left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
TBMM'DE İBRETLİK KÜRT AÇILIMI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 16 November 2009

 


TBMM’deki Kürt açılımı tartışması zaten biliniyor olması gereken egemen zihniyeti, nüanslarıyla birlikte, henüz farkında olmayanlar için de deşifre etmiş olmalıdır.
AKP’nin ABD patentli açılım projesine meyli herhalde artık fark edilmiştir.
MHP’nin “Kürt açılımına karşı dağa çıkarız” diye sloganlaştırdığı ırkçı zihniyeti malumdur.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in söyledikleri ise, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en kanamalı sorunun çözümünün ne kadar zor olduğunun tescili olarak tutanaklara geçti.
CHP devleti kuran partidir; taşıdığı zihniyet, MHP’ninkinden, hatta AKP’ninkinden daha köklü, kamusal meşruiyeti daha muhkemdir.
Öymen dedi ki, “Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da ‘Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.’ dedi mi?”


 

Tepkiler üzerine Öymen sözlerinin yanlış anlaşıldığını söylese de, hiç de yanlış anlaşılmadığını kendisi de biliyordur. Konuşmasının tümünde olsun, cımbızlanan bu cümlelerinde olsun, Öymen’in söylediği son derece nettir. Öymen, Dersim ve Şeyh Sait’in bastırılma yöntemini onaylamakta, doğru bulmakta, bugün için örnek alınmasını önermektedir.
(Ara not: Öymen’e göre Dersim ve Şeyh Sait kalkışmaları terördür. Oysa “eşkiyalık” demesi daha doğru olurdu. Zira o yıllarda isyanlar “şekavet”, yani “eşkiyalık”olarak adlandırılıyordu. Bastırma operasyonları da “izale-i şekavet” idi. Yani eşkiyalığın ortadan kaldırılması. Bugün Kürt hareketinin “terör” olarak nitelendirilmesi ne denli doğru ve bilimsel ise o gün de “şekavet” olarak nitelendirilmesi o denli bilimsel ve doğru idi.)
Öymen demektedir ki, anaların gözyaşına bakılmadan, asilerle müzakere edilmeden bastırılması doğruydu; bugün de aynı şekilde hareket edilmelidir. Oysa AKP hükümeti 7 yıl içinde sadece bir kere harekât yapabilmiştir, onu da yüzüne gözüne bulaştırmıştır…
Öymen aynen bu mantığı seslendirmiştir.
Üstelik bir de kasıtlı ya da cehaletten, elmalarla armutları toplamıştır.
Çanakkale, Şeyh Sait, Dersim, Yunan işgali, Kıbrıs harekâtı…
Hepsi bir arada “Amerikan salatası”.
Tabii salataya limon da gerekir. Öymen de küresel kapitalizmin kâbesine 11 Eylül saldırısını limon niyetine salataya eklemiştir.
Bu salatanın nesine kaşık sallanır! Ne ilgisi vardır 11 Eylül saldırısıyla, Çanakkale Savaşı’yla, Yunan işgaline karşı savaşla, Kıbrıs harekâtıyla Kürt isyanlarını bastırmanın?
* * *
 
Dahası, kasıtlı bir çarpıtma mıdır, cehalet midir bilinmez, Yusuf Ziya Bey’i de hortlatmıştır.
Öymen, Yusuf Ziya Bey’i kendi ırkçı asimilasyoncu zihniyetine tanık göstermek gayesiyle şu sözlerini aktarmıştır:
“Bendeniz Kürt oğlu Kürt'üm. Sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık, ayrılmak istemedik ve istemeyiz.”
Soruna ilgi duyanlar için belirtmek gerekirse, 1920 yılında toplanan BMM’de Bitlis Mebusu olan Yusuf Ziya’nın öyküsü, biraz da Kürt meselesinin niçin kangrene dönüştüğünün hazin öyküsüdür.
BMM, sadece Türklerin değil, Mustafa Kemal’in deyişiyle Kürtlerin, Çerkezlerin, Lazların, “anasır-ı İslamiye”nin parlamentosu olarak açılmıştı.
İşgalciler def edilip zafer kazanıldığında, Lozan’da barış görüşmeleri yapılırken, Türk heyeti, Misak-ı Milli kapsamındaki Kerkük ve Musul’un müzakere müfredatından ayrılmasını, İngilizlerle ayrıca görüşülmesini, anlaşma olmazsa Cemiyet-i Akvam’a havale edilmesini kabul etmiştir.
Hükümetin kararı, konferansa verilen arada, yani 1923 Şubat ve Mart aylarında BMM’de çok sert tartışmaya yol açar. Birinci Grup mebusları hükümetin kararına destek verirler. İkinci Grup mebusları ise, vazgeçilen Karaağaç ile ayrıca müzakere edilecek Kerkük-Musul’un Misak-ı Milli’nin, yani Türkiye’nin ayrılmaz parçası olduğunu savunurlar ve “Musul’u satıyorlar” diye sert eleştirilerde bulunurlar. İşte, Öymen’in adını andığı Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey, 6 Mart 1923 tarihli gizli oturumda kürsüye çıkar, bugüne de ışık tutan bir konuşma yapar.
Yusuf Ziya’nın konuşması gerçekten ibretliktir.
Yusuf Ziya, Karaağaç’ın bırakılmasını, Kerkük-Musul müzakeresinin ayrılmasını eleştirir, Misak-ı Milli’yi “hayat raporu, baka raporu, istiklal raporu” olarak nitelendirir. İngilizlerin, “Türkler cahildir, bir kere uyuştular mı, dünya kopsa başlarını kaldırıp ne oluyor demezler” zihniyetine sahip oldukları uyarısında bulunur. “Osmanlı’nın yerini genç ve zinde bir Türkiye’nin aldığını” vurgulayan Yusuf Ziya, konuşmasını sürdürür, Misak-ı Milli haritasının Batı Trakya’yı ve Musul’u da kapsadığını anımsatır. Der ki, “Bir insanı ikiye bölmek nasıl mümkün değilse, Musul’u Türkiye’den ayırmak öylece mümkün değildir.”
Sonra, Onur Öymen’in atıfta bulunduğu o sözleri telaffuz eder:
“Sesimi tarih dinliyor. Arkadaşlar, ben Kürdüm. Fakat Türkiye’nin tealisini, Türkiye’nin şerefini, Türkiye’nin terakkisini temenni eden Kürtlerdenim. (Alkışlar) Esbabı lisanım, bana şeref veren lisanım okur yazar olmaklığımdır. Bu ise kendi kavmim olan Kürtlerin değil Türklerin lisanıdır. Bunun için Türklerin tealisini isterim, Türklerin şereflenmesini isterim.”
Yusuf Ziya konuşmasına devamla Kürtlerin Sevr anlaşmasına itibar etmediklerini anlatır, Avrupa’nın Musul’da kukla bir devlet kurarak bir çıban yarattıkları, Türk ve Kürdü birbirinden ayrılmaya teşvik etmek istediği uyarısında bulunur. Konuşmasına devam eder:
“Arkadaşlar benim bir imanım kanaatim var. Bugünkü vaziyeti arıziyeyi düveli itilafiye ve Avrupa devletleri öyle tespit etmişler ki, Türkle Kürt teşriki mesai ederek yaşamazlarsa, ikisi için akibet yoktur. Bugünkü vaziyet böyle geliyor. Arkadaşlar vaziyeti içtimaiyemiz bunu gösteriyor. Binaenaleyh, her hangisi, her hangisine ihanet ederlerse, ikisi için de akibet yoktur.”
Yusuf Ziya, bunları söylerken umutsuzdur. Nitekim, konuşmasını şu sözlerle tamamlar:
“Son söz arkadaşlar, sözümün birinin yapılmayacağına kanaat getirdim. Allah hazır, tarih hazır, elinizi vicdanınızın üzerine koyun. Nasıl bilirseniz öyle yapın!”
Ne hazindir ki, Türk ve Kürdün kader birliğini vurgulayan Yusuf Ziya, Şeyh Sait isyanı öncesinde 1924 yılı Ekim ayında tutuklandı; isyanın bastırıldığı günlerde idam edildi.
Onur Öymen’in ve Öymen’i aklamaya çalışan sempatizanlarının bundan haberi var mıdır?
* * *
Öymen sempatizanları bir de eski Bitlis mebuslarından Kâmran İnan’ın sözlerini anımsatmaktadırlar: Kârman İnan demiş ki, “Kimsenin değil, devletin adamı olmaya çalıştım.”
Bre aman!
Devletin yeterince, hatta fazlasıyla adamı vardır. Devletin adamı olmak yetmedi mi? Biraz da halkın adamı olmak gerekmez mi?
* * *
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Kürt isyanlarıyla ilgili olarak telafuz edilen görüşlerden biri de şöyledir: “Devlet başkanı olarak Atatürk isyandan ve bastırılmasından mutlaka haberdardır, ama Atatürk Dersim’de uygulanan şiddetin boyutundan tüm kapsamıyla haberdar değildir.”
Kabul. Peki Dersim isyanındaki zalimlikten haberdar değildi. Dersim’den önceki bir düzine isyanda zalimlik yok muydu? Atatürk onlardan da mı habersizdi?
* * *
Bir de denilir ki, “İsyan eden Dersim aşiretlerine karşı yapılan bir askeri harekettir söz konusu edilen. İsyan eden Dersim aşiretleri isyanlarında haklı diyorlar ise o zaman iki yüzlülük yapmasınlar, cem evlerinde Hazreti Ali ve Hacı Bektaş Veli resimleri yanında genellikle yer alan Atatürk resminin izahını yapsınlar. Hem Atatürk’e sahip çıkmak, hem de Atatürk’ün cumhurbaşkanı olarak izin verdiği, neticesinden memnun olduğunu ifade ettiği Dersim isyanının bastırılmasından habersiz gibi davranma ikiyüzlülüğü içinde olmasınlar.”
Yazıya dökülen akıl yürütme son derece insafsızdır.
Bilinir ki, sınıflı toplumlar tarihin her döneminde bu tür bilinç kaymasına maruz kalırlar. Hatta cellatlarına bile aşık olabilirler. Tarih, egemen sınıf temsilcilerinin kendilerini evliya, kurtarıcı olarak kabul ettirmelerinin nice örneğiyle doludur. Seyit Rıza bir feodal hükümran olarak kendi halkına ne denli yakınsa Atatürk de en az o kadar yakındır. Elbette Türk ilericilik ve modernleşme tarihinin zirvesinde haklı bir yere otursa da, Atatürk sonuçta bir burjuva siyaset adamıdır. Atatürk’ün anti-emperyalist nutkunu çarmıha geren bir “Taraf” densizliğini Alevilerin, yurtseverlerin, devrimcilerin, Marksistlerin karşısına eleştiri argümanı olarak sürmek ise dürüst bir tutum değildir.
Hem sonra ayaklanmalar bastırıldı. Dersim’den sonra 40 yıl ses seda çıkmadı, yaprak bile kımıldamadı. Peki, ayaklanmasız yıllarda sorun neden çözülmedi? Çözülmediği gibi devlet feodal gericileri neden el üstünde tuttu? Kürt halkını feodal asalaklar ve gericiler eliyle sürüleştirmek çok mu ahlaki bir politikaydı?
* * *
 
Şeyh Sait ve Seyit Rıza ayaklanmalarının “dış destekli hain bir isyan” olduğu iddiası da hazindir.
Uğur Mumcu’nun Şeyh Sait ayaklanmasını anlatan “Kürt-İslam Ayaklanması” adlı kitabında, değil dış destek, Türk hükümetinin provokasyonuna ilişkin kanıtlardan söz edilmektedir.
Dış destek olsun olmasın.
Kim kime ihanet etmiştir!
Anadolu işgali başladığında adamları “özerklik” vaadiyle peşine tak.
Adamlar Sevr’in “özerklik+bağımsızlık” vaadine itibar etmeyip seninle birlikte işgale karşı savaşsınlar.
İşgalciler kovulur kovulmaz, söz verdiğin özerkliği rafa kaldır.
Sonra da “dış destekli ihanet” deyip katliam yap.
Sen “dış destekli ihanet” dersen, “dış destekli hain” dönüp, “Sen kendine bak!” demez mi?
Türkiye bugün dış desteksiz yapabiliyor mu?
Kandil hangi sayede “BBG Evi” oldu?
Sonra neden karanlığa gömüldü ve “açılım tiyatrosu” sahneye kondu?
* * *
 
Eğriyi doğruya getirmek gerekirse:
Türkiye’de en köklü zihniyetin temsilcisi olarak Onur Öymen öyle iddia etse de, Şeyh Sait ve Dersim isyanları ile Yunan işgali, Kıbrıs, 11 Eylül saldırısı ve Çanakkale Savaşı’nın bir benzerliği veya akrabalığı yoktur.
Kürt isyanları neden başlamış olursa olsunlar,
İsyanlar bastırılırken katliam yapılmıştır.
Güncel deyişle orantısız güç uygulanmıştır.
Uyruklarını bu şekilde kontrol etmeye çalışan ve hep böyle davranan bir devletin meşruluğu tartışmalı hale gelir. Dahası, İsrail’in Filistin’de, Ömer El Beşir’in Darfur’da uyguladığı yöntemleri eleştirme hakkını da ortadan kaldırır.
Bastırma yöntemi o gün de yanlıştır bugün de yanlıştır.
Bir halkın kendi evinde bildiği gibi yaşama hakkına saygısızlık büsbütün yanlıştır.
Efendim, bildikleri gibi yaşasınlar da, ayaklananlar feodal gericilerdir, ağalardır, aşiret reisidirler, halk onların peşine takılmıştır…
Kime ne?
Bitişik komşudaki haksızlıklara en fazla “ayıptır” denilir, kulak asmazsa selam sabah kesilir, kimsenin, evi işgal edip düzeltme hakkı yoktur.
Komintern ve TKP ne derse desin?
Biliniyor ki, o tarihlerde Stalin’in kontrolüne giren Komintern ve TKP, Rus milliyetçiliğinin kendi içine kapanarak nefeslenme politikasını “tek ülkede sosyalizm”, “sosyalist anavatanı koruma” diye meşrulaştırma gayreti içindeydi. Bu yüzden başka halkların kendi kaderlerini tayin haklarını da rafa kaldırmışlardı.
Ankara hükümeti, Komintern ve TKP ne derse desin?
Bir halk kendi evinde nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşama hakkına sahiptir.
Bu hak, burjuva devletlerinin realpolitik siyasetlerine kurban edilemez.
Kabul edilsin edilmesin, başka halkları ezen halklar özgür olamazlar!!!
Rahmi Yıldırım
15 Kasım 2009

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
rahmi by böyle bilimsellikten uzak bir dersim değerlendirmesi olamaz.size o isyanda başrol oynayan baytar nurinin kitabını okumanızı öneririm.seyit rıza gibi bir zır cahili atatürkle bir tutuyorsunuz tebrikler.bu zavallı cahil şahıs ne yazıkki ingiz emperyalizminin oyununa gelmiştir.ayrıca genç cumhuriyet defalarca af çıkarıyor.tunceliye okular açıp aleviliğide öğretelim diyor zamanın valisi cemal paşa tuncelde ileri gelenleri yemeğe çağırıp semah dönüyorlar bunlardan biriside 1. meclisten diyap ağa seyit rıza gitmiyor bu davete. genç cumhuriyet çok uğraşıyor ama seyit rıza ve isyancılar bunu devletin zayıflğına yorup ingizlerin kışkırtmasıyla karakol basıp 33 mehmetçiği şehit edip isyanı başlatıyorlar.özerklikmiş sn. rahmi by böyle diyorsunuz.anadolunun ortasında bir bölge ayrı bir eyalet ha sevsinler.kimse özerklik için filan sözvermiş değil tarihi çarpıtmayın kaynağını gösterin bizde bilelim atatürk ne zaman demiş.kendi kaderini tayin hakkıda sosyalist bir söylem değil emperyalist wilsonundur.emperyalizm böler ve yönetir.lozan sürecine iyi bakalım orda geri ve uşak osmanlının yüzlerce yıllık hesabını görmüştür genç cumhuriyet. hiçte kolay olmamıştır.atatürkün tahammül edemediği tek şey cumhuriyete karşı isyandır.bu halkı kölesi yapmayğa devam etmek isteyen bir avuç feoal şeyhe şıha sanki haklı bir başkaldırıymış gibi arka çıkmak neyin solculuğudur.liberal solculuk bu alsa gerek.ayrıca dersim isyanı bir alevi isyanı değildir. alevilikle ilgili bir talebleri yoktur.tamamen kürtçülükle ilgilidir. kötü olan isyan bastırılırken masum halka yapılan zalimliktir.osmanlı zihniyetindeki bürokratların yaptığını atatürke maletmek haksızlık değilmi.aleviler in osmanlıdaki konumu ile cumhuriyetteki konumunu karşılaştırın niye hz. ali ile atatürk resmi yanyanadır anlarsınız.gerçi bu tüm cumhuriyet yurttaşları içn böyledir ama sünnikardeşlerimizin konumu osmanlıda daha farklı olmuştur.aleviler türk olduğu için bile osmanlı egemeni tarafından aşağı görülmüştür.rahmi kardeşim atatürkü niye sever aleviler biraz tarih karıştırın anlarsınız. atatürk burjuva imiş vahdettinde proleterdir ozaman rahmi kardeşim atatürk bu toprğın bu halkın adamıdır.burjuvaya değil.yaptıkları ortadadır.eleştirmek için eleştiri yapılmaz.sonra tarihteki yaraları kaşıyıpkanatmak kime neyarar sağlar emperyalizm ve işbirlikçilerinden başka.atatürk batının 100 yılda yaptığı devrimleri 10 yılda yapmıştır. toprak reformu yapmaya ömrü yetmedi yoksa feodalizmin belini kıracaktı. atatürkün dile tarihe neden çok önem verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. saygılar ve sevgiler sunarım.
Gönderen arslanali oğuztürk on Friday, 04 December 2009 at 6:42

a-Sizleri tanımlayabilmek için, kimi zaman Kürt Milliyetçileri diyoruz. Sanırım 'haksızlık' ediyoruz. Çünkü, bırakınız devrimciliği, milliyetçi olabilmek için dahi, asgari anti-emperyalist olmak şarttır. İdeolojiden yoksun 'milliyetçiliğin' kof-ilkel şövenizme varması kaçınılmazdır.
b-Yoksul, ezilen, sömürülen işçi ve köylüsüyle halk (tabirinizle Türk halkı) da EZEN ULUS oldu ya, bravo.!
c-'Özerklik vaadiyle kandırma..' Söyleyiniz Allahaşkına, özerklik mi daha üstün bir hak, eşit anayasal vatandaşlık mı.? Özgür birey olmaya giden yol mu.?
d-Sosyalistler ne zamandan beridir, İşçi-Köylü ayaklanması terminolojisini bir tarafa bıraktılar da, etnisiteleri kutsar oldular.?
e-Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, sömürge rejimlerine karşı geliştirilmiş bir slogan ve meşru talepti. Geçmişte yapılan, 'sömürgenin sömürgesi olur mu' tartışmalarını hatırlayınız lütfen.
f-Pek çok yanlışlığı ve feci uygulamaları, tüm Cumhuriyet dönemine ve dolayısıyla Mustafa Kemale ve Türk halkına malederek, işi nereye götürdüğünüzü, kin ve düşmanlık tohumları ekenlerin değirmenine su taşıdığınızı görmenizi bilhassa rica ederim.
Oligarşik devlet, şimdi Türk Devleti mi oldu.?

Büyük Patron'un koordine ederek çözmeye çalıştığı 'Kürt Sorunu' ve açılım politikasından bir sosyalistin umutlanabileceğini düşünmek, insana heyhat dedirttiriyor.!
Saygıyla.
Gönderen Fahri on Tuesday, 17 November 2009 at 3:30

Elinize sağlık, güzel yorum. Ancak Kürt isyanıyla, alevilik burada biraz birbirine karışmış görünüyor. İsyanın bastırılma şekli tartışılabilir ama Türk-Kürt ayrışmasına bir de Sunni- alevi ayrıştırmasını eklemek de az başarı değil sanırım. Sonuçta ayırdedilmesi gereken egemenlerin ne din- mezhep ne de etnik köken ayrımı yapmadan güç kullanması sorunu. Dün Ermeni techiri, Dersim bastırması, bugün kürt isyanı- açılım çabası, sonuçta kazananlar ve kaybedenlerin kim oldukları daha önemli, güzel, kansız, kardeşçe günler dileklerimle. Dr. B. Duran.
Gönderen bülent DURAN on Monday, 16 November 2009 at 5:10


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 3 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: TBMM'DE İBRETLİK KÜRT AÇILIMI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829558
Syndicate
 
left
Top! Top!
right