left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
YALAKA KUŞBAZ Yazdır E-posta
Yazar Erol SOYSEVER(Em.J. Pilot Bnb)   
Saturday, 31 October 2009

Bay Çölaşan,


 
30 Ekim 2009 Tarihli yazınızda hükümet yalakası birtakım medya kuruluşlarından söz etmiş ve bu arada general Başbuğ' u yüreklendirmeye çalışmışsınız.
 
Gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin en yalaka gazetesi olan Hürriyet' te yıllarca çalıştığınızı ne çabuk unuttunuz?  Kredi almak uğruna,  gazetenin başlığında(manşet) hükümete buram buram övgüler düzenlenirken buna tepki veren bir yazınızı hiç okumamıştık. Kamuoyunda Aydın Doğan' ın bir büyük holdingin medyadaki uzantısı olduğu ve servetini bu yolla edindiğine ilişkin birtakım söylentiler vardı. Araştırmacı(!) bir yazar olarak bunu kurcalamayı hiç düşünmüş müydünüz?  Keşke araştırsaydınız da,  biz de bu söylentinin yalan olduğunu öğrenip rahatlasaydık. 
 

Hürriyet' ten  ayrılınca "Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi" adlı bir kitap yazmışsınız. Cesur ve gerçek gazeteci, yiğit insan Uğur Mumcu' nun şiirine öykünmüşsünüz. Mumcu yıllarca yazı yazmıştır. Yazılarının hiçbirine ilaç için bile olsa, bir yalanlama(tekzip) gelmemiştir. Oysa sizin yazılarınıza bir sürü yalanlama gelmiştir. Çünkü siz, Mumcu gibi gerçek bir gazeteci değildiniz. Mumcu yazılarını, tapu gibi belgelere dayandırırdı. Siz ise, kuşbaz olduğunuz için,  "minik kuşunuz"  belge olurdu! 
 
Adınızı da  "muhalif gazeteci" ye çıkartmışsınız. Serbest gazeteci arkadaşım Rahmi Yıldırım' ın saptadığı gibi, siz muhaliftiniz ama yalnızca patronlarınızın rakiplerine muhaliftiniz!..
 
Demokrat olduğunuzu falan da sanıyorsunuz. Demokrasi, örgütlü toplum demektir. Basın çalışanları sendikasızdır, iş güvenceleri yoktur.  Bir kez bile bu konuda yazı yazmadınız. (Kovulunca o kitabı hangi yüzle yazdığınızı merak ediyorum.)  Patronunuzdan ya da büyük(!) gazeteci ve  yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök' ten mi çekindiniz?..
 
Hürriyet' ten ayrıldıktan sonra bir gün, değerli cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer size yolda rastlayınca üzüntüsünü bildirmişti. Hiç utanmadınız mı? Niye böyle diyorum, anımsatayım: Yıllar önce Ecevit' in başbakanlığı döneminde, yazdığınız yazılarda sayın Sezer' e bir küçümseme ifadesiyle  "Ahmet Bey"  diye sesleniyordunuz. Gerekçe olarak da sayın Sezer' in gelen yasa ve diğer belgeleri hep hukukçu mantığıyla incelemesini eleştiriyor ve o' nun biraz siyasal davranmasını istiyordunuz. Oysa halk yönetiminde hukuk her şeydir. Ama bu sizi ilgilendirmezdi. Tıpkı yargı kararıyla kapatılmasına karar verilen Bergama' daki siyanürcü şirketin çalışmalarını sürdürmesini destekleyen yazınızda olduğu gibi. Aynı yanlışı zamanın Ege Ordu Komutanı general Hurşit Tolon da yapmış ve şirket yetkililerine bir  "şükran"  plaketi sunmuştu. Neymiş efendim, siyanür karışan suyu arındırıp içiyorlarmış. O suyu ben de içerim.  Ama onlara sormak gerek,  toprağa karışan siyanürü nasıl ayrıştıracaklar acaba?  İnsan o yöreye gitmişken köydeki yurttaşların da bu konudaki düşüncelerini sormaz mı? Çünkü orada yaşayacak olanlar bu insanlar. Hani nerede kaldı Atamız' ın buyurdukları gibi, "Köylü, milletin efendisidir"  özlü sözü?   "Tören Atatürkçüsü"  olmak çok daha kolay değil mi?..
 
1970 - 1980 Yıllarında Güneydoğu Bölgesi' ne gidip de, o yörede yaşamaya çalışan insanlarımızın sosyal, ekonomik ve psikolojik durumlarını gözlemleseydiniz, onların niçin "devlet düşmanı" durumuna geldiklerini anlayabilirdiniz. Her sonucun bir nedeni vardır. Soruna tanı koymadan, çözüme geçilmez. Bir de beyin jimnastiği yapmak gerek, yani duygudaşlık. Yani,  "Ben olsaydım, ne yapardım?" Sakın; "Yoksulluk Tokat' ta da var, Çankırı' da da var" diye düşünmeyin. Güneydoğu' da feodal bir yapı olan ağalık düzeni var. Halk, bu düzen ve güvenlik güçlerinin baskısı altındadır. İşi, aşı ve toprağı yoktur. Bu durumu bahane eden ve de emperyalizmin kucağına oturan PKK terör örgütü, 25 yıldır eylemlerini sürdürüyor.
 
Devrimci gençler, 1968' lerde İstanbul Boğazı' na köprü yapımına karşı çıkarak, "Boğaz' a değil, Zap' a köprü" sloganıyla Hakkari' de köprü yapmışlardı. Zap' ın üzerinde köprü olmadığı için, debisinin fazlalığından dolayı özellikle çocuklar geçiş sırasında yaşamlarını yitiriyorlardı. Süleyman Demirel yıllar sonra da  "Solcular Boğaz' a değil, Zap' a köprü istiyorlardı." demeyi sürdürdü. Zap Suyu' na köprü, bir simgeydi. Yani İstanbul' a bir çivi çakılırken, o bölgeye de bir raptiye çakılsaydı, dengeli bir kalkınma olurdu. Ama bu yapılmadı. O dönemlerde Millet Meclisi' nde Hakkâri' den bir milletvekili bulunuyordu. Zamanın iktidarları belki de bu yüzden o bölgeyle pek ilgilenmiyorlardı, ne bileyim...
 
1960' lı yıllarda o bölgelerde görev yapanlar bilirler, günlük yiyeceklerini sağlamak amacıyla mayın tarlasından geçerek sınırın öteki yanında bulunan bakkala gidip gelirlerdi. Evlerde gaz lambası bile yok, mum vardı. Yalnızca köy sahibinin (oralarda ağaya böyle deniyordu) evinde gaz ya da lüks lambası vardı. O mayın tarlalarında yaşamlarını yitirenler olduğu gibi, kolunu ya da bacağını yitirip sakat kalanlar da vardı. Kaçakçılık olayına karışanlar herhalde bu işi spor olsun diye değil, günlük geçimlikleri için yapıyorlardı. Başka umarları var mıydı? Bunlar garibandı, patronlar büyük kentlerde yaşıyorlardı...  PKK olayı başladıktan üç ay sonra en ücra köylere kadar elektrik ulaştırıldığını hayretle gördük. Günaydın beyler !..
 
Generallerimiz için en kolay görev, bölücülük ve irtica konusunda demeç vermektir. TSK' nin onurunu, en başta generallerin tutarlı davranışları korur. Bu yurdun askerlerinin başına  Amerikan askerleri çuval geçirdiğinde, hiçbir general tepki göstermemiştir. Ulusun yüreğini dağlayan bu olaya niçin kayıtsız kalınmış ve bu olaya karşın, genelkurmay başkanı  niçin ABD' ye gidip onlardan bilmem ne madalyası almıştır? 
 
Generallerimiz, MGK toplantılarında IMF' nin halkımızı inim inim inleten acımasız para politikalarını, cumhuriyetimizin kazanımları olan tesis ve doğal kaynaklarımızın ona buna, hem de yok pahasına armağan edilmesine karşı seslerini yükseltiyorlar mı acaba? Yoksa bunlar siyasal konulardır, siyasileri ilgilendirir diye mi düşünüyorlar? Böyle düşünüyorlarsa, kolaycılığa kaçmış olurlar. Tek tehlike irtica ve bölücülük değildir. Her şeyin başı ekonomidir. Aç insan her şeyi yapar. Bu da çok doğaldır. Askerlerin ekonomik ve sosyal durumları diğer çalışanlara göre şu an çok daha iyi olabilir. Ancak çocuklarına yarın nasıl bir yaşam ve ülke bırakılacağını kimse kestiremez...
 
Fransızlar Turgut Reis' i esir aldıklarında, Barbaros Hayrettin Paşa "Turgutum' u dünyalara değişmem!"  diyerek tüm Fransa kıyılarını topa tutmuştu.  TSK' nin başı general Hilmi Özkök de kendisine vedaya gelen Amerikan elçisini dostça kucaklayarak uğurluyordu !..
 
Selamlar.
 
Erol Soysever

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: YALAKA KUŞBAZ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829546
Syndicate
 
left
Top! Top!
right