left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
TARİHİ FIRSAT? Yazdır E-posta
Yazar Haluk YURTSEVER-Mavi Defter   
Saturday, 11 July 2009

Hasan Cemal'in Karayılan'la söyleşisi, Başbuğ'un "Türkiyelik" kavramını öne çıkaran konuşması, CHP'deki söylem değişiklikleri, cumhurbaşkanının Kürt sorununu çözmede Türkiye'nin önünde "tarihi fırsat" olduğunu söylemesi... Bunlar içinden geçmekte olduğumuz kaotik ve kritik dönemde

"tarihi fırsat"ın kim için ne anlama geldiği sorusunu güncel hale getiriyor.

Düzen açısından "tarihi fırsat", değişen dünya ve Ortadoğu koşullarında kapitalist Türkiye'yi yeni emperyalist paylaşımdan pay alan, bölge lideri büyük bir güç haline getirmektir. Türkiye'nin komşularıyla sıfır sorun temelinde çok yönlü ilişkiler kurmasına, aktif ABD taşeronluğuna, bir tür yeni Osmanlıcılığa dayanan "stratejik derinlik" yönelişinin özü budur.  Bu yönelişin gerçekçi olup olmadığını, kendi içinde taşıdığı sorun ve çelişkileri başka bir yazıda ele almak üzere, Türkiye'yi yönetenler açısından konjonktürün de uygun bulunduğunu eklemek gerekiyor: ABD'nin yeni Ortadoğu siyasetinde Kürt varlığı öne çıkmaktadır.  Türkiye egemenleri ABD siyasetlerine bağlanma noktasında ve özel olarak da Kürt sorununda "büyük uzlaşma"1ya varmışlardır. Türkiye içinde emek eksenli toplumsal muhalefet zayıftır. Barzani-Gülen-AKP ittifakı orta ve uzun erimde Türkiye Kürtlerini kıvama getirmede önemli olanaklar açmaktadır vb. Daha da eklenebilir. Özal'dan başlayarak Türkiye burjuvazisinin ağırlığı giderek artan bir bölümünün "Kürt sorununu Türkiye'yi büyüterek çözmek" olarak özetlenecek bir tezi savunduğunu biliyoruz.

 

Öte yandan, Kürt hareketi son aylarda doğrudan ve dolaylı kanallardan yaptığı bütün açıklamalarda, Kürt sorununa Türkiye'nin bütünlüğünü, üniter devleti reddetmeyen bir çözüm bulunabileceğini belirtmekte, konunun müzakere edileceği seçenekli muhataplar önermekte, bir tür tek yanlı ateşkes olan "çatışmasızlık" tarihini sürekli ve tek taraflı olarak uzatmaktadır.

Bu noktada iki soru sormak gerekiyor. Bütün bunlara rağmen "tarihi fırsat" neden değerlendirilemiyor ve düzen açısından "tarihi fırsat"ı değerlendirmenin koşulu nedir?    

Birinci soruya verilecek doğruluk payı taşımakla birlikte eksik, eksik olduğu için de yanlış yanıtlardan biri, "gelişmeler olumlu olmakla birlikte, devlet içindeki statükocu/militarist güçlerin "barış"a ve "çözüm"e engel olduğu" biçimindedir. Doğruluk payı taşıyor çünkü, siviliyle askeriyle devlet bürokrasisi içinde azımsanmayacak sayıda inkarcı, milliyetçi/ırkçı öğe ve kirli savaş rantiyesi gerçekten var. CHP, MHP ve AKP'de de... Yanlış olan, AKP hükümetinin, sorunu gerçekten barışçıl yöntemlerle çözmek isteyen, demokratikleşmeden yana, antimilitarist bir güç olarak görülüp sunulması...

Bu bir yana, düzen güçlerinin kendi dillendirdikleri "tarihi fırsat"ı değerlendirmedeki ikircim ve tutukluklarının, yetersizliklerinin, Kürt hareketinin Türkiye coğrafyasındaki varoluş biçimiyle ilgili çok daha derin tarihsel, toplumsal ve siyasal nedenleri olduğunun görülmesi gerekiyor.

Bir cümleyle söylemek gerekirse, Türkiye'deki Kürt siyasal hareketi bir dizi özelliği ile bugünkü düzenin içine sığmamaktadır.

Bunu, yapabildiğim kadar açmaya çalışacağım. Ondan önce Kürt varlığının tarihsel boyut ve derinliğini anlamamıza yardımcı olacak önemli bilgiyi kaydetmemiz gerekiyor: Kürtler yüzyıllar boyunca belli bir coğrafyada nüfusun çoğunluğunu oluşturan, dil ve toprak birliğine sahip bir ulusal topluluk olarak yaşadılar. İkincisi, Kürtler 16. Yüzyılda yaptıkları bir anlaşmayla Osmanlı döneminde ayrıcalıklı ve özerk bir konuma sahip oldular.  Osmanlı düzeninin en az nüfuz ettiği coğrafya Kürdistan oldu. Osmanlı, bölgedeki iktidarını babadan oğula geçen bir tür valilikle Kürt beyleri üzerinden yürütürken, Kürt aşiret yapılarını olduğu gibi bıraktı.  Burada açma olanağım yok, yalnızca bu iki özelliğin Kürt ulusal varlığının tarihsel biçimlenişinde önemli rol oynadığının altını çizmekle yetiniyorum.

Kürt siyasal hareketinin verili biçimlenişini belirleyen özellik ve özgünlükler şöyle sıralanabilir:

Bir: Kürt coğrafyasının kapitalist gelişmişlik ve modern sınıf güçlerinin oluşumu bakımından en gelişmiş parçası Türkiye'dir.

İki: Türkiye'deki Kürt siyasal hareketi, önderlerinin sınıfsal kökeni ve hareketin gövdesinin başat karakteri bakımından bir yoksul köylü/yoksul kentli hareketidir. Bu hareket, esas olarak bu sınıfsal temel nedeniyle "devrimci demokrat" niteliğini korumaktadır. Ulusal hareketlere, burjuva güçlerin, emperyalizmin işbirlikçisi siyasal özne ve toplulukların önderlik ettiği bir dönemde bu, esasa ilişkin önemli bir farktır.

Üç: Bu hareket oluşumundan bu yana ilkel Kürt milliyetçiliğiyle arasına mesafe koydu. Kürt siyasal hareketi etnik ve mikro kimlikler temelli bir bölünmeyi/ufalanmayı değil, olumlu ve ilerici anlamıyla bir ulusal-siyasal inşa sürecini temsil ediyor. Bölgesel farklılıkları, aşiret aidiyetlerini, altetnik bölünmeleri,  mezhep, dil ve lehçe ayrılıklarını aşan ulusal birlik tarihsel olarak ileri bir adımdır. Kürt siyasal hareketi bu anlamda kurucu bir işlev görmüş, Kürt halkının siyasal birliği yolunda önemli kazanımlar sağlamıştır.

Dört: Türkiye'deki Kürt hareketi, son derece etkili olduğu bir coğrafyada dinin kendisine karşı kullanılmasını önleyen dikkatli bir siyaset izlerken, hep seküler bir hareket olarak kalmayı başarmıştır. Seküler bir hareket olmasının en önemli sonuç ya da göstergelerinden biri onbinlerce Kürt kadınını siyasal olarak aktif ve önder konumlara getirmesidir.

Beş: Bütün bunların toplam sonucu olarak, Kürt özgürlük hareketinin, gücünü söz ve eylem tutarlılığından, emekçi halkın aktif-gönüllü desteğinden alan, kendini yaşamın her alanında, Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada var eden, çeşitli mücadele ve örgüt biçimlerini bunların hiçbirini fetişleştirmeden uygulayabilen, emekçi karakteri baskın, Kürt kitlelerini siyasallaştırmış bir hareket olduğunu söyleyebiliriz.

İşte düzene sığmayan, en başta nesnel sınıfsal konumu olmak üzere tüm bu özellikleriyle, bugünkü acil siyasal taleplerinin ötesinde toplumsal/sınıfsal çözümler dayatan bu harekettir.

İkinci sorunun yanıtı da buradadır: Düzen güçleri açısından Kürt sorununun çözümü çok önemli ölçüde bu hareketin kuşatılmasına, dağıtılmasına, etkisizleştirilmesine, tek sözcükle tasfiyesine bağlanmış görünüyor. Kanımca, sorunun püf noktası burasıdır. Türkiye'yi yönetenler "içeriden", ABD, İsrail, Barzani-Talabani ikilisi "dışarıdan" bu tasfiyeyi gerçekleştirmek, Kürt hareketinin önderliği ile kitlesi arasındaki birliği bozmak, Kürt gericiliğinin içinden yeni önderlik ve siyasal seçenekler çıkarmak için uğraşıp duruyorlar.

Bunları yapmak, Kürt hareketinin kısaca özetlemeye çalıştığım özellikleri nedeniyle hiç kolay değil. Öncesi ve sonrasıyla 29 Mart 2009 seçimler dönemi bu hareketin büyük güçlerin dayattığı tecrit ve tasfiye dayatmasını çok yönlü, çok alanlı, eşgüdümlü bir karşı hareketle etkisizleştirebildiğini göstermiştir. Uzun vadede ne olacağını kestirmek mümkün olmasa da,  önümüzdeki kısa erimde tasfiye-direniş eksenindeki mücadelenin çeşitli biçim ve yoğunluklarda süreceğini söyleyebiliriz.  Burada tasfiyenin askeri ve siyasal, kaba ve ince yöntemlerine, hep yapılan Kürt hareketini içinden çözme manevralarına girmiyorum.  İşaret etmek, dikkat çekmek istediğim, verili durumun Türkiye'de devrim ve sosyalizm arayışı içinde olanlar için de "tarihi fırsat" yarattığıdır.

Dünya kapitalizminin içinde debelendiği büyük buhran derinleşerek sürüyor. Burjuva sözcülerin, "dibi bulduk", "tünelin ucunda ışık göründü" türünden sözleri insanın aklına karanlık korkusunu yenmek için ıslık çalan adamı getiriyor.

Uzatmaya ve kanıt aramaya gerek yok. Türkiye'de krizin nasıl derinleştiğini, nasıl tam ve pervasız bir sermaye saldırısına dönüştüğünü son birkaç günün verilerine bakarak bile görmek mümkün: Ekim 2008'den Mart 2009'a sanayide ücretler reel olarak yüzde 10 geriledi. Aynı tarihler arasında 710 bin kayıtlı sigortalı işçi işsiz kaldı. Kayıtdışı işçiler eklendiğinde bu sayı 1,5 milyon olarak hesaplanıyor. Resmi işsizlik oranı yüzde 16, gerçek işsizlik oranı yüzde 20'lerin çok üstünde.  2009'un ilk üç ayında Türkiye ekonomisi yüzde 13.8 ile cumhuriyet tarihinin en büyük daralmasını yaşadı. Kişi başına gelirde tüm Türkiye yüzde 30 yoksullaştı. Ve dün asgari ücrete günlük tam 63 kuruş "zam" yapıldı.

Milyonlarca emekçinin birikmiş toplumsal gereksinmelerine bu düzenin hele de her zamankinden daha açık ve yoğun bir sermaye saldırısının gündeme geldiği kriz koşullarında yanıt vermesi, koşulları iyileştirmesi olanaksız. 

Sosyalizm bugün, sosyalistlerin değil milyonlarca emekçinin en gerçek gereksinimidir. Yapılması gereken, sosyalizmi kaf dağının ardındaki uzak bir hedef olarak değil, gerçekleştirilmesi olanaklı bir toplum tasarımı, bir mücadele yolu olarak söylemde ve eylemde öne çıkarmaktır.

Bu yazının konusu olan "tarihi fırsat" bağlamında söylersek, tarihsel fırsatı değerlendirmek, Kürt hareketinin yarattığı toplumsal-siyasal alana eklemlenen, sosyalist siyasal çalışmayı Kürt hareketiyle dayanışmaya indirgeyen bir siyaset tarzıyla değil, kendi sınıfsal kaynağıyla buluşan, kendi toplumsallığını yaratan devrimci sosyalist açılımla olanaklıdır. Anlamlı siyasal sonuçlar üreten bir ittifak ve dayanışma da ancak böyle kurulabilir.

1 Temmuz 2009
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

1) "Büyük uzlaşma" ile 2007 Haziran'ındaki "Dolmabahçe" görüşmesiyle içeriği ve koşulları belirlenen, 2007 Kasım'ında ABD'de kesinleştirilen AKP ile TSK arasındaki mutabakatı kastediyorum. Bu iki toplantıda nelerin konuşulup sonuca bağlandığını tam olarak bilemiyoruz. Olgular ve eylemler, bu uzlaşmanın önemli maddelerinin TSK içindeki ulusalcı/Avrasyacı vb. olarak bilinen unsurların tasfiyesi, Barzani ve Talabani önderliğindeki Irak Kürt hareketi ve bölgesel yönetimiyle yakınlaşma ve Türkiye'deki Kürt hareketinin tasfiyesi olduğunu gösteriyor. Bunun, çatışmalı bir uzlaşma olduğu, iç ve dış rüzgarları arkasına alan AKP tarafının inisiyatif ve üstünlüğü ele geçirdiği açıktır. Dünkü (30 Haziran 2009) MGK toplantısının öncesindeki tartışmalar ve sonrasındaki gelişmeler, Albay Dursun Çiçek'in, Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın kovuşturmaya yer olmadığı kararının mürekkebi kurumadan, Genelkurmay Başkanı'nın "bir kağıt parçası" dediği bir metindeki imzasına dayanılarak tutuklanıp 24 saat geçmeden serbest bırakılması, bu arada meclisten asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasına izin veren bir yasanın geçmiş olması uzlaşma içindeki çatışmanın tüm mevzilerde sürdüğünü gösteriyor.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: TARİHİ FIRSAT? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829447
Syndicate
 
left
Top! Top!
right