|
1923 HAREKETİNİN BAŞARISI ? Genel bir tarihsel çerçeve içinde bakıldığında , ülkemiz açısından Türkiye burjuvazisinin toplumsal gelişme sürecini belirlemedeki basiretsizliği,Osmanlı'nın batının ilerlemesi karşısındaki çöküşünün nedenlerinden başlıca birisi olduğu görülür. Burjuvazinin bu önemsizliğinden dolayı Osmanlı geri ve sömürge bir ülke olma konumundan kendini kurtaramamıştır. Bu yüzden ülkedeki demokratik atılımlar, doğru dürüst bir işçi sınıfının bulunmadığı ve köylülüğün batı tipi feodal bir yapının aşırı kılınmış sömürüsüne maruz bırakılmadığı koşullarda , genel olarak yaşam biçimleri bakımından ara katmanlar diyebileceğimiz Osmanlı alt bürokrasi geleneğinden gelen aydın görüşlü tabakaların sırtına kalmıştır. 1923 Hareketi bu tabakaların en solunda yer alan asker-sivil aydın zümrelerin gelişmelere karşı duyduğu tepkinin ortak bir davranışa dönüşünün ifadesidir. Dolayısı ile bu kesimlerin, burjuva veya proletarya düşüncesinden etkilenmeleri veya bunun dışında başka bir yol arayışı içinde ülkede sosyal dönüşümleri sağlayabilme çabaları , her iki ayaktan da yoksun olmaları sebebiyle , dışarıda kapitalist sistemin gericileşen ve emperyalistleşen sömürü metotlarının içerde de 600 seneyi aşkın bir Osmanlı devlet anlayışından güç alan bürokrasi ile birleşen karşı devrimci etkileri ile zayıf kalmış , bu belirgin kuvvetler ve emperyalizmin sömürü metotları ülkede güç kazandıkça , Türkiye'nin karşı-devrimci bir sürecin içersine girmesi de kaçınılmaz olmuştur. Bu anlamda , 23 Hareketinin demokratik adım ve atılımlarını batıdaki devrimlerle ve devrimi yaratan süreçlerle kıyaslayarak ona başka anlamlar vermenin ya da abartılı kıyafetler biçmenin elle tutulur bir mantığı ve bilimsel bir yanı bulunmadığı gibi , sonuçları açısından da bu hareketi değerlendirerek onu üzerine dar gelen elbiselerle yerin dibine batırmaya çalışmak da doğru bir yöntem olmayacaktır. 23 Hareketi politik bir devrim olmakla beraber aynı zamanda bir sosyal devrim denemesidir. Bu deneme iç görüşünü çağın ileri kıldığı bir sosyal felsefeye dönüştürememiş olmasına karşın ülkede demokratik kazanımlar yolunu açabilmiştir. Tersi bir durumda bu hareketin "pratiğin teorileştirilmesi" anlamında sadece bu kazanımlarla yetinmeyeceği de açıktır. Keza bu önderliğin ifadelerinde çoğu zaman kendini gösteren ve devrimci bir felsefeye kadar uzanan özdeyişlerinde görebilmek mümkündür. (.....)Ama asıl üzerinde durulması gereken sorun 1923'ler Türkiye'sinde demokratik devrimin kazanması gereken muhtevası üzerinedir. Bu muhtevada önemli iki sorun vardır. Birinci sorun ; Ortaçağ kalıntısı Osmanlı siyasal sistemi ve kurumlarına son vermek , ikinci sorun toprak meselesini çözmek. 23 Hareketi bilindiği şekliyle birinci meseleyi çözerken , ikinci meseledeki girişimleri dinamiklerin -özelliklede doğu bölgelerinde yaşayan Kürt aşiret topluluklarının oluşturduğu direnç - yeterli olgunlukta olmaması ve emperyalizmin karşı devrimci güçlerle birleşen ittifakı sebebiyle yarıda kalmıştır. Bilindiği üzere , kapitalizmin gerilediği , emperyalizme dönüştüğü çağın genel özelliğinin , geride kalmış ülkelerin , kapitalizmin gelişme döneminde uluslaşmasını tamamlamış ve kendi meselelerini halletmiş olan ülkelerin ulaştığı düzeye ulaşmasına engel olan temel yanları vardır. Emperyalist dönemde kendileri de çıkmaza düşen uygarlaşmış uluslar , uygarlaşma sürecinde bulunanların yolunu bütün güçleriyle keserler. Türkiye'nin başka yönlerden değil de M. Kemal ve bir avuç aydın asker "sivil aydın zümrelerce demokratik kazanımlar yolundan gitmiş olması ; onu sosyalist ya da burjuva anlamda bir şematik kalıp içinde değerlendirme yapmaya tarihsel koşullar açısından izin vermemektedir. Ekonomik olarak henüz kapitalist ilişkiler anlamında olgunlaşmamış , fakat buna karşın var olan sömürge ekonomisinin ümmetçi komprador" feodal yapı içinde daha fazla gelişme imkanı bulamıyor olmasının sonuçları Türkiye'deki devrimi , 1917'deki Rus devriminden farklı kılan bir ulusal özellik taşımasına yol açmıştır. 23 Hareketinin devletçi politikası , bir yandan devlet eliyle bir mülkiyetin yaratılması anlamında mülkiyetin devletleştirilmesi (sosyalleştirilmesi ), diğer yandan da topraktaki mülkiyetin çoğunluğun yararına bir reformla düzenlenmesi, ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak için önderlik açısından zorunlu ön koşullar haline gelmiştir. Doğru dürüst bir işçi sınıfının olmadığı geri bıraktırılmış ülkeler için kalkınma yasası bundan başka nasıl olacaktı?. 23 Hareketini olumsuzlamaya çalışan düşüncelerin vermesi gereken yanıt budur. Kapitalizmin gelişmediği iç dinamikleri zayıf olan bir halkadan devrime kalkışan , ortaçağ kalıntısı bir Osmanlı'dan genç bir cumhuriyet çıkaran M. Kemal Paşa'nın "muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" yani ; Avrupa ve Amerika'ya yetişmek ve hatta onları geçmek , ama ilk olarak yetişmek olarak ortaya koyduğu görevin burjuvaziye mal edilebilecek bir yanının bulunmadığı açıktır. Burada söz konusu olan batının ileri ülkelerinde çoktan çözülmüş olan sorunların ve en önemlisi gelecek açısından rol oynayabilecek nitelikli bir işçi kitlesinin yaratılması sorununu , 23 Hareketi devletçilik politikası ile kendisi çözmek zorunda kalmıştır. Bunun kapitalizmin emperyalist aşamadaki devletçi politikalarından temelden farklı bir yanı bulunmaktadır. Bunu başka türlü anlamaya olanak var mıdır? Kaldı ki bu anlamda bile proletarya adına cumhuriyeti kuracak olanların yolu , bu noktada Genç Cumhuriyetin altını çizdiği "uygarlık yolu"ndan başka bir yol mu olacaktı? Feodal Osmanlı siyasal otoritesinin yıkılması Genç cumhuriyet açısından meselelerin sadece bir yanını oluşturmuştur. Fakat bu sorun gündemdeki görevi tamamlamamış aksine bütünüyle açığa çıkartmıştır. Geri kalmış bir ülkeyi uygarlık seviyesine taşımak. Bunun ön koşuluda bir yandan toprak reformunu gerekli kılarken diğer yandan da üretim araçlarını geliştirme açısından bir devletleşmeyi zorunlu bırakmıştır. Toprakta özellikle Kürtlerin yaşadığı doğu bölgelerinde beliren direnme karşısında -bu direnme ağa ve beylerden değil ama aynı zamanda köylülerin toplumsal doku açısından kendisinden de gelmiştir- Genç cumhuriyeti rasyonel bir devletçi planlamaya ağırlık verdirmiştir. Bunun anlamı sanayileşme yöntemlerinin ortaya çıkışıdır. Bunun için planlama teşkilatı kurularak bir dizi planlamalar yapılmıştır. Ancak böyle bir planlamayla uzun süredir savaşların yıprattığı yok ettiği yıkıntıları yeniden onarmak ve oluşturmak için işletmeler yaratmak ve küçük de olsa yeni sanayi dalları kurabilmenin temelleri atılabilmiştir. 23 Hareketinin bu girişimlerde gücüne güvendiği dış unsurlar başkalarının düşündüğü gibi batının uygar devletleri değildir. Önderliğin yardımına güvendiği ülkelerin başında Sovyetler Birliği vardır. Sovyetlerle Kurtuluş savaşında geliştirilen güçlü siyasal ilişkiler ne yazık ki Sovyet devriminin uğradığı abluka yüzünden ekonomik anlamda yeterli bir katkı sağlamamıştır. 23 Hareketinin güvendiği diğer unsurda doğuda gelişen ulusal halk hareketlerin kendisidir. Ancak bu hareketlerin ulusal ekonomik yönden zayıflığı neticede Genç Cumhuriyet için zorluklar yaratmış ve onun kendi iç kaynakları ve dengeleri zorlamasını ortaya çıkarmıştır. Bu böyle olmakla birlikte , ulaşılan sonuçların büyüklüğü yada küçüklüğünün doğru değerlendirilmesi elbette uluslararası gelişme düzeyinin değerleriyle yakından ilintilidir.Bu yazıda sürecin tarihsel-sosyolojik yorumuyla ilgilenmekteyiz , istatistikler bizim değil tarihçilerin ve uzmanların işidir.(Elbette gerektiği safhada onlara da baş vurulacaktır.İlgilenenlerin Sarp Kuray CHP ve Demokratik Cumhuriyet Makalesini okuyarak sürecin gelişmesini daha iyi izleyebilir) Emperyalist çağda kapitalizmin gericileşmesi ve gerilemesine karşın ekonomik anlamda geri bir ülke olan Genç cumhuriyet Türkiye'sinde devlet eliyle gerçekleştirilen işlerin kapsadığı genişliği en basit kaba rakamlarla görmek mümkündür . En azından sınai üretim ile sanayi yatırımlarının tutarına bakmak bunun için yeterli olacaktır. ( Kömür , demir-çelik , petrol , elektrik vb. üretimler ) Sanayi de devasa boyutlarda olmasa da yaratılan gelişme ve tarımda atılan adımlar İstanbul'un yanı sıra Anadolu'da da birkaç kentin büyümesini , buralarda küçük ölçekli işletmelerin yaygınlaşmasına yol açmış ve bu da işçi sayısında bir artışa neden olmuştur. Kültürel düzeyde de bu gelişmeleri gözlemlemek (Latin Alfabesinin kabulü ve okur-yazar oranının artışı) mümkündür. 23 hareketinin kısa dönemde yarattığı sonuçlar kısaca budur. Batı dünyasının emperyalist devletlerinin hoşuna gitmeyen ve engellemeye çalıştığı , ülkemiz aydınlarının bir kısmının da yadsımakla uğraştığı 23 devriminin sonuçları bunlardır. Devrimci- yurtseverlerin batı dünyasının efendileri ile münakaşa edecekleri bir şeyleri yoktur. Onların nasıl bir ülke arzuladıklarını herkes bilmektedir. Asıl bilmek istediğimiz şey içerdeki baylarımızın ne istedikleridir. 23 hareketi pek çok bakımdan kalkıştığı uygarlık girişimleriyle başarıyı hak etmiştir ve bunu ideolojik formasyonlarla değil hayata diyalektik bakışın gerekleriyle gerçekleştirmiştir. Burada bilimsel formasyonların küçümsendiği anlamı çıkartılmamalıdır. Kastedilen şey , hayatın kullandırdığı dilin şeklinden ziyade , bu dilin muhtevasının ne anlama geldiği üzerinedir. Genç cumhuriyetin gerçekleştirmeyi düşündüğü şeylerin iç zorlukları , içten içe geliştirilen karşı- devrimci girişimler ve M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra cesaretlenen bürokrat zümrelerin hızla kompradorlaşan burjuvaziye tüm yolları açması sonucu bu devrim yarıda bırakılmış olsa bile ,kimsenin yok edemediği şu olgu ; ölüm döşeğindeki bir imparatorluktan bu ülke, genç bir cumhuriyet yaratarak uygarlıkla buluşmada 23 Devrimi sayesinde adım atabilmiştir. Bu aynı zamanda o dönemin aydınları arasındaki tartışmalara da bir dönem için son verdirmiş , yalpalanmalarına sebep olmuştur. Aradan geçen zamanda bunun bir karşı devrimci süreçle üstünün örtülmesinin ardından , bugün bazı aydınların 23 hareketinin güncelleştirilmesi konusunda duydukları telaş , köşeye sıkışanların telaşına benzemektedir. Onların bu telaşları ile 23 hareketini kutsayan sahte anlayışları bir paradoks gibi görünse de , 23 hareketini güncelleştirme arzusunda olanların Türk ve Kürt halklarıyla demokratik bir cumhuriyetle bunu devrimci bir felsefenin süzgecinden geçirerek gerçek kılma işini birbirine karıştırmamak gerekir.Şayet 1930'lardan sonra CHP kurmayları , çoğunluğun kendilerine verdiği gücü , kompradorlarla işbirliği içinde emperyalizmi ülkeye davet etme yerine , halklarımızın çıkarlarının birleştiği noktada kullanmış olsalardı , kuşkusuz bugün yalnız Türkiye değil aynı zamanda Ortadoğu ve Ön Asya'nın hatırı sayılır bir bölümünün de emperyalist "kapitalist sistemin dışında kalarak geniş bir ekonomik" siyasal güce ulaşabileceğini görmüş olacaklardı. Bu yüzden Türkiye'nin mazlum halkları , CHP kurmaylarının ölüm döşeğinde yalnızlığa terk ettiği Mustafa Kemal Paşa'ya karşı durdukları dirençli tavır ve karşı "devrimci süreci cesaretlendiren çabalarının tarihsel suçunun hesabını , 1960'lı yıllardan beri binlerce insanın kanlı bedenleri ile ödemiştir. Bugün de maalesef "sosyal" demokrasi" uğruna ödemeye devam etmektedir. |