|
Cumhuriyet – 22 Eylül 2009 - Önce çatışmasızlık ortamı’ SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün AKP’nin açılım programı olmadığını ve sadece toplumdan görüş topladığını söyledi.
ERGÜN: DEVLET YAPABİLECEĞİ HER ŞEYİ YAPMALI SHP Genel Başkanı Ergün, “Çözüm, barışçı yoldan olmak zorundadır. Barışçı çözüm için, her şeyden önce çatışmasızlık ortamının varlığı zorunludur. Devlet, tek taraflı tasarrufu ile yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, Kürtlerin ve bütün diğer etnisitelerin, Türk etnisitesi ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması sağlanmalıdır” dedi.
- AKP’nin Kürt sorununun çözümü için formülleştirdiği “demokratik açılımı” nasıl değerlendiriyorsunuz. AKP’nin demokratik açılım projesi, Kürt sorununa çözüm olabilir mi? - Hüseyin Ergün: Hükümetin, bir demokratik açılım programı yok. Hükümet, sadece Kürt açılımı kavramını ortaya atmış; siyasal ve sivil toplumdan görüş topladı. Bunu takiben İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yaptığı basın toplantısında, hükümetin, anayasa değişikliği, af, anadilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi temel konularla ilgili bir niyeti olmadığını söyledi. Bu da hükümetin iradeye ve vizyona sahip olmadığı kuşkusunu uyandırdı. Aynı şekilde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’nin tamamı değiliz” açıklaması, hükümetin yeterli destek bulamadığı için başarıya ulaşamadığı bahanesini kullanmaya hazırlandığı izlenimini doğurmuştur. Buna rağmen, Kürt açılımı girişimi önemlidir. Bu girişimin barışa ulaşması için herkes elinden geleni yapmak durumundadır. - Partiniz Kürt sorununu nasıl tanımlıyor ve çözüm önerileri nelerdir? - Devlet, yakın zamanlara kadar, Kürt etnisitesinin varlığını yadsımış, Türkiye Cumhuriyeti uyruğu herkesi Türk saymış, Kürtlük iddia eden yurttaşlarını baskılamış, çeşitli cezalara çarptırmıştır. Bu yadsıma ve baskılar, Kürtlerin fikren ve fiilen başkaldırılarına yol açmıştır. Halen, 1984’te yeni bir silahlı kalkışma şeklinde başlayan ve 25 yıldır aralıksız devam eden son Kürt başkaldırısını yaşamaktayız. 25 yıllık bu son evre göstermiştir ki Kürt sorununun silahlı yoldan çözümü mümkün değildir. Sorunun, bugüne kadar olduğu gibi devamı da herkes için yıkıma sebep olmaktadır. 17 bini faili meçhul 40 bin ölü, 3 bin 500 boşaltılan köy, yerinden yurdundan edilen milyonlarca insan, bir trilyon dolara kadar varan maddi kayıp tahminleri, vatandaşlar arasında uç veren husumetler, bu yıkımın bazı yönleridir. ‘ANAYASA ETNİK KİMLİKTEN ARINDIRILMALI’ - Çözüm, barışçı yoldan olmak zorundadır. Barışçı çözüm için, her şeyden önce çatışmasızlık ortamının varlığı zorunludur. Devlet, tek taraflı tasarrufu ile yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, Kürtlerin ve bütün diğer etnisitelerin, Türk etnisitesi ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması sağlanmalıdır. Bunun için, anayasadaki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ibaresi, “Türkiye Cumhuriyeti uyruğu ana veya babanın çocuğu veya ilgili yasa uyarınca TC uyruğu olan herkes, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır” şeklinde değiştirilmeli ve anayasadaki Türk etnisitesine atıflar çıkartılmalı, böylelikle anayasa “etnik” kimliğinden arındırılmalıdır. Bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, hiçbir ayrım gözetilmeksizin, dünyadaki en ileri hak ve özgürlüklerden yararlanmasını mümkün kılacak anayasal ve yasal gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Türkiye, katı merkeziyetçi bir tarzda yönetilmektedir. Bu yönetim tarzı, israf ve bürokrasi yaratmakta, Türkiye’nin dinamiklerini harekete geçirmesini önlemektedir. Devlet, tek taraflı tasarrufuyla, bu katı merkeziyetçi yönetim tarzını değiştirmeli, “Güçlendirilmiş Yerinden Yönetim”e geçmeli. Her yerleşkede yaşayan halkın kendi kendini yönetmesine olanak tanınmalıdır. Daha açık bir ifade ile adalet, ulusal savunma, dışişleri, iç güvenlik, maliye-Hazine, ulusal ekonomi, büyük altyapı yatırımları gibi konular merkezden yönetilmeli, diğer bakanlıklar ise, kural ve standart koyarak ve denetleyerek uygulamayı yerel yönetimlere bırakmalıdır. Devletin tek taraflı tasarrufuyla, bütün yurttaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olması ile kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına paralel olarak PKK silah bırakmalı, dağdakiler eve dönmeli, eğitilmeli ve işlendirilmelidir. Aynı şekilde, koruculuk kaldırılmalı, korucular da eğitilmeli ve işlendirilmelidir. Son olarak, Jitem, Özel Harekât Dairesi gibi derin devletle ilintili kuruluşlar ile yine bunlarla ilintili başka suç odaklarının ve bunların elemanlarının durumu da bu bağlamda ele alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki, mesele siyasidir ve bu ancak bir genel siyasi afla tasfiye edilebilir. Şüphesiz, dağdakilerin silah bırakması ve eve dönmesinin, devletin tek taraflı tasarrufuyla gerçekleşmesi beklenemez. O nedenle, Kürt gençlerini dağa çıkaran irade ile bu aşamada gizli veya açık ilişki kurulması ve işbirliği yapılması gerekecektir. ‘BASKI BÖLÜNMEYİ GETİRİR’ - Siyasetin sağında ve solunda birçok aydının “açılım Türkiye’yi böler” kaygısı gerçekçi midir? - Bu kaygı yersizdir. Demokratik açılım da Kürt açılımı da Türkiye’yi bölmez. Bölünme, ancak bugüne kadar ki yadsıma ve baskı politikalarının devamı halinde gündeme gelebilir. Her dilden ve her inançtan yurttaşlarımıza, kadın ve erkeklerimize, farklı yaşam tercihleri olanlara, çoğunlukta bulunanlarla eşit hak ve özgürlüklerin tanınması, bölünmeyi değil, kenetlenmeyi getirir. Türkiye’yi bölünme korkularına getiren, yurttaşları arasında fark gözeten devlet tutumlarıdır. - SHP, PKK’nin tavrını nasıl değerlendiriyor. - Çatışmaların durması, silahların bırakılması, dağdakilerin eve dönmesi konularındaki etki gücü düşünülürse, PKK’nin Kürt açılımı sü
Cumhuriyet – 22 Eylül 2009 - Önce çatışmasızlık ortamı’ SHP Genel Başkanı Hüseyin Ergün AKP’nin açılım programı olmadığını ve sadece toplumdan görüş topladığını söyledi.
ERGÜN: DEVLET YAPABİLECEĞİ HER ŞEYİ YAPMALI SHP Genel Başkanı Ergün, “Çözüm, barışçı yoldan olmak zorundadır. Barışçı çözüm için, her şeyden önce çatışmasızlık ortamının varlığı zorunludur. Devlet, tek taraflı tasarrufu ile yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, Kürtlerin ve bütün diğer etnisitelerin, Türk etnisitesi ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması sağlanmalıdır” dedi. - AKP’nin Kürt sorununun çözümü için formülleştirdiği “demokratik açılımı” nasıl değerlendiriyorsunuz. AKP’nin demokratik açılım projesi, Kürt sorununa çözüm olabilir mi? - Hüseyin Ergün: Hükümetin, bir demokratik açılım programı yok. Hükümet, sadece Kürt açılımı kavramını ortaya atmış; siyasal ve sivil toplumdan görüş topladı. Bunu takiben İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yaptığı basın toplantısında, hükümetin, anayasa değişikliği, af, anadilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi temel konularla ilgili bir niyeti olmadığını söyledi. Bu da hükümetin iradeye ve vizyona sahip olmadığı kuşkusunu uyandırdı. Aynı şekilde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’nin tamamı değiliz” açıklaması, hükümetin yeterli destek bulamadığı için başarıya ulaşamadığı bahanesini kullanmaya hazırlandığı izlenimini doğurmuştur. Buna rağmen, Kürt açılımı girişimi önemlidir. Bu girişimin barışa ulaşması için herkes elinden geleni yapmak durumundadır. - Partiniz Kürt sorununu nasıl tanımlıyor ve çözüm önerileri nelerdir? - Devlet, yakın zamanlara kadar, Kürt etnisitesinin varlığını yadsımış, Türkiye Cumhuriyeti uyruğu herkesi Türk saymış, Kürtlük iddia eden yurttaşlarını baskılamış, çeşitli cezalara çarptırmıştır. Bu yadsıma ve baskılar, Kürtlerin fikren ve fiilen başkaldırılarına yol açmıştır. Halen, 1984’te yeni bir silahlı kalkışma şeklinde başlayan ve 25 yıldır aralıksız devam eden son Kürt başkaldırısını yaşamaktayız. 25 yıllık bu son evre göstermiştir ki Kürt sorununun silahlı yoldan çözümü mümkün değildir. Sorunun, bugüne kadar olduğu gibi devamı da herkes için yıkıma sebep olmaktadır. 17 bini faili meçhul 40 bin ölü, 3 bin 500 boşaltılan köy, yerinden yurdundan edilen milyonlarca insan, bir trilyon dolara kadar varan maddi kayıp tahminleri, vatandaşlar arasında uç veren husumetler, bu yıkımın bazı yönleridir. ‘ANAYASA ETNİK KİMLİKTEN ARINDIRILMALI’ - Çözüm, barışçı yoldan olmak zorundadır. Barışçı çözüm için, her şeyden önce çatışmasızlık ortamının varlığı zorunludur. Devlet, tek taraflı tasarrufu ile yapabileceği her şeyi yapmalıdır. Bu bağlamda, Kürtlerin ve bütün diğer etnisitelerin, Türk etnisitesi ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması sağlanmalıdır. Bunun için, anayasadaki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ibaresi, “Türkiye Cumhuriyeti uyruğu ana veya babanın çocuğu veya ilgili yasa uyarınca TC uyruğu olan herkes, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır” şeklinde değiştirilmeli ve anayasadaki Türk etnisitesine atıflar çıkartılmalı, böylelikle anayasa “etnik” kimliğinden arındırılmalıdır. Bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, hiçbir ayrım gözetilmeksizin, dünyadaki en ileri hak ve özgürlüklerden yararlanmasını mümkün kılacak anayasal ve yasal gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Türkiye, katı merkeziyetçi bir tarzda yönetilmektedir. Bu yönetim tarzı, israf ve bürokrasi yaratmakta, Türkiye’nin dinamiklerini harekete geçirmesini önlemektedir. Devlet, tek taraflı tasarrufuyla, bu katı merkeziyetçi yönetim tarzını değiştirmeli, “Güçlendirilmiş Yerinden Yönetim”e geçmeli. Her yerleşkede yaşayan halkın kendi kendini yönetmesine olanak tanınmalıdır. Daha açık bir ifade ile adalet, ulusal savunma, dışişleri, iç güvenlik, maliye-Hazine, ulusal ekonomi, büyük altyapı yatırımları gibi konular merkezden yönetilmeli, diğer bakanlıklar ise, kural ve standart koyarak ve denetleyerek uygulamayı yerel yönetimlere bırakmalıdır. Devletin tek taraflı tasarrufuyla, bütün yurttaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olması ile kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına paralel olarak PKK silah bırakmalı, dağdakiler eve dönmeli, eğitilmeli ve işlendirilmelidir. Aynı şekilde, koruculuk kaldırılmalı, korucular da eğitilmeli ve işlendirilmelidir. Son olarak, Jitem, Özel Harekât Dairesi gibi derin devletle ilintili kuruluşlar ile yine bunlarla ilintili başka suç odaklarının ve bunların elemanlarının durumu da bu bağlamda ele alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki, mesele siyasidir ve bu ancak bir genel siyasi afla tasfiye edilebilir. Şüphesiz, dağdakilerin silah bırakması ve eve dönmesinin, devletin tek taraflı tasarrufuyla gerçekleşmesi beklenemez. O nedenle, Kürt gençlerini dağa çıkaran irade ile bu aşamada gizli veya açık ilişki kurulması ve işbirliği yapılması gerekecektir. ‘BASKI BÖLÜNMEYİ GETİRİR’ - Siyasetin sağında ve solunda birçok aydının “açılım Türkiye’yi böler” kaygısı gerçekçi midir? - Bu kaygı yersizdir. Demokratik açılım da Kürt açılımı da Türkiye’yi bölmez. Bölünme, ancak bugüne kadar ki yadsıma ve baskı politikalarının devamı halinde gündeme gelebilir. Her dilden ve her inançtan yurttaşlarımıza, kadın ve erkeklerimize, farklı yaşam tercihleri olanlara, çoğunlukta bulunanlarla eşit hak ve özgürlüklerin tanınması, bölünmeyi değil, kenetlenmeyi getirir. Türkiye’yi bölünme korkularına getiren, yurttaşları arasında fark gözeten devlet tutumlarıdır. - SHP, PKK’nin tavrını nasıl değerlendiriyor. - Çatışmaların durması, silahların bırakılması, dağdakilerin eve dönmesi konularındaki etki gücü düşünülürse, PKK’nin Kürt açılımı sürecine olumsuz tavır alması sürecin başarı olasılığını azaltır. - Çözüme yönelik “yol haritası” nın İmralı’dan gelmesi, süreci baltalar mı? Türk ve Kürt yurttaşların hassasiyetleri dikkate alındığında, Öcalan sürecin neresinde yer almalı? Sürece etkin olarak dahil mi edilmeli, yoksa tamamıyla dışında mı tutulmalı? - Yol haritasının bir tek kaynaktan belirlenmesi pek mantıklı gözükmüyor. Ayrıca, yol haritasının nereden geldiğinden daha çok, içeriği önemlidir. Devlet de, hatta bürokratik devletten farklı olarak hükümet de, PKK de, İmralı’da, DTP de yol haritasını etkileyecektir. Öte yandan, Öcalan’ın süreçte yer alması Kürt kamuoyunda olumlu ve güven arttırıcı olacak, Türk kamuoyunda ise tepkilere yol açacaktır. O nedenle, tarafların, kamuoyundaki duyarlılıkları dikkate alması, başarı için son derece önemlidir. Öte yandan konuyu çatışmaların durması, dağdakilerin eve dönmesi ile sınırlı tutmak yanıltıcıdır. Çatışmanın durması iyi bir şeydir, çözüm yolundaki çabalar için uygun bir ortam oluşmasına yardımcı olur. Ama sorunun asıl kaynağı Kürt sorunudur. Türk etnisitesinin sahip olduğu hak ve özgürlüklere Kürtler ve diğer etnisitelerin de sahip olması işin bam telidir. Kısacası, Kürt sorunu çözülürse, çatışma da biter. recine olumsuz tavır alması sürecin başarı olasılığını azaltır. - Çözüme yönelik “yol haritası” nın İmralı’dan gelmesi, süreci baltalar mı? Türk ve Kürt yurttaşların hassasiyetleri dikkate alındığında, Öcalan sürecin neresinde yer almalı? Sürece etkin olarak dahil mi edilmeli, yoksa tamamıyla dışında mı tutulmalı? - Yol haritasının bir tek kaynaktan belirlenmesi pek mantıklı gözükmüyor. Ayrıca, yol haritasının nereden geldiğinden daha çok, içeriği önemlidir. Devlet de, hatta bürokratik devletten farklı olarak hükümet de, PKK de, İmralı’da, DTP de yol haritasını etkileyecektir. Öte yandan, Öcalan’ın süreçte yer alması Kürt kamuoyunda olumlu ve güven arttırıcı olacak, Türk kamuoyunda ise tepkilere yol açacaktır. O nedenle, tarafların, kamuoyundaki duyarlılıkları dikkate alması, başarı için son derece önemlidir. Öte yandan konuyu çatışmaların durması, dağdakilerin eve dönmesi ile sınırlı tutmak yanıltıcıdır. Çatışmanın durması iyi bir şeydir, çözüm yolundaki çabalar için uygun bir ortam oluşmasına yardımcı olur. Ama sorunun asıl kaynağı Kürt sorunudur. Türk etnisitesinin sahip olduğu hak ve özgürlüklere Kürtler ve diğer etnisitelerin de sahip olması işin bam telidir. Kısacası, Kürt sorunu çözülürse, çatışma da biter. |