left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow ET ve TIRNAK
Saturday, 11 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ET ve TIRNAK Yazdır E-posta
Yazar SUVARİ   
Sunday, 08 November 2009

 

 

Biz Kemal'i

Biz İsmet’i gardaş belledik

Gün oldu

Onlar Kürt

Biz Türk

Gün oldu tersi.

Gün oldu şakalaştık:

"Allahın Kürt'ü, Allahın Türk'ü"

Ama hep et ve tırnak.

 

 

 

Birlikte yola çıktılar. Zaten "et ve tırnak" gibiydiler. Ayrılmaz iki unsur. Bunu, yani iki ayrı unsur olduklarını önce Erzurum, sonra Sivas Kongresi'nde, ardından 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu'na kaynaklık eden metinlerde kayıt altına aldılar: "Türkiye, nahiyelerde nahiye şûraları (meclisleri), illerde il şûraları ve ülke ölçeğinde Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Kürtler, azınlık statüsünde değil, fakat bütün yurttaşlarla eşit haklara sahiptirler. Türk ve Kürt unsurlar, birbirlerinin ırki, toplumsal ve coğrafi haklarına karşılıklı saygı gösterirler..."

Sözleşme böyleydi ve Kurtuluş Savaşı önderliği, Kürtleri "aguşuna basıyordu".

"Et ve tırnak" gibiydiler. Kavilleştiler ve yola çıktılar. İki ayrı unsur, ama "et ve tırnak".

Sonra 1922, kurtuluş. İzmir'e birlikte girdiler.

Sonra 1923, Lozan. Lozan'da Kürt İsmet Paşa tarafından kesilen "tırnak" ve ardından Cumhuriyet.

 

Sonra 1924, yeni Anayasa... Kürtçeye konulan yasak. Tırnağı bir kez daha kestiler.

Ardından 1925, Kürt Sait Başkaldırısı: Balta ve ip... Ardından 1926, '27, '28, büyük sürgün yılları. İstatistikler var. Rakamlar küsuratlı. Söz konusu Kürt olunca, küsuratları yuvarlamanın bir sakıncası olmamalı. O nedenle, rakamları aşağıya doğru yuvarlayarak aktarıyorum: Sürgün yıllarında yakılan yıkılan köy sayısı sekiz bin yedi yüz. Öldürülen kadın, çocuk ve savunmasız erkek sayısı, on beş bin. Sürgün yollarında ağır kış koşullarında çeşitli hastalıklardan ölenler ise harici mevzu...

Sonra 1930, Haziran başından Eylül başına kadar sürecek olan Zeylan Başkaldırısı... Genelkurmay belgelerine göre, 1930 yılı başlarında İçişleri Bakanhğı'nın Doğu illeri valilerine ve Birinci Genel Müfettişliğe, bölgelerinde ayaklanma ihtimali olup olmadığına dair bir sorusu var. Valiliklerden ve Müfettişlikten gelen raporların değerlendirilmesi sonucunda, ihtimalin yüzde 20 civarında olduğu "müşahede" ediliyor. Genelkurmay, Zeylan Harekâtını "ihtimal" üzerine başlatıyor. "İhtimal" üzerine, "tırnak" derin kesiliyor... İsyan derin kesimden sonra başlıyor. "Nar taneleri gibi baş"lar, Zilan Deresi'ne savruluyor. Zilan kanıyor.

1930 yılında Kürt sadece "tırnak" oluyor. Ama "tırnak" bu, kestikçe uzuyor. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, aynı yılın Eylül ayında, Ödemiş'te bir konuşma yapıyor. "Bir dünyanın en özgür ülkesi olan Türkiye'de yaşıyoruz. Hiçbir milletvekili bu derece açık düşüncelerini ifade edebilecek uygun bir yer bulamaz. Bu yüzdendir ki, düşüncelerimi gizlemeyeceğim. Türkler bu ülkenin tek ve yetki sahipleridirler. Saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur. Onlar sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes, dağlar bile bilmek zorundadır...." Tırnak derin kesilmiştir. Kanar...

 

Necmettin Salaz, "Adule" ile başlattığı şark macerasını, aynı iklimde, ama bu kez Kürt halkının tam da şah damarı olan /.ilan Deresi kıyısında "Mırşut" köyünde sürdürüyor. Okuyacağınız destan, Zilan Deresi katliamını anlatıyor. Şairin o kıran günlerini anlatırken muradı, "köz"ü deşelemek değil elbette. Şairin aklı ve yüreği Zilan Deresi kıyısında o "Hiroşima çocuklarının yeniden "beştaş" oynayacağı yeni ve daha güzel günlere dönük. Yürekleri kanırtan, daha doğrusu, soy insanın yüreğini kanırtacak olan soru, Kürt çocuğu "Tajdin" den gelir.

"Neydi bu?

Niyeydi?

Ne etmişlerdi ki?"

MEHMET BOZKURT

 

 

“Hüseyin Paşa, oğlunun uzattığı

Havluyla sildi ağzını

Ve ellerini.

Sonra sırayla

Konuklarına uzatıldı havlular.

Gelen çayla birlikte

Sofrada seslendi konuklarına.

Konuklar dediğimiz

Çoğu aşiret reisi

Ağalar ve ileri gelenleriydi yörenin.

Yemek yenilen avlunun dışında

Sayıları yüzleri aşan

Kürt genci ve orta yaşlısı

Namlusuna sürmüş mermiyi

Mavzerin, filintanın

Öyle beklemekteydiler.

 

"İhsan Nuri", dedi Hüseyin Paşa

"İhsan Nuri benim arkadaşımdır

Hem öyle bir arkadaş ki

Silah arkadaşı, can yoldaşı.

Bunun ne olduğunu

Bilirsiniz hepiniz.

Hepiniz

Bir savaştaki yoldaşlığı

İyi, çok iyi bilirsiniz."

Durdu biraz, gözleri buğulandı

 Gerilere gitti, hüzünlendi.

 "Biz", dedi

"Biz Afyon'da Kocatepe'de İzmir'in karnında

 Kanımızdan kilolar bıraktık

Ve de kemiklerimizden Parçalar.

 

Biz İhsan Nuri'yle beraber

Kemal'e

İsmet’e

Yârenlik ettik

Yoldaşlık ettik, paylaştık.

Biz bu cumhuriyete

Oğullarımızı verdik

Gözümüzü kırpmadan.

 

Biz Kemal'i

Biz İsmet’i gardaş belledik

Gün oldu

Onlar Kürt

Biz Türk

Gün oldu tersi.

Gün oldu şakalaştık:

"Allahın Kürt'ü, Allahın Türk'ü"

Ama hep et ve tırnak.

 

Gel gör ki

Şimdi biz hep tırnak!

Kesip atmak istemekteler.

Verilen sözler

Unutuldu ağalar.

Şimdi benim can yoldaşım

Ve de sizin soydaşlarınız

Dardadır.

Ağrı'da

İhsan Nuri

İsyan bayrağı açmıştır.

 

Kemal,

Verdiği sözleri tutmamıştır.

Kendimizden bellediğimiz

İsmet

Çamura yatmıştır ağalar.

'Bu ülke

Hem Türklerin

Hem Kürtlerindir' sözü

Kâğıt üzerinde kalmıştır.

Ve de şimdi

Bana can yoldaşı soydaşım

Ağrı'dadır

Yalnızdır

Kuşatılmıştır.

Varmak dilerim

Ben ki Hüseyin Paşa'ysam

Ağrı'ya varmak dilerim

Ağalar!"”

Necmettin  SALAZ

 

 
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Biz Türküz diye, Kürtten üstün mü tutulduk.?
Biz Türküz diye, ücret daha mı fazla verildi.?
İşkence görmedik mi.? Ezilmedik, sömürülmedik mi?
Anayasada Türk, Türkçe yazıyor diye bir ayrıcalığımız mı oldu.? Bütün daha önemli sorunlarımız yok mu oluverdi.?
...
Bırakınız, bu Kürt İsyanı, Biz Kürtler, Biz şunlar bunlar söylemini.? 'Kavmiyetçilik' yaparken,hilafeti- şeriat diye haykıran Şeyh Said'i kutsarken, nasıl demokrat-ilerici-devrimci olunabiliyor Allahaşkına.? Sanırsın, Bedrettin.! Sanırsın, köylünün ağalığa karşı ayaklanması.?
Herkes önce İNSAN olmalı, insan olarak bir değer ifade etmeli, bilinçli özgür birey-yurttaş olabilmeli ve kimden gelirse gelsin zorbalığa, haksızlığa, sömürüye, eşitsizliğe karşı çıkmalı.
Ortak bir lisanımız olsunda, kim ne dili konuşursa konuşsun, çok mu önemli.?
Herkes gider, biz tersine..
Gönderen fahri on Thursday, 12 November 2009 at 12:20


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ET ve TIRNAK ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right