|
Çok değil yakın tarihimize kadar bırakalım devrimci olmayı,demokrasiden yana olmak bile bu ülkede yürek ve cesaret isteyen bir işti.Bugün ise en gerici hükümetler dahil sermaye gruplarının bile ağızlarından düşürmediği bu kelimenin üstü eşelendiğinde altında binlerce genç insanımızın kanlı bedenlerinin yattığı görülür.Bu yüzden bu çevrelerin oynadıkları demokrasi şampiyonculuğu bu genç bedenlerin hakkı ödenmediği sürece içi boş anlamsız bir kelime olarak kalacaktır.Aslında ülkemizde AB nezdinde her şeyin değişebileceği umutlarını serpiştirenlerin gene kendilerinin oynadığı bir oyun sergilenmektedir. Gerçeğin hiç de böyle olmadığı toplumdaki en ufak kıpırdanmalar karşısındaki güvenlik birimlerinin acımasız davranışlarında gözlemleyebilmek kolaydır.Gene demokrasiden yana olmak yürek ve cesaret isteyen bir iş olarak toplumun karşısında durmaktadır.Ne yarlarında ne de yerlerinden vazgeçemeyip savundukları davalarından vazgeçen aydınsı "entelektüellerimizin" düşünce yalpalanmalarının temelinde ülkemizin bu koşullarının zorluğunu aramak gerekir.Öte yandan egemen çevreler de yoz ve fırsatçı klikleriyle kendi hegemonyalarını hakim kılmada bu çevrelerle birleşir.Bu anlamda Türkiye'de devrimci-demokrasi hareketinin genel bir değerlendirmesini yaparken bu iki ana etkinin dikkate alınması gerekir.Bugün bu hareketin dinamik faktörlerinin ayakalarından birini Kürt hareketinin kimlik mücadelesinin oluşturduğu dikkate alınacak olunursa,bunun etrafında kopartılan fırtınaların olanı olduğundan başka gösterme ,olmayanı ise oldu yapama şeklinde özetlenebilecek ucuz bir edebiyatın gelişmekte olduğunu görürüz.Kürt hareketinin dinamiği üzerinde gelişmesini tamamlamamış Kürt burjuvazisiyle konumlanma telaşına düşmüş eski solcularımız kendileri gibi düşünmeyenleri kolaylıkla "Kemalist" olmakla suçlarken,bunun karşısında bu dinamiğin reddiyesinde birleşenler de faşist gruplarla kol kola "Kemalizm" şampiyonluğu yaparak kendilerinden olmayanlara "bölücülük" yaygarası yapmaktadırlar.Birbirine zıtmış gibi görünen bu iki tarafı ortak kılan özellik, solun derin sessizliğinde bilinen bütün değer ve bilgileri hiçe sayıyor olmaları,daha da önemlisi bunu sol adına yapıyor görünmeleridir. Onlar 1923 Hareketine - ki bundan böyle bir ayrım koymak gerekli olduğundan Kemalizm'i 1923 Hareketi olarak adlandırmak daha doğru olacaktır-aslında kendi ideolojik kurguları içinde bakmayı eskiden beri adet edinmişlerdir.Böylece gerçek anlamıyla dersler çıkartılması gereken böylesi önemli bir tarihsel uğrağın genel başarılarını yerli yerine oturtmaktan bugün de yoksun kalmaktadırlar. 1923 Hareketi ve önderlik sorunu üzerine bugüne kadar bir çok eser yayınlanmıştır.Bunların bir kısmı ya tarihi kronolojik olaylar dizgesidir ya da olayları ideolojik anlamda şematik tarihsel kurgulara sığdırma girişimleridir.Bu anlamda bir çoğunun bilimsel bir içeriği bulunmamaktadır.Böylesi tarihsel bir uğrağın bu şekillerde ele alınışı hayıflanacak bir şeydir.Oysa 1923 hareketi Türkiye'deki tarihsel dinamikler açısından günümüz içinde değerlendirilebilecek çok önemli yanları bulunmaktadır.Sorun sadece işgalci güçlere karşı yürütülen savaşın nasıl biçimlendiği değil,belki de bundan daha önemlisi bu savaşı yürüten fiziki kuvvetlerin dinamiğinin nasıl oluşturulduğu sorunudur.Bu dinamiklerin yozlaşmış Osmanlı siyasal sistemine karşı anti-feodal niteliği (özgürleşme istek ve davranışının tarihsel yanları) uzun yıllar savaşla yaşamış olmanın yorgunluğu ve ceberut devlet anlayışıyla üzeri toprakla örtülü olduğundan kendini ifade edebilme şansını bir türlü bulamamıştır.M.K.Paşa'nın,yani 1923 Hareketi'nin önderliğinin başarısı,bu isteği "uygarlaşma" projesi altında aynı zamanda bir başkaldırıya dönüştürebilme açısından ağırlaşmış dinamikleri harekete geçiren (Kürt,Alevi-Bektaşi ve İslami dinamikleri) ve tek bir pota içinde birleştiren üstün siyasal yeteneklerinde aranmalıdır.Ama bizim bu uyanık aydınlarımızın çoğunluğu inatla Tanzim-et aydını kafasıyla hareket ettiğinden 23 Hareketinin bu dinamikleri harekete geçiren ve birleştiren başarısı üzerine tek bir laf etme zahmetine bile katlanamamaktadırlar.Araştırma zahmetine katlanıp gerçek manada bir şeyler üretmektense,her olaya hazır şematik kalıplar oturtmak yani kısaca onlar için işin kolay yanından tutmak daha tutarlı bir yol olarak gözükmektedir.Böylece bu iki kutuplu baylarımız Kemalizm diye ifade olunan 23 Hareketi'ne keyfi bir ideolojik görüntü vermede kafalarını boşuna yormaktadırlar. Hatta bunların bir kısmı(az gelişmiş Kürt burjuvazisi ile dans edenler) daha da öteye giderek bu hareketi iç dinamikler üzerinde oynayan "totaliter" bir rejim olduğu yönündeki basma kalıp düşüncelerle kendilerini zorlamaktadırlar.Öyle ya da böyle,bu sonuncular için örneğin Orta ve Yakın Doğuda emperyalizme karşı gelişen hareketler ve bunların bir sonucu olarak buralarda kurulan bir kısım "totaliter" rejimler, nasıl olup da Genç Cumhuriyetin kuruluşuna benzer "uygarlaşma" doğrultusunda politik kazanımlar doğuramamıştır ?Ve neden Genç Cumhuriyetin bu politik kazanımları geniş halk yığınları tarafından kısa zamanda benimsenebilmiştir.Ve neden bu devrimin nihayetinde 1938'lerden sonra bir karşı devrimle sosyal yanları yarım bıraktırılarak bugünlere kadar tamamlanamadığını açıklayabilme şansını da ne yazık ki kaçırmışlardır.Sonunda gerçek olan sadece tarihin kendisidir.1923'ten bu yana ülke yazınında ağırlık oluşturan eserlerin hala bu döneme ait olması ve hala bu dönem üzerinde tartışılıyor bulunması bir rastlantı değildir.Kaldı ki 23 Hareketi önderliği ile birlikte hakkettiği ölçüde yalnızca ulusal değil uluslararası bir unvana da sahip olarak tarihteki yerini almıştır.Yenilgiye uğramış bir batının bu harekete değerini vermemesinin onun uygarlığa bakışındaki sorunlarından kaynaklanıyor olması bir yana Doğunun insanları açısından sorun hiç de böyle değildir.Ve üstelik bunda şaşılacak bir şey de yoktur.Esas olan bu hareketin çağın ilerlemesi karşısındaki muhtevasıdır.Bütün kafa bulandırıcı tezler,analizler ve kategorileştirmeler bir kenara bırakılacak olunursa 23 Hareketinin temelinde iki halkın (Türk-Kürt) içindeki dinamikleri özgürleşme kültüyle açığa çıkartıp harekete geçiren Osmanlı alt bürokrasisinin orijinalitesinden gelme gerçek anlamda bağımsız bir kısım sivil-asker aydın zümre davranışı vardır.Ve bu davranış aslında Tanzimatçı gelenekten gelen ve Enver Paşada birleşen bütün aydınları da kapsamamaktadır.Bunların Kurtuluş savaşında "kerhen" millici komprador burjuvazi ile birlikte yalpalamalarını kısa bir tarihi araştırma hemen ortaya koyar.Bu anlamda Mustafa Kemal'in başını çektiği bir kısım aydın -asker zümrenin davranışının bir sınıf ideolojisi (burjuva ideolojisi) ile uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır.Bunu Marks'ın sözlerine dayandırmaya çalışanlar marksizmde tahlil kavramının bilimsel anlamda neyi içermesi gerektiğini görmezlikten geliyorlar.Marks her toplumun egemen fikirlerinin egemen sınıfların fikri olduğunu söylerken genel toplum biçimleri açısından sorunu "son tahlil" kavramıyla ele alıyordu.Emperyalist çağın ilişkileri içinde Ortaçağ kalıntısı bir Osmanlıdan Genç bir Cumhuriyetin çıkmış olmasında Türkiye tarihinin gelişme yönü ileriyi mi yoksa geriyi mi göstermektedir? Gene emperyalist çağın özellikleri içinde şayet bu ok ileriyi gösteriyorsa (bu zümreler burjuvaziyi ya da burjuvazinin her çeşidinin adına hareket ediyorlarsa) burjuvazi artık kaybettiği millicilik sıfatıyla ilericiliği nasıl oynayabilmektedir?Bu ve benzer soruları çoğaltmak mümkündür.Ama bu kafa karışıklığı içinde bu baylarımızın söyleminde şu sonuç ortaya çıkar; 23 Hareketinin önderleri davranışta ilerici ideolojide gericidir!Ama bu da saçma sapan bir şeydir.Her nereden bakılırsa bakılsın şurası açıktır ki bugün "Kemalizm" diye yutturulmaya çalışılan şey ne küçük burjuvazinin ne de burjuvazinin bir ideolojisi değildir.En azından Gazi Mustafa Kemal bile kendisi "Kemalizm" diye bir şeyden bahsetmemiş olması bu görüşleri çürütmeye yeter.Bunu düşünmek bile bu uyanıklarımızın aklına gelmemektedir.Kuşkusuz her davranışın esinlendiği ve kendisini arayıp bulduğu bir felsefesi vardır.Buda 23 Hareketi önderliğinin "Halkçılık" mantığında ortaya çıkar.Bazı ucube sınıfsal analizlerle 23 Hareketi önderliğinin bu tavır alış ve davranışta bulunma meselesini kendi ideolojik kurgularına ve şablonlarına malzeme yapmaya çalışanlar kendi durumlarını kurtarmaktan açık bir deyişle statükoyu kurtarmaktan başka bir şey yapmıyorlar.Öte yandan bugün soldaki bu uyanıkların desteğini arkalarına alarak pastadan payını artırmak isteyen gelişmesini tamamlamamış Kürt burjuvazisinin egemen güçlerin politikalarına alet olan 23 Hareketine karşı gericileşen kinlerinin her geçen gün artıyor olması,bir diğer yandan da "Kemalizm" şampiyonluğuna soyunanların faşist gruplarla kol kola dolaşması bu işlerin nereye gideceğinin açık işaretleridir.Bunun karşısında 23 Hareketinin tarihsel özelliklerini bir ana uğrak olarak ele alan yeni çalışmalarda dikkatleri üzerinde toplamaya başlamıştır.Bu çalışmalar içinde en dikkati çekeni Kürt Hareketi liderinin her türlü nitelendirmelere karşın getirdiği açılımlardır.Bu açılımlar aşırı Kürt milliyetçiliğine ve ona prim verenleri son derece rahatsız etmektedir.Her türlü yakıştırmalara rağmen Kürt Hareketi liderinin ciddi hesaplaşmalar içeren açılımları her iki halkın aydın unsurları tarafından da heyecanlı bir biçimde karşılanmaktadır.Sonradan görme burjuvazimiz ise bu gelişmeleri suskunlukla karşılamaktadır.Daha doğrusu onlar için şu an mesele AB'ne katılım müzakerelerinin politikalarını üretmek olduğundan,ülkede "huzur" bozucu bağımsız programların idealize edilmesinden ziyade,1923'lerin idealize edilmesinde bir sakınca görmemektedirler.Tarihle hesaplaşmalarını ise başka bir bahara bırakmaktadırlar... |