left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
BABANNE Yazdır E-posta
Yazar Gülderen GÜRCAN   
Tuesday, 24 November 2009

Babaannem üç lisan biliyordu. Biri 11-12 yaşına kadar öğrendiği Kürtçe, ikincisi o yaşlarda gelin gittiği maçlarda "yallah tazyik" diye bağıran koca evinde, Arapça. Ömrünün son onsekiz senesini geçirdiği bizde, Türkçe.

Kimi onun ağırlığınca altına alındığını; kimiyse, yaşı kadar altın takılıp bir o kadar altın zincir takıldığını söyler. O kendisine takılan altınları çoktan unutmuştu. Belki de "sana kurban olsun bey " diye evden bir boğaz eksilir diye verivermişlerdir el kapısına. Bir-iki saatlik yol artık aşırı aşırı memleket olmuştu onun için. Öylede söylenirdi. Doğru mu değil mi anımsamaz. Tıpkı anasının- babasının- topraklarının unutturulduğu gibi. Hiç bir şekilde konuşturulmayıp içine gömdüğü ana dili kürtçe gibi. Ona "vara" "gel" diye seslenirler, gelir "deho" dediklerinde geri çekilirmiş.

Zamanla gittiği evin, yörenin adetlerine, diline ilişkilerine alışmış. En becerikli olduğu temizlik, dağlar gibi elde yıkanan çamaşırlar, yemek. Bunlar çoğaldıkça, anne- baba-köy, hepsi uzaklaşmışta uzaklaşmış. Tıpkı kadınların bir araya toplanıp (zıkkım içesice kocalarına) kaçak tütün ve kaçak sigara kağıdıyla elde sardıkları sigaraların içim dumanları gibi geçmişi kaybolmuş gitmiş.

Babasına  çok düşkünmüş ama o da Çanakkale’ye mi ne, yoksa balkan harbine mi ne gitmiş. Sadece gitmiş. Komşunun kocası Yemen'den bitler içinde dönmüş de onun babası dönmemiş. Bitli mitli döneymiş ya. Şehit oldu demişler. Şehidin anlamını çözemeden evlenmiş.

Eltileri Ermeni imiş. Kürt-Arap-Ermeni. Hah bir ben eksikmişim, Türk. Anlatırdı nedenini. Ne olduysa kaçak baskını gibi (sen kitapları yakıyorsun, bizde ipek halıları, kumaşları, kaçak içki, ne varsa az yakmadık derdi)  bir gün evler basılmış. Birileri evinize kaçanları vermezseniz sizi de götürürüz demişler. Verilen verilmiş. Verilmeyenler ikinci üçüncü eş, yani elti olmuşlar. Adamlar, şeyhler, şıhlar hükümet korkusundan mı işlerine geldiği için mi bilinmez, hoca nikahlı karılarının üzerine belediye nikahını basmış bunlara. Mutlaka hükümet korkusudur tabi. Oralarda bazıları çocuklarına kuvvetli olsun diye Hükümet adı bile koymuş.  Nikâhlı eşlerden olan çocuklar okutulmuş. Diğerleri, kavaklığa oduna ya da Mezopotamya ovasında sabana, buğdaya sürülmüş hal hatır sorulmadan bir tarafa itilmiş. Ermenice’nin bir harfini bile çocuklarına öğretemeyen analarının hükmü geçmez olmuş. Ana dilleri top yekûn Arapça olan bebeler okuyupta Hükümette iş tutunca, nedense Türkeş'çi olmuş.

Neyse ne, biz babaannemize gelelim. Neden aldığı bilinmez, eşi ona hiç yaklaşmamış. Çocuğu da olmuyor diye de yanına hısım akraba kadınlarını katıp onu kendisine kız istemeye göndermiş. Babaannem ne kadar ağlayıp üzüldüyse, kocası beraberlikten kaçamamış. Hamile kaldığı içinde karşı taraf kızını vermemiş.

Sonrasında babaannemin dördü sağ oniki çocuğu olmuş. Yaşı ilerledikçe sırtında kırılan değnekler artmış. Yolunmaktan tepesinde saç kalmamış. Doğurduğu erkek çocuklarda onu hedef tahtası yapmışlar. Ne elti çocukları kalmış bakmadık, ne akrabalar.

Genç gelinken çıkarılmadığı aşiret sofralarının zamanla baş hizmetkarı olmuş. Çökmüşte çökmüş. Onu çökertmeye çalışanlar Allahın emri ya, ölünce memleketinden duyan kardeş çocukları gelip onu bulmuşlar. Kendisinden sonra doğan kardeşleri çoktan ölmüşmüş. Gelen kardeş çocuklarının dilinden hiç bir şey anlamamış. Oralılalarla evlendirilmişler de kem küm birbirleriye anlaşır olmuşlar.

Hem yetim hem öksüz annemle ağlayıp gülen; ortak insanlığı ve sosyal acıları olan babaannem artık evimizin bir parçası oldu. Kime nasıl hitap ediyorsak o da onları öyle çağırdı. Diğer evlatlarının da çocuklarına bakan babaannem, torunlar büyüdükçe kaldığı evlere sığdırılmamaya başlanmış. O asil kadınla annem birlikte çocuklarıma yüksünmeden baktılar. Beni ve torunlarını, ailemi çok seviyordu. Arapçasını sadece kuran'ını okurken kullanıyordu. Çocuklarına ana dili Kürtçe’yi hiç öğretememişti. Bir harf bile bilmiyorlardı.  Öz be öz yavrularının ana dili Arapça’ydı. Türkçeyi okullarda öğreniyorlardı. Oralara giden memur, öğretmen Arapça öğrenmezse onlarla iletişim kuramıyordu.

Eve kağıt tomarlarıyla gelirdim. "babanne, bunlar çalışan annelerin çocuklarına devlet parasız bakım evi ve iş yerlerinde süt emzirme odası açılsın " diye. Bir diğer gün " babanne savaşlara hayır demek için". "Babanne, işçinin emekçinin bayramı için".

"babanne 8 Mart'ta işçi kadınları yakmışlar".."...Nal'e aleyken. Kelbin kelp bunlar..."

Türkçeyi aksan dışında bizlerden iyi konuşur anlar oldu. Hiç unutmam Tandoğan’da abluka altına alınmış pahalılıkla işsizlikle açlıkla mücadele mitinginde; sen git, polis panzerine ne  zamandır sakladığı "Yaşasın l Mayıs" pulunu, bir başkasına "Atom bombasına hayır. Çocuklar ölmesin, şekerde yesinler" pullarını yapıştır. "ah romatizmalarım olmasa daha neler yapardım diye hayıflan. Ah bir de baktığı çocukların, torunların Türkeş'e gitmesine hayıflanıyordu. Len, sen nire, o nire, diyordu. "Naley aleykümetün".  Torunlar, akrabalar birbirlerini vursun istemiyordu. İşte eltlier, işte kendi, işte biz...

Babaannemizi çoktan kaybettik. Diğer çocuklarından olan torunları gibi bizde ona ailemizin gerçek bir babannesi olduğu için hep babanne dedik. Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmedi.

Aslında o muhterem kadın, benim kayınvalidemdi. Kürttü. Seni hiç unutmadım, unutturmayacağım üç dil bilen babanne. Ya heey keçe kurdane, ya heeey keçe kürdanne babaanne..

. Böyle babaannelerimizin  çok olması dileğiyle Gülderen GÜRCAN

 
< Önceki

Yorumlar
birde ben anlatayım bir kadının hıkayesını o kadın benım annem yüzünü hiç görmediğim tanımadığım ama ablalarımdan büyüklerımden duyduyğum annem. 31 yaşında 7 si hayatta 8 çocuk annesiymiş kimbilir sizinde dedığınız gibi onuda evde bır lokma eksılır dıyerek vermışler kocaya daha 14 yaşında yaşadığı köyde terzılık yaparmış ama terzılığı kazanmaktan çok köylünün yamasını dikmek için miş.köy kızlarına oğullarına kur an dersı verırmış akşam köy heyetı bır araya toplandığında baklava yaparmış çünkü baklava yapamasını bılen tek kadın mış ki o kadar yoğun geçermiş işlerını bıle yapamaz yardımına köy kadınları gelırmış kendı çapında bır hanım aga bir o kadarda köleymiş yaşadığı köyde. sözü çok geçen en çok deger verılen bır kadın hatta sigarası bıle yadırganmayan köy ahalısının içinde tek sıgara içen kadın olarak adını yazdırmış köy tarıhıne.birde onun bır dılenciyle hıkayesı kalmış o gunden bu güne .karşı köyün dılencısı sık sık anneme gelır yamalarını dıktırır haftalık ekmegını peynırını temın ederımiş bir gun yıne bu dilencı dayanır kapıya anneciğim onun beden ölçüsünü alır saatini koyması için ona cepli bır erkek yelegı dıkmek için sonra o ylegı dıker ve kaldırır her nedense dilencı bir türlü gelmez annemde kaldırır o yelegı belkı bır gun gelirse verebılmek için aradan bır yıl gecer oldukça yaşlı olan bu dilencı çıka gelır ablama sorar annemı ablamda annecim öldü der zavallı dilencı .artık bu köy bana haram olsun bır daha gelmem bu köye ve gıder o gunden sonra bır daha gören olmamış dılencıyı bu hıkaye hiç unutulmadı o köyde . ama o yındede bır kadındı ezılmışılığı en agır şekılde yaşıyordu şiddetın en agırını yaşıyordu kocasından yedığı sopalar yolunan saçlar onu ıntıhara sürüklemesıne neden oluyor kendını su kuyusuna atıyor köyluler tarafından kuyudan çıkarılıyor aradan yıllar gecer annem
8zinci çocuğuna hamıledır tam 31 yaşındadır doğumu yapar bir kız çocuğu gelır dünyaya aradan üç gun gecer bır gun başı agırır fırtınalı bır kış gecesınde kocası iyileşmezsi için ona bır iğne yapar ama ignenın kullanma tarıhıne bakmaz unutur annem zehırlenır ne yazıkki annecım biri beşıkte olmak üzere 7 evladını bırakıp gıder yaşama gözlerını yumar bu gun yaşamayan kocası benım babamdır .kürt kadının sahipsizliğidir çektığı çıleler kölenın kölesıdır kürt kadını bu sadece bir örnektır kadının yaşaımdan bır kesıntidir ama bır gerçeklik daha varkı kadının milliyetı yoktur ırkı dini ne olursa olsun kadının göz yaşı ortaktır ... sevgılı gülderen ablacım baba anneyı okudukça anneciğimi düşündüm gözyaşlarına boğuldum yüreğinize saglık öpüyorum ellerınızden
Gönderen bahar toprak on Saturday, 24 December 2011 at 5:50

Böyle babaanneler ne çoktu eskiden şimdi yok oldular ,yok olan çok şey gibi...Önce saygı..sonra sevgi..hoşgörü ve empati işte bunlar İNSAN omanın özü .Yüreğinize sağlık Gülderen hanım.
Gönderen hanife sözer on Friday, 22 July 2011 at 6:31


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: BABANNE ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829528
Syndicate
 
left
Top! Top!
right