Dr. Ali Şeriati'nin ismini yakın çevremde sıkça duymaya başladığım için, kitabına rastlar rastlamaz satın aldım. Bu kitapla birlikte Dine Karşı Din adlı kitabını da aldım ancak henüz okumadığım için o kitapla ilgili değerlendirmelerimi daha sonra yazacağım. "Anne Baba Biz Suçluyuz" muazzam bir geleneksel toplum ve din eleştirisi niteliği taşıyor. Kitap için, İran toplumu gibi geleneksel, içe dönük, dini bir toplumun çok başarılı bir çözümlemesi diyebiliriz. Şeriati bu çözümlemeyi yaparken yetişmekte olan yeni kuşağın ihtiyaçlarını ve dünya görüşünü de çok iyi analiz ediyor. Bir yanda hızla gelişen dünya, gerçekleşen devrimler ve öte yanda İran'daki git gide paslanan sosyal yaşam... Şeriati bu kitabında tüm bunları genç kuşağın gözünden, oldukça sert bir şekilde eleştiriyor.
Kitapta, kendisinin sosyolog kişiliğinin daha ağır bastığını söyleyebilirim. Marx'ın da dile getirdiği gibi "toplumsal bir afyon" halini alan dini, Şeriati de çok ağır sözlerle eleştiriyor.

Daha çok içe dönük bir toplum olması sebebiyle İran toplumunun dış dünyayla olan ilişkileri pek kuvvetli değildir. Halk (özellikle yaşlı kesim) dış dünyada olup bitenden -çoğunlukla- habersiz olduğu için rahat ve dingin bir yaşam sürer. Gündelik ibadetlerini yerine getirip iman sahibi olmak onlara öyle bir toplumsal kimlik kazandırır ki, bu toplumsal kimlikle hem maddi hem de manevi ihtiyaçlarını kolaylıkla giderebilirler.
Ancak Şeriati'ye göre, içe dönük yaşam süren ve dış dünyaya olabildiğince duyarsız kalan geleneksel İran toplumunun, yeni yetişen nesille büyük farklılıkları vardır. Şeriati, Geleneksel toplum ile bu toplumun çocuklarının, yani yeni neslin arasındaki mesafenin günden güne açıldığını, dindar ailelerin okula giden ve dış dünyadan haberdar olan çocuklarıyla iletişim kurmalarının gittikçe zorlaştığını söyler. Bunun farklılaşmanın sebebiniyse şöyle açıklıyor: İnandığınız ve bağlı olduğunuz din, insanı dünya ve ölüm öncesi hayat konusunda geri bırakıyor ve onun bütün dikkatini, çabasını, korkusunu ve sorumluluğunu ölüme ve ölüm sonrası hayata yönlendiriyor. Bugünün aydın ve tahsilli bir genci olarak beni ilgilendiren ise ölümden önceki hayattır.
Dünyada açlık, fakirlik ve savaşlar mevcutken bunlar için üzülmek yerine sadece öte dünya için kaygılanmanın doğru olmayacağını söylüyor. İran toplumunda gelenekselleşmiş olan dinin toplumsal bir din olmadığını, daha çok bireysel nitelikler taşıdığını söylüyor. Dinin en yanlış kullanımlarından birisi de Şeriati'ye göre budur. Bunu, ailesine dert yanan bir gencin ağzından şöyle dile getiriyor: Senin dinin sadece seni kurtaran dindir. Ben ise insanlığı kurtaracak ve uğrunda feda olacağım bir dinin peşindeyim. Toplumu kurtaracak ve beni bize kurban edecek bir din...
(...) İkimizin arasında çok fark vardır. Sen ve senin gibi düşünenler öyle bir ilaha inanıyorlar ki, senin dünyadaki bütün yükümlülüklerini ve toplumdaki bütün insanı vazifelerini o üstleniyor. Sana düşen ise adak, yakarış ve dalkavukluklarla kendini, işlediğin günahlardan ve suçlardan muaf tutmaktır.
Şeriati'nin neyi eleştirdiğini bu ufak alıntıdan çok net görebiliyoruz. O, çürümüş bir dini eleştiriyor! Sadece Tanrı'ya ibadet edip onun "dalkavukluğunu" yapmak yeterli değildir. Dünyada birçok savaş varken, İran'ın yanı başında bile savaşlar yaşanıp kanlar dökülürken insanların buna sessiz kalıp tüm görevi Tanrı'ya atfetmeleri ve kaderci bir anlayışa gömülmeleri Şeriati'yi oldukça şaşırtıyor.
Kaderci anlayışı da şiddetle reddediyor. Peygamberin "iyi olan anne karnında iken iyi, kötü olan anne karnında iken kötüdür" şeklindeki sözünü "karınsal dünya görüşü" diye adlandırıp şiddetle karşı çıkıyor. Bu kaderci anlayış yerine egzistansiyalist (varoluşçu) görüşü benimsediğini söyleyip Sartre'dan şu alıntıyı yapıyor: "Felç olarak dünyaya gelen bir kişi bile, sporcu ve şampiyon olmuyorsa kendisi sorumludur!" Bu görüş, insanın önüne büyük bir irade ve özgürlük hedefi koyuyor. "Bu, Sartre'ın materyalist ve dinsiz görüşü, diğeri ise senin manevi ve dini görüşündür", diyerek, yine bir gencin ağzından anne-baba eleştirisi yapıyor. Yani, Sartre'ın varoluşçuluğu hayata daha pozitif bakıp sıkı sıkı tutunmayı öğütlerken, geleneksel dinin ve kaderciliğin insanı sosyal hayattan uzaklaştırıp kendi iç dünyasına çekilmesini sağladığını söylüyor.
Şeriati'ye göre toplumda iki büyük hata mevcut: Birincisi, cinsiyet ayrımı (kadının aşağılık görülmesi); ikincisi de yaşlıların her zaman daha bilgin, âlim sanılmaları. Mesela Marx, Sartre, Kant okuyan gençlerin "hacı baba" ve "hacı analarından" daha bilgili olduklarını fakat toplumun nazarında öyle olmadıklarını söylüyor. Bunun da doğal olarak gençlerin gelişimine ve haliyle İran toplumunun gelişimine bir engel teşkil ettiğini anlıyoruz.
İran toplumu ve aydınları hakkında şöyle diyor: Batı kültürünün saldırılarını ve egemenliğini, buna karşılık aydınların acz içerisindeki teslimiyetini ve dindarların bağnaz direncini anlamaya çalışıyorum. (...) Geleneksel bir öze, atalardan kalma değerlere ve taklidî bir imana sahip olan toplumumuz, kendisini tanımıyor.
Anladım ki, sadece ailevî adetler ve toplumsal geleneklerle korunan mevcut din, taşlaşmış zihni kalıplarla takdim edilmektedir. Yaşayan bu dinin bilgi ve düşünce kaynağı ise önceki nesillerin bilgisi ve ön kabulleridir.
Buradaki "taklidî iman" sözü çok dikkatimi çekti. Bence bu, İran toplumuna o toplumun bir üyesi tarafından yapılabilecek en ağır eleştirilerden birisidir. Ali Şeriati'nin başına gelenler de (tutuklamalar, sürgün, öldürülmesi) biraz bundan kaynaklanır. Şeriati, taklidî iman kavramı çerçevesinde İran toplumunun ibadetlerini (hac, oruç, namaz...) oldukça ağır bir şekilde eleştiriyor. Mesela, anlamını bilmediği sureler okuyarak namaz kılanları şöyle eleştiriyor: Eğer bir kişi, günde beş defa hassas ve dakik hazırlıklarla huzurunuza gelip ve her defasında bir şeyi ya da bir şeyleri talebkâr, acziyet içinde ve ısrarla defalarca istiyorsa ve istediğini çok güzel telaffuz ettiği halde ne istediğini bilmiyorsa onu nasıl karşılarsınız? Ona ne verirsiniz? Şayet o kişinin, bu işi bir alışkanlık haline getirdiğini, bir vazife olarak gördüğünü ya da sadece sizden korktuğu için yaptığını görseniz o zaman ne yaparsınız?
Yine eleştirel bir yaklaşımla oruç ibadetini ele alıyor ve bilimin 4 saatte bir yemek yenmesi gerektiğini söylediği halde oruç ibadeti ile tüm gün aç kalındığını ve bunun bilime aykırı olduğunu belirtiyor.
Şeriati bu keskin görüşleriyle elbette ki ne aydınların ne de dindarların suyuna gidebiliyor. İki taraftan da yoğun eleştiriler alıyor. Bir taraf (aydın kesim) "dine olan bağlılığınla bilime ve aydınlara ihanet ediyorsun" derken, diğer taraf da dini eleştirdiği için kendisine karşı çıkıyor.
Kendisi İslam'ı eleştirirken, bir yandan da nasıl bir din tahayyül ettiğini şu sözleriyle açıklıyor: Ders ve iş arkadaşlarıma, hocalarıma, sanatçılara, aydınlara, farklı ideolojilere inananlara, büyük çevirileri ve felsefi şaheserleri okuyanlara, insan hakları, demokrasi ve özgürlük isteyenlere, adalet taraftarlarına, kendilerini insanlığı kurtarma ve özgürleştirmekten sorumlu hissedenlere ve benim sınıfımdan olup da dinsiz olanlara ve dinin, halkları geri bıraktığını düşünenlere şunu söylemek istiyorum: İslam, böyle değil! Bana göre İslam, ilmi bir akide ve insani bir sorumluluktur. Zaten beni ona bağlayan da budur. Değilse, ne geçimimi dinden sağlıyorum ne de dinden kaynaklanan sosyal bir payem ve statüm vardır. Hatta tam aksine, dini düşünce ve inançlarımdan dolayı daima zarar görmüşümdür. Ben, ekonomik, sosyal ya da iş hayatımdaki maslahat için değil, salt hakikat olduğu için İslam'ı benimsiyorum. Ben de sizin gibi bir aydınım ve sizin hedeflediğiniz şeyleri ben de hedefliyorum. Ben de ayrımcılık ve zulmü ortadan kaldırmak ve insanları özgürleştirmek istiyorum. Ben, fakirlik ve sınıflar arasındaki çatışmayı yok eden, insanlara bu dünyada özgürlük bahşeden, bu dünyada herkese hayat, bilgi ve refah veren ve adalet terazisini ayakta tutan dinin ve sorumluluğun peşindeyim! İşte bütün bunlardan dolayı Müslüman'ım ve Şiî'yim!
(Not: Vurgulamalar bana ait.)
İran toplumunun bağrından çıkan bu özgürlük yanlısı sosyolog ve din tarihçisinin eserleri gerçekten de okumaya değer... Bugüne kadar okumamış olduğum için içten içe üzülüyorum. Türkçe'ye çevrilmiş birçok kitabı var. Ben Bilge Adam Yayınları'ndan çıkan iki kitabını aldım, birisi bu; öteki de yazımın başında da belirttiğim gibi "Dine Karşı Din" adlı kitabıydı. Bu yayınevi Ali Şeriati'nin kitaplarını çok uygun fiyatlarla piyasaya sürdüğü için (ve çevirisini de oldukça beğendiğim için) size önermemde bir sakınca yok. Anne Baba Biz Suçluyuz'u 3,90 TL'ye, Dine Karşı Din'i ise 2,95 TL'ye satın aldım. Gördüğünüz yerde hemen almanızı öneriyorum çünkü Şeriati'den öğreneceğimiz çok şey var. Nice okumalara! |