left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ORTADOĞU RÖPORTAJLARI Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN   
Saturday, 17 October 2009

ORTADOĞU RÖPORTAJLARI

Ürdünlü yazar İbrahim Garaybe’ye soruyoruz kendisi Londra’da Arapça yayımlanan El Hayat gazetesinde yazıyor.

  • Son yazınızda soruyorsunuz “ İran’dan laiklik çıkar mı?
  • İran’daki İslam devrimi dünyayı silip süpüren siyasal İslamcı dalganın yayılmasının başlangıcı idi. O vakitten bu yana dünya bir anda üniversitelere, sokaklara, genel seçimlere giren, hükümetlere katılan, hükümetler kuran, siyasi rejimlerle silahlı çatışmalara giren İslamcı hareketlerle meşgul. Bütün bu gelişmeler görüldüğü üzere İran’la güçlü şekilde bağlantılı.
  • 1979 ile nasıl bir bağlantı var ?
  • Bugün İran 1979 devrimini hatırlatan karşı bir devrime sahne oluyor. O vakitler milyonlar ve yüz binlerle sokaklara çıkanlar, ısrar ve inatla polis ve istihbaratla karşı karşıya gelen kalabalıklar Şahı gitmeye mecbur bırakmıştı. Hali hazırdaki devrimin 79 devrimi yoğunluğunda ve halkçı yapısında olmadığı doğru ancak İslamcı dalganın yaşlandığı ve zayıfladığının göstergesi olabilir.
    • Acaba İran, Siyasal İslam’ın tıpkı oluşturulması gibi çözülmesinin de başlangıcı olur mu?
    • İran İslam devriminden otuz yıl sonra bugün açıkça görülüyor ki bu devrim, etrafında bölgesel çekişmelerle ilgili bütün olayları ve süreçleri oluşturan bir nüveydi. Sovyetler’in Afganistan’ı işgali ve sonuçları hala etkisini sürdürüyor. İran’daki Amerikan yenilgisi, Sovyetler Birliği’ni ABD’ye ikinci bir darbe vurması yönünde kışkırtıcı bir etken olmuştu. Ayrıca Şii İslamcı devrim Amerikalılar ve Batı için acı verici güçlü bir gerekçe oldu. Derhal Sünni İslamcı devrim oluşmaya başladı. ABD bu devrime silah, para, siyasi ve medya noktasında korkunç destek verdi. Ölüme hazır intiharcı gönüllülerden binlercesinin bir araya geldiği büyük bir Sünni İslam ordusu kuruldu. Irak-İran savaşı ve savaşın getirdiği dönüşümlerin bölgede derin etkisi oldu. İran’da oluşturulan Irak Şii İslam orduları, Hz. Hüseyin’in intikamını Emevilerden alma zihniyetiyle bugün Irak’a hükmediyor. Kuveyt savaşı oldu, ABD ile Afganistan’da oluşturulan Sünni İslamcı ordular ve cemaatler arasında çatışma baş gösterdi. Çatışma Dünya Ticaret Merkezi kulelerine saldırılması, ardından ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgaliyle taçlandı.
    • Siz buna  Acaba İslamcılık kendi tarihinin sonuna mı  geldi diyorsunuz?
    • İran’daki İslam devrimi İranlılar ve özellikle de istedikleri ile elde ettikleri arasında korkunç uçurum yaşayan orta ve zengin sınıflar için kabusa dönüşüyor. Bu kesimler, bu denklemin belki silahlı ve kanlı olmayacak karşı devrimi teşvik ettiğinin bilincindeler. Silahlı ve kanlı devrim orta sınıfların, sosyal, ekonomik ve kültür çevrelerinin yöntemi ve tabiatı değil. Belki dindar fakir çoğunluğu da yanlarına alamayabilirler ancak bu durum Şii ve Sünni genel İslamcı hareketler ve İran devriminin çözülmesinin teyididir.
    • İran Devriminde bir zayıflama mı görülülüyor?
    • İkinci veya karşı İran devrimi zayıflamış gibi görünüyor. Zaten bunun dışında başka bir ihtimal beklenmiyordu. Fakat sadece sokaklara dökülüşü ve çekilmesiyle ölçülmesi haksızlık olur. Halk desteğine sahip bir hareket değil ve onlarca destekçisi öldürülse de silahlı şiddet yanlısı bir devrim de olmadı. Fakat İran’daki bölünmenin gücünün ve derinliğinin ifadesiydi. Bölünme İslam örtülü yeni despot Pehlevicilik ile iktidarın rolünü değiştiren ve Müslüman Şahinşah’a dönüşen velayeti fakih rejimini sonlandıracak yeni sosyal sözleşme arasında İran’ın yeni çehresi ve tercihlerine işaret etmektedir. Sovyetler Birliği halk devrimiyle ve dış askeri operasyonla çökmedi. Komünizm sokak savaşlarında ve şiddetli gösterilerde düşmedi ancak 1979’da İran’daki Şahın düşüşünden daha az dramatik olmayan gürültü bir şekilde düştü. Büyük dönüşümleri getiren büyük dönüşümler sakindi ve barışçıldı ancak şiddet ve köklülüğün oranı radikal ve şiddet yanlısı hareketlerinkinden üsteydi.
    • Acaba İran’da bu dönüşüm kesinleşirse onu Arap ve İslam dünyasında benzeri dönüşümler dizisi izler mi?
    • Böyle olması elzem değil ve hatta benzeri dönüşümler yaşanmaması daha muhtemel. Zira İslami İran devrimiyle bağlantısı içinde Arap ve İslam dünyasındaki İslamcı yükseliş İran’la benzer tarihi ve sosyal şartlar içinde değil. İran’da yaşananlar yine İran’a özel sosyal, ekonomik ve kültürel kriz ve dönüşümlerin siyasi ifadeleridir ve hepsi olmasa da Arap ülkelerinin çoğunluğunda yoktur. Aksine Arap ülkeleri ve toplumlarında yaşanan krizler ve olaylar ters doğrultudadır. Bu krizler siyasi krizlerin sosyal ve siyaset dışı ifadeleridir. Yeni İran devriminin hikayesi aynı zamanda ne istediğini ve neye ihtiyaç duyduğunu iyi bilen geniş orta sınıfın hikayesidir. Bugün Arap ülkelerinde ve toplumlarında bu şart mevcut değildir. Bu yüzden maalesef solcu, milliyetçi ve İslamcı hareketler ve dalgalarda yaşandığı gibi siyasi ve halk devrimleri bizde hep yaşanacak. Avrupa Rönesansında, 20’inci ve 21’inci yüzyıl başlarındaki Türk dönüşümlerinde ve eski Komünist bloğunda yaşandığı gibi sosyal ve kültürel hareket ve dönüşümlerden yoksun kalacağız.

    Katar’da yayınlanan El Şark gazetesi yazarı Mısırlı Fehmi Huveydi’ye soruyoruz :

    • Yemen’de neler oluyor?
    • Sadece geçen ay bölgedeki çatışmalar nedeniyle binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı
    • Arap Dünyasının Yemen’deki olaylara yaklaşımı nedir?
    • Kendisini dünyanın jandarması gördüğü için Yemen ordusunu ve Husileri iki aydır aralarında yaşanan savaşı durdurmaya çağıran Amerikan açıklamaları, Arap liderlerinin pek dikkatini çekmemiştir. Bu liderler, Oxfam gibi insan hakları örgütlerinin Sana yönetiminden, bu uğursuz savaştan kurtulmak için köylerinden kaçan ve kendi vatanlarında mülteci konumuna dönüşen yaklaşık 250 bin kişiye gıda ve malzeme ulaştırmak için yolları açması talebiyle de ilgilenmemişlerdir. Bu tutumlar anlaşılır ve alışıldık bir durum
    • Acaba Arap liderleri ve Arap Birliği Genel Sekreteri, ajansların geçen hafta geçtiği "Ankara Yemen’de yaşanan şiddet karşısında endişeli" haberini görünce neler hissetti?
    • Ankara’nın açıklaması alışıldık değil. Gerçi Türkiye’nin geçen yüzyılın yirmili yıllarında Osmanlı hilafetinin düşmesi sonrası göç ettiği ve sırtını döndüğü dünyanın bu bölgesinde önemli bir aktör haline gelme başarısı akabinde bu açıklama, artık anlaşılır bir durum.
    • Değişen nedir?
    • Fakat sahne yeni yüzyılla birlikte tamamen değişti. Türkiye gözünü doğuya çevirmeye başladı. Adalet ve Kalkınma Partisinin 7 yıl önce iktidara gelmesine kadar Türkiye uzun yıllar gözünü Batıya sabitlemişti. Türkiye’nin bütün komşularıyla ilişkilerinde korkunç bir geçiş yaşandı. Doğu ile Batı arasında geçiş ve bağlantı köprüsünden iki cephede etkili ve önemli bir aktöre dönüştü Türkiye. Türkiye’yi artık başta Filistin sorunu, Irak'taki şartlar, Bağdat ile Şam arasındaki son kriz, Körfez bölgesi ülkeleriyle stratejik işbirliği anlaşmalarına kadar Arap dünyasındaki bütün krizlerin ve dosyaların içinde buluyoruz. Bu siyasi varlık bütün Arap ülkelerinin kapısını çalan güçlü ekonomik varlık sonrası geldi. Türkiye’nin bu ülkelerde aktif çıkarları oldu. Dolayısıyla bu ülkelerin istikrara kavuşmasının bu çıkarlar üzerinde olumlu etkileri var.
    • Yemen’in Türkiye için önemi nedir?
    • Bu bağlamda Yemen, Türk siyasetinde dikkat çekici bir yer işgal etti. Bunun birinci sebebi Yemen’in Bab El Mendeb boğazını kontrol eden stratejik konumu, ikincisi Türkiye ile seçkin ekonomik ilişkileri koruyan Suudi Arabistan’a komşu oluşu, üçüncü sebep Yemen’in, Türkiye’nin istikrarının korunmasına önem verdiği Körfez bölgesinin bir ülkesi oluşu ve dördüncüsü Ankara’nın hesap ettiği İran nüfuzu ihtimalleriyle mücadele. Türkiye Yemen’de gözle görülür sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunuyor. Orada iki okul kurmanın yanı sıra, Türk sivil toplum kuruluşlarının Yemen’in fakir bölgelerinde yaptığı çeşitli yardım faaliyetleri bulunuyor. Bu arka plan Ankara’yı, şu an beşinci yılına giren Yemen’in kuzeyindeki savaş dosyasına yaklaşmaya teşvik etti.Bu konuda ortada bir Türk-Katar yaklaşımı var. Özellikle de Katar’ın geçmiş dönemde Husilerle Yemen hükümeti arasında uzlaşı anlaşması yapılmasında rolü olmuştu.
    • Arap Dünyasının tutumu ne yönde gelişiyor?
    • Bütün bu anlatılanlardaki şaşırtıcı gözlem, Arap Birliği de dahil Arap dünyasının düşman kardeşler çekişmesi sahnesinde hala izleyici olarak durması. Hatta Yemen devrimini destekleyen ve geçen yüzyılın altmışlı yıllarında kendi evlatlarından yüzlercesinin kanıyla Yemen topraklarını koruyan Mısır, oradaki gelişmelere sırt çevirdi ve Sa’da kentinde savaşın sürmesi karşısında ‘endişesini’ dahi ifade etmedi. Oysa Mısır Yemen’e istikrar ve uzlaşının yeniden gelmesine katkıda bulunması mümkün arabulucular arasında en fazla kabul gören Arap ülkesidir. Bizler Türkiye’nin Sana’da yaşananlara önem göstermesini garipsersek yanlış yaparız. Çünkü komaya girerek ve kendi içimize kapanarak en büyük hatayı biz işledik. Bir boşluk yarattık ve başkaları o boşluğu doldurdu.

    Ortadoğu’da artan Türk dış politika gücünü  Mısırlı yazar Halid El Sercani değerlendiriyor.

    • Ortadoğu’da dillenen “Türk Çağı “ tezleri nereden kaynaklanıyor?
    • Ortadoğu son olarak Türk siyasi hareketliliğine sahne oldu. Bu hareketlilikler bazı analistleri ve gözlemcileri bölgenin Türk çağına girmek üzere olduğunu dillendirmeye sevk etti. Bu söylemleri aynı zaman zarfında çeşitli Türk siyasi çevreleri gündeme getiriyor. Bu tezin tartışılması, anatomisinin çıkarılması ve en azından gelecek birkaç yıl içinde bölgeyi bekleyen geleceği görmek için incelenmesi gerekmekte.
    • “Türk Çağı “ tezini Türkiye nasıl yönlendiriyor ?
    • Türkiye-Irak stratejik işbirliği bakanlar konseyinin ilk toplantısı birkaç gün önce İstanbul’da yapıldı. Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Irak ile Türkiye arasındaki stratejik işbirliği deneyiminin bölgede yayılması durumunda bu deneyimin krizlerin, sorunların ve çatışmaların değil, büyük medeniyetin merkezi olacak Ortadoğu’da ortaklığın yeni modeli haline geleceğini açıkladı ve Irak’la işbirliğinin ortak çıkarlara, ortak diyalog ve karşılıklı güven araçlarına alan açacağını ilave etti. Diğer yandan bu toplantıdan bir gün önce Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, iki ülke arasındaki stratejik işbirliği anlaşmasının imza töreninde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında hazır bulunmak üzere üst düzey bir heyetin başında Türkiye’ye kısa bir ziyarette bulundu. Esad İstanbul’a gelmeden önce Türk medya organlarına ülkesinin Türk arabulucu kanalıyla İsrail’le görüşebileceğini açıkladı. Öte yandan iç ve dışişleri bakanlarından yetkilileri kapsayan bir Irak heyeti Bağdat’ın geçen ay yaşadığı iki kanlı patlamanın arkasında duran grupları Suriye’nin barındırdığına dair kanıtları beraberlerinde taşıyarak Ankara’ya gelmişti. Irak hükümet sözcüsü Ali El Dibag kanıtların ‘Suriye’deki El Kaide ile bağlantılı şahısların, verilen mali ve lojistik desteğe dair itirafları, telefon görüşmelerini ve delilleri içerdiğini’ açıkladı.
    • Türk dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu nasıl bir rol oynadı?
    • Davutoğlu  daha öncesinde Bağdat ve Şam’a gitmiş, Irak’ın Suriye’yi Bağdat’ta dışişleri ve maliye bakanlıklarını hedef alan ve yaklaşık 600 kişinin ölümüne ve yaralanmasına yol açan iki saldırının sorumluları barındırması suçlaması sonrası iki ülke arasında patlak veren krizin fitilini çekme çabası içinde görüşmeler yapmıştı.
    • Türkiye merkezi bir rol oynuyor o halde?
    • Irak hükümet sözcüsü Ali El Dibag Irak ve Suriye dışişleri bakanlarının iki ülke arasında Bağdat’ın Şam’ı Irak’taki saldırıları finanse eden önceki rejimden yetkililerine barınak sağlaması suçlaması sebebiyle iki ülke arasında patlak veren anlaşmazlığın ele alınması için geçen hafta İstanbul’da yaptıkları görüşmenin, Suriye’nin Bağdat hükümetinin Ağustos ayında yaşanan patlamalara karışmakla suçladığı Irak Baas Partisinde ileri gelen eski yetkililerden ikisini Bağdat’a teslim etmeyi reddetmesi sonrası hiçbir ilerleme kaydetmediğini ifade etti. Yalnız bu durum Türkiye’nin taraflar arasında arabuluculuk rolünde bulunarak Ortadoğu bölgesi etkileşimlerinde merkezi rol oynadığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.Bu Türk gelişmelerine ve Türk hareketliliklerine Türkiye’nin İsrail ile Hamas arasında arabuluculuk yapabileceği etrafındaki önerisini eklediğimiz zaman Türkiye’nin merkez rolünün pratiğe geçtiği ve bölgedeki çeşitli güçlerin gerek bu rol ile bölgede büyüyen diğer İran rolü etrafında bir denge sağlamak, gerekse de Türkiye’nin merkez rol oynayacağı yeni bölgesel sistemin kurulması yönünde ilan edilmemiş uluslar arası bir karar olduğunu idrak ettikleri için bu rolü kabul ettiği söylenebilir. ABD ve AB arasında bu konu üzerinde anlaşılmış durumda. Yani gelecek dönemde Türkiye’yi bölge etkileşimlerinde daha geniş bir rol bekliyor.
    • Türkiye’nin bu merkezi yolu önündeki engeller nedir?
    • Aynı zamanda ‘Türk çağı’ tezinin Ortadoğu bölgesi verilerinden çoğunu görmezlikten geldiğini söyleyebiliriz. Bu verilerin ilki bölge tarihinin ülkelerin rollerine göre bölüştürülmesi girişimin başarısızlığı ve gerçek dışılığının anlaşılması. Geçen yüzyılın yetmişli yıllarının ikinci yarısında analistler bölgenin petrol veya Suudi Arabistan çağı yaşadığını ifade ediyorlardı ancak bu gerçekleşmedi. Aynı yüzyılın seksenli yıllarının başında İsrail’in Lübnan’a saldırmasıyla birlikte aynı analistler bölgenin İsrail çağı yaşadığını ifade ettiler ancak bu da gerçekleşmedi. Çünkü bölgenin tarihi ve coğrafyası bölge etkileşimlerinde göz ardı edilemez tarihi güçler çıkardı. Bu güçler kendilerini göz ardı eden plan veya etkileşimleri başarısız kılıyor. Bu güçlerin başında Mısır, İran ve Suudi Arabistan geliyor. Bu üç güç gelecek süreçte geri planda kalmaya razı olmazlar. Bu güçler Türk rolünü engellemeye çalışacak veya en azından rol ve konum etrafında Türkiye ile çekişmeye girecekler.
    • Türkiye bu girişimlerinden istediği sonuçları elde edebilecek mi?
    • Aynı zamanda ortada bölgeyi Türk çağını yaşar kılacak şekilde Türkiye’nin bölgede merkez rolünü oynama ehliyetinden şüphe oluşturan veriler var. Bu verilerin başında Türkiye’nin kendisine dayandırılan rollere ve çekişen taraflar arasında arabuluculuk rolü oynaması etrafındaki uzlaşıya rağmen tarafları müzakere masasında bir araya getirmek dışında olumlu bir sonuç getirmemesi geliyor. Türkiye bu taraflara destek olamadı veya anlaşmalara ve çözümlere varma noktasında zorlayamadı. Mısır, Suudi Arabistan ve hatta Katar, Türkiye’nin aksine birbiriyle çekişen tarafları müzakere masasında toplayabildi ve aynı zamanda çözümlere varılmasına destek olabildi. Yani Türk rolü sadece tamamlayıcı veya destekleyici olabilir, önümüzdeki süreçte esaslı rol olması mümkün değil. Hatta Türk çağına girme iddiası olumsuz bir etken olabilir. Çünkü bu iddia diğer bölge güçlerini Türkiye’nin verdiği çabayı engellemeye sevk edecektir.

    Bu sürece başka  yaklaşımlar da bulunan  The Economist’e soruyoruz

    • İngiliz Economist dergisi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir yazı yayınlandı Davutoğlu'nu nasıl tanımlıyor?
    • Davutoğlu’nu şöyle tanımlıyor: "akıllı, ahlakçı, dini bütün bir Müslüman ve cumhuriyet tarihinin en etkin dışişleri bakanlarından biri.'' Olarak tanımlıyor.
    • Yazının içeriği nedir?
    • ''Atalarının Rüyaları'' başlığı altında Türkiye ile ilgili bir yorum yazısı yayımladı. Dergi "eski Osmanlı topraklarında nüfuzunu artırmak isteyen bir Türkiye'ye mercek tutuyor."
    • Davutoğlu’nun rolüne atıf yapıyor mu?
    • Yazının girişinde Türk dışişlerinin son zamanlardaki diplomatik kıvraklığına örnek gösterilen durumlardan biri, İran'la ilgili. Economist, geçen haftalarda İran'daki protestolar sırasında tutuklanan İngiliz elçiliği çalışanlarının Türkiye'nin kapalı kapılar ardında yürüttüğü pazarlıkla salıverildiğini ileri sürüyor. Gene Ankara'nın iki yönlü diplomatik kabiliyeti sayesinde, Amerikalılar tarafından 2007'de Irak'ta gözaltına alınan İranlı diplomatların da Türkiye'nin çağrıları ardından bu ay başında serbest bırakıldığı yazılı.
    • Davutoğlu’nun bölge stratejisini nasıl yorumluyor?
    • Economist, Davutoğlu'nun dışişlerine yaklaşımının iki ayağı olduğunu belirtiyor; komşularla ''sıfır problem'', ve ''stratejik derinlik''. İkincisiyle kastedilen Balkanlar, Güney Kafkaslar ve Ortadoğu başta olmak üzere Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve kültürel bir nüfuz alanı oluşturması.
    • Davutoğlu’na göre AB ile ilişkiler nasıl etkilenir?
    • Türkiye'nin Avrupa Birliği nezdinde de böylelikle daha çekici hale geldiğini söyleyen Davutoğlu, Almanya ve Fransa'nın tam üyeliğe karşı söylemlerini ise ''kendi iç kamuoylarına oynuyorlar'' diyerek açıklıyor.Türkiye'nin, yavaşlayan reform sürecini yeniden canlandırması gerektiğini yazan Economist, bu bağlamda Ahmet Davutoğlu'nun Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yakın zamanda açılacağından umutlu olduğunu örnek olarak veriyor.
    • Yolda ne gibi engeller görülüyor?
    • Dergi, Kıbrıs konusunda anlaşmazlık sürdükçe Avrupa yolunda ortaya çıkabilecek yeni sorunları hatırlatıyor. Ama Economist'e göre Türk liderler, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından çok, Avrupa'nın Türkiye'ye daha çok muhtaç olduğunu düşünmekten yana. Rusya'yı bertaraf eden enerji yollarında Türkiye'nin giderek artan öneminden bahseden Economist, Ahmet Davutoğlu'nun Nabucco boru hattının yakın zaman önce imzalanışından gururla söz ettiğini yazıyor.
    • Türkiye, ''Enerji kartına fazla güveniyor olmasın?''
    • Türkiye'nin enerji hayalleri Economist'in ifadesiyle ''sıkı sıkıya Azerbaycan'daki etnik kuzenlerine bağlı.'' Ama Türk-Ermeni yakınlaşmasının geçen Nisan ayında Azerilerle Ankara arasında ilişkileri yokuş aşağı sürdüğünü yazan Economist, öfkeli bir Azerbaycan'ın Haziran ayında Rusya'yla bir gaz anlaşmasına varmasının uzun sürmediğini belirtiyor. Bunun üzerine Türkiye'nin Ermenistan politikasını 180 derece değiştirdiğini kaydeden Economist, Batılı bir diplomatın şu gözlemine yer veriyor: ''Türkiye'nin Erivan'la yakınlaşma girişimi can çekişiyor.'' Economist, bu durumun Amerika ile Türkiye'nin ilişkilerini gölgeleme olasılığını doğurduğunu yazmakla birlikte, Türkiye'nin stratejik öneminin belirleyici olduğu görüşünde. Yazı, bir Batılı yetkilinin şu sözleriyle noktalanıyor: ''Türkiye ile Ermenistan arasında, kazanan her zaman Türkiye olur.''

    1

     
    < Önceki   Sonraki >

    Yorumlar

    Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


    Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

    Bu makale için yorum ekleyin: ORTADOĞU RÖPORTAJLARI ...

    İsim (gerekli)

    E-Posta (gerekli)
    E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
    Web Siteniz

    Yorum

    Kısa Kısa
    Image
    "Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
    22 Ekim 1922
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
     
    İstatistikler
    Makaleler: 1910
    Web Linkleri: 3
    Ziyaretçiler: 4829222
    Syndicate
     
    left
    Top! Top!
    right