left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow M.Toros Gürkaya arrow Polemiğe Yanıt
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Polemiğe Yanıt Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Friday, 09 September 2005

“Yeni Oportünizm ve Demokratik Cumhuriyet “ başlıklı yazmış olduğum makaleye – dikkat edenler okumuştur, okumamış olanlar için yine de aktarayım – “ Mustafa” mahlaslı e-mail kullanan, ismi- cismi belirsiz birinden – ya da birilerinden- polemik özelliği taşıma iddiasında bir yanıt geldi. Bu e-mailde, yazmış olduğum makalemde Lenin’in “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” isimli eserinden yapmış olduğum bir alıntı için; bu alıntının yalnız Demir Küçükaydın’ı vurmadığı, yazıda savunduğum görüşler doğrultusunda beni de vurduğu (!..) söyleniyor. En azından Demir Küçükaydın’ı vurmuş olduğunun en kötü okuyucu tarafından bile anlaşılmış olması bakımından, bu makalenin ne kadar isabetli bir görevi yerine getirmiş olduğunu görmek sevindiricidir. Bu alıntının beni – hatta daha çok beni- vuruyor olması komik iddiasına gelince, aşağıda buna yanıt verme fırsatım olacaktır. Ama önce okuyucuyu fazla yormadan konuyu biraz anımsayalım.

Söz konusu makale, birkaç ay önce sitemizde yayınlandı. Bu makale, Kürt hareketinin kabuk değişimi içinde bulunduğu dönemin –ki hala bu böyledir- yoğun tartışma ortamında, o zaman Özgür Gündem yazarı olan Demir Küçükaydın’ ın kendi köşesinde, bu tartışmaların istikametini, büyük devletlerin gölgesine sığınan egemen sınıflar bloğunun yaptığı gibi,sınıflar savaşımını temel çelişkilerinin ekseninin dışına çıkarma ve bu eksenden kaydırma yapmaya eşdeğer bir çaba içinde gördüğümüzden dolayı sorumluluk duygusuyla kaleme alındı.

D.K ( D. Küçükaydın), gemilerin kıyıdan da idare edilebileceğini sanan “küçük” aydınlarımızın tavrına benzer biçimde, Kürt hareketine kısa ve net olarak şu öğütlerde bulunuyordu: Amerika’ya karşı Amerika’nın ilkeleriyle karşı koymak(!..) D.K “küçük aydın sosyalizmi” penceresinden “Lincoln ulusçuluğunun” savunusunu yapıyordu. Ne adına?... Öcalan’ı “en iyi anlayan” olma iddiasıyla “Öcalan adına”…Demokratik Cumhuriyet açılımını da Lincoln ilkeleri üzerine oturtmaktan çekinmiyordu. Ve bütün bunları yaşanılan hangi çağın gerçekliğini görmezlik içinde yapıyordu?...Kapitalizmin top yekun gericileştiği çağın gerçekliğini,yani emperyalist çağın gerçekliğini... Sorunu – iktisadi, sosyal, sınıfsal, , siyasal, etnik, cinsel, dinsel, kültürel vb. hangi sorun olursa olsun- emperyalist dönemin sınıflar savaşımının büründüğü gerçek çelişkilerden ayrı olarak ele alır, somut koşulların somut tahlili denen bilimsel metodu kendi “küçük” eksenine, kendi “küçük” yaşam biçimine, kendi “küçük” alışkanlıklarına ve “küçük aydın” kafana tabi kılarsan, birisi ya da birileri çıkar sana haddini bildirir. Hem tarihten bir örneklemeyle, hem de Lenin’den yapılmış bir alıntıyla yazmış olduğum makalemde yalnızca bunu yapmaya çalıştım. Şimdi sırası gelmişken söz konusu alıntıyı bir kez daha anımsamakta yarar var;

“D.K.’nın “..Lincolnların insan haklarına dayanan ulusçuluklarının geleneğini” savunmayı önerirken gerçekte neyi önerdiğini bir de Lenin’in ağzından öğrenelim: Lenin Birleşik Devletlerin 1898’de İspanya’ya karşı açtığı savaşı aykırı bulan ve Filipin yerlilerinin önderi olan Aginaldo’ya reva görülen işlemi “şoven yasa tanımazlığı” diye tanımlayanların Lincoln’ ün sözlerini –tıpkı D.K. ‘nın Amerika’ya hatırlatmak gerektiğini savunduğu gibi- yinelediklerini belirterek şöyle devam ediyor: “ Ancak, bu eleştiri, büyük ölçekli kapitalizmin ve gelişiminin doğurduğu güçlere katılmaktan kaçınırken emperyalizmle tröstler arasında ve dolayısıyla emperyalizmle kapitalizmin temelleri arasında bulunan çözülmez bağları görmekten de kaçındığı sürece ‘ masum bir dilek’ olarak kalacaktır.” Evet D.K. sizde küçük-burjuva dar görüşlülüğünüzle bu bağları görmekten kaçındığınız sürece önerdikleriniz “masum bir dilek “ olarak kalacaktır.”

Polemikçi arkadaş, D.K’nı “vuran” sorunun bu yönünü kavramış, fakat eleştirmek huyu bizim mürekkep yalamış münevverlerimizde “baki kalan bir eşeklik” olduğundan, bana hitaben, “alıntıyı bir daha oku”, “sana yardımcı olmaya çalışayım” ukalalığını elden bırakmadan diyor ki, “bu alıntı sizi de vuruyor”!.. “Anti-emperyalist gördüğün demokratik cumhuriyet, emperyalizmin temeli olan kapitalizmle gerçek ilişkisini nasıl açıklıyor ve hangi çözümü sunuyor?” Polemikçi şahsın, yalnızca kafa karıştırmak için bayatlamış bir tartışmaya bizi götürmek istediği bellidir. Ama biz hiç sıkılmadan ve usanmadan bu bayatlamış tartışmayı tekrar etmeye hazırız. Türkiye sosyalist hareketinin bilgi birikimi, bunun üstesinden dün olduğu gibi bugün de gelmeye yeter de artar bile.

Tartışmanın temelinde devlet vardır. Ne öncesiz ne de bitimsiz olarak devlet, egemen sınıfın siyasal örgütüdür. Üç tip sömürücü devlet vardır. Köleci, feodal ve burjuva devlet tipi. Her devlet tipinin de kendine ait yönetim biçimleri bulunur. Köleci devlet yönetim biçimi monarşi, aristokratik cumhuriyet, demokratik cumhuriyet,vb. gibi. Feodal devlet kuruluşunun da tüm politik yönetim biçimleri bulunur. Burjuva devletin de politik yönetim biçimleri çeşitlidir Anayasal monarşi (meşrutiyet), cumhuriyet, üniter devlet, federatif devlet vb. Fakat bunların hepsinin temeli burjuva devletidir. Emperyalist çağın tekelci devlet kapitalizmi, tekellerin gücüyle devlet gücünün bir mekanizma içinde birleşmiş olmasının ifadesidir. Kapitalizmin bu genel bunalım çağında tekelci burjuvazi, bütün ülkelerde açık diktatörlüklerin kurulması (faşizm) yönünde kaçınılmaz bir eğilim taşır. Elverişli olanaklar yaratabilirse bu özlemini gerçekleştirmekte gecikmez. Özellikle, II.Dünya Savaşı sonrası sömürü metot ve ilişkilerinde yaşanan değişikliklere bağlı olarak, iktisaden gelişmesini tamamlayamamış bizim gibi ülkelerde bu durum, sürekli kılınabilecek özelliklere sahiptir. Anlaşılacağı gibi burjuva devlet biçimlerinin son derece çeşitliliği onun niteliğini değiştirmez. Son tahlilde hepsi şu ya da bu biçimde zorunlu olarak burjuva devletidir. Kapitalizmden sosyalizme geçiş de politik biçimleri bakımından geniş bir çeşitlilik gösterir. Ama bunların hepsinin de niteliği aynıdır.

Sanırız bütün bu yukarda yazdıklarımız, olaya “sosyalist” gözle bakmaya çalışan polemikçi şahıs tarafından da genel kabul gören şeyler olsa gerektir. Biz sadece sözü edilen makalemizde değil, hemen hemen bütün yazılarımızda Kürt hareketinin demokratik cumhuriyet eksenindeki açılımlarını, sadece ve sadece proletaryanın çıkarları, sosyalizmin bu ülkede zaferine engel olan bütün etnik, dini, kültürel, tarihsel vb. kabukların kırılıp aşılabilmesi; anti-faşist, anti-feodal, anti-emperyalist, kısaca anti-oligarşik demokratik devrimle örtüşen bağları doğrultusunda bakıyoruz. Hal böyleyken, bay polemikçinin, demokratik cumhuriyeti kapitalizmle gerçek ilişkisini ve hangi çözümü ortaya koyduğunu soruyor olması, ya demokratik devrim kavgasının özüne ilişkin hiçbir şey bilmiyor veya yazılarımızı düzgün bir kafayla okumuyor olmasından ya da işgüzarlığından kaynaklanıyor olmalıdır.

Yaşanmış tarihsel denemelerin de gösterdiği gibi, sosyalizm genelde üç ortak temelde karakterize edilebilir.Birincisi; sosyalist üretim ilişkilerinin yaratılarak, insanın insan tarafından sömürülmesinin reddedilerek, emek ürününün dağılımını “eşit emeğe eşit ürün” ilkesine göre sosyalizmin gerçekleştirme yolu.İkincisi; kapitalist mülkiyeti ortadan kaldırma yolunda, küçük meta üretimine dayalı mülkiyet biçiminin sosyalist mülkiyet biçiminde genellik kazandığı ölçüde sosyalist dönüşüm yolu.Üçüncüsü; ulusal ekonominin merkezileştirilmiş bir planlamanın ilkelerine göre yapılarak sosyalizm yolunun açılması. Ülkemizdeki mesele ikinci ve üçüncü yolların bir kompozisyonunu içermektedir. Elbette bu komposizyonda kapitalist sektör bütünüyle ortadan kalkmış olmayacaktır. Ancak kapitalist sektör devletin ( laik-demokratik cumhuriyet) denetimi altında gelişmesini pekala sürdürebilir. Ama bu proletarya için tarihsel görevin bittiği anlamına gelmez. Burjuvaziye karşı , onu ayakta tutan kapitalist mülkiyetin tüm biçimleri, içerdiği ilişkiler ve tarihinden gelen yönetici sınıf olma dürtülerine karşı uzlaşmaz tavır , insanın insan tarafından sömürülmesinin koşulları ortadan kalkıncaya kadar devam edecektir. Söylediğimiz, kapitalizmi sömürücü niteliğinden arınmış ve bütün halkı refaha kavuşturmakla görevli, ilerici bir ekonomik sistem haline gelmiş olarak göstermeye çalışan tüm burjuva teorilerinden bambaşka bir şeydir. Polemikçi şahsın anlayamadığı ve buharlaştığı sandığı bağ bu bağdır. Bu bağ, içinde yaşanılan toplumun süreci içindeki çelişmelerin doğru olarak saptanmasıyla, bu sürecin niteliğinin belirtilmesiyle, bu niteliğe uygun hedeflerin kompoze edilmesiyle kurulur. TİP oportünizmi “Doğu Anadolu’da demokratik devrim şiarı tutmaz, çünkü onların Amerika ile çelişkisi yoktur, be nedenle de anti-emperyalist sloganlar bir işe yaramazlar.” Diyordu. Mahir Çayan ve arkadaşlarının bu oportünizme karşı mücadelesi hafızalardan silinmemiştir. 6 Temmuz Zonguldak toplantılarında Mahir Çayan TİP yöneticilerine şöyle sesleniyordu “… emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmadan sosyalist iktidarı kurmak mümkün mü?” TİP yöneticileri de yanıt veriyordu “… biz, işçiye anti-emperyalist bilinci giderek vereceğiz. Önce sınıf bilinci vereceğiz. Sınıf bilinci verdikten sonra, Amerikan emperyalizminden söz edeceğiz.” “Bu beylerin kafasına göre emperyalizm atılmadan sosyalizmi kurmak mümkün galiba (!)” (Mahir Çayan Toplu Yazılar s: 18-19)

Polemikçinin “dostlar başına” dediği TİP oportünizminin rengi budur. Sorunu Lenin’in dünya genelinde ortaya koyduğu “ya barbarlık, ya sosyalizm” ikilemi içinde hareket noktası olarak ele alırsan, sapla samanı da ayrıştıramazsın tabi ki. O zaman, şimdilerde revaçta olan “devlet” ve “ulus” kavramları da sana anlamsız ve bir şey ifade etmiyormuş gibi görünür. Devlet ve ulus üzerine sonal şeyleri kültürel propaganda yapmak başka, bunun üzerinden güncel siyasal propaganda yapmak başka şeylerdir. İsterseniz sokaklara inerek bunun bir denemesini yapmaya kalkışın. “biz devleti de, Türk ulusunu da ortadan kaldıracağız” bir deyin. Sonucun ne olacağını açık – seçik olarak görmüş ve anlamış olacaksınız.

Polemikçi şahsın bir de üsluba yönelik eleştirisi var “Üslubunuz proletarya hareketinin içinde bulunduğu arayış sürecinin üslubu değil… provoke eden rekabetçi bir üslup” diyor.

Bir defa proleter hareketin arayış sürecinde bulunduğu iddiası, düpedüz temelsiz bir iddia ve korkunç bir demagojidir. Türkiye sosyalist hareketinin yaklaşık bir asrı bulan yeterli sayılabilecek düzeyde birikimlerden elde ettiği formasyonu vardır. Sorun proleter hareketin arayışı değil, bu birikimlerin ne derecede doğru bir potada ele alınarak, değerlendirmeye tabi tutulacağı sorunudur. “Rotası yanlış çizilmiş bir ordunun, rotayı çizen Genel Kurmayının tutarlı olmasına imkan var mı?” “Böyle kurmayı olan bir hareket ileriye doğru bir hareket yapabilir mi?” “ ne kadar tutarlı olursa olsun şefi bu kadar tutarsız olan bir orkestra başarılı olabilir mi?” M. Çayan’dan verdiğimiz bu alıntı Türkiye sosyalist hareketinin altı çizilecek temel meselesidir.

Gelelim üslup sorununa; proleter hareket incinecek diye yanlış bildiğimiz görüşlere karşı, pasif ve hayırhah bir tavır almak, bu yanlış görüşleri savunanlarla birlikte olmak değil midir? Gerçekler şunu göstermiştir ki ideolojik mücadelede bayrağı yarıya indirdiğinde düşman güç kazanır. Biz karşı bulduğumuz görüşlerle ideolojik temelde yeri geldiğinde kelimelerimizle kavgamızı ediyoruz, onlarla uzlaşmıyor, devrimci düşüncenin bayrağını yükseklerde tutmaya çalışıyoruz. Doğru tutum budur. “Provoke” sözüne gelince, bu temelsiz, düpedüz, saçma sapan ve devrimci olmayan bir söylemdir. “Proleter hareketin arayış içinde bulunduğu” iddiası içinde asıl hassas olması gerekenin bu lafı söyleyenin kendisi olması gerekirken beni provake etmekle suçlaması, sosyalist ilişkiler bakımından devrimci olmayan anormal bir tutumdur. Biz sosyalist ilişkilerden bunu anlamıyoruz. Türkiye sosyalist hareketi şerefli bir mücadele tarihine sahiptir. Biz bu tarihe ve barındırdığı ilişkilere sonuna kadar sahibiz.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Polemiğe Yanıt ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right