|
DÖRT HURİ  DÖRT NURİ! Gün geçmezki, hafta geçmez ki, İslamiyet ve kadın konulu haberler medyada yer almasın. Yabancı ülkelerden gelen haberler çoğunlukla kadının örtünmesiyle ya da kadın haklarıyla ilgilidir. Arada, recm cezasına ilişkin haberlere de rastlanır. Geçen hafta Fransa’da burkanın yasaklanmasıyla ilgili haberler vardı. Ondan önce Somali’de zinayla suçlanan kadının recmedildiği, yani taşlanarak öldürüldüğü, erkeğin ise 100 kez kırbaçlandığı haberini okumuştuk. Gün geçmezki, hafta geçmez ki, İslamiyet ve kadın konulu haberler medyada yer almasın. Yabancı ülkelerden gelen haberler çoğunlukla kadının örtünmesiyle ya da kadın haklarıyla ilgilidir. Arada, recm cezasına ilişkin haberlere de rastlanır. Geçen hafta Fransa’da burkanın yasaklanmasıyla ilgili haberler vardı. Ondan önce Somali’de zinayla suçlanan kadının recmedildiği, yani taşlanarak öldürüldüğü, erkeğin ise 100 kez kırbaçlandığı haberini okumuştuk.
Ondan da önce Endonezya’da İslam eğitimi gören kız öğrencilerin, recm cezasının yasalaştırılması için gösteri düzenledikleri yolundaki haber hayli ilgi çekiciydi. Bu haftaya Mısır’dan gelen haberlerle başladık. Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’de başörtüsüne dolanan sorun Mısır’da peçeye ve çarşafa sarınmış. El Ezher Üniversitesi rektörü Şeyh Muhammed Seyit Tantavi’nin üniversitede peçeyi yasaklayan fetvasıyla ilgili tartışma bitmemiş, mahkemeye taşınmış. Nadine El Bedair adlı Suudi Arabistanlı kadın gazetecinin Mısır’da yayımlanan ‘El Masri el Yavm’ adlı gazeteye yazdığı yazı ise ortalığı tam anlamıyla karıştırmış. Yazının tam metin Türkçe çevirisi henüz medyaya düşmedi. Haberden anlaşıldığı kadarıyla El Bedair yazısında şeriatçı kafayı en zayıf yerinden vurmuş: “Neden erkekler dört kadınla evlenebiliyor da, kadınlar dört erkekle evlenemiyor?” Kadın gazetecinin asıl maksadı şeriatın “dört huri” ile ödüllendirdiği erkeklere nispet, “dört nuri” istemek değil elbette. El Bedair, erkeklerin şeriat güvencesiyle harem kurmalarını eleştirmiş, üzerine kuma getirilen kadının hislerini yansıtmış, cinslerin hak eşitliği bağlamında evliliğin yeniden tanımlanmasını istemiş. Yazısını dayandırdığı mantığın sağlamlığı bir yana, hem de Suudi uyruklu bir kadın yazar olarak El Bedair’in eleştirisi, hayran kalınacak bir cesaret eseri doğrusu. Hani hep Türkiye’nin İslamiyetle laikliği harmanlamayı başarmış örnek bir ülke olduğu söylenir ya. İki yüzyılı aşan modernleşme deneyimine karşın, laikler belki, ama kendilerini dindar olarak tanımlayan, gazetelerdeki köşelerinde başörtülü resim veren kadın yazarlarımızın El Bedair ölçüsünde cesur davranmaları, ‘dört huri’ye karşılık ‘dört nuri’ talep etmeleri hayalden de ötedir. Dört hurili evliliği El Bedair cesaretiyle sorgulamak şöyle dursun, Hüseyin Üzmez skandalı patladığında sıkı İslamcı erkek yazarlar “Ergenekon komplosu” diye atıp tutarken, İslamcı kadın yazarlar da, “ya cinnet geçirdi ya da hap içirdiler” yollu savunmaya geçmişlerdi. Rezalet gizlenemez hale gelince de yarım ağızla pedofiliyi eleştirmişler, ardından laikleri Üzmez üzerinden İslam’ı kötülemeye çalışmakla suçlamışlardı. (Doğrusu, sözüm ona laik medyanın haberlerinde de “azgın teke” şirinliğine kayan bir ikiyüzlülük ağır basıyordu.) El Bedair cesaretiyle eleştirmek şöyle dursun, dört hurili harem hayatını “gerekli şart ve ahvali yerine getirmek koşuluyla acil çıkış” diye meşrulaştıran İslamcı kadın yazarlar bile çıkmıştı. Hatta, “‘yabancı kadın’a giden yol tabelalarıyla dolu bir dünyada, gizlice ve sınırsız aldatılmaktansa böylesini evla bulanlar da çıkamaz mı?” diye akıl yürütüp, dört hurili haremi aldatılmaya karşı çare diye öğütleyenler de. Dört hurili haremi meşrulaştıran zihniyet ikliminde “muhafazakâr demokrat” İslamcı kadın yazarların Suudi Arabistanlı hemcinsleri Nadine El Bedair’e sahip çıkmaları beklenemez. Görmezlikten gelmeleri, görenlerin de El Bedair’i fitne ve fesatla suçlamaları, onca ayet ve hadisi de görmezlikten gelerek İslamcı şeriatın kadını hayata hükmen yenik başlatmasını “oryantalizm” diye yaftalamaları daha büyük olasılıktır. Siyaset düzleminde de iktidar sahibi “muhafazakâr demokrat” zahidelerin Suudi Arabistanlı hemcinsleri Nadine El Bedair’e sahip çıkmaları beklenmemelidir. Ne 15’ini bitirdiği gün 30 yaşındaki taliplisiyle nikâh masasına oturup evine kapanan, öğrenimini bile bırakan Cumhurbaşkanı zevcesi, Ne de 15’indeyken türbana girmesi emredildiğinde intiharı düşünen Başbakan zevcesi. El Bedair’e nasıl sahip çıksınlar ki? Başbakan Erdoğan “Bazı özel durumlarda dört kadınla evlenmeye izin var. İznin de şartları var. Erkeğin eşi hastaysa, yaşlıysa, sakatsa birden fazla kadın alabilir. Tabii diğer eşlerin rızası olması lazım.” diye fetva verdiğinde, “muhafazakâr demokrat” zahitler, zahideler, başörtülü köşe yazarları suskun kalmamışlar mıydı? Nadine El Bedair, cins ayrımcılığını sorgulamak için, Erdoğan’ın fetvasını “Bazı özel durumlarda dört erkekle evlenmeye izin var. İznin de şartları var. Kadının eşi hastaysa, yaşlıysa, sakatsa birden fazla erkek alabilir. Tabii diğer eşlerin rızası olması lazım.” diye tersine çevirse, Türkiyeli hemcinslerinin verecekleri akla uygun bir yanıt var mıdır? Verecekleri yanıt ne olursa olsun, Nadine El Bedair’in eleştirisini sahiplenip kadın üzerinde şeriat güvenceli erkek egemenliğini sorgulamak, erkek egemenliğini reddederken emek sömürüsüne de karşı çıkmak özgürleşmenin gereğidir. Rahmi Yıldırım 22 Aralık 2009 |