left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 17 Kasım 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
GAYRİ NİZAMİ AHLAK-AMERİKAN YAMAKLIĞI Yazdır E-posta
Yazar HESAPLAŞMA-http://www.onergurcan.org/   
Salı, 28 Temmuz 2009

   

 

KARAKUTU

78’li Üsteğmen  -Gazeteci Rahmi Yıldırım 2006 yılının ilk günü çıkan Özel Harp Dairesi’nin (ÖHD) eski başkanlarından emekli Orgeneral Kemal Yamak ‘ın anılarını derlediği “Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler” kitabını   sizler için okumuş. Gladyo’nun Karakutusu adlı yazısıyla okuduklarını aktarıyor:

Gladyoların ortak adı Stay Behind olarak da bilinmektedir. Stay Behind’in Türkçe karşılığı olarak “gölge ordu” deyimi kullanılmaktadır.

Tesadüf mü yoksa bilerek seçilen bir başlık mı? Gladyo’nun Türkiye’deki kolu diye bilinen Özel Harp Dairesi’nin (ÖHD) eski başkanlarından emekli Orgeneral Kemal Yamak da anılarını derlediği kitaba “Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler” adını vermiş.

Tesadüf isimlendirmeden ibaret değil. Kitabın satışa çıkmasıyla Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden çıkıp tekrar girmesi aynı günlere rastladı.

Mehmet Ali Ağca ile Kemal Yamak’ın başkanlığını yaptığı örgüt arasında ilişki kurulması nedensiz değil. Kitabın reklamını yapan gazete, tanıtım haberinde ÖHD’de CHP’li milletvekillerinin de bulunduğu ifadesini başlığa çıkarmış, Ağca’nın örgüt tarafından kullanıldığı tezini ayrıntı olarak anımsatmıştı. “Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler” kitabı kuş gribi ve Ağca’nın tahliyesi tartışmalarının gölgesinde kaldı, özel harpçi milletvekilleri konusu unutuldu gitti. Bu arada, Doğan Kitap yayını olarak çıkan kitap ikinci baskısını da yaptı.

 

 

 

CUMHURİYET ÇOCUĞU

Cumhuriyet ile yaşıt, kendi ifadesiyle “Cumhuriyet çocuğu ve nesli” (s: 7) Kemal Yamak’ın yaşamı, cumhuriyet döneminin bir kesiti, üstlendiği görevler itibariyle de cumhuriyetin ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geçirdiği evrimin kara kutularından biri.

1962-63 Aydemir-Gürcan kalkışmaları sırasında Harp Okulu’nda eğitim şube müdürü, sonrasında kurmay başkanı.

Özel Harp Dairesi’nde kurmay başkanı (1967-1971) ve başkan (1971-1974).

ÖHD Başkanı olarak Kıbrıs meselesinde aktör.

12 Eylül döneminde Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı.

Turgut Özal’ın iki Necdetler operasyonu sonrasında Kara Kuvvetleri Komutanı.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Genel Sekreteri.

Bu arada İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanvekili.

Anılarını yazmaya teşvik edenler arasında ismen andığı tek kişi Vehbi Koç. Kitabın ileriki sayfalarında Vehbi Koç’un telkinlerine, tebriklerine özel önem verdiği görülüyor. Vehbi Koç ile 1978 yılında Kayseri’de tanışmış, çok etkilenmiş ve faydalanmış (s: 457).

Babası İstiklal madalyalı “Arpacı Ahmet Ağa”. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda askerken Ruslara esir düşmüş, Kazım Karabekir’in Doğu Harekâtı sırasında kaçıp kurtulmuş. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Merzifon’da on ile otuz arasında ırgat çalıştıracak variyette hatırı sayılır bir çiftçi ve zahire tüccarı. Mustafa Kemal’in isminden esinlenerek oğluna Kemal adını vermiş ama asker olmasını istememiş. Kemal, askeri lise sınavlarına girebilmek için sivil lisedeki velisi aracılığıyla babasını ikna etmek zorunda kalmış.

           

ESİR DÜŞME KORKUSU

Babasının Ruslara esirliği Kemal’in bilincine ve bilinçaltına damgasını vurmuş. Amerika’ya sorgusuz sempatisinin belki de en temel nedeni, babası gibi Ruslara esir düşme korkusu.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Harp Okulu’nda öğrenciyken Almanya’nın Rusya’daki ilerleyişini bu duygularla alkışlıyor, başta ABD olmak üzere Batı dünyasına “Rusya’ya nasıl bu kadar inandınız?” diye güceniyor (s: 56). (O tarihte Gehlen’i bilmesi etkilenmesi mümkün değil.)

 

 

 

MANTIKİ TERCİH

867 sayfalık kitabında PKK ile mücadele, Kıbrıs meselesi konularında apayrı birer kitap olacak hacimde ayrıntılı değerlendirmeler yapmasına karşılık, ABD’ye bu gücenme dışında tek satır eleştiri yöneltmiyor. İnanıyor ki, Amerikalı bir generalin de söylediği gibi, ABD’nin duygusal tercihi Yunanistan’dan yana olsa bile mantıki tercihi her zaman güçlü Türkiye’den yanadır (s: 347).

Kıbrıs meselesinde kendi anlatımına göre etkili bir aktör; ama hiç değilse, 1963 yılında Kıbrıs’a doğru yola çıkan Türk ordusunu geri çevirip, “Verdiğim silahları benden izinsiz kullanamazsın” diye mektup yazan ABD Başkanı’na, Kıbrıs harekâtı sonrasında Türk ordusuna ambargo koyan ABD’ye serzenişte bulunmuyor.

Yamak, 2004 ve 2005 yıllarındaki ÖHD tartışmalarına bile atıfta bulunurken, 2003 yılında ABD askerlerinin Süleymaniye’de Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖHD’nin şimdiki adı) timine çuval geçirmelerini es geçiyor. (Bir kere mantıksızlıktan bir şey çıkmaz diye düşünmüş olmalı.)

Mustafa Kemal’in adını taşımasına, Türkiye Cumhuriyeti’nin subayı olmasına karşın, Amerikan askerlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki teftişlerine de itiraz etmiyor, gurur meselesi yapmıyor. ÖHD’nin Amerikan yardımıyla kurulmasını savunurken bile aksi halde vatan evlatlarının Sibirya’ya sürgün edileceğini vurguluyor.

Yamak’ın Amerika’ya yegâne tepkisi, ÖHD Başkanı iken, ABD’nin teşkilata her yıl verdiği 1 milyon dolar için pazarlık yaparken, para sahiplerinin dayatmada ölçüyü kaçırmaları üzerine “Hem paranız hem de vereceğiniz malzeme sizde kalsın. Toplantı bitmiştir”den ibaret (s: 285). (Dostluk hep düz bir çizgi üzerinde ilerlemez, arada böyle anlaşmazlıklar da olur değil mi?!)

Amerika’ya sempatisinin bir kaynağı da Merzifon’daki Amerikan Kız Koleji’nin varlığı. Kolej misyoner gibi çalışsa da Merzifon’a faydalı olmuş (s: 24).

 

AMİRLERİNİN GÖZDESİ BİR YAMAK

Yaşamındaki önemli dönemeçlerde üstleri tarafından korunup gözetildiğini saklamıyor. Hep iyi, bilgili, dirayetli, hoşgörülü, koruyucu komutanlarla çalışmış. Akademi’de Turgut Sunalp, Harp Okulu’nda okul komutanları Semih Sancar ve Namık Kemal Ersun, Genelkurmay başkanları Cevdet Sunay ve Cemal Tural, Özel Harp Dairesi’nde Başkan Cihat Akyol ve Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, sonraları Kenan Evren ve nihayet Başbakan ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal.

Yamak, kendisini koruyup gözeten komutanlara karşı olağan dışı saygılı ve bağlı. Askerlikte temel kural “kişilerin değil vazifenin ve devletin hizmetkarı olmak” iken, Kemal Yamak’ın el öpmeye varan saygısı ve bağlılığı daha çok amiri konumundaki kişilere. Lider yaradılışlı komutan vasfının eksikliğine işaret eden bağlılık, soyadıyla kafiyeli bir nitelemeyi de akla getiriyor.

1977 yılında tümgeneral rütbesindeyken Namık Kemal Ersun cuntasına adı karıştığı için kızak görev sayılan yurt içi bölge komutanlığına atanmış, emekliliğini bekliyor. Ama 3’üncü Ordu Komutanı Orgeneral Mahmut Ülker, kendisine sahip çıkacağını, terfilerin karara bağlanacağı Şura’ya birinci sırada aday göstereceğini söyleyince kalkıp elini öpüyor (s: 461).

 

ÖL DE ÖLEYİM

Genelkurmay Başkanı ve darbe lideri Kenan Evren’e “öl dediği yerde ölmeye hazır olacak kadar sevgi, saygı ve güvenle bağlı” (s: 606).

Turgut Özal ise “Fikir ve düşüncede atılımcı, hızlı çalışma ve karar alıp uygulamada yetişilmez, tutum ve davranışta zapt edilemez bir devlet adamı” (s:733). Zaten Turgut Özal’ı Vehbi Koç aracılığıyla 1979 yılında Kıbrıs’tayken tanımış. Koç, Özal’ı “Kafası elektronik beyin gibidir. Çok zeki ve akıllı bir insandır. Altını çizerek söylüyorum. Devletin geleceğinde onun adı ve imzası bulunacaktır” diye tanıştırmış ve zaman Koç’u haklı çıkarmış (s: 483).

Kemal Yamak’ın Turgut Özal’a sevgisi Ertuğrul Özkök’ün sevgisinden bile ilerde. Bu yüzden, “alışamadım” diye telgraf çeken teğmene hayli öfkeli. Teğmen, aslında mesleğine alışamamış (s: 695).

Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ve Başbakan Turgut Özal’ın da Kemal Yamak’a derin muhabbetleri var. Kara Kuvvetleri Komutanı iken Yamak’ın görev süresini uzatıp Genelkurmay Başkanlığı’na taşımak istiyorlar. Yazdığına göre Yamak bu niyetten habersiz. Hürriyet gazetesinde Çetin Emeç kendisini Özal ile ilişkili gösteren bir yazı yazınca, kızgınlıkla gazetecilere, iki yıllık görev süresinin sonunda emekli olacağını açıklıyor, Özal ve Evren’in niyeti boşa çıkıyor.

 

TAKDİRİ İLAHİ      

Yamak’ın kendisi hakkındaki niyetten habersiz çıkışı, belki de hayran olduğu Turgut Sunalp’ın “Sen hiç usta olmayacak mısın? Değiştir şu soyadını” takılmalarını haklı çıkarıyor.

Yamak, emrinde çalıştığı amirlerine böylesine bağlı, saygılı, ABD Başkanı Kennedy’ye bile özel saygısı var. Kennedy özel harbin, gayrinizami harbin ve özellikle özel kuvvet harekâtının gereğini kavramış, çok güzel tespitleri ve düşündüğü tedbirleri bizlere kadar dağıtabiliyor (s: 256).

Kemal Yamak, amirlerinin himmetine karşın, kariyerindeki yükselmeyi hep “takdiri ilahi”yle açıklıyor: “Takdiri ilahinin çizdiği çizgiyle orgeneralliğe kadar yükseldim.” (s: 38)

 ‘Takdiri ilahi’nin yanı sıra aslında genç bir subayken ‘takdiri Amerika’nın yardımını da görmüş. Hatta bu yüzden “Amerika ile dostluğun kıymetinden habersiz” (!) bazı üstleri tarafından Amerikalıları arkasına almakla eleştirilmiş.

 

AMERİKA’YI ARKAYA ALMAK

Yamak 1957 yılında yüzbaşıyken, Malatya’da 59’uncu Er Eğitim Alayı’nda servis bölük komutanı. O yıllarda ordu ABD subaylarının gözetiminde NATO ve ABD ordusu standartlarına göre yeniden yapılandırılıyor. Amerikan subaylarının inisiyatifi, Osmanlı’nın son döneminde Alman subaylarının Osmanlı ordusundaki inisiyatifinden farklı değil.

Yamak’ın yazdığına göre, Malatya’daki eğitim alayının kuruluş maksadı ve görevi Amerikan eğitim birliklerinden alınmış. Atandığı bölükte disiplinsizlik had safhada, “Dayak dahil her çeşit ceza” ile ancak sağlanabiliyor. Bölüğün bir de bakım yeri sorunu var. Amerikalı subayların alayı denetlemesi sırasında bölüğünün ihtiyaçlarıyla ilgili dosyayı, Alay Komutanı’nın bilgisi dahilinde Amerikalılara veriyor. Amerikalı subaylar Yüzbaşı Kemal’e dosyayı iki ayda bir güncellemesini öğütlüyorlar. Yüzbaşı Kemal sonunda Amerikan yardımıyla sorunu çözüyor. Alay Kumandanı Topçu Albay Fercani Şener memnun; “2. Ordu Eğitim Başkanı Amerikalı Albay Kolb, Alayı ziyaretlerinde 2 nci kademesini çok beğenmiş ve Türkiye’de gördüğüm 2 nci kademeler arasında en iyi ve en takdire şayan 2 nci kademedir. İfadesinde bulunmuştur. Çok kısa zamanda Alayın 2 nci kademesini çok mükemmel bir hale getiren Eğitim Malzeme Bölük Komutanı Yüzbaşı Kemal Yamak’a takdir ve teşekkürlerimi bildiririm.” diye takdirname yazıyor (s: 132).

Alay kumandanı takdirname veriyor; ama, Yüzbaşı Kemal Yamak’a Amerikan yardımından memnun olmayanlar da vardır. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Korgeneral Suat Kuyaş, Amerikalılar sıkıştırdığı için olsa gerek, Yüzbaşı Yamak’ın bölüğünü denetlemeye geliyor. Burnundan soluyan Korgeneral Kuyaş, “Bıktım senin dosyalarından, Amerikalıları arkana almışsın, hep haklılığından bahsediyorlar” diye atıyor fırçasını (s: 133).

 

SAYIN OLMAYAN TEK KOMUTAN

Komutanlarına bağlılıktan, Amerikalılara sempatiden yana hayli cömert davranan Kemal Yamak’ın sempati ve bağlılığı esirgediği tek komutanı Kara Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir olmuş. Yamak, kitabında adı geçen yerli yabancı herkesi, hatta Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı iken Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gören Felat Cemiloğlu’nu bile “Sayın” diye anıyor, bir tek Talat Aydemir’den esirgiyor bu sıfatı. Yamak, “siyasetin dışında ve üstünde” olma çizgisini izlemiş; bu yüzden olsa gerek (!) kendisini Harp Okulu’na tayin ettiren Talat Aydemir’in oltasına gelmemiş; 27 Mayıs, 22 Şubat ve 21 Mayıs olaylarını kısa geçiyor. Yazdığına göre, 22 Şubat olayları sonrasında Harp Okulu’nun cephaneliğini gizlice Kayaş’a nakletmiş, bu yüzden 21 Mayısçılar ihtilal için Ankara caddelerine mühimmatsız çıkmak zorunda kalmışlar.

Aydemir olayından sonra Yamak, Harp Okulu’nun Amerikan Harp Okulu modeline göre yeniden yapılandırılması çalışmalarına katılmış. “Harp Okulu’nun geleceğiyle ilgili olarak, Amerikan Harp Okulu (West Point) dahil, on-on iki değişik Harp Okulu’na ait dokümanları getirmiş ve incelemeye devam ediyorduk. Amerikan Harp Okulu Personel Şubesi’nde görevli personel sayısı neredeyse bizim okul karargahındaki personel sayısı kadardı.” (s:190 ).

 

İKİ SAAT -KIYAK

Harp Okulu yeniden yapılandırılmış; ama, okuldaki aşırı disiplin öğrencileri hayattan bezdirince, derslerden sonra iki saat serbest vakit tanınmasını teklif etmiş ve kabul ettirmiş.

Kara Harp Okulu’na 1974 yılında giren 1978 mezunları, günde iki saat boş vaktin Kemal Yamak’ın himmeti olduğunu bilmiyorlardı; ama, bu “kıyak”tan çok mutluydular. Hatta, latife uygun düşerse, başlarına ne geldiyse bu “kıyak” yüzünden geldiği de söylenebilir.

Eklemek gerekir ki, NATO’ya girişten sonra ordunun ABD ve NATO şablonlarına göre yeniden yapılandırılmasına rütbesinin elverdiği ölçüde katkıda bulunan Kemal Yamak, eşsiz bir çifte standart ve tutarsızlık örneği sergilediğinin farkında değil.

Türkiye’de 27 Mayıs ihtilali olurken Binbaşı Yamak, Afganistan Harp Okulu’nda taktik öğretmenidir. Okulda sadece Türk değil, Rus hocalar da vardır. Yamak’ın anlattığına göre, Afganistan dış ilişkilerinde Türkiye’nin etkisini azaltma yolundadır. Eskiden Afganistan Veziri hükümetinde değişiklik yapacağı zaman Türk büyükelçisiyle müşaverede bulunurken, artık Türk hariciyesinin etkisi büyük ölçüde yıpranmıştır. Ekonomik ilişkiler ise tamamen yön değiştirmiştir. Zeytin uzmanı Türkiye’den ama zeytin İtalya’dan; veteriner Türkiye’den ama peynir Hollanda’dan, şeker Belçika’dan; askeri eğitim Türkiye’den ama Rus subaylar her yerde Türk subaylardan daha etkin. Binbaşı Yamak, Afganistan adına üzüntü duyar:

 “Seneler önce 1837 yılında Türkiye’deki Almanya yardım heyeti içinde bulunan Alman Generali Moltke, 1839 yılındaki bir raporunda ‘Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk fesleri, Macar eyerleri, İngiliz kılıçları ve bütün uluslardan öğretmenlerle, Avrupa örneğine göre bir ordunun yaratılması çok bahtsız bir girişimdi’ diyordu. Şimdi bazı değişikliklerle burada aynı durumu yaşamış oluyorduk” (s: 163)

Keşke Kemal Yamak Afganistan hesabına duyduğu üzüntüyle Türkiye’ye de bakabilseydi.

 

ABD AKLI VE PARASIYLA VATANSEVERLİK

Kemal Yamak, Harp Okulu’ndan sonra bir süre Kıbrıs’ta görev yapmış, ardından Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı’na atanmış;

Tümgeneral Cihat Akyol’dan sonra da ÖHD Başkanı.

Anılarını kaleme alırken, en çok ÖHD’yle ilgili bölümde zorlanmış. “Asıl yazılacakları tarihe bırakıyor”(s: 244), “yazmayıp unutmaya terk ettiği” anıları var (s: 348).

Her şeye karşın unutmaya terk etmeyip yazdıkları itirafname niteliğinde.

Teşkilat, 1952 yılında sivil otoritenin kararıyla, özel bir kararnameyle “Seferberlik Tetkik Kurulu” adıyla, aynen NATO ülkelerinde olduğu gibi muhtemel bir işgale karşı direnişi barış zamanında hazırlamak gerekçesiyle kurulmuş. Her sivil otoritenin sahip çıkacağı masum bir gerekçeyle izin alınan kuruluş 1960’lı yıllarda Özel Harp Dairesi adını almış ve Amerikan Yardım Kurulu (Jusmat) ile aynı binada iç içe faaliyet göstermiş. “Özel Harp Dairesi, özellikle Amerikalıların da verdiği destekle NATO’nun ‘örtülü harekât konseptine’ dayanarak kurulmuş bir harekât ünitesiydi. Memleketimizin bulunduğu coğrafi mevki ve stratejik konum, böyle bir teşkilatı çok lüzumlu ve faydalı hale getiriyordu.” (s: 248)

Özel Harp üç sahada veriliyor: Gayri nizami harp, Psikolojik harp ve Ayaklanmalara karşı koyma (istikrar harekatı). Gayri nizami harp içinde de üç harekât türü vardır: gerilla harekâtı, mukavemet harekâtı ve özel kuvvetler harekâtı.

NATO’yu ve “örtülü harekât konsepti”ni sorgulamayan Yamak’a göre, batı ordularında özel harp bu şekilde tanımlanıyor; ama, Türkiye’de Özel Harp Dairesi sadece gayri nizami harbi yürütmek üzere kuruldu. Yani, temel amaç, seferde düşman gerisinde kalarak ya da düşman gerisine sızarak, halkla beraber gerilla harekâtı, mukavemet harekâtı ve özel kuvvetler harekâtı yürütmek. Gayri nizami askeri kuvvet terimi Amerikan talimnamesinin çevirisiyle girmiş olsa da hiç kullanılmadı, kuruluş ismi olarak “özel kuvvetler” terimi tercih edildi. “Halen de uzun süre Güneydoğu’da görev yapan kuvvetler özel kuvvetler, bunlara komuta eden teşkilatın adı da Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak geçmektedir.” (s: 246)

Barış dönemi kadrosu tümüyle muvazzaf askerlerden kuruludur. Sefer kadrosu ise “gerilla ve mukavemet teşkilatı personeli” olarak eğitilmek üzere “Genelkurmay Başkanlığı’nın özel emirleriyle seçilmiş, ilk eğitimleri ve göreve davetleri gene Genelkurmay Başkanlığı’nın özel emirleriyle yapılmış, daha sonra ‘sefer görev emirleriyle göreve çağrılacak yetişmiş personel’den oluşmaktadır. Bu personelin barışta gördüğü özel eğitim ve tatbikatlar dışında hiçbir yetki, görev ve sorumluluğu yoktur. Kendilerine hiçbir malzeme, silah ve mühimmat verilmez, herhangi bir ödeme yapılmaz.” (s: 247)

 

KAYIP DEPO- 1 MİLYON DOLAR

Gayri nizami harp, sadece silah altına alınabilecek gençleri değil, bütün halkı kapsar. Aksi halde yurt savunmasına katılamayacak olanların Sibirya’ya gönderilmesine razı olunur. (s: 249)

Yurdun çeşitli yerlerinde örgüte ait silah ve malzeme depoları vardır. Kenan Evren’in Genelkurmay başkanlığı döneminde eleştiriler üzerine depolar kontrol ediliyor, biri bulunamıyor. Oysa, bulunamayan depo heyelan nedeniyle kaybolmuştur (s: 304).

ÖHD’nin harcamaları, barış dönemi kadrosu zaten muvazzaf askerlerden oluştuğu için, teşkilatın varlığından habersiz Milli Savunma Bakanlığı’nın resmi bütçesinden karşılanıyor; ama, satın alınacak silahlar ve teknik malzemeler için ABD’nin özel yardım faslından her yıl 1 milyon dolar geliyor; gelen bu para resmi bütçeye dahil edilmeden ayrıca muhasebeleştiriliyor, veriliş amacı dışında harcanamıyor (s: 254).

Teşkilat, işgale karşı direnişi örgütlemek gerekçesiyle kurulmuş; ama, Kemal Yamak, teşkilata Amerikan yardımını hiç sorgulamıyor. Tek korkusu Sibirya’ya sürülmek, “Ya Amerika’nın işgaline uğrarsak?” ihtimalini hiç aklına getirmiyor. Amerikalıların mantıklı davranarak hep güçlü Türkiye’yi tercih edeceğine inançtan olsa gerek, “Amerikalılarla her yıl müşterek bir Özel Kuvvetler tatbikatı yapılıyor ve Amerikan Özel Kuvvetleri’ndeki yeni teknik ve taktiklerin tanıtımına bu tatbikatlarda ağırlık veriliyordu.” (s: 255)

 “Seferberlik ve işgale karşı direnişe hazırlık” gerekçeli ÖHD, stajını anavatanda değil, Kıbrıs’ta yapıyor, daha sonra Güneydoğu’da görevlendiriliyor (s: 247). Yani, işgale karşı direnişi hazırlamak ve yürütmek üzere kurulduğu söylense de, görevi anavatanda muhtemel işgale karşı direnişle sınırlı değil. Hedef ülkedeki özel harp de teşkilatın görevleri arasında.

ÖHD, Kemal Yamak’ın üç yıl süren başkanlığının son aylarında deşifre oluyor, cılız da olsa eleştirilere uğruyor. Yamak, 867 sayfalık kitabında her fırsatta, sadece kendi görev döneminde değil, sonraki yıllarda yapılan eleştirileri de yanıtlamaya çalışıyor, yetkili komutanların teşkilata yeterince sahip çıkmamasından yakınıyor, bu yüzden Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a dert yanıyor. ( “Keşke Kennedy sağ olsaydı da çok güzel tespitlerini ve düşündüğü tedbirlerini bizlere ulaştırsaydı” diye iç geçirmiş de olabilir.)

Eleştirilere karşı Kemal Yamak sık sık vatanseverlik silahını çekiyor. Eleştirilerin 1974 Kıbrıs harekâtından sonra başladığını kaydediyor ve soruyor: “Bu dairede hizmet edenler ve bu daireyi yönetip kontrol edenler, Genelkurmay Başkanları, Genelkurmay ikinci başkanları, neden sizler gibi vehme kapılmayacaklar ve yel değirmenleriyle boğuşmayacaklardı? Sizden daha mı az vatanseverlerdi?” (s: 267)

 

OUR BOYS DID IT- BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI

Kemal Yamak değinmese de sorunun yanıtı “12 Eylül darbesini kimin çocukları yaptı?” sorusunun yanıtında aşikâr. ABD yöneticileri, Yamak’ın ölesiye bağlı olduğu Kenan Evren’in de aralarında olduğu 12 Eylül darbecisi generalleri “our boys” diye nitelemişlerdi. Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü CIA’nın Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, 12 Eylül darbesini dönemin ABD Başkanı Carter’a “Our boys did it”, yani, “Bizim çocuklar başardı” diyerek haber vermişti.

Yanisi şu ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapacağı darbeyi ABD yönetimi biliyor. ABD, Türkiye’yi işgal edecek düşmana karşı direnişi başlatacak ÖHD’yi biliyor, para veriyor; ama Türkiye Başbakanı’nın haberi yok. Ne zaman ki ABD parayı kesiyor (yıl 1974), Başbakan o zaman haberdar ediliyor. Çünkü, kesilen parayı genel bütçeden almak için Başbakan’a brifing vermek gerekiyor:

 “Bu daire o güne kadar Genelkurmay Başkanı ve ikinci başkanlar dışında hiç kimse ve makama böyle bir brifing vermemişti. Ordu ve kuvvet komutanlıklarına daha kısa, bilgilendirici mahiyette kişisel brifingler veriliyordu. Konudan ne sayın bakanın ne de başbakanın haberi vardı. Milli Savunma Bakanı rahmetli Hasan Esat Işık, Başbakan da Sayın Bülent Ecevit’ti. (…) O dönemde ne Sayın Ecevit’in ne de sayın bakanın ne daireden ne ödenekten ne de olan bitenden hiçbir şekilde haberi yoktu ve kendilerinden böyle bir istek hiçbir zaman gelmemişti. ” (s: 285, 286)

ÖHD Başkanı Kemal Yamak, para alabilmek için Başbakan’a brifing veriyor. Brifingte Genelkurmay Başkanı Semih Sancar da var. Yamak’ın yazdığına göre, Başbakan “Ne kadar iyi bir teşkilat ve ne kadar ulvi bir görev paşam!” diyerek takdir hislerini dile getiriyor. Yani sonradan “Rahmetli Hasan Esat Işık’la brifingi dinlerken tüylerimiz diken diken olmuştu” derken doğruyu söylemiyor Ecevit. Hasan Esat Işık’ın terfi dönemlerinde Yamak’a yazdığı tebrik mesajları da bunun kanıtı. Ama bu brifing, hep kontrgerilla tartışmalarına referans yapılıyor.

Oysa ÖHD’nin Ziverbey Köşkü’ndeki sorgulama ekibiyle ve öteki sorgulamalarla, faili meçhul cinayetlerle ilgisi yok (s: 293). Sadece bir isim benzerliğiyle Gladio ile bir tutulması haksızlık (s: 306). İddia edildiği gibi güçlü ve yasa dışı olsa, neden birkaç milyon lira para için kendisini deşifre etsin, bankaların soyulup soğana çevrildiği dönemde karanlık gücünü kullanıp bu parayı sağlamasın? (s: 307).

ÖHD’nin kuruluşunda esas alınan Amerikan talimnameleri de ÖHD’ye karşı iddiaların kanıtı olarak istismar ediliyor. Oysa bu talimnameler “kontrolsüz ve millileştirilmeden alelacele yapılmış tercüme yayınlar.” (s: 293)

 

TEŞKİLATINI SAVUNMADA USTA OLAMAYAN YAMAK

Yamak, teşkilatı savunmak için şecaat arzeylerken ofsayta düştüğünün farkında değil. Hem tarama özürlü hem kibirli olduğu da söylenebilir.

Teşkilat 1952 yılında kurulmuş, sonraları ÖHD adını almış, tartışılan talimname 1965 yılında yayımlanmış, tercümesinde ve millileştirilmesinde gecikme olmuş. Teşkilat işgale karşı direnişin marş motoru olacak, ama işgale karşı direnişin nasıl yapılacağını anlatan talimnamenin tercümesi bile geciktikçe gecikmiş. Allahtan gecikilen sürede ülke işgale uğramamış!

En ironik tarama özürlü-kibirli olma hali ise, kökü dışardalıkta. Soğuk Savaş boyunca, özel harbin psikolojik harp cephesinde, sosyalistler hep kökü dışarda ideolojilerin esiri ve dış mihrakların kuklası olmakla, ruble ile solculuk yapmakla karalandı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi yörüngesindeki bir grubun yanlışlıkları tüm sosyalistlere mal edildi. Yamak da kitabında düşünce özgürlüğüne karşı çıkarken, psikolojik harp imalatı uyduruk bir belgeyi kanıt göstererek, emekten yana sol ve sosyalist aydınları Moskova’dan talimat almakla suçluyor, “fikri ve zikri bozuklar” diye karalıyor (s: 558). Ama, Yamak itiraf ediyor ki, ÖHD’nin fikri ve parası dışardan gelmiş.

 

VATANSEVER -MADE IN USA  

Teşkilat vatanseverlikten yana klasmanın en üst sırasında. Hatta, ülkenin başbakanları bile, vatanı işgalden kurtaracak örgütün varlığından haberdar olmasında sakınca görülmeyecek derecede vatansever sayılmıyor. Örgüt herkesten daha vatansever; ama, muhtemel işgale karşı Kuvayı Milliye tecrübesini değil, hiç işgale uğramamış, işgale uğramak şöyle dursun, hep kendisi işgal etmiş ABD’nin tecrübesini pusula ediniyor. Pusula edinmek bir yana, birlikte ortak tatbikat yapıyor. Made In USA damgalı vatanseverlik böyle olsa gerek!

Amerika’nın verdiği “örtülü harekât” fikri malum; sol muhalefetin, devrimci demokratik hareketlerin, ezilen sınıf mücadelesinin “dolaylı saldırı”, yani “dolaylı işgal” sayılmasını ve özel harp yöntemleriyle ezilmesini öngörüyor. Zaten, özel harbin resmi söylemi de ülkeyi işgalden kurtarmak diye açıklanıyor. Yani aslında dış düşmanın açık işgaline karşı değil, “iç düşmanın örtülü işgali”ne karşı kurulmuş bir teşkilat. Gayrinizami harp, psikolojik harp ve ayaklanmalara karşı koyma harekâtının asıl amacı iç düşmanın örtülü işgalini def etmek.

 

 

ST31-15         

İç düşmanla baş etme yöntem ve tekniklerini Kemal Yamak söylemese de, Amerikan talimnamesinden çevrilerek Ocak 1965 tarihinde Orgeneral Ali Keskiner imzası ile TSK’da uygulanmak üzere dağıtılan “Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat” başlıklı ST 31-15 adlı talimnamede mücadele yöntemleri sansürsüz sıralanmaktadır:

“ST 31-15 adlı talimnamede açık ve sinsi gayri nizami faaliyetler arasında; adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırma suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj sayılmakta ve 10. sahife, madde 9'da 'Bir gayri nizami kuvvetin yer altı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir' denilmektedir.” (Aktaran Talat Turhan. Bomba Davası Savunma-1- İstanbul, 1986, s: 137-138)

Kemal Yamak’a göre, Talat Turhan’ın sözünü ettiği talimname, millileştirilmeden alelacele çevrilmiş (s: 293). Selefi Cihat Akyol ve halefi Sabri Yirmibeşoğlu ise hayli açık sözlüler, Yamak gibi ketum davranmak, lafı dolandırmak ve “yazmayıp tarihe bırakma” yoluna gitmemişler.

Cihat Akyol: “Halkı mukavemetçilerden ayırmak için, sanki ayaklanma kuvvetleri yapıyormuş gibi, müdahale kuvvetlerince zulme kadar varan haksız muamele örnekleri ile sahte operasyonlara başvurulması tavsiye edilir.” (Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât, Silahlı Kuvvetler Dergisi eki, Mart 1971. Aktaran Emin Değer, CIA KONTRGERİLLA VE TÜRKİYE, Mayıs 1977 Ankara, s:119)

Sabri Yirmibeşoğlu: “Savaşta, düşmanın işgal ettiği bölgelerde bazı olaylar yaratılır ve düşman yaratmış gibi gösterilir... Psikolojik harekâtta böyle bir olay yaratarak halkı düşmana karşı galeyana getirmek. Belki, Güneydoğu'da da oluyor bunlar, yanlış olarak... ” (Aksiyon, sayı: 330, 31 Mart 2001)

İtalya’da Gladyo’nun solculara yüklemek, böylece solcuları gözden düşürmek için giriştiği terör eylemleri taktiğine benzemiyor mu?!..

Yamak itiraf ediyor ki, Amerika sadece fikir değil para da vermiş. Ne ki, Kemal Yamak bunu hiç yadırgamamış. Yamak yadırgamadığı gibi, muhabbetle bağlı olduğu Genelkurmay başkanları da yadırgamamışlar. Cevdet Sunay, “Donumuza kadar her şeyimizi Amerika veriyor” derken, herhalde uyanıklık yaptığını düşünmüş olmalı.

 

17 YAŞINDAKİ HARBİYELİ’NİN GURURU

1974 yılı Ağustos ayında Menteş’teki ATAT bölgesinde eğitime başlayan 17 yaşındaki Harbiyeli, manga komutanı olduğu için tahkim edevatı olarak bel kemerine taktığı baltanın ağaç sapındaki Made In USA damgasını boşuna gurur meselesi yapmış?! Harbiyeli’ninki çocukluk işte! Nerden bilsin, dona varana kadar her şeyi Amerika’dan almanın uyanıklık olduğunu?! Nerden bilsin, vatanın en çok Amerika’nın verdiği fikir ve parayla sevilebileceğini?!

Harbiyeli, işgalciye karşı direnmek için akıl ve para veren Amerika’yı sorgulamanın nankörlük ve vatana ihanet olacağını bilmediği gibi, Amerika’dan akıl ve para alarak vatan seven komutanlarına inanmamakla katmerli ihanete sürüklendiğinin de farkında değildi?! Oysa vatanı sevmek, vatana ihanet etmemek o kadar kolaymış ki?! Komutanları her şeyi Amerika’dan alarak vatanı sevmenin en kestirme yolunu göstermişlerdi, bir Dışişleri Bakanı da Amerika’ya kötü gözle bakmanın vatana ihanet olacağına dair açık uyarılarda bulunmuştu?!

Yıl 1958, Bağdat’ta Arap milliyetçileri Kral Faysal’ı devirmişler. Belli ki bir “dolaylı saldırı” söz konusu. Dolaylı saldırıyı def etmek üzere ABD Lübnan’a çıkarma yapmış, İngiliz birlikleri de Ürdün’deler. Ankara’da ise TBMM’de Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, vatana ihanet tehlikesine karşı uyarılarda bulunuyor:

 “Müttefikimiz Birleşik Amerika, mertçe bir davranışla, dünya çapındaki sorumluluğunun yükümlülüğünü kavramış bir celadetle derhal harekete geçiyor ve böylece bizim inancımız, yani küçük devletlerin bağımsızlığına ve güvenliğine onların her ne biçimde olursa olsun, kışkırtmalar, dolaylı saldırılar karşısında savunulacağına dair inancımız bir anda evc-i balasını (en üst nokta) buluyor. Bu davranış karşısında Türkiye’ye düşen ödev ne idi? Elbette ki bu civanmerdane hareketi ve belki bizim de teşvik ettiğimiz bu civanmerdane hareketi desteklemekti. (CHP’li bir milletvekiline seslenerek) Gülme! Bizim ödevimiz Amerika’yı küçük devletlerin yardımına gitmeye teşvik etmektir. Sen gülüyorsun. Bu hareketinle vatana ihanet ediyorsun…” (Aktaran Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, İstanbul 1974, cilt 3, s: 1647)

Söylediğimiz gibi o yıllarda Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Amerika’ya kötü gözle bakmanın vatana ihanet olacağı (!) uyarısında bulunurken, Yüzbaşı Kemal Yamak bölüğünün sorunlarını çözmek için Amerikalı subaylarla teşriki mesai eylemektedir. Tahkim edevatındaki Made In USA damgasını gurur meselesi yapan, böylece vatana ihanet ettiğinden (!) habersiz, haki ünformadan çıktıktan sonra tek tip cezaevi üniforması giymediği için 12 Eylül’ün sıkıyönetim mahkemesinde atlet külot kalan Harbiyeli ise henüz birkaç aylıktır.

 

VATANSEVERLERDEN HABERSİZ BAŞBAKAN

 “Gölgede Kalan İzler ve Gölgeleşen Bizler” adlı kitap, sadece Kemal Yamak’ın başkanı olduğu döneme yöneltilen eleştirilere değil, sonraki yıllarda yapılan eleştirilere karşı da ÖHD’yi savunmayı amaçlıyor. Yamak’ın kitabı yazmaktaki birinci önceliği ÖHD’yi aklamak, ikincisi de ÖHD’nin stajını yaptığı Kıbrıs meselesi.

Başbakan Bülent Ecevit’in 1978-79’lu yıllarda Sarıkamış’ta ÖHD’nin eski başkanlarından Sabri Yirmibeşoğlu’yla görüşürken, Milliyetçi Hareket Partisi ilçe başkanının da teşkilatın üyesi olduğunu öğrenince bunu kontrgerillanın varlığına kanıt olarak kullandığını anlatıyor Kemal Yamak ve şöyle yanıt veriyor:

Bu daire önceden tespit ettiği, vatan ve millet için severek ve gönüllü hizmet edeceğine inandığı vatandaşını tetkik eder, inceler ve müspet kanaate varırsa, Genelkurmay Başkanlığı’nın yazılı emriyle görev teklif eder ve eğiterek bu personeli göreve hazırlar. Partisini, dinini, mezhebini sormaz. Barışta ve bir savaş halinde Milliyetçi Hareket Partililer askere alınmayıp kendilerine şu veya bu şekilde sefer görevi verilmeyecek midir? Parti gözlüğü bu kadar kalın camlı mıdır? Acaba bu kişi Sayın Ecevit’in kendi partisinden olsaydı, bu itirazı olacak mıydı? O zaman CHP’den bu teşkilatta kimse yok mu zannediliyor?” (s: 309)

Yamak ne yazdığının farkında, “Birçok kimseyi ayağa kaldıracağını biliyorum ama bu noktada yazmak istiyorum.” diyerek, sözü özel harpçi milletvekillerine getiriyor:

 “Sayın Ecevit’in inandırıcılığına dayanarak alevlenen ve Sayın Ecevit’in zaman zaman medyanın ilgisi için bizzat öne çıkarak söyledikleriyle devam eden bu iftira kampanyası sürdürülürken, bu teşkilatın içinde o zaman kendi partisinden ne kadar personelin, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde birbirini hiç tanımayan kaç milletvekilinin bulunduğunu ve bunun sadece kendi partisine ait bir durum olmadığını, birisi söyleyiverseydi ne olurdu? (…) Aslında onlar milletvekilliği dönemlerinde değil, daha genç yaşlarda bölgesinde güvenilir, saygın, sözü geçen ve gerektiğinde halkıyla bütünleşerek, milleti ve vatanı için yapılacak mücadelede önder olabilecek niteliklere sahip oldukları için seçilmişlerdi. Milletvekili oluşları da bu seçimin doğruluğunu göstermiyor muydu?” (s. 461-462)

 

1978 MEZUNU HARBİYELİ

“Özel Harp Dairesi sefer kadrosunda Genelkurmay Başkanlarının yazılı emriyle görev alanlar, ‘devlet içinde yuvalanmamışlardır’. Seferde muhtemel bir görevi, inançla ve evet vatanseverlik duygularıyla hiçbir şey beklemeden ve istemeden kabul etmişlerdir. ‘Yuvalanmışlardır’ sözünün kendilerini kim bilir ne kadar üzdüğünü düşünerek, kendilerine ‘Bu deyimle neyi kastediyorsun?’ diye sormak gerektiğine inanıyorum. O yuvalanmışlar içinde kimlerin olduğunu bilseler, mutlaka özür dilerlerdi.” (s: 465)

Vatanseverlerin dini, mezhebi, yuvalanmak, özür beklemek... Bunlar boş sözler. Vatan işgale uğradığında kim direnmeye koşmaz ki! Asıl sorulması gereken, ABD yardımına bel bağlayanların, ABD’nin Irak’ı işgaline destek verenlerin, tanrı korusun Türkiye gerçekten işgale uğrarsa direnişe katılıp katılmayacakları. Merak edenler için Kuvayı Milliye deneyimi yeterince açıklayıcı. Sahi, Yamak’ın Ecevit’e karşı kendisini haklı çıkarmak için referans verdiği Hasan Esat Işık ne diyordu:

 “Kontr-gerilla her ülkede var. Genelkurmay bunun planlarını almış. Amacı şu: Ülke işgal edilecek olursa, iç direniş nasıl yapılacak? Bu fikir planında geçerli ve doğru. Yalnız şu durumlar var: 1. Fikri ABD vermiş. 2. Finansmanı yapmış. 3. Örgüte sızmalar olmuş. Bu sızmalar Pentagon’dan başlar, CIA sızmasına kadar sürer.”

Burası Türkiye! Türkiye’de Made In USA damgalı vatanseverlik en hafif deyimle ayıptır.

1978 mezunu Harbiyeli olarak soruyorum: Bu ayıp özür dilemekle temizlenebilir mi? Kemal Yamak’ın vereceği yanıt var mı?

 GAYRİ NİZAMİ AHLAK-AMERİKAN YAMAKLIĞI

 

Emekli Orgeneral KEMAL YAMAK' ın açıkladığı formüle göre, o işler şu biçimde yürüyormuş:

"GAYRİ NİZAMİ HARP UZMANI ASKERLER, GAYRİ NİZAMİ HARP İÇİN YETİŞTİRİLMİŞ SİVİLLER, SİVİLLER ARASINDA ÖZELLİKLE MİLLİYETÇİLER VE MİLLİYETÇİLİĞİNİ MHP ÜYESİ OLARAK KANITLAYANLAR.."...

Bir de "ABD'DEN PARA".

Formül bu.

Bu formülle ne yapıldı derseniz...

Türkiye'nin komünist olması önlendi! Sovyetler Birliği dahi, Türkiye'yi bir bakıma Küba ile, Balkanlar'daki sultasıyla, Ortadoğu'daki menfaatleriyle takasa sokup "AMERİKAN NÜFUZ BÖLGESİ İLE NATO STANDARDI" diye kabul etmişken, böyle büyük bir başarı kazanıldı!

Başarı hanesinde...

Evlerinin önünde kurşunlanan ve bin bir düşünce, bilgi, deneyim ve iyilikle dolu kafaları kanlar içinde kaldırımlarda parçalanan üniversite hocaları, savcılar, emniyet müdürleri...

Evlerinden kaçırılıp boğma telleriyle nefessiz bırakılan bedenlerine bir an önce ceset olmaları için susturucu kusturulan üniversite öğrencileri...

Aynı silahlarla öldürülen solcu ve sağcı gençler...

Kahramanmaraş, Çorum katliamları...

İstanbul Üniversitesi önünde bombayla havaya uçurulan çocuklar...

1 Mayıs'ta Taksim Kazancı Yokuşu'na yığılan 40'a yakın insan...

İşkenceler, idam sehpaları...

Pusular ve yaylım ateşler de mevcut.

Yani, "ÜLKENİN YABANCILAR TARAFINDAN İŞGALİNDE GAYRİ NİZAMİ HARP YÜRÜTMEK" üzere kurulmuş birtakım birimler ile onlara, devlete yamaklık yapan birtakım sivil örgütlenmeler, esas savaşı, kendilerine düşman seçtikleri kendi vatandaşlarına karşı yürüttüler!

Kıbrıs'ta olan bitenlerin tartışması bir yana...

"KONTRGERİLLA, GLADİO" isimleriyle anılan, lakin hiçbir hesabı sorulmayan tarih bu işte.

Bunu sanki memleket evlatlarının topyekun ve onca fedakarlıkla katıldığı, sanki ninelerin sırtlarında mermi, dedelerin kağnılarda cephane taşıdıkları bir "İSTİKLAL SAVAŞI" gibi anlatıyorlar.

Utanacaklarına, kahrolacaklarına, kendi aydınlarını, gençlerini, öğrencilerini katletmiş olmaktan, birbirine sokmuş olmaktan, birbirine kırdırmış ve işkencelerden geçirmiş olmaktan ötürü kanayan vicdanlarıyla çığlık çığlığa özür dileyeceklerine bir de gurur duyuyorlar.

ABD'den para alınmış, "MİLLİYETÇİ" birileri teşkilata yazılmış, başka birileri "VATAN, MİLLET, DEVLET" adına öldürülmüş...

Oralardan nice çete, nice çete fikri serpilip büyümüş...

Biz, hepimiz bu "AMERİKAN YAMAKLIĞI" ile gurur duyacağız!

Sovyet tahakkümünün alternatifi olarak, sözde demokrasi ve özgürlük maskeleriyle, Latin Amerika'dan Uzakdoğu'ya, Yunanistan'dan Türkiye'ye, katliamları, suikastları, kışkırtmaları, provokasyonları, cinayetleri, darbeleri, işkenceleri, kayıpları yerleştirmiş bu "AMERİKAN MALI" milliyetçilikle övüneceğiz! Ve bu ülkenin milliyetçileri de, bu "AMERİKAN PARASI VE NATO STANDARDI" ile yazılmış kanlı geçmişlerinden hiç utanmayacak, onunla hiç hesaplaşmayacak ve hala milliyetçi olacak; kendi insanının çoğundan nefret ederek "VATANSEVER" kalacak.

Bu ülkenin eski siyasetçileri, 70 ve 80'likler ve gençleri o tarihle yüzleşmeden "DEMOKRAT" olacak ve öyle kalacak... Askeri, o geçmişten hiç rahatsızlık duymayacak...

İş dünyasının ağır topları, makineli tüfekleri, tankları, kendi çıkarlarını da kollayan bu "ABD YAMAĞI MİLLİYETÇİLİK" e verdikleri maddi ve manevi destekle biriktirdikleri servet, kudret ile burjuvalaşma maharetinin damarlarındaki irinden hiç sıkılmamış olacak.

Gayri nizami ahlakımızı seveyim! (Hadi gayri! Umur TALU SABAH 4 OCAK 2006)

 

 

Son Güncelleme ( Salı, 28 Temmuz 2009 )
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Şimdiki generaller de Amerikan hayranı ve düşkünü değiller mi? Öyle olmasalardı, Amerikan askerleri bizimkilerin başına çuval geçirdiklerinde böyle tepkisiz kalırlar mıydı? Yok, Amerikan hayranı değildiyseler neden tepki vermediler? Yanıtını ben vereyim, çünkü içlerinde bir üst rütbe ve makama yükselememe korkusu var. Yalan mı? Buna 'yalan' diyecek olanın alnını karışlarım...
Gönderen Erol SOYSEVER on Salı, 28 Temmuz 2009 at 5:30


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: GAYRİ NİZAMİ AHLAK-AMERİKAN YAMAKL... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right