| |
|
|
ELİŞTİRİ-YORUM |
|
|
|
Yazar Bayram DURMUŞ
|
|
Saturday, 14 November 2009 |
Sn Editör,Dersim olayları kronolojisini alıntılayarak hafızaları tazelemeniz güzel bir şey. Fakat yaklaşımınızda katılmadığım hususlar var:1. İster haber yazın ister yorum yapın, içerisinde bir kişinin sözleri alıntı yapılıyor ise alıntının dürüstçe olduğu gibi yapılması gerekiyor. Yazınızın başındaki ibare şudur: "CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak çözüm önerim Geçmişte Dersim İsyanı’nın bastırılması için ne yapıldı ise..." Meclis tutanaklarından aldığım Onur Öymen’in, tümü yazının altında bulunan, meclis konuşmasında ifadesi böyle değildir, böyle olmadığı gibi bu anlamı ima eden bir şey de söylenmemektedir. İçinde Dersim kelimesi geçen sözleri şunlardır: “Atatürk Şeyh Sait'le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? … Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır. … Kimse çıkıp da "Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım." dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs'ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye'de çıkıp da "Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım." dedi mi?” New layer...
Konuşmanın tümüne bakıldığında ise Öymen’in tezi şudur: İsyan eden asiler ile, ülkeye saldıran düşmanlar ile veya onların sözcüleriyle isyanı ya da saldırıyı durdurmak üzere anlaşma yapmak için müzakere masasına oturulmaz. Onlara karşı mücadele edilir. Onlarla masaya oturmanın tek şartı silah bırakıp yenilgiyi kabul etmeleridir. Bu nedenle Onur Öymen’in açıklamalarını çarpıtarak vermenizi doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bu çarpıtmalar, islamcılar ve ayrılıkçılar tarafından onlarca kez büyütülerek kullanılmaktadır. 2. Meşrutiyete kadar yörelerinde özerk yaşayan, sonrasında Osmanlı devletinin merkezi egemenliği tesis etme adımlarına karşı sürekli isyan eden ve isyanlarında başarı da sağlayan aşiretler, gerçekte aşiretin sahibi olan aile ile onların serfleri olan aşiret mensuplarından ibarettir. Aşiret reisleri devlet başkanı gibi vergi almakta, gençlerin askere gitmesini engellemekte, bölgelerinde kanunları kendileri koymaktadırlar. 28 Haziran 1987 tarih ve 25 sayılı Nokta dergisinde, isyana katılmış olan Dedeman aşiretinin reisi Kamer Çiçek “Abdullah paşa üç şey istiyordu: Askere gideceksiniz, vergi vereceksiniz, birbirinizin malına göz koymayacaksınız” diyerek isyanın arka planını açıklamaktadır. Aşiret reisleri, mensuplarının aşiret içinde itaatlerini tartışmasız kılmak için seyitlik-dedelik kurumunu canlı tutmuşlardır, zayıflamasına izin vermemişlerdir. “Osmanlı döneminde yüzyıllarca yurtluk ve ocaklık biçiminde özerk olarak yönetilen Dersim bölgesinde Tanzimat dönemini kabul etmeyen aşiretler tarafından ardı sıra birçok ayaklanma çıkmıştır. İlk ayaklanma 1847 yılında çıkmıştır. Tanzimat gereğince bütün illerde mutlak otorite devlete bağlandı. Bu yüzden Dersim bölgesinde de mutlak otorite sağlanmıştır. Dersim bölgesi Hozat merkez alınarak sancak yapılmıştır. Aşiret yönetimi bozulmuştur. Bölge aşiretleri ve halk Osmanlı askeri yönetimini kabul etmeyip ilk ayaklanmayı gerçekleştirdi. Bu ayaklanmada aşiretler arasında çok büyük bir dayanışma gözlemlenmiştir. Özellikle Kureyşan aşiretinin liderliği göze çarptı. Bu ayaklanma rahat bastırılır. Uzun bir süre sancak bozulsa da yine asker gönderilerek güçlendirilmeye çalışıldı. Özellikle Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın Dersim ve birçok ile böyle politika öngörmesi ve doğunun mutlak otoriteyi kabul ettirilmeye çalışılması Dersim aşiretleri tarafından kabul edilmedi. O sıralarda da Kafkasya'da Rus tehlikesine karşı yönetim doğudaki gücünü Kafkasya konuşlandırmış durumdadır. Haydaran ve Demenan aşiretleri plan kurarak ayaklanmanın çıkacağı zamanı iyi ayarladılar. Ve 93 Harbi çıktığı zaman ayaklanmayı başlattılar. Gazi Ahmet Muhtar Paşa komutasında Kafkasya'ya giden ordu ayaklanma arasında kalır. Uzun bir süre süren çatışmalar sonucunda ordu uzun süre bölgede kaldı. Ayaklanmadan kurtulan ordu Kafkasya Cephesine gitti. Ve ilk defa bu ayaklanma Dersim aşiretleri tarafından kazanılan ilk zaferdir. Bu isyan sonrasında bölgede yine asker kuvvetlendirilmesi sonucu ve Ermeni çete görevlerinde kışkırtması ve desteği ile yeniden bir ayaklanma patlak verdi. Bölge yine sancak olunca özellikle Koçgiri ve Şamuşaklı aşiretleri önderliğinde yeni bir ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanma tam olarak bastırılmadığından sonraki sene Haydaran, Demenan ve Kureyşan aşiretlerinin de katılımıyla ayaklanma büyüdü. Uzun süren çatışmalar sonucunda kazanan yine Dersim aşiretleri oldu. Ve 1895 yılında da sürüp gitti.1. 1907 yılında Şamuşaklı, Resikli, Koçuşağı ve Kureyşan aşiretleri birleşerek yeni bir ayaklanma çıkardı. Bu ayaklanma kısa sürede bastırıldı.2. 1911 yılında bütün dersim aşiretleri otoriteyi kabul etmeye başladı. Fakat buna bir tek Haydaran aşireti boyun eğmedi. Ve ayaklandı. Ve bu ayaklanmayı tek başına sürdürdü. Zafer ilan etti. Bu zafer diğer aşiretleri yeniden diriltti.3. 1914 yılında Kırgan ayaklanma çıkardı. Bu ayaklanmaya Kırgan aşiretinin müttefiki Ferhatuşağı aşireti de katıldı. Ve ayaklanma büyüdü. İsyan uzun bir mücadele sonucu zor bastırıldı.4. 1916 yılında Seyit Rıza'nın da teşvikiyle bölgede ilk defa bağımsızlık için ayaklanma çıktı. Bu isyan sonucu Dersim bölgesi bağımsızlaşsa da kendini tam olarak gösterememiştir. Sonraki yıllarda Kürt'lerin bağımsızlık ayaklanmalarında katılmayan Dersim 1937-1938 yıllarında Dersim İsyanı olarak yeniden ayaklandı. Bu isyanı Seyit Rıza gerçekleştirdi. Bu ayaklanma bastırıldıktan ve Dersim katliamı meydana geldikten sonra Türkiye yönetimini kabul eden aşiretler bir daha ayaklanamamıştır.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dersim_ayaklanmalar%C4%B1) 3. Komintern ve TKP’nin o tarihlerde bu isyana bakış açısı şudur: Komintern'de Türkiye (Rasim Davas - TKP Genel Sekreterlerinden İsmail Bilen). 29 Temmuz 1937 - Ankara hükümeti Dersim bölgesinde Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor... Dersim'de devlet otoritesi sadece kâğıt üzerinde kalıyordu. Feodal aşiret reisleri her fırsatta devleti hiçe sayarlardı... Bugün Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz bir direnişiyle karşı karşıya bulunuyoruz. Kemalist hükümet, Büyük Millet Meclisi'nde tedbir kararları aldırmayı başarmıştır.(N/BİA) (http://bianet.org/biamag/siyaset/118264-dis-basindan) 4. Muhtelif kaynaklarda 250 civarında köyün sahibi olduğu yazılan Seyit Rıza’nın isyanın 4. ayında İngiltere hükümeti dışişleri bakanlığına hitaben yazdığı mektubun altına koyduğu “Dersim Generali Seyit Rıza” ibaresi sizin için de, alıntı yaptığınız kaynak için de hiçbir şey ifade etmemekte midir? “Dersim, Kürt ağalarının Şeyh Seyit Rıza önderliğinde, köleliğin, ırgatlığın dolayısıyla feodal düzenin sürmesi için Cumhuriyet rejimine başkaldırdığı bir isyandı… - Üstelik dış destekli hain bir isyandı!.. Belgesini mi soruyorsunuz, buyurun; isyanın liderinin 30 Temmuz 1937 tarihinde İngiliz Dışişleri Bakanı’na gönderdiği “Dersim Generali Seyid Rıza” imzalı mektubu okuyun:- Üç milyon Kürt benim sesimden ekselanslarına sesleniyor ve hükümetinizin manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyor…Bu mektubu 1987 yılında Londra Public Record ofisinde bizzat ben buldum ve Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısına da kapak oldu!” (http://emedya.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=46&hn=18344 ve http://bianet.org/biamag/toplum/118252-dersimde-1937-1938de-ne-oldu) İsyanın 4. Ayında ve Seyit Rıza’nın yakalanmadan 2 ay önce dış destek sağlamak amacıyla yazdığı, ama İngiltere’den olumlu tepki almadığı anlaşılan mektubunun Türkçe metni aşağıdadır: Dışişleri Bakanlığına Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor. Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım. Seyit Rıza Dersim Başkomutanı (http://www.kurdistantime.com/?p=363) Bu mektubundan, Seyit Rıza’nın o dönem nüfusu 16 milyon civarında olan Türkiye’de Alevi-Sünni ayrımı yapmadan 3 milyon Kürtün sözcülüğüne soyunmuş olduğuna inandığı görünüyor. Muhtemelen bu ifade ve dış desteğin talep edilmesi hususu devletin bu isyanı yöresel bir isyan değil, Kürtlerin tamamını kapsayabilecek bir isyan olduğuna ikna etmiş olabilir.5. Cumhuriyet hükümetinin isyanı çok zalimce bastırmasına gerek var mıydı? İsyanın bastırılması daha uzun bir süreye planlanıp liderlerine şiddetle ama halka hoşgörü ile yaklaşacak bir siyaset uygulanamaz mıydı? Belli ki o yıllarda hükümette olanlar başka bir yöntem üzerinde kafa yormadılar. İsyan’ın bastırılmasında yoğun şiddet uygulamasından İsmet İnönü’yü veya 20 Eylül 1937 de başbakanlığa getirilen Celal Bayar’ı birinci derecede sorumlu tutanlar olduğu gibi, bizzat Atatürk’ü birinci derece sorumlu tutanlar var. ““Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum... Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’, onu görüşüyoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi’nde muharebe etmişler. Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı... O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk: ‘Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i’ dedi ve vurduk...” (Kurtul Altuğ, “Celal Bayar Anlatıyor”, Tercüman, 17 Eylül 1986) (http://www.taraf.com.tr/makale/2797.htm) Cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün bu kadar önemli bir harekâttan ayrıntıları ile habersiz olması düşünülemez. Nitekim Atatürk 18 Kasım 1937 de Elazığ-Tunceli arasında Murat suyu üzerinde yeni yapılan Pertek köprüsü açılışına gitmiş, Elazığ ve Tunceli’ye uğramış ve bu seyahat esnasında Seyit Rıza’nın hayatının bağışlanmasını isteyecek ‘6 bin beyaz donluya meydan vermemek’ için, alelacele Seyit Rıza ve yanındaki 10 kişiyle beraber Elazığ’da asılmıştı. Ocak-Eylül 1938 arasında Dersim’de daha büyük askeri operasyonlar düzenlendi, yoğun ölümler ve sürgünler esas bu dönemde ortaya çıktı. 1 Kasım 1938 günü Atatürk’ün hastalığı nedeniyle Celal Bayar tarafından okunan meclis açış konuşmasında Atatürk “Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli'ndeki toplu haydutluk olayları belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu gibi olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.” demektedir. Netice olarak, ciddi bir isyan söz konusudur ve devlet isyan bölgesinde egemenliğini tesis etmek için haklı olarak müdahale etmiştir. Ne var ki, muhtemelen korgeneral Alpdoğan’ın sertliği, asimilasyon politikası güden dönem siyasetçilerinin Alpdoğan’a desteği bu müdahaleyi olmaması gereken bir şiddetle yönetmiş ve halk kitlelerinin haksız yere ezilmelerine, öldürülmelerine, sürülmelerine meydan vermiştir. Devlet başkanı olarak Atatürk isyandan ve bastırılmasından mutlaka haberdardır, ama şahsen ben Atatürk’ün Dersim’de uygulanan şiddetin boyutundan tüm kapsamıyla haberdar olduğunu zannetmiyorum. Şimdi, AKP, DTP ve dönek solcu liberaller Onur Öymen’in gerçekte kast etmediği ama kastını aşan bir ifadede bulunduğu için, kendi Kürt açılımı kusurlarını perdelemek üzere mal bulmuş mağribi gibi CHP’nin, Onur Öymen’in üzerine gitmekte ve onu neredeyse çarmıha germektedirler. Alevi kitle örgütlerinin bu vesile ile meydanlara çıkıp protesto yapmalarına akıl erdirmek ise zor. Onur Öymen’in ifadesinde Alevilere karşı yapılan bir kıyım-katliam kutsanmış değil ki. İsyan eden Dersim aşiretlerine karşı yapılan bir askeri harekettir söz konusu edilen. İsyan eden Dersim aşiretleri isyanlarında haklı diyorlar ise o zaman iki yüzlülük yapmasınlar, cem evlerinde Hazreti Ali ve Hacı Bektaş Veli resimleri yanında genellikle yer alan Atatürk resminin izahını yapsınlar. Hem Atatürk’e sahip çıkmak, hem de Atatürk’ün cumhurbaşkanı olarak izin verdiği, neticesinden memnun olduğunu ifade ettiği Dersim isyanının bastırılmasından habersiz gibi davranma ikiyüzlülüğü içinde olmasınlar.Bir yüzsüz adam, Taraf gazetesindeki köşesinde (http://www.taraf.com.tr/makale/8202.htm) “… Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. …” diye yazdı. Elbette bu da bir yöntemdir, ama sadece uşak karakterli olanların yöntemidir.Selamlarımla,Bayram Durmuş14.11.1938 Onur Öymen Meclis Konuşması metni: 10 Kasım 2009-11-14CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Hükûmetin genel görüşme önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum. Değerli arkadaşlar, bugün 10 Kasım, Atatürk'ün ölüm yıl dönümü. Hükûmetin genel görüşme için böyle bir günü seçmiş olması ibret vericidir. Bazıları "Atatürk öldüğüne göre meydan bize kaldı, şimdi dilediğimizi yapabiliriz. Onun çizdiği hedeften saptırıp başka ufuklara götürebiliriz." diye düşünebilirler. Bunun örnekleri yok mu? Var. Atatürk'ün en önemli eserlerinden biri laikliktir ve bugün iktidarda bulunan siyasi parti Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 üyenin oyuyla laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için mahkûm edilmiştir. Bırakınız Türkiye'yi, dünyada bunun bir örneğini hatırlayan var mı? Hem Atatürk'ün eserine bu kadar karşı çıkacaksınız, ondan sonra da zaman geldiğinde "Biz de Atatürkçüyüz." diyeceksiniz. Geçiniz, kimse inanmıyor size. Atatürk'ün hayatı sona erdi 10 Kasımda, ama Atatürk'ün ideali, hedefleri, ilkeleri, devrimleri ve devlet anlayışı bu milletin kalbinde yaşamaktadır ve size şunu söyleyeyim: Bu millet Atatürk'e sahip çıktıkça hiç kimsenin gücü Atatürk'ün eserlerini tahrip etmeye yetmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım, bu görüşmenin 10 Kasımda yapılması yalnız Atatürk'ün anısına bir saygısızlıktan ibaret değildir. Burada, genel görüşmede Hükûmetin bir türlü dile getiremediği, ama kafasından geçen proje, öyle anlaşılıyor ki, terörle mücadele değil terörle müzakere projesidir ve bu, Atatürk'ün terörle mücadele konusundaki politikasına taban tabana terstir, zıttır. Atatürk, terörle böyle mi mücadele etti arkadaşlar? Atatürk terörle mücadele ederken terörü yapanlarla, onların temsilcileriyle müzakere mi etti? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Kim müzakere etmiş, açıklar mısınız? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Onların temsilcilerinin sınırlardan elini kolunu sallayarak girmesine müsaade mi etti? Yoksa kararlılıkla mı mücadele etti? Yoksa terör örgütü mensuplarını kıskıvrak yakalayıp adalete mi teslim etti ve cezalandırılmasını mı sağladı? Atatürk sizin yaptığınızı mı yaptı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Kim müzakere etti Sayın Konuşmacı? Açıklayın, bilelim. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yapılan iş, aslında maalesef, Türkiye için üzüntü vericidir, ibret verecidir ve çok hazindir. Atatürk Şeyh Sait'le müzakere mi etti? Dersim isyanını yapanlarla müzakere mi etti? ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) - Dersim'de isyan yoktu Sayın Hatip. SIRRI SAKIK (Muş) - Dersim'de katliam oldu, katliam. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır. MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) - Neyi neyle karşılaştırıyorsunuz Sayın Öymen? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Türkiye'nin istihbaratından yararlandı ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi. Değerli arkadaşlarım "Analar ağlamasın." diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı'nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da "Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim." demedi. Kurtuluş Savaşı'nda analar ağlamadı mı? SIRRI SAKIK (Muş) - Sizin çocuklarınız nerede? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Kimse çıkıp da "Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım." dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs'ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye'de çıkıp da "Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım." dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika'da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da "Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım." dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü, terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükûmetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Niye biz gösteremiyoruz? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sizden önceki hükûmetler 32 defa sınır ötesi operasyon yaptılar. Siz yedi yılda… SIRRI SAKIK (Muş) - Sizin çocuklarınız nerede? Yoksul Anadolu çocukları üstünde at oynatmayın! ONUR ÖYMEN (Devamla) - Bitmek üzereyken, terör bitmek üzereyken siz geldiniz. Sizin geldiğiniz yıl, 2002 yılında şehit sayımız 6'dan ibaret. Şimdi bunun neredeyse 20 misli şehit veriyoruz. 20 misli analar ağlıyor. Sizin döneminizde. Niçin? Çünkü yedi senede bir tek kere, o da yedi günlük sınır ötesi kara harekâtı yapabildiniz. O da yabancı ülkeler müdahale etti, hemen geri çekilmek zorunda kaldınız. Bu mudur terörle mücadele? Sayın Bakan çıkıyor terörle mücadeleden bahsediyor. Böyle mi mücadele edeceksiniz? Sizden önceki hükûmetler böyle mi mücadele etti? Başka ülkeler böyle mi mücadele ediyor teröristlerle? Ne yazık ki, Hükûmetin bu konudaki davranışı çok yanlıştır ve son derece üzüntü vericidir. Bazıları çıkıyorlar Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" anlayışının arkasına sığınıyorlar. Atatürk bu sözü söyledi, fazlasını da söyledi, Atatürk "Ülkenin savunması için yapılmadıkça savaş bir cinayettir." dedi. Doğrudur ama bir şey daha söyledi, Atatürk "Milletimizin topraklarına göz dikenlerin ve ülkemizi esir almak isteyenlerin amansız düşmanıyım." dedi. Atatürk bu. Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." sözleri hiçbir zaman teslimiyetçi bir anlayışın limanı olarak, bu anlayışı savunmak için kullanılamaz. Atatürk'ün sözlerini anlamından çıkararak, kapsamından çıkararak yorumlamayınız. Atatürk Şeyh Sait'le mücadele ederken de "Yurtta sulh, cihanda sulh." anlayışına sahipti ama bu onu mücadeleden alıkoymadı. Hatay'ı almak için biliyorsunuz icabında savaşı göze aldı. Onun için kimse Atatürk'ü yanlış anlamasın ve yanlış yorumlamasın. Atatürk aynı zamanda ne yaptı? Bütün vatandaşlarımızın, Güneydoğu'da yaşayanlar dâhil kalbini kazandı, sevgisini kazandı. ZEYNEP DAĞI (Ankara) - Siz de kazanın! MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Belli oluyor! Seksen beş yılda… ONUR ÖYMEN (Devamla) - O tarihlerde o bölgeden gelip bu masalarda bu koltuklarda oturan milletvekillerimiz acaba ne diyorlardı biliyor musunuz? ZEYNEP DAĞI (Ankara) - Siz de kazanın, Güneydoğu'yu kazanın! ONUR ÖYMEN (Devamla) - Size bir iki örnek vereyim. Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey… Bakınız ne diyor? Lozan müzakereleri sırasında Mecliste çıkıyor kürsüye "Bendeniz Kürt oğlu Kürt'üm. Sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık, ayrılmak istemedik ve istemeyiz." diyor Yusuf Ziya Bey. MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - Yusuf Ziya Bey seçilmemiştir, atanmıştır. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Başka? Diyap Ağa… 3 Kasım 1922'de Meclis kürsüsüne çıkıyor diyor ki: "Dinimiz diyanetimiz, aslımız neslimiz hep birdir. Düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar kuruyorlar sen şöylesin, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz." Bu, eski tarihe ait şeyler zannetmeyin, daha yakın tarihte de aynı şeyler söylendi. Bitlis'in çok tanınmış ailelerinden birinin evladı olan Değerli Diplomat ve Siyasetçi Kâmran İnan bakın ne diyor? "Kimsenin değil, devletin adamı olmaya çalıştım. Tek partim Türkiye'ydi. Düşüncem devlet ve millet hizmetiydi. 'Türk vatandaşı' ve 'Türk insanı' olur. Kimse ayırım yapmasın. Bunu söyleyen arkadaşımız Bitlis'in evladıdır ve bugün bu Mecliste, teröristlerle mücadeleyi müzakereye tercih eden Kürt asıllı 100'e yakın milletvekilimiz var. Onlar temsil etmiyor da terörün sözcüleri mi temsil ediyor o bölgede yaşayan vatandaşlarımızı? Değerli arkadaşlarım, her partide insan var Kürt kökenli. İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) - "Kürt." "Kürt kökenli" değil. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Niçin onlarla değil de terörün sözcülüğünü üstlenenlerle müzakere ediyorsunuz? Onlar bu vatandaşları temsil etmiyorlar mı? Siz böyle yaparak terörü meşrulaştırıyorsunuz. Teröristleri muhatap alıyorsunuz. Teröristlere toz kondurmayanları, "Terör liderini Hükûmet muhatap alsın." diyenleri karşınıza alarak terörü meşrulaştırıyorsunuz, farkında mısınız? SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) - Kimmiş onlar? İsmi var mı o partinin? Sayın Öymen, ismi var mı o partinin? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, 5 Mayıs 1920 tarihinde… SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) - Açık konuşun, biz de cevabımızı verelim. ONUR ÖYMEN (Devamla) - …Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi'nde bir bildiri yayınlanıyor. Bu bildiri, Mustafa Kemal Paşa'yı destekleyen bildiridir. Altında kimin imzaları var: Diyarbakır, Urfa, Hınıs, Viranşehir, Bitlis ve Van müftülerinin imzası var. SIRRI SAKIK (Muş) - Mustafa Kemal'in, 1929'da "Bu ülke Kürtlerin ülkesidir." dediğini niye söylemiyorsunuz? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, işte siz maalesef Türkiye'nin bu güzel geleneklerinden sapıyorsunuz. Üzülerek söylüyorum ki Türk milleti, hiçbir 10 Kasımda, bu kadar üzüntü verici, bu kadar kasvetli ve bu kadar kahredici bir tabloyla karşı karşıya gelmemişti. (CHP sıralarından alkışlar) AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayenizde! ONUR ÖYMEN (Devamla) - Aylardır bir açılımdan söz ediyorsunuz ama içeriğini açıklayamıyorsunuz. Biraz önce Sayın Bakan geldi, burada uzun uzun konuştu. Açılımla ilgili bir cümlesini hatırlayanınız var mı? Neymiş bu açılım? Kimse bilmiyor. İçeriğine ilişkin bir cümle söyleyemiyorsunuz. Altı aydan beri ülkenin gündemini bu açılımla meşgul ediyorsunuz; millet aç, millet işsiz, millet perişan. Bütün gündemini Türkiye'nin örtüp "açılım" diye bir konu attınız, onun da ne olduğunu bir türlü söyleyemiyorsunuz. Peki, kim söylüyor bunu? Kim destekliyor bunu? Bakıyoruz, yurt dışında bazı siyasetçiler destekliyor. Ne tuhaf, geçenlerde İngiliz Dışişleri Bakanı geldi Türkiye'ye "Hükûmetin Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum." dedi. Biz İngilizleri tanırız, yıllardan beri tanırız. Şimdiye kadar, bilmedikleri bir şeyi desteklediklerini hiç duymadık. Şimdi destekliyor, demek ki biliyor. Demek ki bizim bilmediğimizi onlar biliyor. Nasıl oluyor bu iş? Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa? 2007 seçimlerinden sonra Anayasa taslağını da ilk önce Amerikalılara okutmuştunuz, bunu hatırlıyoruz. Efendim, yoksa onun içeriğinin hazırlanmasına, açılımın içeriğinin hazırlanmasına sakın yabancılar destek olmuş olmasın? Bunun da örneği var. Kofi Annan Planı'nı hatırlıyoruz. Kıbrıs Türk liderlerinin kabul etmediği bir metni, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine hazırlattılar ve siz de onu desteklediniz, bunun örnekleri de var. Acaba yabancılar mı bu yol haritasını hazırlıyor? Birileri çıkıyor diyorlar ki: "Efendim, biz devlet olarak bu açılımın hazırlanışında rol oynamadık." Gayet tabii ki böyle diyecek. Böyle demezse şaşmaz mısınız? Ama sonunda bakıyorsunuz ki, bu tasarıyı hazırlayanların arkasında evvelce birtakım yüksek devlet görevlerinde bulunmuş bazı sivil toplum örgütleri var. Açılım operasyonunun içine giren insanlar, Norveç'in bugün Washington'daki Büyükelçisi, Ankara'daki eski Amerikan Büyükelçisi, eski İngiliz Büyükelçisi, kısa süre önce emekli olmuş subaylar. Bunlar size bir yol haritası hazırlıyor Kürt konusunda. Ne diyorlar? "Sayın Başbakanın yakın zamana kadar, terörü lanetlemediği için görüşmeyi reddettiği bir siyasi grupla görüşeceksin." diyorlar. Düşünebiliyor musunuz, söyledikleri bu. Şimdi bunun raporunun size tarihini de söyleyebilirim, bütün ayrıntılarını da verebilirim. Açınız bakınız, David Phillips'in raporu, sayfa yirmi sekiz, satır on dokuz. Merak edenlere bu raporları verebiliriz. Daha ne söylüyorsa o raporda adım adım bunu uyguluyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, dağdan inenleri âlâyı valayla karşıladınız. Sayın Bakan diyor ki: "Biz illegal hiçbir örgütle görüşmeyiz." Yani tesadüfen devletin valisinin, müsteşarının o sırada Silopi'ye gideceği tuttu, hâkimin de oraya gideceği tuttu. Bir de baktılar ki karşıdan birileri geliyor. Kimmiş bunlar? "Aa, bunlar teröristlermiş. Bari bunları şöyle ayaküstü bir yargılayalım da serbest bırakalım." İllegal örgütle görüşmediyseniz, nasıl bu düzeni orada tertiplediniz siz? Kim size bunu sağladı? Kim size bu bilgileri verdi? Üstelik, değerli arkadaşlarım, o insanları karşılayanlar arasında, bakıyoruz PKK bayraklarını sallayanlar var. Polis müdahale ediyor mu? Etmiyor. Polis kime müdahale ediyor? İşte bu esef verici olayı protesto eden, ellerinde Türk Bayraklarıyla protesto eden şehit ailelerine müdahale ediyor. Sıhhiye'de şehit ailelerini copluyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisine girmek isteyen şehit ailelerinin elinden bayrağını alıyorlar. Bu nasıl devlet anlayışı? Sayın Bakan, sizin Bakanlığınıza bağlı bu polisler. Bu talimatı siz mi veriyorsunuz insanlara? Türk Bayrağı'nı şehit ailesinin elinden almaya kim cesaret edebilir Türkiye'de? Bu insanı siz ağlatıyorsunuz. Yalnız evladını kaybettiği için ağlamıyor ama bayrağı elinden alındığı için ağlıyor. Nasıl yaparsınız bunu? (CHP sıralarından alkışlar) Atatürkçü Düşünce Derneği mensupları Denizli'de Cumhuriyet Bayramı kortejine katılmış. Ne var bunda? Katılmak istemiş. Cumhuriyet Bayramı kortejlerinde belediye araçları bile geçiyor, Atatürkçülere yer yok mu? Bu kadar mı tahammülünüz yok Atatürkçülere? Coplarla, kalkanlarla, polis, yaşlı kadınları yerlerde sürüklüyor Denizli'de. Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? Böyle mi yapacaksınız demokrasiyi? Adam dağdan inmiş, diyorsunuz ki: Biz bunları serbest bırakıyoruz çünkü bunlar suç işlememiş. Nereden biliyorsunuz? Aktütün saldırısını, Dağlıca saldırısını yapanları tespit ettiniz mi tek tek? Diğer saldırıların tek tek sicilini tuttunuz mu, parmak izi ellerinizde var mı? Nereden biliyorsunuz? Bunlar dağa niçin çıktılar acaba, ellerine silah alarak niçin çıktılar? Oraya, patates soymak için mi çıktılar, çay servisi yapmak için mi çıktılar? Dağda ne işi vardı bunların? Kim size bunların sicilini verdi, tezkiyesini verdi "suça karışmamışlardır" diye? PKK'dan başka kim olabilir? Kim size diyebilir ki "Bunlar hiçbir suça karışmamıştır." Nereden biliyorsunuz, bunları serbest bırakıyorsunuz? Adamın üzerinde terörist üniforması var, zafer işareti yapıyor, orada serbest, bir siyasi partinin otobüsünün üstünde büyük bir törenle karşılanıyor. Eline silah alan, dağa çıkan adam serbest ama eline kalem alan insanın zindanda yatması normaldir sizin hukuk anlayışınıza göre. Silopi'de başka hukuk, Silivri'de başka hukuk… Sizin, devlete karşı baş kaldıran insana tahammülünüz var, Hükûmeti eleştirene tahammülünüz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Bir tanesi dağa çıkmış, bir tanesi konferans yapmış; dağa çıkan serbest, konferans düzenleyen, Hükûmeti eleştiren aylarca, yıllarca hapiste yatsın. SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) - Onların silahları yerin altındaydı Onur Bey. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? "Herkes için demokrasi" diyor Sayın Bakan; bravo, Silopi için de demokrasi var mı? Var. Peki, Silivri için var mı? Hayır, onlar için yok. Niye? Onlar Hükûmeti eleştiriyor. SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Silivri, Silopi'de asit kuyularında insanlar öldürdüler. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu gerçekten savunulması mümkün olmayan bir yaklaşımdır. Şimdi değerli arkadaşlarım, size şunu da söyleyeceğim: Bazı terör örgütleriyle yabancı ülkelerin mücadelesini örnek veriyorlar, IRA ile İngilizler nasıl mücadele etmiş, IRA örgütüyle. Size, değerli arkadaşlarım şunu söyleyeyim: IRA meselesi çözülmeden önce, 7 Nisan 2005 tarihinde IRA bütün silahlarını bırakmayı resmen kabul etti, ilan etti ve ondan sonra kurulan bir komisyona son tabancasına kadar bütün silahları teslim etti. Siz de böyle mi diyorsunuz? Sizin de böyle bir projeniz var mı? PKK bütün silahlarını teslim etmeden çözüm yapmayacağız diyor musunuz? PKK hazır mı silahları teslim etmeye? Bakın, size bir örnek vereyim: 29 Temmuz 2009 tarihinde, Policy World dergisinde Amerika'da yayınlanan, PKK liderlerinin demeçleri var, bir iki tane örnek vereceğim. Diyor ki: "Bazıları PKK'ya silah bırakma çağrısında bulunuyorlar -Sayın Bakan gibi- bizim en çok yapabileceğimiz şey bir ateşkesten ibarettir." Tarih 4 Ocak 2009, imza İmralı. Başka… "Bir çözüm bulunamazsa bu süreçten çekilirim. Sonbahara kadar çok şey değişebilir, savaş çıkarsa Kürdistan Türkiye'den ayrılır." İmza İmralı. "Silahlanmadan bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler var olmalarını sürdürmek için kendi savunma güçlerine ihtiyaç duyacaklardır." Tarih 18 Mart 2009, imza Kandil. "Eğer 2009 yılı içinde savaş olursa, biz saldırılara karşı koymaya, yani onlara tahrip etmeye ve katletmeye hazırız." İmza Kandil. "Silahları bırakmak tartışma konusu bile olamaz. PKK hiçbir zaman silah bırakmayacaktır." Tarih 23 Haziran 2009, imza Kandil. Daha söyleyelim mi? Daha söyleyelim mi? Kürtler… Kürtler… Kürtler… HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Ergenekonculardan onlarla görüşenleri de söyle! ONUR ÖYMEN (Devamla) -Müsaade edin. "Kürtler ya bağımsız olacaklar ya da yaşamayacaklardır." 18 Haziran 2009. İmza Kandil. Değerli arkadaşlarım, siz kiminle, neyi müzakere ettiğinizin farkında mısınız? Bu insanlarla konuşuyorsunuz ve kalkıp diyorsunuz ki 3 kişi sınırı geçti, demek ki silahları bırakıyorlar… Adam size bırakmayacağım diyor, hiçbir koşulda bırakmayacağım diyor. Daha ne istiyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? Ondan sonra da kalkıp büyük sözler söylüyorsunuz, analar ağlamasın vesaire filan. Değerli arkadaşlarım, acaba Hükûmet bu konuda muhalefetle niçin görüşmek istiyor, niçin uzlaşmak istiyor? Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşmadınız, Meclis Başkanı seçiminde de uzlaşmadınız, Anayasa değişikliğinde de uzlaşmadınız, hiçbir konuda uzlaşmadınız; bu konuda illa uzlaşacağız... Niye? Çünkü bizi bu politikanıza ortak etmek istiyorsunuz. Biz sizinle bu işlerde birlik olsak bu anlattıklarımızı halka nasıl anlatacağız? Ne yüzle anlatacağız? Onun için sizin bu politikanızın farkındayız, Cumhuriyet Halk Partisini hiç kimse tuzağa düşüremeyecektir, herkesin haberi olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim görüşlerimiz belli. 1989 raporumuza bakın, 1991 tarihli yasa önergemize bakın, 2008 tarihli programımıza bakın, bütün bu konuları açıkça söylüyoruz. Etnik köken servetimizdir diyoruz, hazinemizdir diyoruz, saygı gösterelim, devlet olarak destekleyelim; millî kimlik, millî birlik, eğitimde Türkçe konularına siz sıcak bakarsanız, bunlara karşı çıkmazsanız diğer konularda biz diyoruz ki çağdaş bir ülkede etnik kökenli insanların bireysel hakkı neyse hepsini biz kabul etmeye hazırız. Var mısınız? Var mısınız? Varsanız, bu tartışmalar niye çıkıyor? Niye çıkıp şu cümleleri söyleyemiyorsunuz burada, Anayasa'nın değiştirilmesine karşıyız diyemiyorsunuz? Bazılarınız diyor, Sayın Başbakan dedi, bir iki defa "Anayasa'nın değiştirilmesine karşıyız." dedi, Sayın İçişleri Bakanı söyledi; Sayın Arınç diyor ki "Mecliste bir uzlaşma bulursak bir saniyede değiştiririz Anayasa'yı." diyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Öymen, normal süreniz doldu. Size de ek süre veriyorum. Sayın Bakana ilave dört dakika süre vermiştim. Buyurun konuşmanıza devam edin efendim. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Ne diyor İmralı'daki: Sayın Başbakanın tutumundan hiç memnun değiliz diyor, bir daha kimse gelmeyecek Türkiye'ye diyor, bir daha hiçbir teröristi göndermeyeceğiz diyor, ama Sayın Arınç'ın tutumundan memnunuz diyor. SUAT KILIÇ (Samsun) - İmralı'nın görüşlerini değil, kendi görüşlerinizi açıklayın ilk önce. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Zannediyorum ki Sayın Arınç bir terör liderinin bu gibi iltifatkâr sözlerinden çok sevinmemiştir, en azından biz kendi hesabına üzüntü duyduk. Değerli arkadaşlarım, Sayın İçişleri Bakanını hep birlikte dinledik. Onun sözleri arasında bu açılımın ne olduğuna dair hiçbir ipucu yok ama şu var: Çözümü şimdiye kadar hep erteledik diyor, yani terörle mücadeleyi bir türlü beceremedik. Sayın Bakana hatırlatıyorum: Suriye'deki terör örgütünü, terör liderini, oradaki terörist örgütün bütün eğitim kamplarını nasıl biz bertaraf ettik, nasıl temizledik? Bir tek kurşun atmadan, bir tek operasyon yapmadan nasıl becerdik biz bunu? SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) - Amerika sayesinde! ONUR ÖYMEN (Devamla) - Biz bunu diplomasiyle becerdik. Öyle bir ağırlığını koyduk ki devletin, çözüldü Suriye, mecbur kaldı, ondan sonra ilişkilerimiz düzeldi. Siz niye yapamıyorsunuz? Biraz önce Sayın Bakan anlatıyor, diplomaside ne kadar başarılıyız… Niçin Irak Hükûmetini ikna edemiyorsunuz PKK'nın tasfiyesi için? Niçin Amerikalıları ikna edemiyorsunuz? Uluslararası anlaşmalar var, Birleşmiş Milletler kararları var, Irak Anayasa'sının 7'nci maddesi var. O kadar başarılıysanız diplomaside sizden önceki hükûmetin başarısını niye yapamıyorsunuz? Ankara süreci vardı burada. Eş başkanlar, Türkiye- Amerika-İngiltere. Bir tarafımızda Barzani, bir tarafımızda Talabani oturuyor, karşımızda Türkmenler. Ne oldu o dönemde? Hepsi PKK'nın terör örgütü olduğunu kabul etti. Hepsi PKK'yla silahlı mücadeleyi kabul etti ve silahlı mücadeleye girdiler. Siz niye yapamıyorsunuz Sayın Bakan? Sayın Bakan niye yapamıyorsunuz siz bunu? Sizden öncekilerin başarısını âlicenaplık olarak kabul ederiz diyorsunuz, bunu da söylesenize. Niçin o hükûmetlerin yaptığını siz yapamıyorsunuz, niye siz beceremiyorsunuz? HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Niye asamadınız? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Sonra kalkıp nasıl olur da böyle bir diplomasiyle övünebilirsiniz? Değerli arkadaşlarım, bazıları bu diplomasiye 10 vermişler. Ben sordum, acaba dedim, 10 üzerinden mi 10 veriyorsunuz, 100 üzerinden mi 10 veriyorsunuz? Bu kadar hayati bir konumuzda komşu ülkeyi ikna edemeyeceksiniz, en büyük müttefikimizi ikna edemeyeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki çok başarılıyız. Başarılıysanız 1 tane teröristi iade etmelerini sağlayın, 1 tane; Kuzey Irak'tan 1 tanesi yakalansın ve Türkiye'ye iade edilsin. Devri hükûmetinizde bu oldu mu? Olmadı. Bir de şu var: Efendim, Sayın Bakan açıklamadı ama basında görüyoruz, bazı uygulamalardan görüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız Güroymak ilçesine gitmiş, demiş ki: "Buranın adı 'Norşin' olacaktı, adını değiştirelim." Sonra karar almışlar "Norşin" yapmışlar. Büyük bir endişe içindeyiz biz Bursa Milletvekili olarak, çünkü, acaba Bursa'ya gelirse Sayın Cumhurbaşkanımız diyoruz, bakarsınız Mustafakemalpaşa ilçesine gider, oraya da "Kirmaşti" mi diyeceksiniz? Eski adı "Kirmaşti" imiş. Nerede duracaksınız? Osmanlı isimlerinde mi, Bizans isimlerinde mi, Roma isimlerinde mi? Nereye kadar gideceksiniz? MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) - İsimlerden niye korkuyorsunuz? ONUR ÖYMEN (Devamla) - Hititlere kadar yolu var. Dünyada bütün devletler kendi güçlerini tesis ettikten sonra yerleşim birimlerine kendi isimlerini verirler. Fransa'da da böyledir, Yunanistan'da da böyledir. Yunanistan Cumhurbaşkanı Gümülcine'ye gittiğinde "Buranın adı Gümülcine'dir." diyor mu? Eski adı Gümülcine. Onlar "Komotini" diyor. İskeçe'ye gittiğinde "Burası İskeçe'dir." diyor mu? Demiyor. "Ksanti" diyor. Kim yapıyor bunu, sadece biz yapıyoruz, sadece Türkiye bu tavizleri veriyor. Değerli arkadaşlarım, çok örnekleri var, vaktimiz de yok, ama size şu kadarını söylüyorum: Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu oyunlara geçit vermeyeceğiz. Biz Cumhuriyet Halk Partililer milletimizle birlikte, ülkemizin aydınlık insanlarıyla birlikte bu gidişi durduracağız. BENGİ YILDIZ (Batman) - Arkanızda millet yok, sadece gürültü. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Türkiye'yi teröre teslim etmeyeceğiz. Terörle müzakereye razı olmayacağız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Öymen, dört dakika ilave süreniz de doldu, tamamlamanız için tekrar açıyorum mikrofonunuzu. Lütfen tamamlayın. ONUR ÖYMEN (Devamla) - Teşekkür ediyorum. Biz, hangi kökenden gelmiş olurlarsa olsunlar bütün insanlarımızla el ele, çağdaş dünya insanlarının sahip oldukları bütün haklara sahip olarak demokrasi ve özgürlük içinde kalkınmalarını sağlayacağız ve yurt dışından hazırlanan yol haritalarını yırtarak tarihin çöplüğüne atacağız. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_sd.birlesim_baslangic?P4=20485&P5=H&page1=36&page2=36&web_user_id=7014134 |
Yorumlar
|
Sevgili bayram
Onur Oymen in dediği ne? Görüşmiyeceksin. Ya teslim olacaklar yada ezeceksin demek değil mi?
Dersim isyancılarıyla görüşmemiş anlaşmaya çalışmamış ezmiştir. Onur Öymen in önerisi ne?
Görüşüp anlaşma noktası bulmadan ezmek. Savaşın devamı.Bu kirli savaşın galibi yok. Ya devam edecek ki Onur Öymen+in önerisi bu ya da her i
ki taraf ortak bir noktada buluşup anlaşıp silahlar susacak
Sevgilerimle-
Gönderen ömer gürcan on Saturday, 14 November 2009 at 10:06
|
1 Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )
|
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829514
|
|
|