left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ahmet R. Elçi arrow Az Sonradan Polyanna'ya Devam
Tuesday, 22 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Az Sonradan Polyanna'ya Devam Yazdır E-posta
Yazar Ahmet R. Elçi   
Friday, 23 December 2005

Az sonranın şimdiki zamanı. Televizyon programı yapıyor olsaydım bu “AZ SONRA” ları 1,5 saat sündürebilirdim ama bu sadece yazı ve benim heyecanım içime sığmıyor artık. Kitapçıda şöyle bir reklam afişine rastlıyorum “Semra hanımın kitabı çok yakında raflarda olacak” zira kendisi şu sıralarda bir tiyatro oyununda oynamakta. İşte Türk kadının dirayeti, ayakta durma çabası, üretkenliği, azmi ve yaşamda kendini ifade etme biçimi. Çok değil bundan 2 ay önce oğlunu şehit verdiğini söyleyen acılı bir ana o günden bu güne onlarca televizyon programına konuk olmuş, acısını anlatmış, yetinmemiş kitap yazmış, tiyatro sahnesinde boy göstermiş. Medya bir sanatçı yarattı hem de düne kadar kimsenin bilmediği bir cevheri buldu parlattı ve şimdi necip Türk halkına armağan ediyor. Doğrusu da bu değil mi?

Cumartesi anneleri örnek alsınlar Semra hanımı. Öyle Galatasaray Lisesinin önünde eylem yapmakla, kayıp çocukları için İ.H.M ne başvurmakla, devletin resmi ve kolluklu güçleriyle çatışmakla olmuyor bu işler. Otursun kitap yazsınlar, sahneye, televizyona, tiyatro sahnelerine, bilumum kuş lakaplı şarkıcılarla turneye kadınlar matinesine çıksınlar işte o zaman feryadınızı duyurabilir meşrulaştırabilirler. Demek ki ağlayıp sızlanmak, eylem yapmak yerine bir kamera bulup en mahreminize kadar her şeyi açıklayacaksınız, magazin programlarında kendinizi göstereceksiniz o zaman o çocuklar kayıp olmaktan çıkıp bulunacaklar, bulunmuyorlarsa da şehit mertebesine yükselecekler. Bu kadar basit.

Kitapçının içinde gençler kitap almak için dolaşıyorlar. Eskisi gibi öyle raflara dalmak, kitaplarla haşır neşir olmak tarihe karışmış çünkü her kitapçıda en çok satanlar listesi (ki bu listeler her hafta 1 YTL.lik haftalık dergilerde ve televizyon programlarında da yapılmakta) var. Bu da büyük bir kolaylık kitap okuyanlara. Yaygın olan şu mantık da doğrulanmış olmakta hangi kitap daha fazla satıyorsa o kitap iyi kitaptır. Bunu diğer alanlara da yamak mümkün. Ya da yazarı yakın zamanda ölmüşse o kitaplarda değerlidir çünkü gerçek sanatçının değeri öldükten sonra ortaya çıkar yaşarken yaptıkları beyhudedir. En satanlar yani iyi yazarlar sınıfına girebilecek Türk yazarlardan bazılarına örnek verirsek Ahmet Atlan, Tuna Kiremitçi, İclal Aydın ve tabi ki tez zaman kadar da Semra hanım. İşte bizler edebiyatçılarımıza öylesine sahip çıkarız ki bir anda onları bestseller yapabiliriz. Onlar bizlere sevgiyi, aşkı, yaşamı, ihaneti, sevmeyi çok kolay yoldan beynimizi zorlamadan, aklımıza sorular takılmadan anlatırlar ve öğretirler. Bunu yapmayanlar da mahkeme önlerinde yumurtaya, linçe ve küfüre maruz kalırlar. Örneğin Türkiye’de solun gerçek yüzünü bize gösterip, o bir zamanların sözüm ona Devrim İdolleri olan gençlerin aslında ne olduklarını kaleme aldıktan ve bizleri aydınlattıktan sonra sırf bizler için Amerika’lara gidip televizyonda bir dizide oynayacak olan aktör ve aktristle röportaj yapan büyük gazetenin büyük genel yayın yönetmenine ve de bu gazetecilik olayına Nobel Barış ödülü verilmeyecek te ne yapılacak?

Cefamı yüklenmiş sefamı süreceğim günlerin hayaliyle tam bir post modern jungle’ı andıran İstiklal Caddesinden Taksim’e doğru yürüyorum. Kazı çalışmaları yağmura çamura aldırış etmeden devam etmekte olması gerek ama herhalde bu yağmurda çalıştırmak zorbalık olur mantığıyla işçiler izinli. Bir yer hariç her yer kazılı ve çamur batağı; kaldırım taşları sökülmüş, yeni döşenecek taşlar ve bu işi yapacak araçlar, alet edevatlar koca caddenin her yanına saçılmış yürümek nerdeyse imkansız ama imdada SARAY MUHALLEBİCİSİ yetişiyor. Oranın önü tertemiz, çalışması bitmiş, dükkana giriş çıkışta sorun yok yani soluk almak isteyen, yağmurdan çamurdan kaçan için tam bir sığınma yeri üstelik hem dinlen bir şeyler iç hem de karnını doyur. Tabi buranın sahibinin Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş olması gerçekten bir tesadüf demek ki sadece belediye hizmetlerini değil kendi özel hizmetini de halka vermek için büyük özveriyle çalışıyor başkan. Meydana az kaldı gözüme sinema afişleri takılıyor. Seda Sayan, Petek Dinçöz, Kibariye gibi deneyim sahibi oyuncularla dolu filmler yakında vizyona girecek. Türk sinemasındaki ilerleme atılım mutluluğumu katmer katmer arttırıyor.

Akşam haberleri evdeyim artık. Yine kahve ve sigara yine haber yok. Bilumum belgesel ve komedi içeren haberler mevcut ekranda bugün de bir şey olmamış ülkeme. Ekranlarda şenlik havası yine yarışma mevsimi başlıyor bu kez soruyorlar “Dans eder miyiz” diye. Etmez olur muyuz bu ülkede Nuruyev’i Kuğu Gölünü, Pina Baush’u bilmeyen mi var? Baleye, modern dansa, salon danslarına bizim kadar ilgi gösteren hatta bunun eğitimini orta eğitimden itibaren okullarında veren kaç ülke var Avrupa coğrafyasında? Bu yarışmalara çoğu yarışmacı oryantal dansla katılıyor elemelere buraya kadar enteresan bir durum yok ama bu dansı yapanların çoğunluğu erkek yarışmacı ve yine bir çoğunun cinsel kimliğini reddetmesi ve gizlemesi düşündürücü? Ailelerinden ve çevrelerinden korktukları için bunu yaptıklarını iddia ediyorlar. Yani bu kadar özgür, baskı altında olmayan, insanları cinsel kimlikleri ve tercihlerine göre yargılamayan bir toplumda bu gizlilik niye? Kanal değiştirmeye devam ediliyor sigara sigaraya ekleniyor kahve içilmeden soğuyor. 32. gün programı Hülya Avşar’ı programa konuk etmiş kadından sorumlu devlet bakanımızla canlı yayında kadın sorunları konuşuluyor. Bu arada bütün güzide mankenlerimiz eski sevgililerinden dayak yediklerini bir bir açıklıyorlar. Dedim ya bu 8 Mart çok kalabalık olacak çok. Bunların hiçbiri reklam malzemesi değil adınlar bastırılmış duygularını, travmalarını su yüzüne çıkarıyorlar ki diğer kadınlara örnek olsun. Bir daha kimsenin başına gelmesin bu üzücü olaylar.

Gece bitmek üzere mutluluktan bedenim bitap düşmekte. Gözümün önünden firardaki magazin programları, televoleler, Pazar, harika keyifler, eğitim ve sanat dolu halkın bunları istediği diziler, talk Showlar, kadın programları, maç eleştirmenleri resm-i geçit halinde geçiyorlar. Her şey güzel her şey yolunda ülkemde. Amerika’da toplam 28.000 pamuk işçisi varmış ve bir işçinin yıllık geliri 140.000 dolarmış. Gelsinler bizim ülkemize de görsünler güneyde kaç kişi çalışıyor ve ne kadar alıyorlar? Zavallılar hepi topu 28.000 pamuk işçileri var koca ülkede bir de süper güç olacaklar. Benim ülkemde açlık sınırında gezen insan sayısı milyon civarında ama sapasağlam ayakta herkes ve o kadar para almadan ülkeleri için çalışıyorlar. Uyku zamanı geldi ninniler tarih oldu, kliplerle uyuyoruz.zorlanmıyoruz uyumak için eskiden dedeler nineler masallar okurlardı. Şimdi o kadar çok kişi var ki masal okuyacak uyutacak. Kahramanlarımız var artık bizim kimseden geri kalır yanımız yok. Kahramanlara ihtiyaç duyan toplumlar ASLA ÖZGÜR OLAMAZLAR. Ben ne dedim ya? Allah televizyon kapanmış özür dilerim uyku başıma vurmuş. Tamam yatıyorum iyi uykular herkese. İyi uykular sevgili ülkem. İyi uykuuuuuuuuuuuu………

 
< Önceki

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Az Sonradan Polyanna'ya Devam ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right