left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Mustafa Kemal Gültekin arrow DAVUTOGLU'NUN STRATEJIK DER1NLIGI UZERINE -1
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
DAVUTOGLU'NUN STRATEJIK DER1NLIGI UZERINE -1 Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN   
Friday, 15 May 2009

Yeni Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabı ilk baskısı 2001’de yapılmış. Elimdeki yirmidördüncü baskının tarihi 2008.Davutoğlu’nun ön kabulü Sovyetlerin çöküşüyle dünyanın ve Türkiye’nin tarihinin en önemli dönüşümlerini yaşamaktadır. Dünya ve Türkiye yeni ve dinamik bir sürece girmiştir. Bu dinamik süreç sosyal nitelikli bir çalışma gerektirmektedir. Yöntem olarak sosyal nitelikli çalışmaların temelde beş boyutluluğunu  “Tasvir ( betimleme) , açıklama, anlama, anlamlandırma ve yönlendirme” benimser.”Tasvir yapmaksızın açıklayabilmek, açıklayabilmeksizin anlamak, anlamaksızın anlamlandırmak, anlamlandırmaksızın da yönlenlendirebilmek mümkün değildir. Tersinden bir mantıkla söylersek de, bir duruş sahibi olmaksızın yön sahibi olmak, bir yön sahibi olmaksızın bir anlamlardırma çerçevesi oluşturabilmek, bir anlamlandırma çevresi oluşturmaksızın olgulara nüfuz edecek şekilde onları anlamak ve nihayet görüneni görünmeyen boyutları ile açıklayabilmek mümkün değildir.” Diyerek metodolojik gereklerini ortaya koyar. 

Tasvir (betimleme) farklılıklarını şöyle ortaya koyar; Türkiye 20.yüzyılda tarih sahnesine çıkmış modern bir ulus- devlettir.”“ Türkiye bu asrın başında Avrasya üzerinde egemen olna sekiz çok uluslu imparatorluk yapısından (diğerleri İngiltere, Rusya, Avusturya – Macaristan, Fransa, Almanya, Çin, Japonya,) birini oluşturan Osmanlı Devleti’nin mirası üzerine kurulmuş modern bir ulus- devlettir.”“Türkiye dünya anakıtası üzerindeki ana jeopolitik kuşakların etkileşim alanında bulunan modern bir ulus- devlettir.”“Türkiye ilk anti – sömürgeci mücadelenin neticesinde kurulmuş bir ulus- devlettir”“Türkiye kıtalar ve bölgeler arası geçiş alanlarında bulunan bir ulus-devlettir”Bu tasvirlerin çeşitliliğini yazar şuna bağlar ; -          “Türkiye’nin dünya anakıtasının etkileşim alanlarını barındıran merkezi bir coğrafyaya sahip olmasına-          Tarihin kırılma ve dönüşme noktalarının tesirlerini yoğun bir şekilde yaşamış bir insan unsurunu barındırmasıyla ilgili olduğunuYazara göre “ Türkiye bir taraftan küresel ve bölgesel stratejilerin odağındaki pivot bir ülke diğer taraftan da kimlik düzeyinde parçalanmış bir ülke olarak görülmesi, daha küçük bir  ölçekli dinamik bir yapının daha büyük ölçekli dinamik bir yapı bünyesinde sürekli kabuk değiştirmek zorunda kalmasının bir sonucudur.” Bu durum Türkiye üzerindeki tasvirleri birbiriyle zıt hale getirmekte ve Türkiye üzerinde fikir yürütenlerin anlamlandırma ve anlama düzlemlerini radikal bir biçimde farklılaştırmaktadır.Türkiye’nin siyaset yapıcıları ve aydınlar da bu dinamik yapıyı anlayamadıklarından, dinamik dönüşüm sürecini kavrayamadıklarından her yeni süreç bir intibak problemi yaratmaktadır.Her yeni intibak ihtiyacı da Türkiye’nin tarihi ve coğrafi derinliklerini yeniden anlamlandırma zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.Türkiye dinamik bir değişim süreci içinde buluna bir ülkedir.dinamik değişim süreci içinde bulunan toplumların önünde ise yazara göre üç farklı psikolojik alternatif vardır ;-          Kendi dinamizmini snırlayan statik bir tavrı benimseyerek,uluslararası yapının dinamizminin geçmesini beklemeyerek , bütün tanımlama ihtiyaçlarını sistemin istikrara kavuşmasına kadar erteleme yoluna gider.Özgüven problemi yaşıyordur.Vakit kazanmaya ve dinamizmi geçiştirmeye çabalar.Kendi toplumsal potansiyellerini kontrol altında tutmaya ,kendi yerel varoluş alanlarını korumaya çalışırlar.Kaosun anaforundan korunmaya gayret ederler.-          Kendi dinamizminin odaklandığı güç unsurlarını anlamlandırmaksızın uluslararası dinamizmin akışına kendisini kaptıran. Bir kimlik tanımlaması problemi ile boğuşuyor. Dinamizmin sarhoşluğunda vakit unutmaya yönelirler. Kendi toplumları ile yabancılaşarak küresel trendlerin trenini kaçırmaya çabalar. Kendi yerel varoluş alanlarında koparak mümkün olduğunca çabuk bir zamanda küresel varoluş alanlarına ulaşmaya çalışırlar. Kaosun anaforuna kapılmaya gayret ederler.-          Kendi dinamizminin potansiyelini uluslararası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabasına girişmek. Kendi tarih ve coğrafya derinliklerinden kaynaklanan bir özgüvene sahip olmanın psikolojik gücü ile, risk unsuru gibi görünen kendi dinamizmlerini bir güç oluşturma kanalına akıtmakla bereber aynı zamanda uluslararsı dinamizmin dengeye dönüşme sürecinde belirleyici olabilen bir strateji performansı da gösterebilirler. Vaktin her anını geleceği şekillendirme potansiyeli taşıyan bir büyük değer olarak telakki eder. Hakkıyla değerlendirilmeden geçen her anı kaçırılan bir büyük fırsat olarak görür. Kendi toplumları ile tarihi bir yürüyüşe çıkmıl olmanın kararlılığı içerisinde toplumun kendi bünyesinde barındırdığı her dinamik unsuru gerektiği anda ve gerektiği şekilde kulllanmaya çalışırlar. Kendi yerel varoluş alanları ile küresel varoluş alanları arsındayeni bir anlamlılık ilişkisi kurarak gelecek nesillerini tarihte onurlu birer özne kılacak zemini hazırlamaya çalışırlar. Kaostan kozmosa geçişin aktörleri olmaya gayret ederler.“ Bu çerçevede Türkiye de tarihin önemli yol ayrımlarından birinin önünde durmaktadır.Türliye’nin kendi tarih ve coğrafya derinliğini rasyonel bir stratejik planlama ile bütünleştirebilmesi bu çift yönlü dinamizmin bir atılım potansiyeli heline dönüşebilmesine imkan tanıyacaktır.Gerek Türkiye’nin kendi iç dinamizminin gerekse uluslararası ilişkilerdeki küresel, kıtasal, ve bölgesel ölçekli dinamik unsurların tasvir, açıklama,anlama , anlamlandırma ve yönlendirme boyutları ile bir bütün olarak incelenmesi, Türkiye’de hissedilen stratejij teorik eksikliğin giderilmesini ve alternatif bakış açılarının ortaya konulabilmesini sağlayacaktır.”Davutoğlu “Stratejik Derinlik” kitabını yukarda özetlenmiş girişten sonra üç kısıma ayırır ; Birinci kısımda; Kavramsal ve tarihi çerçeveyiİkinci Kısımda;Teorik Çerçeve kademeli strateji ve havza politikalarınıÜçüncü Kısımda ;Uygulama Alanları ; Stratejik Araçlar ve Bölgesel Politikaları ele alır.Yazarın  Güç Parametreleri ve  Stratejik Planlama olarak ele aldığı temel sorun gücün tanımıdr.Siyasal tarih içerisinde düşünürlerin siyasi gücün eksen değişimini sağlayan dinamik unsurları tesbit etmeye çalıştıklarını belirtir.Ama bu düşünürlerin gücü nasıl tanımladıkları , nasıl ele aldıkları belirtilmez.Siyasi güç ekseninin üretim ilişkileri temelinde ele alınmadığı için güç parametresinin siyasi iktidarın eline tesadüfen geçmiş gibi görülür.Antika tarihin medeniyetler arası güç ilişkisi iktidar ilişkisi atlanılmıştır.Moder toplumun ulus – devletle ortaya çıktığı kabullenilirken sosyal sınıf ilişkileri görmezlikten gelinerek modern toplumun güç ilişkisinin temeli ulus- devlet yapısına dayandırılır.Güç denklemi ve unsurları ele alınırken bir formülasyona gidilir.Bir ülkenin uluslararası ilişkilerdeki göreceli ağırlığı ve gücünü : sabit verilerinin, potansiyel verilerle, stratejik zihniyetle , stratejik planlamayla  ve siyasi iradeyle çarpımına eşitler.Sabit verilerden anlaşılan: tarih + coğrafya + nüfus+kültürPotansiyel verilerden anlaşılan: ekonomik kapasite+ teknolojik kapasite+askeri kapasitedir.  Yazara göre sabit verilerin kısa ve orta vadede ülkelerin kendi iradeleriyle değiştiremeyeceği unsurlardır. Ancak, ülkelerin güç denklemimdeki ağırlıkların değişmez olduğu anlamını çıkarmıyor , aksine uluslararası konjoktürün değişmesi sabir unsurların ülkelerin güç dengesindeki özgül ağırlıklarını da değişime uğratıyor.Yazar Coğrafyayı sabit bir veri olarak değerlendirirken coğrafyanın kendi içindeki derimlemesine değişimlere dikkat çekmiyor; örneğin Türkiyenin yüzyıl önceki coğrafyası ile bugün arasında ciddi değişimler yaşanmakta, onyıl içinde bile göller kuruyor, yeni bir baraj kuruluyor, coğrafi veri değişiyor. Otuz yıl önceki Tuz Gölü’nün stratejik önemi ile bugünkü önemi arasında ciddi farklılıklar var, GAP ise daha farklı bir örnek oluşturuyor.Diğer yandan da Coğrafyayı ulus – devlet sınırları içerisinden çıkartılarak “merkezi alan, sınır, hat, kuşak, havza, etkileşim bölgesi gibi kavramların bir iç bütünlük içinde anlamlandırılmaları her bir ülkenin strateji ve dış politika yapım sürecini anlamak bakımından da büyük önem taşımaktadır.”  Tesbitini yapıyor.Potansiyel verilerden anladığı ekonomik kapasite, teknolojik kapasite ve askeri kapasitenin kısa vadede ve uzun vadede değişebilir olduğunu ve ülke potansiyelini kullanım kapasitesini yansıtan unsurlar olarak görür. Ama ülkedeki ekonomik gelişmenin tarihi, teknolojij ile ekonomik gelişim bağlantısı, ekonominin sosyal yapı üzerindeki etkisi, uluslararası ekonomik çıkar ilişkiler ağı yazarın ilgi alanı dışında kalır. Askeri potansiyeli ise uluslararası çıkar bağlarından dünya hegomanyasından bağımsızlaştırır. Sermaye hareketleri ile jeopolitika arasındaki ilişkiler kuvvetle anılmaz. Bir ülkenin ekonomik güç parametrelerinin stratejik önemini kavrayarak bağımsız bir strateji izleyememesindeki siyasi iradesizlik üzerinde durulmaz. Bunun yanısıra uluslararsı hegomonik bir güç olmanın gereğini ekonomi, askeri yapı ve diplomasiye bağlar. Uluslararası hegomanyanın başkalarını sömürmeden ve zulmetmeden kurulamayacağını görmezlikten gelir. Uluslararası diplomasinin, uluslararası stratejinin ana unsurlarının ekonomik çıkar alanları üzerine kurulduğunu belirtirken ekonominin çarklarının kimlerin çıkarına kimlerin aleyhine döndüğünü ortaya koyamaz.Uluslararası finans rekabetini Euro / Dolar rekabetine indirgeyerek Amerika ve  Avrupanın dünya hegomanyası savaşını perdeler. Jeopolitik rekabette teknolojik üstünlüğün kalıcılığını askeri ittifakların ise geçiciliğini ortaya koyarak şu sonuca ulaşır. Uluslararası jeoepolitik rekabet ülkeler ve güçler arasında karşılıklı bağımlılık yaratmaktadır. Küresel stratejiler ( finansal, teknolojik, askeri, diplomasi) ile ulusal stretejileri karşı karşıya getirmektedir. Ulusal stratejiler bölgesel veya küresel bir güç olabilmek için kendilerine bir  stratejik dayanak oluşturmaktadır. Teknolojik üsütnlük gibi, askeri üstünlük gibi, finansal üstünlük gibi.Bir toplumun stratejik zihniyeti, içindeki kültürel, psikolojik, dini ve sosyal değer dünyasını da barındıran tarihi birikim ile bu birikimin oluşturduğu ve yansıdığı coğrafya hayat alanının ortak ürünü olan bir bilincin, o toplumun dünya üzerindeki yerine bakış tarzının belirlemesinin ürünüdür.”  Yazara göre coğrafik mekan üzerindeki tarihi tecrübelerini eksen edinen zaman algılaması milletin yönelişlerini ve dış politika yapısını etkileyen zihniyet alt yapısını oluşturur. Milleti istikrarlı bir tarih sürecinin ürünüdür, milletin kimlik bilinci geçici siyasi dalgalanmaların ötesinde bir süreklilik arzeder. Tezinden şu sonuçlara varır milletlerin stratejik zihniyetleri değişmemiştir yönetim şekilleri farklı da olsa birbirinin devamıdır. Örneğin Alman stratejik zihniyeti, Roma – Germen İmparatorluğunun köklerine dayanır, Ortodoks Rus Çarlığı ile ateist Sovyetlerin stratejik öncelikleri arasında paralellik vardır.Kendi tarihimize baktığımızda ise Yazara göre;  Göçer Türkmenlerin kurduğu küçük bir beylikten antik yerel medeniyet havzalarının tümümüne yayılmayı başarmış insanlık tarihinin en renkli, karmaşık siyasi yapılarından biri haline dönüşen Osmanlı devletini kuran ana unsur da böyle bir stratejik zihniyetin ürünüdür. Bu stratejik zihniyetin altyapısını dokuyan ise zaman ve mekân bilincidir. Hem Osmanlı Devletinin çözülme sürecinde hemde Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana uluslararası problemlerde bir gerilim alanı ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni stratejik bilincin sürekliliğini yitirmiş olduğumuzdan günün cari güç dengeleri arasındak konumumuz uluslararası problemlerinin ağırlığında ezilmemize yol açmaktadır. Bu psikolojik bir gerilim yaratmakta ve kimliğimizi yıpratmaktadır.”Bu nedenle Osmanlı-Türk stratejik bilincinin ana unsurlarının süreklilik ve değişim yönleriyle yeniden tartışılması yüzleşmemiz gereken en önemli meselelerden birisidir.”  Yazar burada Osmanlı Misyonundan bir Türkiye Vizyonu yaratmaya çalışırken Stratejik zihniyeti sabit veriler tarafından belirlendiğini belirtir. Yani Tarih, insan, coğrafya, nüfus ve kültür tarafından stratejik zihniyetin biçimi belirlenir. Stratejik zihniyetin özü ise potansiyel verilerle (ekonomik, teknolojik, askeri kapasite) akılcı bir kurguya oturtulan stratejik planlama ile elle tutulur ve algılanabilir hale gelir. Yazarın gücü şöyle fomüle etmişti: Güç =  (Sabit veriler + Potansiyel Veriler) X ( Stratejik zihniyet x Stratejik Planlama x Siyasisi İrade) Sabit veriler= tarih+coğrafya+nüfus+kültürPotansiyel Veriler = ekonomik kapasite+ teknolojik kapasite+askeri kapasiteStratejik zihniyet ve stratejik planlama kavramlarını ortay koyduktan sonra diyor ki “bir ülkenin güç denklemindeki ağırlığı, sabit ve değişken verilerinin stratejik planlama ve siyasi irade çarpanları ile belirlenmesi sonucu ortaya çıkar.”İyi bir stratejik planlama yaparsan ve siyasi irade oluşturursan tarih,coğrafya,nüfus, kültür, ekonomik kapasite,teknolojik kapasite ve askeri kapasiteni potansiyelinin üzerine çıkarabilirsin.Tabiki tersi de mümkündür.Güçlü bir ülkenin daha düşük seviyelerde bir güç denklemine sahip olması da mümkündür.Burada yazar bir ülkenin en temel stratejik gücünün insan gücü olduğu sonucuna varır.”Sabit stratejik unsurlar olan coğrafya ve tarihi değiştirmek mümkün değildir; ancak kaliteli insan unsuru bu coğrafya ve tarihe yeni ufuk açıcı anlamlar kazandırabilir. Kalitesiz insan unsuru ise tarih ve coğrafya unsurlarını ülkenin zaafları haline dönüştürür.” Kaliteli ve kalitesiz insan tanımından siyasi iradeyi kullanan insanların kalitesi mi kasdediliyor bilemiyorum. Yok eğer ülkenin insan varlığından bahsediliyorsa doğru bir tanım olarak yerine oturmuyor. İnsanın gelişmişliğive insanın donanımı kastediliyor olsa gerek.Yazar güç denkleminin en önemli parametresinin savunma sanayi olduğunu belirtir. Bu anlamda yukardaki güç formülüne bağlayarak ülkenin savunma sanayinin temelde değişken verilerin ürünü olmakla beraber güç formülünün bütün unsurlarının etkileşim alanında ortaya çıktığı sonucuna varır. Sabit veri olarak Tarih – coğrafya savunma yapılanmalarına doğrudan etkide bulunmaktadır, kısa dönemde hemen değişmeyen nüfus da savunma yapılanmasını ve sanayi oluşumunu etkileyen faktörler arasındadır. Bu sabit verilerin çok yönlü etkisine rağmen savunma sanayini doğrudan belirleyen ana unsurlar ekonomik, teknolojik ve askeri kapasiteden oluşan değişken verilerle bağlandırılmaktadır.Türkiye’nin güç parametreleri neledir ve savunma yapılanması nasıl olmalıdır? Sorusu şöyle yanıtlanır;“Türkiye’nin kendini diğer ülkelerden ayıran önemli unsurları göz önünde bulunduran bir savunma yapılanması göstermesi gerektiği açıktır. Bu savunma yapılanmasındaki tarihi faktörler, Türkiye’nin cari uluslararsı sınırların konjoktürel etkisinin ötesinde bir savunma stratejisi geliştirme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmaktadır. Osmanlı Devleti’nin tarihi ve jeopolitik zemininde doğmuş bulunan ve o mirası devralan Türkiye’nin savunmasını sadece sahipolduğu sınırlar içinde düşünmesi ve planlaması imkânsızıdır.”Yazarın formülleştirdiği güç denklemindeki sabit verilerin sağladığı olağanüstü imkânlar; tarih, coğrafya, nüfus gibi imkânlar aynı zamanda savunma yapılanmasında önemli risklerde barındıran unsurlara dönüşebilir. Bu riskleri asgariye indirebilmek için yazarın önerisi; “Bu riski asgariye indirerek, imkânların oluşturduğu potansiyeli harakete geçirebilmek, tarih, coğrafya ve nüfustan oluşan sabit verileri, tarım, sanayi yapılanması, ulaşım, doğal kaynaklar gibi ekonomik kapasite unsurları ile teknolojik kapasiteyi buluşturan bir STRATEJİK PLANLAMA ile mümkündür.”   “Dış politika yapımında önemli sapmalara yol açan statik yorumlamalar ve gecikme de aslında sabit ve değişken unsurların koordineli bir şekilde uzun dönemli bir stratejik bütünlük içinde ele alınmamış olmasının bir sonucudur. Bu da bizi stratejik planlama ve siyasi irade yetersizliği problemleriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Toplumun siyasi, ekonomik ve zihinsel birikimini harmanlayan yeni bir stratejik planlama yapılması ve savunma sanayiinin bu çeçeve içinde, sabit güç unsurlarının dinemik bir yorumuna tabi tutacak ve değişken güç potansiyellerini harekete geçirecek şekilde yeniden yorumlanması temel hareket noktası olmalıdır. Ahmet Davutoğlu 1 Mayıs 2009 tarihinden itibaren Türkiye’nin Dışişleri Bakanıdır, teorideki çizgisini pratiğe nasıl dönüştürebileceğini izleyeceğiz. Dünyanın güç merkezlerine endeksli politikalar yerine ülkenin kendi potansiyeline, özgücüne dayalı politikalar yaratıp yaratamayacağını izleyeceğiz.Gelişecek işbirliği ve güçbirliği arayışlarının karşılıklı bağımlılığımızı artırıp artırmayacağını , karşılıklı çıkarların gözetilip gözetilmediğini izleyeceğiz.Bölgesel dayanışmanın bölge halklarına daha fazla yoksulluk mu daha fazla kalkınmışlık mı  sağlayacağını izleyeceğiz.Siyasi iradenin Bölge Halklarının kültürel zenginliklerini kaynaştıran,kardeşlik temelinde  güvenli bir coğrafyanın oluşumuna katkı sağlayıp sağlayamacağını hep birlikte izleyeceğiz.DEVAM EDECEK……  

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: DAVUTOGLU'NUN STRATEJIK DER1NLIGI ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right