasıl yakayı kurtarırız, doğrusunu nasıl öğreniriz, bilemiyorum.

Ayıptır söylemesi, genç subayken, yani 12 Eylül darbesini yapan ABD çocuğu faşistlerin tutuklamasından önce komando eğitimi görmüştük. En sevdiğimiz eğitim, oryantrik eğitimiydi. Aklımda kaldığı kadarıyla, akşam hava kararınca elimizde harita ve pusula; açısı ve mesafesi yazılı bir talimat. Gecenin kör karanlığında pusula yardımıyla istikameti doğrultup, talimatta emredildiği kadar yürür, hedefi bulurduk. Hedefteki bir ağaç kovuğunda ya da bir taşın altında yeni bir talimat, yeni bir açı ve mesafe. Sabaha kadar arazide dolanır dururduk. Keyif verici bir eğitimdi.

Şimdi düşünüyorum da benzer bir eğitim herhalde şehirde de yapılıyordur. Düşman sadece kırsal arazide karşımıza çıkacak değil ya!

Hem, şimdi yatak odasına girilen kurumun resmi görevi de, ülkeyi işgal edecek düşmana karşı yeraltı direnişi için şimdiden hazırlık yapmak değil mi?

Allah göstermesin, Birinci Dünya Savaşı’nda Padişah’ın bile esir düşmesi gibi, bugün de düşman, memleketi işgal etmekle kalmayıp, sevgili Başbakan’ı ve yardımcısını esir alabilir. Milletin morali sıfıra inmiştir. İşte Başbakan’ı ve yardımcısını esaretten kurtarıp milletin moralini yükseltmek, şimdi yatak odasında arama yapılan vatansever kuvvetlerin işidir!

Gerçi vatanseverlerin gücü bugüne kadar sadece, “iç düşman” saydıkları komünistlere ve solculara yetti. Laf aramızda, Amerikan yardımı olmasa komünistlere de güç yetiremeyeceklerdi.

Artık “küreselleşme” çağındayız. İç düşman sayılabilecek kadar komünist kalmadı. Dahası, kapıkulluğu ettikleri sermaye küresel çapta entegre oldu, açık işgale de gerek kalmadı. Kendilerinden beklenen, artık “kriz bölgesi” sayılan yerlerde küresel şerife koltuk çıkmak. Ama hâlâ anlamadılar; İkinci Dünya Savaşı’nın bittiğinden habersiz, saklandığı ormanda hayatta kalmaya ve savaşı sürdürmeye çalışan Japon askerleri gibi hâlâ “işgale karşı yeraltı direnişi” için hazırlık yapıyorlar. Kendilerini gizlemeyi başaramayanlar da soluğu Silivri’de alıyorlar…

Vatansever kuvvetler, resmi görevleri icabı, şimdiden tatbikatını yapıp hazırlanmazlarsa, yarın iş ciddiye bindiğinde nasıl başarılı olurlar?

Demeye getirdiğim o ki, Bülent Arınç ve bilcümle kanaat esnafı yanlış anladı!!!

Asker kökenli gazeteci Metehan Demir’in yalancısıyım. Geçmişte benzer bir eğitimde Başbakan’ın evinin krokisiyle ve esaretten kurtarma(!) araçlarıyla yakalandıklarında, askerî kaynaklar, “Eğitim amaçlı bir kroki ve şifreler yanlış anlaşılıyor. Olay bundan ibaret  demişlerdi. (Sabah, 2 Haziran 2006)

Dedim ya, Metehan’ın yalancısıyım; ama Metehan herhalde yalan yazmamıştır.

Yani, o gün olduğu gibi bugün de Arınç’ın evinin bulunduğu sokakta tatbikat yapıyorlardı!

Haaa, tatbikatta bir kaza olursa?

Elbette olmaz değil.

Olursa da Arınç’ın canı sağolsun, eğitim zayiatı olarak kayıtlara geçerdi!..

Kimler eğitim zayiatı olmadı ki!

Kafanızı karıştırmış olmayayım.

Ben aklıma geleni yazdım.

Siz uyarınıza nasıl geliyorsa öyle düşünün.

Rahmi Yıldırım

29 Aralık 2009

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Ülkemizde yalnızca gençlere ve aydınlara kıyıyorlar. Bülent Arınç ne genç ve ne de aydındır. Dolayısıyla korkmasına gerek yoktur...
Gönderen EROL SOYSEVER on Tuesday, 29 December 2009 at 9:17


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: BÜLENT ARINÇ'I ESARETTEN KURTARMAK! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829384
Syndicate
 
left
Top! Top!
right