left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow RESİTAL
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
RESİTAL Yazdır E-posta
Yazar Fazıl SAY   
Thursday, 30 April 2009

 Sabah kalkarsın

Hava Alanı'na gidersin

"Check-in" ve "Pasaport Kontrolü"nden geçip, telaşlı bir "airport-cafe" de hızlı bir kahve içersin Uçağa binersin

Bir kaç saat sonra indiğinde başka dilin konuşulduğu bir ülkede, başka bir iklimde, yine pasaport kontrolünden geçersin.

Bavulunu beklersin

Sonra arabayla otele geçersin

Öğlen yemeğini yalnız yer, bir iki saat kafa dinlersin

 

Akşamüstü 5 gibi Konser Salonuna geçersin

Hiç bilmediğin bir piyanoya 1-2 saat içinde alışmaya çalışırsın

Orada iki insan vardır

Akortçu ve ışıkçı..

Tanımadığın adamlardır

Onlarla genelde,"merhaba nasılsınız?" gibisinden 5-6 kelime konuşulur

Bu zaten o gün konuşulan ilk kelimelerdir


Saat 7 ile 8 arası kulis odasında meditatif bir "içine dalma"ya geçersin,

konsantre olmaya...

Saat tam 8 de (daha doğrusu o hep sekizi üç geçedir, beş geçedir) sen karanlık "backstage" de hazırsındır

salonda da seni dinleyecek olan 2500 kişi sessiz ve hazırdır ışıklar kısıldığında,

Yürümeye başlarsın, piyanoya doğru.

O konser senin, sana vereceğin bir konserdir, bir iç hesaplaşmadır, yapmak istediklerin, yapabileceklerin,

o gün o şartlarda yapabileceğin şeylerdir.

Uzun ve saygıyla selam verirken,

son 7 yıldır kendine seslendiğin gibi, bir dua okur gibi seslenirsin "konser saygını" kendine;


Saygıyla eğil

Uzun uzun saygıyla

Sevgiyle,

içtenlikle...

Bu güzel insanlara iç sesini sunmaya geldin.

Onlar da dinlemeye geldi..

İçine çek onları.. En derininden hissedecek kadar içine çek.

İyiyi hisset..


Ve

Başlar konser


Çalan sensin, dinleyen sensin, değerlendiren sensin, eleştiren sensindir


Müzik her şeydir

İnsan da ilhamdır!


Orda ön sırada oturan 7 yaşındaki papyonlu bir oğlan çocuğu ,

seni ateşlemiştir

Müzik ona hitap etmelidir,

o eğlenmelidir o sırada çalan Mozart ile,

o velet anlamalıdır müziğin dilini

Evrendeki tek ortak dili.

Haz duymalıdır,

dikkatini çekmelisindir onun,

anlaması, haz duyabilmesi için,


yahut

yukarı balkonda oturan genç kadın


yahut 4.sırada dikkatle dinleyen o yaşlı dede

kim bilir ne anılara dalmaktadır hayatının bu son yıllarında Mozart'ın seslerini dinlerken???

1942deki ilk aşk?

1955de Annesini yitirişi?

1963 deki düğünü?

Bir tatil kasabasında başka bir kadına platonik bir biçimde aşık olması?

1996da eşini kaybetmesi?


O anılara sen de katılmalısındır, Mozart eşliğinde...


Ludwig van Beethoven'dan "yaşam mücadelesi" dolu bir sonat gelir ardından belki...

Belki o gün Prokofief'in "savaş sonatı "vardır programda,

ve sen, ne yapıp edip 2. Dünya Savaşı trajedisine dalmalısındır o müzik eşliğinde..

Ya da Liszt'in Si minör sonatı vardır programda;

Faust ile Mephistopheles arasında

önünde koca bir Orkestra,

gerçek piyanonun çok ötesinde, bir Wagner Operası hayal alemine dalmalısındır...

İnsan içini dinlemelidir her ne çalarsa çalsın.

İç zengindir...

Trombonların öfkeli emirleri, trompetlerin dramatik sinyalleri,geniş bir yaylı sazlar topluluğun sessiz ve hazin tınısı kaplar ortalığı...

Hepsi tek gerçektir, piyano sesinin yok olduğu bu orkestrada...


Kendi memleketinden bir tutam toprak gibi gelir "Aşık Veysel anısına Kara toprak" o konserin sonlarında..

Bir "nostalji" gibidir o ,

neredeysen o an..

"Ses yollamacadır"

Anadolu’ya..Uzaklardan...

 

Konser bitiminde (güzelse her şey) uzun uzun ayakta alkışlanılırsın

o anlar artık daha çok kendinle konuştuğun anlardır

"Bu seyirciye şöyle bir bis parçası çalarsam hoşlanacaklar herhalde" gibi bir neşe sarar, aklından geçirirsin "ne çalsam iyi gider?" diye...

Bir egodur o,

bir zafer sarhoşluğudur

"Hak edilmemiş" değildir ama

Yürüyüşler selam verişler daha bir enerji doludur

daha bir atiktir

Kazanılmış olan motivasyonun etkisiyle, çalış da daha hür ve özgürdür artık bu konserin sonlarında...


Konserden sonra CD imzalarsın tebrikleri kabul edersin


ve hemen ardından sen ve 2500 kişiden arda kalan yine salt sensindir,

yalnızlığındır.


O akşam ağzından çıkmış olan kelime sayısı 20-30 olmuştur belki; danke, thanks, merci, grazie, arigato, sağolun, vs,

bir dilde teşekkür etmişindir kutlayanlara, tek kelime ile...


Ertesi sabah bu konser ile ilgili çıkan övgü dolu yazıların çıktığı gazetelerin ,

henüz bayilere ulaşmadığı bir tan vakti,

sen yine havaalanındasındır

2500 insanın her biri geride kalmıştır

Onların dostlarına anlattıklarıyla, vesairesiyle; her şey sensiz gelişecektir

Sen o şehirdeki bir cafe'de bir bar'da oturup o insanların hiç biriyle tanışamayacaksındır..

Çaldığın konserini tartışamayacaksındır!!!

Sen havaalanında o sırada soğuk su ile Tıraş oluyorsundur, saçını tarıyorsundur

Ve şunun çok benzeri bir başka gün seni beklemektedir


Metin Altıok'un Bingöl'deyken yazdığı serzeniş şiiri gibi;


Ay dokundu omzuma irkildim

Göğün puslu balkonunda

Birdenbire insanları özledim.


...

Ve 20-25 gün sonra

Bir gece karanlığında ayrılmış olduğun evine

geri döndüğünde (100.000 insana müzik dinletmiş olarak)

için yorgundur ama mutludur aslında

(100.000 insanın hiçbirinin adını bilmiyorsundur

ama o enerjiyi biliyorsundur evrene insanların yaydığı

iyi olan enerjiyi)

Evde geri kalan; kızın ve sensindir

tek gerçek olan geri kalan...

Ve en yakınlarındır

dostlarındır...


Fazıl SAY

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Muzik benim de dunyam... Bu nedenle bir muzisyenin dunyasini anlamak ve hissetmek icin guzel bir yazi... Bazen siyasetin gurultulu trafiginden siyrilip kaldirima cikmak; sanatla bakmak... Guzel olur... Saygilar.
Gönderen Suna on Friday, 01 May 2009 at 1:15


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: RESİTAL ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right