left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
NEFES-VATAN SAĞOLSUN Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Friday, 20 November 2009

 

NEFES-Vatan Sağolsun  adlı filmi hala seyretmediniz mi? Kaçırmayın gidin seyredin.. Son   seyrettiğim  en iyi film. Konusu insan. Bizim insanımız

1997 yılında yeğenim Mustafa Karakurt elime bir kitap tutuşturdu. Ordudan ayrılmış bir üsteğmenin kitabı.

Güneydoğu’dan öyküler

Bir kitabı okumadan öncelikle yazarı tanımak isterim. Unutulmamış kitabın arka kitabında yazılmış yazarın kısaca ve  öz yaşamı.

HAKAN EVRENSEL 1967’de Ankara’da doğdu. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soranlara, “Asker olacağım” dedi. Oldu. “O zaman en iyisi!” diye; zor ne varsa onu yapmaya çalıştı. Güneydoğu’ya gitti. Bu kez “ Bir yerlerde bir yanlış var. Ama nerede? diye sormaya başladı. Yanlışın ne olduğunu, ordu içinde bulamayacağını anlayınca, çok sevdiği askerlik mesleğinden kendi isteği ile ayrıldı. Gazetecilik yapmaya başladı. Doğruyu ararken, “Güneydoğu’dan Öyküler” ortaya çıktı.

İşte NEFES  o insanı öykülerden ayağa kalkan ses ve görüntüler.

Kitabı okumaya başlamamla yazar beni kitabının içine aldı. Onun yazdığı insanlarla üşüdüm terledim acıktım güldüm ağladım.

 

Yeğenim, Hakan’ı alıp  işyerim TRT’ye getirdi. Kaynaştık. Ufak tefek düşünce farkımız olsada, özünde birdik. İnsanları seviyorduk.

Kitabı okuduktan sonra kitabı  20 tane alıp TRT deki prodüktör arkadaşlara verdim. Hepsi  çok beğendi.

Hakan’la sık görüşmeye başladık. Cumhuriyet Gazetesi yazılarına sansür koymaya başlayınca Cumhuriyet’ten ayrıldı. Yazmaya devam etti.

Hakan’ı Prodüktör arkadaşım Tülay Eratalay’la tanıştırdım. O’da Hakan’ın anlatım dilinden çok etkilenmişti. Güneydoğu’daki askerimizi daha doğrusu  bizim insanımızı bu kadar güzel ve duru  anlatan öykülerden etkilenmemek mümkün değildi.

Güneydoğu’da insanımız iki parçaya bölünmüş çatışıyordu. Öyküler  çatışmanın nedenleri niçinleri  üzerinde durmuyordu. Çatışmaya onlar katılıyordu. O insanlarımız ve aileleri bedel ödüyordu. Siyasilermizinin çapsızlığı güneydoğu’daki insanlarımızı anafora süreklemişti.

 

Hakan Evrensel kendinin de yer aldığı parçada ki insanları anlatıyordu.Bu parçanın içindeydi. Gördüğünü , duyduğunu, hissettiğini çok güzel aktarıyordu. Katkısız,  olduğu gibi

Duruca.

Prodüktör arkadaşım Tülay öteki parçayı da anlatan, Kadri Gürsel’in kaleme aldığı DAĞDAKİLER ile birlikte ele alarak enfes bir yapım ortaya çıkarabileceğimizi belirtti. Heyecan hepimizi sardı. Yapım’ı TRT de yapmamızın olanağı yoktu. TRT dışı olanak yaratabilirmiydik? Aylarca  olanak araştırdık. Etimiz budumuz bu güzel öyküleri ayağa kaldırmaya yetmedi.  Birbirimizle önce seyrek sonra uzun aralıkla görüşmeye devam ettik. Araya seneler girmeye başladı.

Ve nihayet Hakan EVRENSEL Yapımcı buldu. Öykülerini ayaklandırdı.

NEFES-Vatan Sağolsun. Sizleri bekliyor.

Aşağıda  Ülkemizin Yüksek makamlarını dolduran birkaç kişinin filmi izledikten sonra ki açıklamalarını verdim. Filmi gördükten sonra Onları daha iyi değerlendireceksin. Ne Yazık ki onlarda bizim insanımız.

ATATÜRK BÜSTÜ-BULUTLAR-TESELLİ

Bugüne kadar terörle mücadele ile ilgili çekilen en güzel filmlerden bir tanesi olduğunu söyleyen İlker BAŞBUĞ Filmde özellikle Çavuş’un Atatürk büstü’ne olan sevgisinin, saygısının kendisini çok etkilediğini belirtti. Ayrıca filmdeki bulutlarında çok güzel kullanıldığını da belirten Orgeneral İlker BAŞBUĞ Yüzbaşı’nın askerlerini teselli etme şeklinin de çok doğru olduğunu belirtti.

 

YANLIŞ DÜNYA-HUZUR

Deniz Baykal, şunları söyledi: "Yani bir başka dünya var. Herkes günlük yaşamın içinde o dünyayı yok sayıyor, öyle bir dünya yokmuş gibi bakıyor. Hâlbuki o dünya sayesinde burada şimdi herkes huzur içinde yaşıyor. Bu huzurun bedava olmadığını herkesin bilmesi ve onun kıymetini takdir etmesi lazım. Ona kıskançlıkla sahip çıkması lazım, onun üzerinden pazarlık yapılmasına izin vermemesi lazım"

 

AÇILIMCILAR GELİP NEFES'İ İZLESİN

 

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da filmle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları söyledi:

''(Askerlik yan gelip yatma yeri değildir) diyenin gelip bunu izlemesi gerekiyor. Türk Milletinin birlik ve bütünlüğüne, kardeşliğine ne kadar sıkıca bağlı olma iradesi olduğunu gördüm. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran iradeye, milli mücadeleye, o ecdadımıza, birlik ve bütünlüğümüzü sağlayan bütün şehitlerimize ve gazilerimize minnet doluyum. İşte o tabloda Türkiye Cumhuriyet Devleti'ni kuran Atatürk ve o al bayrağın açıkçası Türk Milletinin, beraber ve birlikte yaşama ülküsünü gösterdiğini düşünüyorum. Bu kararlılığı ortaya koydular, aynı kararlılıkla devam edecektir. Bence bu film gerçekten Türk Milletinin birlik ve bütünlüğünün, kardeşliğinin ne kadar derin ve sağlam olduğunu ortaya koyuyor. Açılımcıların gelip izlemesinde fayda var.''

  
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
azönce gönderdiğim yorum yorumcu fethi sancara cevaben yazılmıştır. belirtmek istedim
Gönderen arslanalioğuztürk on Thursday, 03 December 2009 at 10:29

bir kadın memesine vatanı satanlar faşizmle yurtseverliği karıştırıp turuncu dolar ve euroları bahşiş olarak alıp efendilerinin kıçlarını yalamaya devam ederler.böylece pamuk gibi yumuşayıp birgün efendilerinin vereceği nobeli düşlerler.ağaç niye ağlarmış sapı benden diye.bu entel danteller bir 9 eylülde bir abd gemisine binip gerçek vatanlarına koşacaklar yakındır.
Gönderen arslanalioğuztürk on Thursday, 03 December 2009 at 10:09

Bir 'Nefes' faşizm


Türkiye sinema sektörünün heyecanlı bir yükselişte olduğu ve yeni filmlerin gösterime girmeye hazırlandığı şu günlerde yönetmenliğini Levent Semerci'nin yaptığı 'Nefes' isimli filmde gösterime girdi. İzleyici sayısının batı illerindeki hayli fazla oluşu bir anda dikkatleri bu filme çevirdi. Her karesinde bu topraklar üzerinde fetişleştirilmiş bir takım simgelerin zulme dönüşünü yeniden enjekte eden filmi tersten okuyunca ise aslında bambaşka gerçekler çıkıyor karşımıza.

Yönetmenin ilk filmi olan 'Nefes' uzun bir süreye yayılmış, ordunun desteğini arkasına almış ve ilk gösterimine Genelkurmay Başkanı Başbuğu'un katılması, ardından Baykal'ın izlemesiyle yankı uyandırmıştı. Filmi izledikten sonra ise seyirci garip duygularla çıkıyor salondan.

Zira film boyunca aralıklarla beyaz perdeye yansıyan 'Güçlüyüz, cesuruz hazırız' yazılı karakol çatısının film sonunda tarumar oluşu doğruyla gerçek arasındaki kalın çizgiyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Vatan, millet, bayrak, asker kavramlarının bol keseden soslandığı filmin açılışı Kürdistan'ın eşsiz manzarası ve bu manzaranın nasıl ölüm tarlalarına çevrildiğiyle yapılıyor. Sarp kayalar üzerindeki gerilla cenazeleri aslında filme ilişkin ilk ipuçlarını vermeye başlıyor.

Öncelikle filmin bir ana öyküsünün yani ana temasının bulunmayışı ve yan temaların da eklektik oluşu ve ana temaya hizmet etmemesi bakımından film seyirciyi bir türlü içine alamıyor. Görüntülerle kotarılmaya çalışsa da sinematoğrafisi son derce zayıf görünüyor. Yönetmenin sert bir konuyu aktarırken kaygılarını karelere yedirmiş olması da yer yer sıkıcı oluyor.

Türkiye sinemasındaki kronik hastalıklardan biri olan konuya yaklaşırken objektiflikten uzak oluş bu filmde de elbette payına düşeni alıyor. Ancak buna rağmen gerçeklikler ovasında çekilen film yer yer şaşırtıcı sahnelere de imza atıyor. Filmin karakterleri de, özellikle de yüzbaşının çizdiği rota tutarsızlıklarla dolu. Karakola geldiği ilk andan itibaren sarsılmaz bir mehmetçik ve demiryürek olarak karşımıza çıkan yüzbaşı, filmin başka yerlerinde ise düşündüklerine kendisinin bile inanmadığı izlenimi veriyor. 'İşte buradalar' gerçeğin kaçınılmazlığı çarpıcı şekilde karşımıza çıkıyor. Öyle ki doğruların kitaplarda yazdığı ancak gerçeklerin dağların başında mermilerle yazıldığı bu sarp coğrafyada yaşananlar, her şeye rağmen suyun akrını bulacağı noktasın gün yüzüne çıkarıyor.

Irak sınırındaki Karabal Karakolu'nda bir yüzbaşının emrindeki 40 askerle birlikte 'vatanı savunma' hallerini anlatan Semerci, filmde yaşadığı gitgellerle uğraşırken, hem askeri disiplin, hareket biçimi ve operasyon tertibinden uzaklaşıyor hem de anlatmak istediğini görüntülerle yapmaya çalışıyor.

Anadolu'nun naçar çocuklarının ne uğruna öldüğünü bilmeden ve sarp bir 'Allah'ın dağı'ndaki karakolda ne anlam taşıdıklarının farkında olmadan ölüme gittiklerini irdeleyen Semerci, aslında vatandaşa da bir takım mesajlar veriyor. Askerlerine hitap eden yüzbaşının 'ölürseniz televizyonlar 45 saniye size ayırır ve kahraman olursunuz. Sonra magazin başlar' türünden konuşmaları ve düz ovada konuşulanların, vatan aşkı denilen şeyin savaşın ortasında sadece bir terane olduğunu ortaya koyması bakımından da ilgi çekici.

Operasyona çıkan askerlerin neredeyse bitişik şekilde çatışmaya ilerlemesi, bir askerin telefonda ailesiyle Kürtçe konuşması, yine birkaç sahnede Kürtçe diyalogların geçmesi de yönetmenin bir başka gerçekten kopuş noktasını oluşturuyor. Yine çatışmada yaralı yakalanan bir kadın gerillanın askerler tarafından tedavi edilmesi ve uzun bir süre sırtta taşınması da oldukça komik duruyor. O kadar yaralı gerillanın kurşuna dizildiği, bazılarının yakılarak öldürüldüğü ve nice askerin evlerine kulak ya da burunlarla döndüğünü bilmeyen yoktur.

Ancak yüzbaşı ile PKK'li doktor kod isimli kişinin telsiz konuşmalarındaki açıklık ise milliyetçi kesimin tepkisine neden oluyor. Yine filmde PKK propagandası yapıldığı ve PKK'lilerin güçlü gösterildiği eleştirileri de aynı film için yapılıyor. Peki nasıl oluyor da genelkurmay başkanı filmi başarılı buluyor?

Sanatsal estetik açısından düşük bir grafik izleyen filmin direkt propagandaya girmesi de seyirciyi sürekli daldan dala götürüyor. Bir başka dikkat çeken nokta da televizyonların kahraman, korkusuz, cengaver olarak gösterdiği insanların, korkularıyla, günlük rutinlikleriyle, aşk ve aile ilişkileriyle, kaygı ve komiklikleriyle yansıtılmış olması. Askerler orada ne için bulunduklarını bilemedikleri gibi, veraset ve organ bağışı için kendilerine verilen formları da nasıl dolduracaklarını ve ne için dolduracaklarını bilmemektedir. Yine ulusalcı ve milliyetçi kesimlerin dillerinden düşürmediği 'Şehit' kavramının nasıl politik çıkarlara alet ettiklerini ve toplumsal bilincin ne kadar kısa süreli olduğunu göstermesi bakımından enteresan mesajlar veriyor film.

'Kahraman' yüzbaşının askerlere yaptığı telkinlere karşın, eşiyle telefonda konuşurken ki doğal halleri ve ölmeden önce yazdığı son mektupta, 'Vatan sağolsun da demiyorum üstelik. Vatan sağolsun diyeceğim ama, vatan da sensin' ifadelerine yer vermesi bir kesimin filme yönelik beklentilerini boşa çıkarıyor.

Bazı sahnelerin haddinden fazla uzun tutulması, bazı diyalogların eğreti durması ve konu bütünlüğünün bulunmayışı bakımından zayıf kalan filmin en çarpıcı sahnesi ise karakolun düşüş sahnesidir. Öyle ki karakolun çatısında bildik 'güç' yazısı bulunmaktadır. Ancak altındaki askerlerin durumu başka şeyler yansıtmaktadır. Yine karakol basıldığında söz konusu yazının anlamsız kalışı da dikkat çekici.

Her şeye rağmen filmden çıkarılacak mesajları şu şekilde sıralayabiliriz:

Sarsılmaz ve yenilmez yüzbaşı yenilmiştir ve attığı bütün naralar havada kalmıştır.

Issız bir dağın başına ne işlev göreceği bilinmeyen bir karakol dikilmiştir ve sanki birileri orada ölsün diye yalnızlaştırılmıştır.


Orada bir savaş vardır ve her iki kesimden insanlar kucak kucağa düşüp ölmektedir. En çarpıcı nokta da burasıdır. Direkte asılı bir bayrak dalgalanmaktadır ancak gölgesinde onlarca insan can vermiştir. 'Toprak uğruna ölenler olan bir vatan olmuştur, bayrağı yerdeki kan bayrak yapmıştır' ancak ne ölecek birileri kalmıştır ne de o fetiş kavramların bir anlamı. Tam da bu noktada Yılmaz Odabaşı'nın şu dizeleri akla gelir, 'Bayrakları bayrak yapan kumaş imalatçılaradır. Toprak uğruna ölen varsa utanmalıdır.'

Velhasıl iki taraflı okunduğunda birbirinden tamamen zıt ve farklı anlamlar ve mesajlar içeren film belki de en çok henüz askere gitmemiş olan 'kahraman' adayları üzerinde etki yaratacaktır. Zira televizyonların şatafatlı haberlerini sunan yapay sunucuları bir takım doğrulardan dem vurmuştur ancak, Irak sınırındaki Karabal karakolunda gerçekleri mermiler yazmıştır...
Gönderen Ş.Fethi Sancar on Saturday, 21 November 2009 at 8:45


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 3 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: NEFES-VATAN SAĞOLSUN ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4789813
Syndicate
 
left
Top! Top!
right