|
Dr.Ali Şeriati hem Batının yozlaşmışlıklarını hem de Doğu’nun yozlaşmış geleneklerine eleştirel bir bakış açısı sunarak tutarsızlıklarının gösteren Müslüman aydınlardandır.
Yaklaşımlarıyla Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh'la başlayan Muhammed İkbal, Malik bin Nebi, Seyyid Kutub ve Ebu'l Ala Mevdudi ile devam eden son dönem (19-20. yy) İslami uyanış çizgisinin devamcısı olarak değerlendirilir. Şeriati, İran İslam Devrimi'nin gerçekleşmesini sağlayan önde gelen düşünürlerindendir. Devrimin önde gelen şahsiyetlerinden Şehid Ayetullah Beheşti, Şeriati'nin çalışmalarının devrimin taşıyıcısı genç neslin yetişmesinde önemli katkılar sağladığını belirtir. Devrimin başka bir ideologu Ayetullah Talegani ise Şeriati'nin yeni bir mektep oluşturduğunu, gençleri devrimci harekete kazandırdığını vurgulamıştır. O, sosyal bilimlerin İslami ilimlere dahil edilmesi düşüncesini en iyi simgeleştiren, karşıtlarının konuştukları dile iyice vakıf, Batı ve Doğu'nun kültürünü derinlemesine tahlil edebilen bir fikir ve aksiyon adamıdır. Dr. Ali Şeriati, 13 Kasım 1933 yılında Horosan eyaletine bağlı Mezinan köyünde dünyaya gelir. Babası, büyük alimlerden Muhammed Taki Şeriati’dir.Erken yaşta Arapça’yı öğrenir. Daha bu yaşlarda Arapça’dan Farsça’ya çeviri yapabilecek duruma gelmiştir. İlk yaptığı çeviri ise Ebu Zer-i Gıfari adlı kitaptır. 22 yaşında Mekteb-i Vasıta adlı eserini yazar. 23 yaşında Meşhed Üniversitesi’ne bağlı Edebiyat Fakültesi’ne girer (1956). Öğrenciliği sırasında değişik gazete ve dergilerde çeşitli denemeler yazar. Bu dönemde en göze çarpan yazıları Toynbe ve Tarih ile Ben Kimim adlı denemeleridir.
O zamanlar öncülüğünü Ayetullah Telegani ile Mühendis Bazergan’ın yaptığı Ulusal Direniş Cephesi’ne katılır. 1957’de cepheye üye olanlar hakkında sıkı bir takip başlatılır ve üyeler her yerde didik didik aranır. Bu arada Ali Şeriati ve babası dahil bir çok kişi tutuklanır. Şeriati, sekiz aya yakın hapiste kalır, bu sırada 24 yaşındadır. Genç yaşta siyasi hayata giren Şeriati, Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yapar. Meşhed Üniversitesi’nin açtığı bir sınavla burs kazanır ve Fransa’daki Sorbon Üniversitesi’nde sosyoloji öğrenimi görür. Dinler tarihi ve Sosyoloji üzerine dersler alır ve doktorasını yapar. Fransa ’da G.Gorviç, Jean Paul Sarte, Jak Berg ve Lui Masinon’dan çok etkilenir. İran’ın dışında ilk defa yazdığı “Nereye Dayanmalıyız?” adlı denemesi bir Fransız dergisinde yayımlanan Şeriati, Fransa’da Cezayir bağımsızlık hareketi ile yakından ilgilenir, bu harekete destekleyici faaliyetler içine girer. Frants Fanon ile bu doğrultuda tanışır ve onun düşüncelerinden de etkilenir. Fransa’da saldırıya uğrar ve üç ay hastanede yatar. Ali Şeriati 1963’te İran’a geri döner. İran’a dönerken Türkiye sınırında tutuklanır, altı ay hapiste kaldıktan sonra serbest bırakılır (1964). İran’a döndüğünde 30 yaşını aşmıştır. İran’da Üniversite’ye kabul edilmemesi üzerine bir ortaokula öğretmenlik yapmaya başlar. 1965 yılında Meşhed Üniversitesi’nin verdiği bir ilan üzerine başvuruda bulunur ve Dinler Tarihi üzerine öğretim görevliğine başlar. 1967’de Meşhed’de konferanslar vermeye başlar. Ardından Tahran’da yeni açılan Hüseyniye-i İrşad’da, Tahran ve diğer şehirlerde, tıpkı Hindistan’da Muhammed İkbal’in dönüşünden sonra yaptığı gibi, coşkulu bir İslami düşünce çığırı başlatır. 1967-73 yılları Şeriati’nin en verimli yıllarıdır. Söylemleri, aydın kesim ve İran gençliği üzerinde büyük yankılar uyandırır. 1973 yılında Hüseyniye-i İrşad kapatılır, Savak, Şeriati için yakalama emri çıkartır. Onu bulamayınca babasını tutuklarlar ve bir yıldan fazla hapiste tutarlar. Babası yakalandıktan bir ay sonra Şeriati teslim olur. Yaklaşık 18 ay Komite Hapishanesi’ndeki küçük bir hücrede kalır. Hapishane Şah tarafından siyasi hükümlüler için yapılmıştır ve Hitler’in Daça’sından, bir de bugünkü D ve F tiplerinden hiçbir farkı yoktur. Hapishaneden 1976 yılında, Cezayir eski Dışişleri Bakanı Abdulaziz Buteflig’in girişimleri sonucu serbest bırakılır. Şeriati hapishaneden çıktığında 44 yaşındadır. Tahran ve Meşhed Şehirlerinde hayatını devam ettirmeye başlar. Gizli polisin sıkı takibinden dolayı, başkalarının evinde ve ancak geceleri kalabilmekte, konuşmalarını sabahlara kadar devam eden gizli toplantılarda yapabilmektedir. Böyle bir yaşantı onun coşkun tabiatına uymadığından olmalı ki yurt dışına hicret etmeye karar verir. Yurt dışına çıkabilmek için Ali Mezinani adına düzenlenmiş bir pasaport çıkartır ve 16 Mayıs 1977’de İran’dan çıkış yapar. İlkin Belçika’ya ardından Fransa’ya, oradan da İngiltere’ye geçer. İngiltere’ye gizlice girmiş olmasına rağmen Savak ajanlarının amansız takibi sürmektedir. İran Gizli Servisi (Savak), İngiliz Gizli Servisi ile işbirliği yaparak, yurt dışına çıkışından kırk gün sonra, kaldığı otel odasında kendisini zehirleyerek şehit ederler. Şehit edildiğinde, henüz 44 yaşındadır. Dr. Ali Şeriati, 27 Haziran 1977’de çok sevdiği Hz. Zeynep’in Şam’daki Türbesi’nin yanında toprağa verilir, kabri halen oradadır. Şeriati’nin Cezayir ve Mısırda verdiği konferanslar onu ölümsüzleştirecek fikir yapısını Ortadoğu’ya yaymıştır. Şeriati’nin zihin dünyasında kısa bir yolculuk yaptığımızda göreceğiz ki, bir çok alanda yenilik arayışlarına giren, adeta çırpınan sorumlu bir Müslüman aydın portresiyle karşı karşıyayız. Şeriati’nin en çok sevdiği kelimelerden birisidir “ aydın”. Şeriati, aydını, peygamber varisi olarak görmekte, entellektüel veya molla kelimelerinden hoşlanmamaktadır. O’na göre aydın, peygamberi bir misyon üstlenmeli ve temel özellikleri bunlar olan “öze dönüş” hareketini başlatmalıdır. Aydın, aynı zamanda ideal bir insan olma durumundadır. |