KURBAN PAZARININ POLİTİK TÜCCARI
Kurban Bayramı, bereketiyle, sevinciyle, sevabıyla gelsin geçsin.
Kurban kesmek farz mı sünnet mi, evliyalarımız bugüne değin fikir birliğine varamadılar. Bundan sonra da varamazlar. Aynı kitabın aynı kelâmını nasıl olup da farklı okurlar, farklı anlarlar, ben bir şey demeyeyim. Bir vesile yolum kurban satış merkezine düştü. Ankara’da kurbanlıklar Mühye Vadisi’nde Yeşilkent Köyü’nde kurulan yerleşkede satılıyor. Medeni bir yerleşke. Erzurum’dan, Çorum’dan, Tokat’tan, Kayseri’den getirilen malın davarın halini siz de görmeliydiniz. Mübarek hayvanlar dev çadırlarda barındırılıp besleniyor, sevap kazanmak isteyen müminin beğenisine sunuluyor. Kurban tüccarları işinin ehli. Müşterinin aklını çelmekte ustalar. Nedense bana Başbakan gibi gözüktüler.
Başbakan, iktidara gelişinin ilk ayında demişti ki, “Ben, piyasa tüccarlığından geliyorum. Siyasetin de tüccarlığını yapmamız lazım.” Başbakan piyasa tüccarlığının da siyaset tüccarlığının da hakkını verdi doğrusu. Başbakan olmadan önce Ülker ürünlerini dağıtan “Emniyet Gıda” ve “İhsan Gıda” adlı iki şirkette ortaklığı vardı. Başbakan olduktan sonra “Yenidoğan Gıda” şirketini de kurdu. Siyaset tüccarlığındaki başarısıyla da herkese parmak ısırttı. Siyaset tüccarlığında neleri pazarladığını sonra konuşalım. Neme lazım! Hürriyetimi sokakta bulmadım! Dava mava açar, laftan anlayacak yargıç da bulamayız! İşte Yeşilkent’te üslenen kurban tüccarlarını görünce, siyaset tüccarlığında Başbakan’a ciddi rakip olacaklarını düşünmeden edemedim. Mühye’deki celeplerin yanında Deniz Baykal, Devlet Bahçeli hikâye, Başbakan’ın haberi olsun! Girişimci ruha sahip olduğu her halinden belli bir celep, “Kurbanlıklarım besilidir. Sırat köprüsünde şaşmaz düşmez. İki tosun alana 3G cep telefonu bedava” diye müşteri avına çıkmış, avaz avaz bağırıyor. Taaa Erzurum’dan gelmiş bir dana için o ne pazarlıktı ya Rabbi! Beş Müslüman iri kıyım dana için celeple çekişiyor. Müslümanlardan biri bırakıp diğeri kapıyor celebin elini. Birbirlerinin ellerini koparacakmış gibi sallayıp duruyorlar. Ben diyeyim on dakika, siz deyin on beş dakika. Celep 3 bin liraya kadar indi. Aslında masrafını kurtarmazmış ama din kardeşlerinden mi esirgeyecekmiş. Arada 10 lira fark kaldı. Eller kollar omuz başından itibaren sallanıyor. Celep son sözünü söylüyor. “Bre dadaşlar, bahşiş vermesini bilmez misiniz? Mahşer günü sırat köprüsünde sırtına binip geçeceksiniz, 10 lira da bizim bahşişimiz olsun.” Müslümanlar bahşişe cimrilik etmediler, pazarlık tatlıya bağlandı. Pazarlık sürerken aklıma geldi ki, emekli aylığım tam 780 Türk Lirası. En sıska kurbanlık koyunun fiyatı ise 400 liradan başlıyor. Nakliye, yem, kesim bahşişi filan derken, devamı gelmedi aklıma. Bir danayı 3 bin liraya alan beş kişiye imrendim. Benim yaptığım hesap kurbanlıkların da aklına gelmemiştir herhalde. Niçin gelsin ki? Birkaç güne kadar kesilecekler, umurlarında değil; çakma afırdaki samanı yemi bitirme telaşındalar. Bir de karınları doydu mu o ne münasebetsizlik öyle! Karnını şişirmenin keyfiyle zıp zıp zıplayan kerataların aklı fikri sürüdeki dişilerde. Öyle kur filan da yapmıyorlar. Gözüne kestirdikleri dişileri yakalayıp üzerine çıkıyorlar. “Sahibimi sırat köprüsünden geçireceğim. Sırat köprüsünden cenabet geçilmez. Oynaşmanın, flört etmenin vakti değil, biraz ağır başlı olayım.” Ne gezer… Hele içlerinde bazıları var ki, erkek dişi ayırt etmiyor. Kıçtan dalan şaşkın ördek misali dişisinin başına atlayan şaşkın tosunlar da cabası… Hani, hayvanlar dünyası üzerine film çekilecek olsa, dört ayaklı Nuri Alço ya da Coşkun aransa, mekân hazır, oyuncular hazır. Ne bileyim, “kesim öncesi cinselliğin kurbanların his dünyasına yatıştırıcı etkisi” konulu doçentlik tezi yazılacak olsa, ampirik saha araştırması için denekler istemediğin kadar. Kurbanlık mahlûkat kesim öncesinde cinsel açıdan niye bu kadar aktif, alt yapı sorunlarında niye bu kadar hassas, tuhaf doğrusu. Bu mahlûkat galiba Türk medyasına ve politikacılarına insanlardan daha fazla ilgili ve duyarlı. Hani, Başbakan iki lafın arasında “Doğum kontrolü ihaneti vataniyedir. Bu milletin çoğalması lazım. Sakın ha. Allah ne verdiyse!” diyor ya. Mesajı insanlardan önce mal davar soyu almış galiba. İnsan soyu ise “Her tüyünde on sevap var” hesabında. Başbakan’ın siyaset pazarındaki başarısının sırrı, çekip çevirdiği kurbanlıkların “Her tüyünde on sevap var” hesabında olabilir mi? Rahmi Yıldırım 23 Kasım 2009 |