|
Belli sayı ve koşullarda yan yana gelen insanlar, ortak şahsi niyetleri doğrultusunda programlar oluşturabilir, bir siyasi parti kurulabilirler. Ancak bu partinin toplum hayatında söz sahibi olabilmesi, dahası iktidara gelebilmesi, tarihi ve toplumsal karşılığını bulmasıyla mümkündür. Sosyolojik karşılığı olmayan siyasi hareketler, birer “hobi kulübü” olmaktan öteye gidemezler. CHP Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde tarihi ve toplumsal karşılığı olan, “sosyolojik durum” partisiydi. Ancak 1950’lerden itibaren, hızla ABD merkezli Batı Kapitalizmi’ne eklemlenmeye çalışan ülkemizde, bu süreci yürütmeyi gönüllü olarak üstlenen sağ siyaset temsilcileriyle CHP arasında tuhaf bir çelişki oluştu. Çünkü yerel toplumsal karşılığın dışında, bir de adına “dış dinamik” denen bir unsur, içerde iktidar olmak açısından belirleyici rol oynamaya başlamıştı. İstiklal Harbi’ne yön, Cumhuriyet’in kuruluşuna ruh veren tam bağımsızlıkçı anlayış, anılan süreçle birlikte artık iktidar şansı yakalayamıyordu. Bu durumda devleti, bağımsızlık esasına göre kuran parti, bir daha iktidar şansını nasıl ve hangi kimlikle yakalayacaktı? İşte bu aşamadan itibaren, CHP’nin deneme yanılma yoluyla yaşadığı kimlik macerasını aşağı yukarı biliyoruz.
Ancak görünen o ki, bu süreç henüz bitmedi. CHP sağcı mı, solcu mu? Bağımsızlıkçı mı, yoksa “karşılıklı bağımlılıkçı mı”? Merkez sıfatını bu tanımların başına almak, pratikte bir işe yarıyor mu? Kimlik sorunu yerli malı bir görünümle aşılabilir mi, yoksa batılı bir çizginin yerli uzantısı mı olmak gerekir? İşte bu kendini bulamama sürecinin güncel ifadesi olarak, CHP’nin çarşafa dolanması, haftalardır çeşitli yorumlara neden oldu. Bu yorumlar içinde, belki en fazla dikkat çekeni Devlet Bahçeli’ye ait: “Ilımlı İslam’ın bir de sol ayağı mı oluşturulmak isteniyor.” Türkiye’de bir siyasi partinin, nasıl ABD projesine dönüşebileceğini veya bir ABD projesi içinde nasıl yer alacağını MHP’den iyi kimse bilemez. O nedenle ben bu ifadeyi önemsiyorum. Biz, yani meseleye dışarıdan bakanlar, onlar hakkında düşündüğümüz ve söylediğimiz şeylerde yanılabiliriz. Ama bence, onların birbirleri hakkında söylediklerinin doğru olma ihtimali çok yüksektir. Geçmişte, örneğin Ecevit ve Demirel’li yıllarda, onların birbirleri hakkında söyledikleri, her zaman, bizim onlar hakkındaki öngörülerimizden daha doğru çıkmıştır. Bugün 1980 öncesiyle kıyaslanmasa dahi, memlekette yine onlarca sendika ve bir kaç konfederasyon var. Birkaç yüzbin sendikalı emekçi var, meslek odaları var, henüz Soros’a bulaşmamış kitle örgütleri var. Sosyal demokrat bir partinin doğrudan ulaşması, canlı ilişkiler kurması gereken bu örgütlü çevreler, kaderlerine terkedilmiş bir görünüm sunarken, Baykal çarşaf açılımı yapıyor. Güzel. Aslında bu durum, sadece günümüze özgü sayılmaz. CHP yıllardan beri çalışan kesimlerle, iş arayan kitlelerle hayati bağlar kurmak gibi bir çaba göstermiyor. Sol’da olduğunu iddia eden bu partinin pratiğinde, işçi-emekçi çalışması, toplumsal örgütlenme ve bilinç yapılanması söz konusu değil. Bir de CHP’nin devlet kuran parti iddiasını arada hâlâ yinelemesi hayli eğlenceli geliyor. Kimse de çıkıp sormuyor, “kardeşim senin kurduğun devlet bu devlet mi ki, sen o parti olasın?” Devlet, o devlet olsa kafasına çuval geçirmeye yürek, CHP, o CHP olsa çarşafa rozet takmaya bilek isterdi. İstemez miydi yoksa? Deniz Baykal bir dönem, Şeyh Edebali, Hacı Bektaş gibi isimleri anarak “Anadolu Aydınlanması” tanımıyla, sol düşünceye yerli malı bir hava vermeyi denedi. Yerli malı yaklaşım giderek daha doğru bir içeriğe kavuşabilirdi, ama CHP’nin anılan konudaki ideolojik yaratıcılığı onbeş kelimeyi geçmedi. Çünkü bu, sadece bir propagandaydı. Oysa, propagandadan yaratıcı düşünce çıkmaz. Tarihi ve toplumsal yaratıcılığın kaynağını inanç ve samimiyet oluşturur. Anadolu bilgeliği gibi gerçek bir serveti, üç beş kelimeye indirgeyip gelişigüzel sarfeden, sonra birkaç haftada unutan zihniyet, düşünce tarihimize büyük ayıp etmiştir. CHP’nin, boyundan büyük bir zenginliği pervasızca harcaması, yeterince sorgulanmadı bile. Memleketin ne medyasında, ne de siyasetinde bunu sorgulayacak düzeyde bir aklın ve ahlâkın olmaması ayrı üzüntüdür. Peki şimdi ne oldu? CHP, kendini yerli düşünce tarihinde temellendiren bir sol parti mi, yoksa tarihi temelini Batı Aydınlanması’nda bulan geleneksel sosyal demokrat bir parti mi? Bilinmiyor. Tarihte Batı Aydınlanması, insan aklını dini inançtan ve duygusal etkilerden bağımsız kılma mücadelesi olarak belirmiştir. Bu anlayış “kendi aklına güven” (sapere aude) sloganı üzerinde yükseliyordu. Sol düşünce ve ideolojiler ise, Batı Aydınlanması’nın ve bağımsız aklın kutsandığı zirve noktasını oluşturuyorlar. Bu durumda sol partilerin toplumsal sorunlara yaklaşımda, öteki partilerden daha bilimsel ve akılcı eğilimler sergilemeleri beklenir. Fakat CHP, çarşaf meselesindeki tutumuyla, toplumsal sorunlara “bağımsız akıl” yerine “günlük pragmatizm”le yaklaşmayı esas alan “skolastik sağcı anlayış”ı sergilemiş olmuyor mu? Bu bağlamda parti içi demokrasi meselesi, küresel kapitalizm eleştirisi, vb. konulara değinmek bile gereksiz. Sözde Batı Standartları’na özenen bir ülkede, kendisini sol’da tanımlayan her siyasi hareketin amacı ne olmalıdır? Gerçi Batı’da sosyal demokrasi, işçi aristokrasisini temsil eden bir siyasetti ve küreselleşmeyle birlikte, batılı sos-dem partiler bundan da vazgeçtiler. Doğrudan küresel sermayeye sol-liberal (her ne demekse) bir söylemle eklemlenince, ne işçinin, ne aristokrasisinin önemi kalmadı artık. Pasta daraldıkça, işçiyi kontrol eden aristokrasinin payını da küreselcilere aktarmak gerekti, gerekiyor. Aslında CHP bu durumu önceden sezdi. İşin mi yok, memlekette işçiyi örgütle, sonra onun içinden bir aristokrasi oluştur, onların şımarık taleplerini karşıla, onlar da işçiyi dentim altında tutsunlar falan. Batılı örneklerin yüzelli yılda katettiği mesafe, ooo uzun iş. En iyisi doğrudan sürecin sonuna eklemlenmek. İşçi muhabbetini pas geç, tak çarşafa rozeti, küreselcilerin Türkiye projesinde kestirmeden al yerini. Niye olmasın? ABD Irak’ı yıktı, Afgan dağlarındaki keçileri bile yaktı, peki CHP’den bugüne kadar en ufak bir protesto var mı? Yok. İsrail dur durak bilmemecesine Ortdoğu’yu zulüm ve provakasyon meydanına çeviriyor, CHP’nin en ufak bir eleştirisini duyuyor muyuz? Yok. Kapitalizm milyonlarca insanı kriz manyağı yaptı, CHP’den en ufak bir sermaye eleştirisi var mı? Yok. Peki CHP ne için var, hangi işe yarayacak? Bahçeli’yi Allah mı konuşturuyor ne? |