 Tarihi yapanlar iyisiyle kötüsüyle, yanlışıyla doğrusuyla bir şeyler yapmışlardır. Tarihi yaratanlar ve yargılayanlar olduğu gibi, tarihi miras üreten ve mirasyedilik yaparak tüketenler de vardır. Marksist materyalizm için en olumsuz şey mirasyediliktir. Mirasyediciler sadece tarihi bir mirasın tüketicisi olmakla kalmaz, miras yaratımını da engellerler. Çünkü onlar Marksizm’i bir bilinç olmaktan çıkartıp, bir inanca dönüştürürler. Kendileri de o inancın koruyucu melekleri konumuna gelirler. Onlar Marksizm’e yeni bir şey üretip katmazlar, kafaları karışmasın diye yeni üretileni de reddederler, dolayısıyla Marksizm’i tam bir dogmaya dönüştürürler. Bu, Marksizm için en kötü olandır. Tarihte mirasyedilikMirasyedilik, adeta solun tarihinden kalma bir miras gibidir. Solun tarihindeki mirasyediliğin en somut örneği, Lenin’den sonra gelen Stalin ve sonraki liderlerdir. Stalin’in yarattığı “Leninizm”, Stalin’den sonra gelenlerce de devam ettirildi. Hep bu “Leninist” mirası yediler, hiç miras üretmediler. Miras bitince de, sistem, sosyalizmin ve bizim üstümüze yıkıldı. Bu somut olguda da görüldüğü gibi, bırakılan miras ne kadar büyük olursa olsun, yenileri üretilip katılmadığı, genişletilip zenginleştirilmediği sürece, bir gün mutlaka bitiyor.
Bir mirası sahiplenme, mirasyedilik yapma yöntemi üretken değil, edilgendir; yaratıcı değil, tüketicidir. Övünülecek bir şey değil, utanılacak bir şeydir.
Mirasyediliğin en önemli silahı “sapmadır”. Örneğin Stalin de bu sözcüğün arkasına sığınarak, bir çok eski yoldaşını cezalandırdı. Bütün mirasyedilere göre, kendi sahiplenmesi dışında kalan her şey “sapmadır.”
Çünkü duran, durduğu yerde kıpırdamayan kimse, yürüyen herkesi yolunu kaybetmiş olarak görür. Tıpkı büyük ozan Aşık Veysel’in, “onlar benim tutmuş olduğum yeri arıyorlar” dediği gibi. Hem konuşan hem yürüyen ve arayış içinde olan, yeniyi bulmaya çalışan herkes, bir mirasın başına çöreklenmiş, onu bekleyen, ondan yiyen kişi için bir sapkındır.
Bu anlayışta olanlar, arayış içindekilere, ‘varolan değerlere neden sahip çıkmıyorsunuz’ der ve arayış içinde olanları ‘liberalizm, sapma’ gibi saçmalıklarla suçlar.
Bunlar bugün Türkiye’de de yaşanıyor. Mahirler, Denizler, İbrahimler ve onların bütün yoldaşları, tarihi kendileriyle başlatmadılar. Kendi ülkelerinin devrimci toplumsal ilerleme sürecinin mirasını sahiplendiler. Anadolu tarihinin derinliklerinde, kendileri gibi zulme, zorbalığa, adaletsizliğe hayır diyen, karşı koyan, bu uğurda hayatını veren Pir Sultan Abdal’ı, Hacı Bektaşi Veli’yi, Bedreddin’i, Yunus Emre’yi, Nesimi’yi, Mevlana’yı sahiplendiler. İnsanı mücadelelerinin öznesi yaptılar.
Mustafa Kemal’i, Mustafa Suphi’yi farklı bir şekilde değerlendirip, farklı savundular. Onların bırakmış olduğu mirası önemsediler; ama, kendine “Kemalist” diyenlerin Mustafa Kemal’in ve kendine TKP’li diyerek Mustafa Suphi’nin mirasının başına oturanlar gibi mirasyedilik yapmadılar. Farklı örnekler ürettiler. O nedenle Türkiye toplumsal ilerleme süreci, mücadelenin birçok çeşidini yaşadı.
Bu süreçte Mahir, Deniz, İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşları, eskisinden farklı bir mücadele yöntemi ve süreci başlattılar.
Ancak yaşayarak da gördüğümüz gibi, onlar ve üretmiş oldukları yöntem de yenildi. İki askeri faşist cuntayı peş peşe yapıp, toplumsal dokuyu değiştirerek yenilgiye uğratılabildiler. Ama geriye önemli bir devrimci miras bıraktılar.
Dolayısıyla onlar ne bir mirasa kondu, ne de bir mirası yedi. Tersine, güçlü bir miras yarattılar.
Bugünkü Mirasyediler
Ama bugün onları sahiplenen, onların resimleriyle yatıp kalkanlar, onlar adına politika yapanlar, onların yaptığı gibi daha ileri düzeyde bir yöntem geliştirmek, politika üreterek yeni miraslar yaratmak yerine, onların mirasını yiyorlar.
Bununla da yetinmeyip, onlar asla yapmadıkları halde, onlar adına fraksiyonculuk da yapıyorlar. Yeniyi aramak yerine, eskiyi yeniden tekrarlamaya çalışıp, mirasın başında bekleşip duruyorlar. O nedenle de Türkiye’de tıpkı geçmişteki gibi solun içine girmiş olduğu tıkanmışlık aşılamıyor.
Bir devrimci mirasa sahip çıkmak, onu kollamak, yaşatmakla, mirasa konmak ve mirasyedilik yapmak aynı şeyler değildir.
Bir devrimci mirası kollamanın ve yaşatmanın yolu, yapılmış olanı tekrarlamak ya da ona övgüler dizerek mirasın başında durup beklemek değildir. Somut şartların gerektirdiği yol, yöntem ve politikayı oluşturup, hayata uyarlayarak, onların aşmış olduğu engelleri yeni ve daha ileri yöntemler üreterek aşmaktır.
Bugün Türkiye Solu’nun çok önemli bir bölümü miras peşinde koşuyor. Miras bulmak, miras yemekle uğraşıyor. Bu mirasyedi anlayış ve bu temelde yapılan fraksiyonculuk aşılmadan, sol ne kendinin ne de Türkiye’nin sorunlarını çözecek yöntemleri geliştiremez. |