|
Genel Başkan Hüseyin Ergün’ün, 8 Ağustos 2009 tarihli MYK açış konuşması:
Sayın Medya Üyeleri, Bir süreden beri ülke gündeminde Kürt sorunu ve Ergenekon yargılamaları öne çıkmış bulunuyor. Bu iki konu da ülke bakımından yaşamsal önemdedir. Son 25 yılda, Kürt sorunu, bir anlamda ülkemizin enerjisini soğurdu. 40 bin cana mal oldu. Bunun 20 bine yakını faali meçhuller. 3500 kadar köy boşaltıldı. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi. Binlerce Kürt genci dağlara çıktı. Savaşın yol açtığı maddi zararın trilyon dolara yaklaştığı söyleniyor. Süreç içinde, Devlet içindeki yasadışı yuvalanmalar palazlandı; silah ve uyuşturucu baronları oluştu. Savaş lobisinin tamtamları durmadan çalıyor. Bu daha ne kadar devam edecek? 1970’te Türkiye İşçi Partisi IV. Büyük Kongresi kararında dile getirilenler, 1990 yılında SHP’nin hazırladığı Kürt Raporu da o zaman dikkate alınsa, “Kürt halkının varlığı kabul edilse ve anayasal demokratik haklarını kullanmasının” yolu açılsaydı; son 25 yıldaki bu maddi ve manevi yıkım olmazdı. Ne yazık ki bu yol tutulmadı: aksine Türkiye İşçi Partisi kapatıldı, yöneticileri cezalara çarptırıldı.
Buradan ders çıkarmalıyız. Kürt sorunun çözümü için bütün gücümüzü kullanmalıyız. Bundan kimin pirim yapacağının önemi yok. Sonuçta Türkiye kazançlı çıkacak. Çözüm zannedildiği gibi Kaf dağının arkasında değil; avuçlarımızın içinde: 1. Devlet, Kürt halkının anayasal demokratik haklarını şimdi, derhal vermelidir. Bunun için pazarlığa, müzakereye gerek yok. Tek taraflı bir devlet tasarrufuyla Kürtlerin de, Türklerin sahip olup kullandıkları bütün hak ve özgürlükleri kullanması sağlanmalıdır. Ana dilde eğitim bir insanlık hakkıdır. Eğitim ana dilde değil de kuşdilinde mi yapılacak? Yasak kaldırılarak Kürtlerin ana dillerinde eğitim yapmalarının yolu açılmalıdır. Kürtçe yazılı, işitsel ve görsel yayın yapmak da Türkiye’de yaşayan her kimlik için haktır. Bu konulardaki sınırlamalar kaldırılmalıdır. Aslında Kürtçe olup da Türkçeye dönüştürülen yer ve yerleşke adları, aslına döndürülmelidir. Anayasa’daki “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ibaresi yerine, “Türkiye Cumhuriyeti uyruğu ananın veya babanın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır” denerek, “vatandaşlık” tanımı, bir etnisiteye bağlı olmaktan çıkarılmalıdır. Anayasa, baştan sona, etnisite vurgusundan arındırılarak herkesi kucaklayan bir anayasa yapılmalıdır. 2. Kürt sorunun çözümü için, tabii çatışmaların durması, silah bırakılması, dağdakilerin eve dönmesi şarttır. Eve dönenlerin işlendirilmesi lazımdır. Bu da yetmez koruculuk’un tasfiye edilmesi, ama korucuların ortada bırakılmaması gereklidir. Dağdakiler de, korucular da elbette ki birçok çatışmaya katıldılar; adam öldürdüler, yol kestiler, köy bastılar. Suça bulaşanları ayırmaya çalışırsanız, işin içinden çıkamazsınız. Çünkü ortada siyasi temelli bir çatışma var. Öyleyse, af da siyasi olmalıdır. Muhatap kim olacak? Vereceği talimatla dağdakini düze indirecek kim ise muhatap odur. Savaşta Muhatap Oluyorsun da Barışta Niye Olmuyorsun? Çözüm istiyorsanız, kıvranıp durmayacaksınız. Sorumluluğu alıp kararı vereceksiniz. İşi uzatmadan çözeceksiniz. 3. Katı Merkezi Yönetimden Güçlendirilmiş Yerel Yönetimlere Geçmek Zorunludur. Bu da devletin tek taraflı tasarrufu ile gerçekleştirilebilir. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri, katı bir merkeziyetçilikle yönetilmektedir. Ağrı’nın bir dağ köyündeki okula soba almak ya da Edirne’nin bir mahallesindeki sağlık ocağına ebe atamak Ankara’nın yetkisindedir. Türkiye gibi büyük ve kalabalık bir ülke böyle yönetilemez. Nitekim yönetilemiyor da. Türkiye sınırları içindeki her yerleşke kendi günlük yaşamı hakkında kendisi karar vermeli ve kendi kendini yönetmelidir. Bunun için yerel yönetimlerin yetki ve görev alanı genişletilmelidir. Güçlendirilmiş yerel yönetim düzeni bütün ülke yüzeyine, Edirne’ye de Van’a da, Çoruma da, Hakkariye’de, Giresun’a da Hatay’a da, … yayılmalıdır. Böylelikle, güçlendirilmiş yerel yönetimler, yerel halkın hem günlük ihtiyaçlarını, hem de kimlikle ilgili taleplerini karşılayacaklardır. Adalet, Ulusal Savunma, Dış Politika, İç Güvenlik, Maliye-Hazine ve Büyük altyapı yatırımları gibi konular, elbette, Merkezi Devletin görev alanı içinde olacaktır. Şu anda merkezi devlet tarafından yürütülen diğer konularda, merkez kural ve standart koyacak ve denetleme yapacaktır. Uygulamayı ise yerel yönetimler yürütecektir. Ülke yönetiminin bu şekilde yeniden yapılandırılması, sonuçta, üniter devlet içinde, herkesin özgür ve eşit yaşamasını sağlayacaktır. *** Ergenekon yargılamaları Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olması bakımından can alıcı önemdedir. Türkiye’de derin devletle ilintili yasa dışı çetelerin sabah akşam darbe ortamı yaratmak ve darbeyi gerçekleştirmek için çabalayıp durduğunu, on yıllardır herkes biliyor. Türkiye’nin sağlam bir demokratik hukuk devleti olabilmesi için, bu gibi işlere heveslenenlerin bunun ceremesini çekmeleri gereklidir. Bunun için Ergenekon yargılamalarında sonuna kadar gidilmesi şarttır. Darbe ortamı yaratmak ve darbeye kalkışmak gibi işlere bulaşmış olanların yargılanması elbette bir siyasi karar işidir. Yani Ergenekon davaları siyasi davalardır. Bir bakıma iktidarın kendi rakibini yargılatmasıdır. Bu davaların sağlıklı bir ortamda görülebilmesi, ancak kamu vicdanı gözetilerek ve hukuka uygunluk içinde yürütülmesi ile mümkündür. Kamu vicdanı, siyasi davalarda, sanıkların tutuklanmasını ve uzun süreler yargıç önüne çıkarılmadan içerde tutulmasını kabul etmez. O nedenle, Ergenekon yargılamalarında, bütün sanıkların tutuksuz yargılanması, tutuklu bulunanların salıverilmesi şarttır. *** Soru: Başbakan’ın DTP ile görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefetin buna karşı sert tutumu var. Sizce bu sorunun birlik içinde çözülmesi gerekmiyor mu? Muhalefetin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhatapla ilgili “Vereceği talimatla dağdakini düze indirecek kim ise muhatap odur” dediniz, bunu biraz açar mısınız? Hüseyin Ergün: Birincisi, hükümetin bu konuda tereddütlerinden kurtulup nihayet bu konuyu gündeme getirmesine çok olumlu bir gelişme olarak bakıyorum. Başbakanın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak, DTP lideri Ahmet Türk ve arkadaşlarıyla görüşmesini de olumlu karşılıyorum. Ancak muhalefetin bu konudaki tutumunu anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü 25 yıldır süren ve Kurtuluş Savaşı’nda kaybettiğimiz canların üç katı kadar cana mala olmuş olan bir iç çatışmanın sürmesi için hiçbir sebep yoktur. Muhalefet bu işte iktidarla işbirliği yapmalıdır. Burada kimin prim kazanacağından çok Türkiye’nin kazanacakları önemlidir. O yüzden muhalefetin bu konudaki işi yokuşa süren ve olumsuzluğa götüren tavırlarını kesinlikle benimsemiyorum. Bunu Türkiye için yanlış bir tutum olarak görüyorum ve kimsenin de böyle bir konuda böyle bir açmazı geliştirmeye hakkı olmadığını düşünüyorum. Kimin muhatap olacağı konusunda, Türkiye’de herkes dağdakini düze indirmek, eve döndürmek, silahları bırakmak konusunda kimin etkili olduğunu biliyor. O kişiyi benim yeniden dillendirmeme gerek olmadığı kanısındayım. Soru: Ergenekon sanıklarının tutuksuz yargılanmaları gerektiğinden bahsettiğiniz. Ortada suikast iddialarından bahsediliyor, faili meçhullerden bahsediliyor, hükümeti yıkmaktan bahsediliyor. Böyle bir davada, sanıkların tutuksuz yargılanması yargılamayı boşa çıkarmaz mı? Hüseyin Ergün: Bence tutuklu yargılanmaları kamunun belli bir kesiminin vicdanında tereddütler uyandırmaktadır. Bir siyasi davanın görülmesinde en önemli husus kamu vicdanına ters düşmemesidir. Yargılamanın normal sonuçlara varabilmesi için kamu vicdanının bu konuda rahat olması lazım. Görüyoruz ki böyle bir tedirginlik var ve bu ortadan kaldırıldığı, tutuklu sanıklar salıverildiği zaman Ergenekon davası çok daha kolay yürütülebilecektir. |