|
18/07/2005 Tarihinde yazdığım “E. GENERAL ARMAĞAN KULOĞLU SORUNU ÇARPITIYOR!” başlıklı yazımın altına 27/07/2005 tarihinde yorum gönderen gerçek ismini yayınlamaktan bile çekinen “millici” takma adlı kişiye yanıtımdır. Benim Yeniyol’da niçin yazdığımı senin kafa yapın almaz! Çünkü sen para nedir, emek nedir, artı değer nedir; finans kapital, kapitalizm, sosyalizm, komünizm, emperyalizm nedir; tarih, hukuk ve felsefe nedir, bilir misin? Bunları bilseydin zaten millici olmazdın. Biz yurtseveriz. Yurtseverler, doğduğu ülkenin taşını toprağını seven ve insanlarına yakınlık duyan yurttaşlardır. Milliciler ise kendi milletinin diğer milletlerden çok üstün olduklarına inanırlar ve Hitler Almanya’sı örneğinde olduğu gibi diğer milletler üzerinde baskı kurmaya çalışırlar. Dünyada en kolay yapılan iki davranış biçimi vardır: birincisi, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak; diğeri de millici (Milliyetçi) olmaktır. “Ben milliyetçiyim” dersin, hemen milliyetçi olursun. Bunun için hiçbir araştırmaya, yüzlerce kitap okumaya gerek yoktur. Ama “ben solcuyum” demekle solcu olunmuyor. Bunun için dağarcığı yüklü olmak gerekir. Bu da çok kitap okumakla, yurt ve dünya sorunlarını yakından ve dikkatle izlemekle olur. Ayrıca dünyanın herhangi bir köşesinde bir insana ya da topluma yapılan bir haksızlığa karşı duyarlı olacak bir kafa yapısına da sahip olmak gerekiyor. Bu sorunların çözümü için kendisi ve çevresindeki insanlarla tartışarak bir yol bulmaya çalışır. Kısacası, insan olmanın gereklerini yerine getirir. İnsanlığın iki bin yıllık geçmişini incelemeyen insan, günübirlik yaşayan insandır. Toplum yaşamında hiçbir değeri yoktur. Milliciler, yoksul ya da dar gelirli ailelerden gelmektedirler. Kitap okumadıkları için, sermaye sınıfının yoksul halk kesimini nasıl ve hangi yöntem kullanarak sömürdüğünü; emperyalizmin ülkedeki ulusalcı ve emperyalizm karşıtı güçleri zayıflatmak için nasıl “böl / yönet” yöntemini kullandıklarını bilemezler. Emperyalizm, bu yöntemi ülkedeki yerli işbirlikçileri ile türlü biçimlerde dayanışarak uygular. Devrimci Gençlik “Kahrolsun ABD emperyalizmi, Bağımsız Türkiye!” diye slogan atarken, şimdi ABD karşıtı görüntüsünde olan ülkücüler, o dönemde “Kahrolsun Komünistler!” diyerek Yurtsever Devrimcilere saldırıyorlardı. Günaydın beyler! THY’nin Almanya’daki bir bürosunda görevli ve ülkücü örgütlerde etkin bir arkadaşa şöyle bir soru sormuştum: “1980 Öncesinde bir duvarda ülkücülerin bir sloganını görmüştüm ‘Dökülen kan,verilen can bizim, yıkılsın liberal kapitalizm.’ Bu slogana göre sizin kapitalizme karşı olduğunuz anlaşılıyor. Eğer siz iktidara gelirseniz hangi ekonomik düzeni uygulayacaksınız?” Şöyle yanıt verdi: “Kapitalizme karşıyız. Biz toplumcu ekonomi uygulayacağız, yani toplumcuyuz.” Argoda bir söz vardır: “Buyur buradan yak!” Üst düzey görevli bu ülkücü arkadaşımız, toplumculuğun sosyalizmin Türkçe’si olduğunun ayırdında değil, ama sosyalizme karşı olduğunu da vurgulamaktan geri kalmıyor. Garibim, Ezan, Kuran, Bayrak ; Vatan, Millet, Sakarya diye haykırmaktan olanak bulup ta kitap okuyamamış ki… Faşizm, sermaye sınıfının vurucu gücüdür. İlk kez “Heil Hitler!” diyen adam ünlü Alman sanayici Krupp’tur. Bu cani, savaşın başlaması ve uzun sürmesi için büyük çaba harcamıştır. Savaş başlarsa ve ne kadar uzun sürerse, o kadar çok araç, gereç ve silah satacaktır. Milyonlarca insan ölecekmiş önemli mi? Önemli olan sermayenin çok çok paralar kazanmasıdır. Bu arada, Krupp’ un Nurmberg ’deki mahkemede 12 yıla mahküm olduğunu da belirteyim. Bayrağımızın ülke toprakları üzerinde özgürce dalgalanması , ancak ulusal kaynakların halk tarafından yönetimi ve denetimiyle gerçekleşir. Öyle, bozkurt işareti yaparak, asker gönderme törenleri düzenleyerek ve Genel Başkan karşılayarak emperyalizmle savaşım verilmez. Emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri iyi tanımak gerekir. Büyük Atatürk, gençlikteki saf ve temiz duyguyu, ataklığı gördüğü için cumhuriyetin bekçiliği görevini gençliğe vermiştir. Bunun gereğini yerine getirmek için de gençliğin bölünmeden birlikte hareket etmesi gerekir. Bunun ilk aşaması, karşıt görüşlü kesimlerinin demokratik bir tabanda özgürce tartışarak bir orta yol bulması olmalıdır.Bundan sonrası ise, halkla gençlik kesiminin bütünleşmesidir. Bu bütünleşme, halkımızı iç ve dış sömürüye, geriliğe, gericiliğe ve faşizme karşı koruyacak; ülkemiz gerçekten demokrat, bağımsız, özgür, mutlu ve ulusal gelirin hakça paylaşıldığı bir ülke olacaktır. Bu olayın gerçekleşmesini kendilerini ‘padişah’ sanan siyasilerden beklemiyoruz. Bu umudu, ülkenin aydınlık isteyen onurlu yurttaşları gerçekleştirecektir! Bu böyle biline! |