left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
DÜŞLERDE YIKILAN DUVARLAR Yazdır E-posta
Yazar Öykü OKAY   
Wednesday, 10 June 2009

MAPUS AMCALARIM MERHABA – DÜŞLERDE YIKILAN DUVARLAR

                                   

Çocuk Öykü’nün mektubu II

 

Akşam karanlığı daha siyahını bir yorgan gibi damlara ve camlara düşürmeden, parka götürürdü babam beni. Kendisi bir duvar kenarına çömelip bir Bafra sigarası yakar, bense kumlarda tek başıma oynardım. Sonra bir baloncu gelirdi rengârenk balonlarıyla parka. O zengin-kibar çocuklar ellerinde balonlarla koşarlardı parkın içinde. Ben de isterdim bir balon. En büyüğünden hem de. Babam o nasırlı kocaman elleriyle ceplerini karıştırır bir balon parası çıkaramazdı. Dönüp bana gözlerinde üç damla yaşla: “Alırız oğlum, sonra alırız…” derdi. Ben de ağlardım. İsterim isterim diye…”Barış Açıkel

 

Barış amcam, çocukken balon alamadığını anlatmış, hapishaneden bana yazdığı mektubunda. Hem onun çocukluğunda bilgisayar da yokmuş. Cep telefonu da yokmuş. Televizyon da haftada üç gün siyah beyazmış. Bitmedi. Onun oyuncak olarak uzaktan kumandalı arabaları da olmamış. Ama yine de mutluymuş. Onu çok seven bir babası varmış. İşçiymiş. Emekçiymiş babası. Barış amcam dört gözle onun işten dönüşünü beklermiş. Yaz ve bahar aylarında babası işten dönünce ve de pazar günleri onu parklara götürürmüş. Ama parka baloncu gelince o baba üzülürmüş. Niye mi. Çünkü o emekçi baba çocuğuna balon alamazmış. Barış amca da bilemezmiş babasının balona para ayıramayacağını. İlle de ‘balon balon’ diye ağlarmış. Ben çok kızdım balonculara. O zaman dedim, bütün babalar, bütün çocuklarına balon alamıyorsa, yasaklanmalı baloncuların parka girmeleri. Polis amcalar satıcı çocukları, işçi bayramında yürümek isteyen gençleri kovalıyorlar ama baloncuları kovalamıyorlar dedim. Annem de ‘hayır kızım’ dedi. ‘Balonculara kızmayalım. Sisteme kızalım.’ Ben de sistem kim anne dedim. Söylemedi. Babama sordum kim bu sistem. Kadın mı erkek mi. Çocuk mu büyük mü? Babam, ‘Sistem kötülük’ dedi. Sonra da ‘Büyüyünce anlarsın’ dedi. O zaman niye Barış amcam hapiste de, bu ‘sistem’ serbest geziyor diye sordum. Güldüler bana. Zaten hep böyle yapıyorlar. Bir şeyi anlamayınca hemen ‘büyüyünce anlarsın’ diyorlar. Israr edince de ya kızıyorlar ya gülüyorlar.


Peki mapus amcalarım siz küçükken dondurma da yemediniz mi. Peki mısır. Bu gün pazar. Tatil. Okul yok. Parka gittik. Babam hem bana, anneme, hem de kendine dondurma aldı. Size dondurma da yollayamazmışım. Ama dondurma resmi çizip yollayabilirim değil mi?

Annem bana mektuplarınızı iki kere okudu. Ben istedim onun için. Aşık İhsani diye bir amcası varmış Barış amcamın. Onun bir karikatürünü çizmiş, yollamış bana. Şarkıcıymış bu İhsani amca. Eskiden bütün gençler severmiş onu. Babam da üzülmüştü o ölünce. Hatta Şehmus amcam da güzel, acıklı bir yazı yazmış onun için. Gazetede de yayınlanmış. Sahi Şehmus amcam bana da mektup yazmıştı. Gelecek 1 Mayıs işçi bayramında, beni omzuna bindirip yürüyecekmiş. Geçen gün de babamın arkadaşlarından Sibel teyzeyle, Temel amca bana Latin Amerika diye bir yerden kanguru getirdiler. Ben çok şanslıymışım. Daha bi sürü, buraya yazamadığım şirin amcam, şirin teyzem var. Hepsini de seviyorum. Onları da başka bir mektupta anlatırım.

Vahap (Narin) amcam bana hem mektup yazmış hem fotoğrafını yollamış. Çok sevindim. Hasan ve İbrahim amcalarım da yollamışlardı. Hepsini odama astım. Abdullah (Çelik) amcam da dışarıya çıkamıyormuş yıllardır. O da mektubumu almış. Çok sevinmiş. Onun da oda arkadaşları varmış. Hepsi oturup benim için elleriyle oyuncak yapmışlar. Hem de mektup yazmışlar. Hepsini aldım. Havalara uçtum. Ben de onlara bir sürü kitap yollayacağım. Hem de balonlarımdan. Hem de çiçek. Dondurma yollayamazmışım. Erirmiş gidene kadar.

Vicdan ablam da bana Küçük Prens adlı bir masal yollamış. Annem okudu. Bir daha bir daha okuttum. Ama sonunda annem uyuya kaldı.

Lamia (Asa) ablam da Siirt diye bir yerde hapisteymiş. Bana mektup yazmış. Nadiye (Gürbüz) ablam İstanbul’da hapisteymiş. Tuncay (Gündoğan) amcam Mardin’den yazmış bana. Mehdi (Boz) amcam Bolu hapishanesindeymiş. Sinan (Bülbül) amcam da Muş’taymış. Bir sürü mektubum oldu. Çıkınca benimle oynayacak amcam teyzem oldu. Ben de onları gezdireceğim. Ziya amcamı da çok sevdim. Ona da balonlarımdan yollayacağım.

Bana mektup yazan amcalarım, teyzelerim yıllardan beri hapiste oldukları için, Aşık İhsani amcamın şarkılarını dinleyememişler. Anneme dedim ki, mektubun içine Aşık İhsani amcanın bir kasetini koyalım, yollayalım. Amcalarım dinlesin. ‘Olmaz kızım’ dedi annem. Hapishanede televizyon varmış ama mp3, müzik çalar, müzik seti, teyp falan olmazmış. Çıksınlar gelsinler bize hapisteki amcalarım dedim. Benim teybim var. Masal kaseti koyup dinlediğim. Ben onlara Aşık İhsani’yi dinletirim. Babam yine cevap vermeden önce uzun uzun düşündü. ‘Kapılar hep kilitli kızım’ dedi, hapishanede. Ama dedim o zaman yıksın amcalarım duvarları. Haydar amcam gibi. Ya benim bi de Haydar (Sönmez) amcam var. O da cezaevinde. Babamla mektuplaşıyor. Bazen bana da güzel şeyler söylüyor. Yani yazıyor. O işte Haydar amcam, babama firardaşım diyor. Ben doğmadan Haydar amcam cezaevinden firar etmiş. Babam da ondan önce firar etmiş. Kaçmışlar yani. Onun için babama firardaşım diyormuş. Aferin Haydar amcaya. Ama şimdi o yine cezaevindeymiş.

Anne dedim, niye şimdi bu amcalarım sonra teyzelerim, ablalarım,  yıkmıyorlar duvarları. ‘İçeride alet, edevatları yok’ dediler. Evimizin önünde bir alet var. İşçi amcalar yeri kazıyorlar. Kaldırım yapıyorlarmış. Onu götürelim, biz yıkalım duvarları dedim. Annem, ‘Günü gelince yıkarız kızım ama şimdi zaten mapus amcaların, teyzelerin, düşlerinde yıkıyorlar duvarları’ dedi. Babama sordum, annemin ‘düş’ derken ne demek istediğini. Düş de bir çeşit rüya, bir çeşit hayalmiş. Ben de hayal kuruyorum ya. Hem rüya da görüyorum. Hayalimde, şu beni uyurken yiyen sivrisinekleri, uçan arabama binip tek tek avlıyorum. Ama karıncalara kıyamıyorum. Unuttum söylemeyi. Babam bir şiir kitabı yazmış çocuklar için. Hem küçük, hem büyük çocuklar, hem iyi çocuk amcalar için. Onu da size yolluyorum. Zarfın içine oyuncaklarımdan koyacaktım, siz de oynayın diye. Ama hapishanede oyuncak bilem yasakmış. O zaman size şiir yollayacağım. Kitap yollayacağım. Fotoğraf da. Siz denizi, dağı göremiyormuşsunuz. Size dağ, deniz fotoğrafı da yollayacağım. Siz üzülmeyin e mi?

 

“yık duvarları çocuk

yazılı yazısız kuralları

yasalar bozulmak için yapılır

yap boz

boz yap

yık parçala dağıt

kendi doğrunu bulana değin

 

mihenk taşı kalbinde gizli

göklerde arama çocuk”

 

Hasan (Gülbahar) amcam bana kartpostal çizip yollamış. O da ressammış Barış (Açıkel) amcam gibi. Bir de Kasım Karataş adlı bir amcam var. O da hapishanede. O da babama yağlı boya tablo yapıp yollamıştı. Demek hapishanedeki bütün amcalar ressam dedim. Çocuklar gibi. Siz biliyor musunuz? Babamla annem sizin gibi, benim gibi ressam değiller. Yani ressam olmak için ya hapishanede olmak gerekiyor. Ya da çocuk olmak dedim babama. ‘Niye kızım. Yok, öyle değil’ dedi. Ama baba dedim. Okuldaki bütün çocuklar resim yapıyor. Hepsinin kuru boyası var. Sulu boyası var. Ee hapishanedeki amcalarımın da var. Demek onlar da çocuk. Annemle sen resim yapamıyorsunuz. Ama bana mektup yazan amcalarımdan biri, Naci (Güner) amcam, babamdan büyükmüş. 60 yaşındaymış. O da çocuk sayılır mı? Babam, anneme dönüp ‘Bu çocuğun mantığı tuhaf çalışıyor’ dedi. Ne demek istedi. Anladım ki beğenmedi söylediklerimi. Küstüm ben de. Hem yoruldu benimle konuşmaktan, cevap vermekten. Annem, ‘Kızım o amcaların büyük ama bütün büyüklerin, iyi büyüklerin içlerinde çocuk var’ dedi. Ben de sadece anneler karınlarında çocuk taşır sanıyordum. Meğer iyi amcalar, ağabeyler, babalar da kalplerinde çocuk taşırlarmış. Ama dedim anneme, siz kötü adamlara kalpsiz diyorsunuz. O zaman o kalpsiz amcalar, babamın kızdığı kalpsiz sistem amca, bunların hiç biri kalbinde çocuk taşıyamaz. Annem uzun süre düşündü sonra: ‘Kızım onlara amca deme. Kötülere amca denmez. Sen şimdi bizi biraz rahat bırak, oyuncaklarınla oyna’ dedi.

Yok dedim yine parka gideceğim. Beni parka götürün. Bunun üzerine babam kızdı. ‘Kızım gündüz gittik’ ya dedi. Ben de suratımı astım. Valla ağlamadım. Birazcık gözlerim aktı. Bunun üzerine babam daha çok kızdı. ‘Kızım’ dedi, ‘Ağlamayı silah olarak kullanma. Git odanda ağla, sonra gel’. Ağlamak nasıl silah olur. Onu da anlamadım. Silah olarak benim oyuncak kılıcım var. Su tabancam var. Ağlayınca benim gözüm akıyor. Gözümü su tabancası mı sanıyorlar acaba. Onu mu demek istedi babam. Eğer hasta değilsem, bir tarafım da acımıyorsa, sadece bir şey isteyince ağlarsam beni odama yolluyorlar.

Annemle babama göre: ‘Ağlayarak istediğini kabul ettiren çocuklar ileride problemli olur’muş. O anne ve babalar da çocuklarına zarar verirmiş. Mesela babalarının cep telefonunu ağlayarak alan çocuklar, bilgisayarlarını ağlayarak alan çocuklar, büyüyünce her istediklerini alamayınca ruhları hasta olurmuş.’ Ne demekse ruh hastası. Veya diyelim ki babalarının, annelerinin parası çok. Çocuklara da her istediğini hemen alıyorlar. Ona da cevabı var babamın. Şöyle diyor: ‘O zaman çocuk anlık mutluluk yaşarmış ama ileride fazla doyumdan bir şeyi beğenmez olur, sonra da mutsuz olurmuş. O anne ve babalar bilem farkında olmadan çocuklarına kötülük ediyormuş.’ Nasıl bilmiyorum.

Bunların da çoğunu anlamadım ya. Ama siz biliyorsunuzdur babamın ne demek istediğini. Hem annemle, babam söylüyorsa doğrudur. Ama ben yine de şansımı deniyorum ağlayarak, bazen da ağlama numarası yaparak istediğimi elde etme yoluna gidiyorum. Ama bu defa beni odama yollamadılar. Mektup yarım kalmasın diye. Ama yine de kızdı babam. Hem bana bağırdı. O kızınca gözlerim daha çok aktı. Babam dayanamadı. ‘Tamam tamam park için geç oldu seni bakkala götüreyim’ dedi. Yuppiii dedim. Hemen gözlerim kurudu. Daha merdiveni inerken babam pazarlığa başladı. ‘Bir şey. İki şey yok.’ Hemen anladım tabi. Yalnız bir şey alma hakkın var, demek istiyor. İki şey aldırmıyor. Tanesi de bir parayı geçmeyecekmiş. Bir lira diyorlar ya ondan. Çok da inatçı. Daha önce denedim iki şey almayı. Ağladım, kendimi yerlere attım. O zaman bile babam yumuşamadı. Ceza olarak bir şeyi bile almadı. Beni doğru eve getirdi. ‘Ağla kızım ciğerlerin açılır’, dedi. Aslında ben anlıyorum. Demin söyledim ya. Çocukların her istediğini hemencik almamak lazımmış. Çocuk beklemeyi, sabrı, dayanıklılığı öğrenmeliymiş. İşte bu yüzden. Ya. Anlamışım değil mi. İşte bu yüzden bazen babam parası olduğu zaman bile bana iki şey almıyor. İlla da bir şey diyor. Ama ben sabredemiyorum. Yine istiyorum. Ama iki şey de almayınca artık ağlamıyor, bir şeye razı oluyorum.

Bakkaldan ne alacağıma karar veremedim. Babam sabırsızlanıyor. Ama bakkal amcam beni seviyor. Babama, ‘Abi’ dedi, ‘Öykü sana daha çok benziyor’. Babam da sevindi. Neyse yine sürpriz yumurta aldım. İçinden oyuncak çıkan yumurta çukulata var ya ondan. Para biriktireceğim. Size de alacağım. Hem çukulatayı yersiniz. Hem de içinden çıkan oyuncağı kurup oynarsınız.

Uykum geldi. Annem, ‘kızım gelecek mektubunu baban değil ben yazacağım’ dedi. Geçen mektubumun çoğunu anneme, azını babama yazdırmıştım. Babam, ‘Tamam kızım mektuplarını yarın postaya vereceğim’ sözünü verdi. Yaşasın. Hepinize öpücük. Öpücük.

 

ÖYKÜ OKAY

 1 Haziran 09

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: DÜŞLERDE YIKILAN DUVARLAR ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4829315
Syndicate
 
left
Top! Top!
right