|

Biz Kemal'i Biz İsmet’i gardaş belledik Gün oldu Onlar Kürt Biz Türk Gün oldu tersi. Gün oldu şakalaştık: "Allahın Kürt'ü, Allahın Türk'ü" Ama hep et ve tırnak.
Birlikte yola çıktılar. Zaten "et ve tırnak" gibiydiler. Ayrılmaz iki unsur. Bunu, yani iki ayrı unsur olduklarını önce Erzurum, sonra Sivas Kongresi'nde, ardından 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu'na kaynaklık eden metinlerde kayıt altına aldılar: "Türkiye, nahiyelerde nahiye şûraları (meclisleri), illerde il şûraları ve ülke ölçeğinde Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Kürtler, azınlık statüsünde değil, fakat bütün yurttaşlarla eşit haklara sahiptirler. Türk ve Kürt unsurlar, birbirlerinin ırki, toplumsal ve coğrafi haklarına karşılıklı saygı gösterirler..." Sözleşme böyleydi ve Kurtuluş Savaşı önderliği, Kürtleri "aguşuna basıyordu". "Et ve tırnak" gibiydiler. Kavilleştiler ve yola çıktılar. İki ayrı unsur, ama "et ve tırnak". Sonra 1922, kurtuluş. İzmir'e birlikte girdiler. Sonra 1923, Lozan. Lozan'da Kürt İsmet Paşa tarafından kesilen "tırnak" ve ardından Cumhuriyet.
Sonra 1924, yeni Anayasa... Kürtçeye konulan yasak. Tırnağı bir kez daha kestiler. Ardından 1925, Kürt Sait Başkaldırısı: Balta ve ip... Ardından 1926, '27, '28, büyük sürgün yılları. İstatistikler var. Rakamlar küsuratlı. Söz konusu Kürt olunca, küsuratları yuvarlamanın bir sakıncası olmamalı. O nedenle, rakamları aşağıya doğru yuvarlayarak aktarıyorum: Sürgün yıllarında yakılan yıkılan köy sayısı sekiz bin yedi yüz. Öldürülen kadın, çocuk ve savunmasız erkek sayısı, on beş bin. Sürgün yollarında ağır kış koşullarında çeşitli hastalıklardan ölenler ise harici mevzu... Sonra 1930, Haziran başından Eylül başına kadar sürecek olan Zeylan Başkaldırısı... Genelkurmay belgelerine göre, 1930 yılı başlarında İçişleri Bakanhğı'nın Doğu illeri valilerine ve Birinci Genel Müfettişliğe, bölgelerinde ayaklanma ihtimali olup olmadığına dair bir sorusu var. Valiliklerden ve Müfettişlikten gelen raporların değerlendirilmesi sonucunda, ihtimalin yüzde 20 civarında olduğu "müşahede" ediliyor. Genelkurmay, Zeylan Harekâtını "ihtimal" üzerine başlatıyor. "İhtimal" üzerine, "tırnak" derin kesiliyor... İsyan derin kesimden sonra başlıyor. "Nar taneleri gibi baş"lar, Zilan Deresi'ne savruluyor. Zilan kanıyor. 1930 yılında Kürt sadece "tırnak" oluyor. Ama "tırnak" bu, kestikçe uzuyor. Dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey, aynı yılın Eylül ayında, Ödemiş'te bir konuşma yapıyor. "Bir dünyanın en özgür ülkesi olan Türkiye'de yaşıyoruz. Hiçbir milletvekili bu derece açık düşüncelerini ifade edebilecek uygun bir yer bulamaz. Bu yüzdendir ki, düşüncelerimi gizlemeyeceğim. Türkler bu ülkenin tek ve yetki sahipleridirler. Saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur. Onlar sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes, dağlar bile bilmek zorundadır...." Tırnak derin kesilmiştir. Kanar... Necmettin Salaz, "Adule" ile başlattığı şark macerasını, aynı iklimde, ama bu kez Kürt halkının tam da şah damarı olan /.ilan Deresi kıyısında "Mırşut" köyünde sürdürüyor. Okuyacağınız destan, Zilan Deresi katliamını anlatıyor. Şairin o kıran günlerini anlatırken muradı, "köz"ü deşelemek değil elbette. Şairin aklı ve yüreği Zilan Deresi kıyısında o "Hiroşima çocuklarının yeniden "beştaş" oynayacağı yeni ve daha güzel günlere dönük. Yürekleri kanırtan, daha doğrusu, soy insanın yüreğini kanırtacak olan soru, Kürt çocuğu "Tajdin" den gelir. "Neydi bu? Niyeydi? Ne etmişlerdi ki?" MEHMET BOZKURT “Hüseyin Paşa, oğlunun uzattığı Havluyla sildi ağzını Ve ellerini. Sonra sırayla Konuklarına uzatıldı havlular. Gelen çayla birlikte Sofrada seslendi konuklarına. Konuklar dediğimiz Çoğu aşiret reisi Ağalar ve ileri gelenleriydi yörenin. Yemek yenilen avlunun dışında Sayıları yüzleri aşan Kürt genci ve orta yaşlısı Namlusuna sürmüş mermiyi Mavzerin, filintanın Öyle beklemekteydiler. "İhsan Nuri", dedi Hüseyin Paşa "İhsan Nuri benim arkadaşımdır Hem öyle bir arkadaş ki Silah arkadaşı, can yoldaşı. Bunun ne olduğunu Bilirsiniz hepiniz. Hepiniz Bir savaştaki yoldaşlığı İyi, çok iyi bilirsiniz." Durdu biraz, gözleri buğulandı Gerilere gitti, hüzünlendi. "Biz", dedi "Biz Afyon'da Kocatepe'de İzmir'in karnında Kanımızdan kilolar bıraktık Ve de kemiklerimizden Parçalar. Biz İhsan Nuri'yle beraber Kemal'e İsmet’e Yârenlik ettik Yoldaşlık ettik, paylaştık. Biz bu cumhuriyete Oğullarımızı verdik Gözümüzü kırpmadan. Biz Kemal'i Biz İsmet’i gardaş belledik Gün oldu Onlar Kürt Biz Türk Gün oldu tersi. Gün oldu şakalaştık: "Allahın Kürt'ü, Allahın Türk'ü" Ama hep et ve tırnak. Gel gör ki Şimdi biz hep tırnak! Kesip atmak istemekteler. Verilen sözler Unutuldu ağalar. Şimdi benim can yoldaşım Ve de sizin soydaşlarınız Dardadır. Ağrı'da İhsan Nuri İsyan bayrağı açmıştır. Kemal, Verdiği sözleri tutmamıştır. Kendimizden bellediğimiz İsmet Çamura yatmıştır ağalar. 'Bu ülke Hem Türklerin Hem Kürtlerindir' sözü Kâğıt üzerinde kalmıştır. Ve de şimdi Bana can yoldaşı soydaşım Ağrı'dadır Yalnızdır Kuşatılmıştır. Varmak dilerim Ben ki Hüseyin Paşa'ysam Ağrı'ya varmak dilerim Ağalar!"” Necmettin SALAZ |