left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow M.Toros Gürkaya arrow Bnb. Soysever'e Yanıt
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Bnb. Soysever'e Yanıt Yazdır E-posta
Yazar M. Toros Gürkaya   
Wednesday, 08 March 2006

Sevgili Erol ağabeyciğim, öncelikle yanıtınızdaki üslup konusunda sizinle aynı şeyleri paylaşmadığımı; devrimci anlayışın eleştiri üslubunun böyle olmaması gerektiğini belirtmek isterim. Kabul edelim ya da etmeyelim, herhangi bir kurum veya o kurumu temsil eden kişilerin taşıdığı rol, gördükleri işlev ve düşünce sistemlerine göre özgürce bir eleştiri yapılacaksa, olayı bu niteliğinden ayırarak kişiselleştirmek, bayağılaştırmak ve hatta taciz içerici sözler sarf etmek devrimci bir üslup olmasa gerek. Yoksa biri çıkar aynı biçimde devlet adına görev yaptığınız dönemle ilgili olarak sizi de benzer şekillerde suçlayabilir. Böylece devlet adına görev yapan bütün memurlar da aynı niteliğe haiz olurlar. Özgür eleştiri yönteminin bu olmadığı, olamayacağı kesindir. Üstelik bu da yetmez. Eleştiriye hedef olan kişi veya grup hangi sınıftan, hangi kurumdan, hangi siyasal görüşten olursa olsun meseleyi sübjektif niyetlerimizle değil objektif olarak ortaya koymamız gerekir. Doğrular ancak bu şekilde bir anlam kazanabilir.

Gelinen noktada Türkiye tam bir yol ayrımına girmiş bulunmaktadır. Osmanlı’yı kuran ve yıkan, ve ardından Cumhuriyet’i kuran fonksiyonlarıyla ordunun, bundan etkilenmediğini söylemek yanlış olacaktır. Emperyalizm bölge ittifaklarıyla “genişletilmiş” Ortadoğu ölçeğinde stratejik planlarını uygularken, Türkiye’de de Kürt ve İslam kartlarını kullanarak bu planlarını uygulama ve genişletme imkânlarını bulabilmektedir. Bu iki faktör Cumhuriyet’in, kuruluş aşamalarında kırılmaya uğramış – uğratılmış “yumuşak karınları”dır. Batı’da kurulmuş sınıf güdümlü ordulardan farklı tarihsel kimliğe sahip, Türkiye’de ki ordu faktörünün, kendini yeniden ve yeniden üreten “ulusal ve laik” söylemleriyle yukarıdaki durum bariz bir çelişki içermektedir. Oysa sermayenin emperyalizm koşullarında dünya ticaretinin ulaşmış olduğu seviye ve içerdiği uluslar arası kapitalist ilişkiler açısından “millici” bir yanının olmadığı ve olamayacağı açıktır. Sermaye bizde tepeden inme yöntemlerle (devlet eliyle zenginleşme) gelişme zemini bulduğundan; yönetebilmenin koşulları açısından toplumsal ayakları yere basmadığından ve tarihsel olarak medeniyet artığı tefeci bezirgan bir zihniyete sahip bulunduğundan din – inanç, gelenek – görenek yapılarını sonsuz derecede istismar konusu yapan toplumun en gerici kesimleriyle kendine bir dayanak noktası bulmadan da edemez. Fakat bu oligarşik ittifak yapısı kararsız bir denge içerir. Muhataralı dönemlerde aralarındaki çelişki hat sahaya varır. Ekonomik kriz siyasal krize dönüşür, toplum dayanılmaz basınçlar altında gerilmeye başlar. Sermayenin düne kadar sıkıştığı noktada Cumhuriyet’i “kollaması” için orduyu kullanma mantığı kendisinin toplum içindeki sınıfsal dayanaklarının zayıf oluşundan kaynaklanıyordu. Ama bugün gelinen aşamadaki şartlar, dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülke içinde de değişti. Sermayenin ittifak yapısındaki güçler gelişip serpildi. Bu güçler toplumsal tabanlarıyla pastadan paylarını arttırmanın ittifak dışı -ama emperyalist ilişkilerle bağlarını da koparmadan- çarelerini üretmenin yollarına girdiler. Kendi varlık koşullarını ürettikleri düşünce sistemleriyle (tarikat ve cemaat) etkili olabilecek konuma geldiler. Ordu ise aksine bu sürece tam adapte olamadı. Sermayenin bu tip durumlarda orduyu devreye koyma politikası yaşanılmış iki gerici darbenin sonuçları bakımından bu kuruma fonksiyonel bir artı sağlamadığından; tam tersine zafiyet yarattığından devleti “kollama” görevinde itibar kaybettirdiğinden eskisi gibi tek çareymiş gibi gözükmemektedir. İşte bu yüzdendir ki sermayenin topluma emperyalizmin stratejisinin önünde boyun eğmekten başka çare bulunmadığını, sahip olduğu etkin araçlarla her fırsatta açıkça göstermeye çalışması eskisi gibi oligarşik ittifak yapısında kuralı bozan taraf olamıyor olmasındandır. Barzani milliyetçiliğinin koşulsuz desteklenmesi, tarikat ve cemaat yapılarıyla iğdiş edilmiş bir İslamcılığı Ortadoğu’daki direnişin önüne konulmak istenmesi bu yüzdendir. Bu emperyalist stratejiye karşı ülke inde gelişecek ya da geliştirilebilecek ciddi bir muhalefet dalgası görülmemektedir. Bu konjonktürel boşlukta kurumsal ve tarihsel arka yapısıyla – her ne kadar ABD NATO konseptine bağlı da olsa- maddi temelleri yüzünden tam bir kontrol sağlanamamış ordu, emperyalizm ve yerli ittifakları açısından kararsız bir yapıda durmaktadır. Bugün iktidar – ordu arasında su yüzüne çıkan kavgada, yaşanan sürecin bu kompozisyonu ortaya koyulmadan yapılacak her yaklaşım meseleyi basit bir şekilde ele alan baştan savma bir yaklaşım olacaktır. Bütün olan biten basit bir sermaye ilişkisi olarak görülürse, çelişkilerde doğru değerlendirilmiş olunmaz; doğru devrimci taktikler üretilemez. Aksine bu çelişkiler içinde taraflı davranılmış olunur ve en nihayetinde emperyalizm cephesinden yanlış hedeflere doğru oklar atılmış olunur. Türkiye’nin yol ayrımı sadece sol düşünceyi benimseyenlerin bir yol ayrımı değildir. Bu yol ayrımından herkes her kurum kendi üzerine düşen nasibi mutlaka alacaktır. Bu yüzden eleştirilerimizi dönemin bu hassasiyeti içinde asıl hedefe doğru yönlendirmemiz gerekir.

Bütün bu yazdıklarımdan "orducu" olunduğu anlamı çıkartılmamalıdır. Ordu bugün ülkedeki emperyalist politikanın değişimin (Kürt – İslam kartı) karşısında statükocu durumundadır. Darbelerdeki pratiği ile uyuşmayan ulusalcı laik söylemler emperyalizmin Kürt – İslam kartına karşı içi boşalmış anlamsız laflar olarak kalmaktadır. "Devleti kollama" siyaseti uğruna 70’lerden bu yana sol güçleri ezen ordu, kendisini hedef almış tarikat ve cemaat yapılarına bu denli hoyrat davranmamıştır. Kürtlere karşı koruculuk ve silahlı PARA – militer çetelerle bu işin üstesinden gelinemeyeceğini, bugün kendisini hedef alan soruşturma dosyalarıyla açıkça görmektedir. Tarikat ve cemaat yapılarının içerden ve dışardan etrafını nasıl kuşattığını görmektedir. “İğdiş” edilmiş bir ordunun “iğdiş” edilmiş bir cumhuriyet anlamına geleceği açıktır. Statüko uğruna değişimin gerici yanına meylettiği ölçüde Türkiye’de ordu tarihsel misyonunu ya bütünüyle inkar edecek veyahutta değişimin ilerici yönünden meselelere bakmak gerektiğini anlayacak ve kaderini kendi halkıyla, Anadolu insanının kaderiyle yeniden birleştirecektir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Bnb. Soysever'e Yanıt ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right