left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow M.Toros Gürkaya arrow Maskeli Balo Ve Kemalizm -2-
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Maskeli Balo Ve Kemalizm -2- Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Wednesday, 13 April 2005

23 Hareketini, bir çerçeve içersine alarak sınırlamaya çalışan görüşleri belirgin üç ana kategoride toparlamak mümkündür.Birincisi; 23 hareketinin düşünce yapısını yaşanılan çağın özelliklerinden ayrı olarak ele alan ve bunu bağımsız bir ideolojik çerçeveye -sanki böyle bir şeye sınıflar ilişkisi izin veriyormuş gibi- oturtarak tanımlamaya çalışan çevrelerin anlayışlarıdır.Bu anlayış eski Kadro ve Yön hareketinin görüşlerinden etkilenen ve bugün onun devamcısı olma konusunda tereddütler içinde bulunan ,daha çok Cumhuriyet gazetesi etrafında kümelenmiş bazı köşe yazarı ve gazetecilerinin başını çektiği "sol" söylemli yarı-aydınlar topluluğundan oluşmaktadır.

Bu kesimin toplumu itekleyerek devrimcileştirilebileceği tezleri, 12 Mart öncesi ordu üst kurmaylarından yedikleri tokatlarla sendelemiş ve yeni arayışlar içersine girerek soluğu sağda ittifaklarda aramışlar, sonunda da çoğu, burjuva muhalefetin dümen suyuna girmiştir. Fakat buna karşın bunların eserleri- solun ideolojik yetersizliğinin bir sonucu olarak-halen okuyucu kitlelerin çoğunluğu üzerinde etkisi bulunmaktadır. Bunların bugün Kürt dinamiği karşısındaki tutumları ve laiklik konusundaki merkeziyetçi yaklaşımları, burjuva muhalefetin söylemleriyle aynıdır.Oysa M. Kemal Paşa, Genç Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Kürt unsurunu hiçbir zaman dışarıda kalan bir unsur olarak görmemiş, tersine onun bu özelliğini muhafaza altına alan bir yapısal dönüşümler içermesini tüm Türkiye'nin "uygarlık" projesi içinde arzulamıştır.Laiklik konusunda ise İslam'ın demokratikleşmesi yönündeki ilk ciddi adımları gene Mustafa Kemal Paşa atmıştır. İkinci gruba gelince;bu gruptakiler her ne kadar iddialı iseler de 23 Hareketini bir sınıfın-burjuva ya da küçük burjuva- ideolojisi olarak kurgulayıp ele alan eskinin Sovyet eksenli sol gelenekçileriyle, gene bu eksenin karşısında yer alan Çin eksenli , kılık değiştirmede gayet yetenekli olanlardır.Bu kesimler bugün bu eksenlerini kaybetmiş bulunsalar da geçmişin mirasları içinde elde ettikleri statükolarını koruma telaşı içinde kafa bulandırıcılıklarına devam etmektedirler.Eskinin Sovyet ekseni içinde yer alanlar (TKP ve benzerleri), 23 Hareketini hala bir burjuva hareketi olduğu düşüncesiyle ele almaya ve böylece Türkiye'de burjuva anlamda bütün meselelerin halledilmiş olduğunu savunmaya devam etmektedirler.Bu konuda çözülmeyi bekleyen yığınla birikmiş (burjuva anlamda) toplumsal sorunlar varken, her şeyi halledilmiş olarak görmek onlara özgü bir şeydir. Çin ekseni içinde yer almış olanlar ise eskiden beri ikiye bölünmüş durumdadırlar. Eksenlerini kaybetmiş bu grubun ilki ("Halkın grupları") dağınık bir görünüm içermekle beraber, bir kısmı yeni eksen arayışlarında-hiçbir zaman kendi öz güçlerine güvenmemişlerdir- gelişen Kürt hareketi dinamiğinin yarattığı çekimsel alana kendilerini atmışlardır. Söylemlerini biraz yumuşak üsluplara büründürmüş olsalar da gelişmesini tamamlayamamış Kürt burjuvazisine yakın düşen yolu seçiyor olmaları onları kuyrukçu bir siyaset içersine itmekten kurtaramamaktadır. Bunların 23 Hareketini işgalci güçlere karşı verilmiş savaştan ayırarak, içerde başarıya ulaşamamış bir burjuva hareket (halka karşı) olduğu yönündeki söylemleri gelişmesini tamamlayamamış Kürt burjuvazisinin 23 hareketine ilişkin "totaliter" söylemlerine alt yapı sağladığından , her iki kesimde kulvarlarında emperyalizme olumlu gelen eleştirileriyle sinsice yürümeye devam etmektedir.Bu eksenin ikinci grubunda yer alanlar ise eskinin PDA'çıları yeninin de Aydınlıkçılarıdır.Bunlar da 23 Hareketini burjuvaziye mal ederek, bu burjuvaziye de emperyalist çağda milli bir içerik vermekte uzun zamandan beri oldukça alçak gönüllü ve hoyrat davrananlardır.Dolayısı ile bunların bugün bir takım faşist gruplarla kol kola yürüyüşlerine bakıldığında şaşırmamak gerekir,çünkü geldikleri nokta çok önceden beri bilinmektedir.Bu kategorileştirmede üçüncü ve son grup,sonradan görme burjuvazimizin kendi ekonomik düzenlerinin sürdürülmesi açısından ulusu bir arada tutma çabaları vardır.Böylece 23 Hareketi, "Atatürkçü" tezlerle bir ideolojik çerçeveye oturtulmak istenmektedir.Bütün günlük büyük gazetelerin köşe yazarları ve televizyonların haber-yorum köşeleri bu işin yönlendirmesini üstlenirken,sağda solda hangi sermayelerle kuruldukları belli olmayan "Atatürkçü" dernek ve klüpler ve hatta hayırsever cemiyetler de bu işin toplumsal ayaklarını oluşturma işini üstlenmişlerdir.

Aralarındaki bütün bu görüş farklılıklarına karşın bu üç kategoriyi "fraksiyonlarıyla birlikte-birleştiren şey, her üçünün de 23 Hareketi üzerinde maskeli bir balodaymışlar gibi gerçek yüzlerini gizleme gayretleri içinde birleşiyor olmaları ve adına ideoloji burjuva dedikleri uyuşturucu genellemelerden yana olmakta kendilerini özgür hissediyor bulunmalarıdır.Kendi öz niteliklerine (kapitalist ilişkiler içinde nemalan malarına ve bu sistemin emperyalizmin lehine devamına) karşı çıkmak bunların yapabileceği harçta bir iş değildir.Dolayısı ile onların karşı-devrimci süreçlerle yarıda bıraktırılmış bir devrimi çarpıtabilme konusunda aradan yıllar geçmesine karşın hala konuşuyor olmalarına şaşırmamak gerekir. Çünkü bunun nedeni 23 Hareketi ile kabaran suların ona gerçek anlamda sahip çıkan devrimciler sayesinde bugüne kadar durulmuş olmamasındandır.Bu yüzden onların ne halefleri ne de seleflerinin Gazi Mustafa Kemal'in başlattığı "uygarlık" projesinin (demokratik devrimin) ne anlama geldiği konusunda böyle bir projenin yönetiminin nasıl kurulacağına ve programının nasıl olacağına dair doğru dürüst laf söyleyebilme zahmetinde bulunmamaları bu öz niteliklerinden kurtulamıyor olmalarındandır.Onlar için 23 Hareketine istedikleri anlamı vermek, arayıp bulabildikleri hazır şablonlara dayamak daha kolaydır.Bu takındıkları öz niteliklerini gizleyen, "Kemalist" "Atatürkçü" ya da emperyalizme hoş gelen "Anti-Kemalist-Atatürkçü" maskeler onlara yalnızca "çağa ayak uyduran" kişiler ünvanını vermekle kalmayıp,belli bir "ahlaki istikrar" dahi sağlamaktadır.Ve üstelik yığınların ne istediği de pek onları bağlamamaktadır.Bunların düşünceli ve iyimserlikten başka her şey söylenebilecek olan düşünceleri, 23 Hareketi'ne ilgi duyanlar üzerinde pekala bir etkisi bulunduğundan iyi de bir pazara sahip olmaktadırlar.Böylece ülkemizde "Kemalizm" konusu üzerinde gayet sürekli "edebi" bir pazar ortaya çıkmaktadır.Bu pazarın tezgahtarlarıyla bir polemiğe girmek, ciddi bir zemin sunmadıklarından yersiz olacaktır.

Geleceğin daha iyi anlaşılabilmesi için , bugünün doğru saptamasını yapmak ve geçmişe de geleceği görmemize yardım edeceği ölçüde değinmek toplum- bilimsel bir yöntemin gereği olmalıdır. Hele geçmiş bugünü de kapsayacak derecede bir ana uğrak olma özelliğini içinde taşıyorsa..Bu nedenle bugün , 23 Hareketi'nin tamamlanması sürecinde (devrimci demokratik cumhuriyet) "Kemalizm" konusu, bunun bir meta haline dönüştürülmesini önleyebilme de devrimci bir sorumluluğu ifade etmektedir.Her kim geçmişi istediği gibi yorumlama hakkını kendinde görürse bugünün doğru saptanmasından ve geleceği hazırlama yeteneğinden de yoksun kalır.

Türkiye'de ekonomik-politik süreç 23 ana uğrağından bu yana içinde karşı devrimleri de barındıran birkaç aşamadan geçmiştir.Ancak hiçbir zaman başlangıçtaki gibi halklarımızın çıkarlarına yönelik iç dengelere ulaşabilmiş değildir.Genç Cumhuriyetin değerlerinden birinin "halkın kendi kendisini yönetmesi" ilkesi olduğu hatırlanacak olunursa bu anlamda bile bugün böyle bir yönetimden eser yoktur. Toplumsal yapıdaki mevcut çelişkilerin çözümü, 1930'lardan bugüne karşı-devrimci girişimlerle engellenmiş olduğundan, ülkenin sorunları giderek emperyalizmle bağımlılaşmış çarpık kapitalist ilişkilerin egemen olduğu yeni-sömürge ülke çelişkilerini de içinde barındıracak şekilde ağırlaşmıştır.Ve bu yüzden de bu çelişkiler gergindir. Ve bu gerginlik her fırsatta kendini şu ya da bu biçimde göstermekte, ifade tarzlarını yaşanan adaletsizliklerde, eşitsizliklerde, baskılarda, aynı paralelde çok yönlü siyasal gruplaşmalarda, hizipleşmelerde, çekişmelerde ve en basit sokak kavgalarında bile bulabilmektedir.Sistem çözüm bulamadığı bu meselelere önlem olarak sopayı göstermekten başka bir çare düşünememektedir. Oysa 21. yüzyıla girildiği bir dönemde bilinmektedir ki artık, genel olarak sopa siyaseti siyasal bir kavgayı susturabilir, çarpıtabilir, engelleyebilir ama asla onu ortadan kaldıramaz.Bu gerçeklik yıllardan beri ülkemizde yaşanan gerçeklerle kendini göstermiştir.Öte yandan baskılanan düşüncelerin hükümet politikalarının her adımında şu veya bu biçimde,olumlu ya da olumsuz etkileri bulunur ; ya hükümet politikalarına alet olurlar ya da engel oluştururlar.Bu koşullar altında Türkiye'nin gelişebilmesine yönelik yapılacak çözümlemeler,gelişen sürecin öne çıkarttığı Kürt dinamiğinin birleşik unsurlarının bütün ülkeyi baştan sona heyecanlandıracak sıcak yaklaşımlarının ve İslam'da yaşanan demokratikleşme eğilimlerinin ancak bir siyasal potada üretilebilecek düşünce ve sloganları göz önüne alınmasını bir an için bile ihmal edilmez kılmaktadır.Burada yaşanan günümüz tarihi 23 uğrağıyla doğrudan birleşmektedir.

Uyanık solcularımız tam da bu noktada yukarıdaki düşüncelerle bu yazıda savunulanları fazla "millici" olmakla suçlayabilirler.Bir kısım uslu solcularımız da İslamiyet konusunda son derece dikkatli olunması gerektiği yönünde uyarılarda bulunabilirler.Ve bazıları daha da ileri giderek, Kürt halkına verilen değerin "bölücülük" yaygarasıyla eşdeğer olduğu şeklinde her yönden saçma sapan eleştiri oklarını fırlatabilirler.Bu yazıda sunulan düşünce kendi hesabına bir defa öncelikle iki halkın uygarlık temelinde süren birlikteliğinin öyle eğreti temeller üzerine kurulu bir birliktelik olmadığını,öte yandan da din faktörünün batıdaki gibi gelişmesini tamamlamış bir faktörden kendini ayıran bir kısım özellikler içerdiğinin altını çizmektedir.Türkiye haklarına (genel olarak tüm Doğunun insanlarına)düşman olanlar ona sahiplenmeye çalışan pek "bilinçli"aydınlarından çok daha bilgilidirler.Emperyalist devletlerin hükümetleri ve savaş kurmayları, 1923 Kurtuluş Savaşında olduğu gibi bugün de Türkiye'nin günah ve sevaplarının tam bir hesabını tutmaktadırlar.Öte yandan emperyalizm bir toplumun sosyo-politik kurumsal/yapısal zayıflığından son derece faydalanma olanaklarına da sahiptir.Bu yüzden hiçbir zaman kendilerine olumlu gelen özelliklere doğru yönelişlerin eleştirilerini dikkate almayacaklardır. Onların işi 23'lerde olduğu gibi planlarına etki edebilecek olan tüm olumsuzluklardadır.Ve emperyalizmin yerli dostlarının yanında onun halkın içine kadar uzanan kollarının bugün devrimci düşünenlerin geçmiş 23 Hareketinin yarıda bırakılan "uygarlık projesi" ile buluşmasına -devrimci demokratik cumhuriyete- karşı düşmanlığı, gerçekte bu ülkeyi çok düşünüyor olmanın hassaslığına ilişkin korkularını değil, aldattıkları kitlelerin devrimci demokrasiye duyacakları sempatinin hassaslığı ve tutundukları bu zeminin kırılabilir özelliğini gizleyebilmek içindir.Bu anlamda devrimci demokrasiye bağlı olanlar, onların her türlü korku ve ikazlarının hepsini göz ardı etmeye hazır olacaktır.Kararı verecek olan maskeler arasında saklanan yüzlerin yansıttığı yanılsamalar değil,bizzat gerçekliğin ta kendisi olacaktır.Bu yazı-ve buna benzer yazılar- burada-fakat fırsat buldukça her yerde- bu baylarımızın maskeleri düşene kadar devam edecektir.Çünkü devrimci demokrasinin amacı maskeler var oldukça ,gizlenilen ve gizlenebilecek bütün yüzleri göstermektir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Maskeli Balo Ve Kemalizm -2- ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right