|
Hayrullah Mahmud - Paşa'lara balans ayarı?!
Date: 28 Feb 2006 13:42:10 +0100 "EKMEK"TEN SONRA ŞİMDİ DE PAŞA'LAR BOZULDU YA DA KUVVET KOMUTANLIĞI'NDAN "GETİR GÖTÜRCÜ"LÜĞE TERFİ EDEN AYAKÇI PAŞA'LAR HANGİ PAŞA'LAR?! Tarih: II. Dünya savaşı sonrası... Yer: İstanbul! Usta yazar Oktay Akbal, bıyıkları yeni terlemeye başladığı bir dönemde yayınlanan yazılarını, kitap yapmaya karar verir. Akbal, seçkilerden oluşan ve 1946 yılında yayınlanan ilk kitabına şu başlığı koyar: "Önce ekmekler bozuldu!" Bu cümle bir dönemin gerçeklerine ayna olmakta, ışık tutmaktadır! Tarih: IV. Dünya Düzenlemesi öncesi... Yer: Ankara! Genç yazar Hayrullah Mahmud, yazdığı bir yazıya, usta kalem Akbal'dan esinlenip şu başlığı atar: "Önce ekmekler, sonra Paşa'lar bozuldu!" 1940'lı yıllardan 2000'lere uzanan çizgide, Türkiye'nin makus talihini yenememesinin ardındaki giz, işte bu iki cümle mesabesinde saklıdır. Her defasında "Mustafa Kemal'in iz'indeyiz" deyip, Türkiye'nin geri kalmasına, tüm kalelerinin düşmanlarca ele geçirilmesine göz yumanlar, hep aynı rotayı takip etmişlerdir.
Nitekim... Başkent Ankara'nın Melih Gökçek gibi durduğu yerde durmayan, hep oynayan "parke taşları" ile uğraşmayı bir kenara bırakıp, ana gazete ile yarışan bölge eki Sabah Ankara'da bugün çok önemli bulduğum, bir manşet haber vardı. "İşte bizim asker!" başlığını taşıyan haberin spotundaysa şu satırlar yer alıyordu: "Şırnak'ta mayına basıp Gazi olan Jandarma Uzman Çavuş Hüseyin Özlük, çıkardığı türkü albümünün gelirini doğudaki çocukların eğitimine bağışladı." İmam cemaat paradoksu bağlamında, İlhami Erdil gibi "Kuvvet Komutanları"na bakıp "Paşa böyle yaparsa, asker ne yapmaz ki" denilebilir! Ama... Örnek vak'ada da görüldüğü gibi "iman"ı sağlam olduktan sonra, Mehmetçik "çürüme"nin önünde "çelik iradesi" ile dim*** durup, üstlerine örnek olabiliyor. Mayına basıp Gazi olan Mehmetçiğimizi bu anlamlı çabasından dolayı kutluyor, bazı emekli Paşa'lara da örnek olmasını diliyorum. KADIN VE TELEVİZYON Ki... Bundan bir süre önce, görevdeki bir komutanla, lojmanının bahçesinde sohbet ediyorduk. TSK'nın zirvelerine sirayet eden çürümeyle ilgili bir sorusu üzerine şu cevabı vermiştim: "Günümüz dünyası 1920'li yılların şartlarından çok farklı. Şimdi hepinizin evinde iki canlı bomba var. Biri sürekli tüketimi pompalayan televizyonlar, diğeri de o televizyonları seyredip sizlerden ölçüsüzce isteklerde bulunan eşleriniz, çocuklarınız. Bu konuda ne kadar hassas olur, nefsinizi terbiye ederseniz, Türkiye de o kadar sağlam olur. Bu sayede hem siz rahat edersiniz hem de bizler!" Konuştuğum o komutan bu sözlerime hak vermişti. Sonrasında medyaya yansıyan Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil ve eşini içine alan yargılama süreci, neticesi acı da olsa, gözlemlerimin ne denli yerinde olduğunu bir kez daha ortaya koymuştu. Erdil Paşa belki eşinin isteklerine en başından "Hayır" diyebilseydi, bugün için yazgısı çok farklı olabilirdi! Zira, bir asker için üzerine giydiği üniformadan daha değerli ne olabilir ki?! Hangi ev, hangi araba, hangi yönetim kurulu üyeliği, hangi saltanat kayığı o "şerefli üniforma"nın yerini tutabilir ki?! Öte yandan... Türk insanı bir çuval pirinç gibidir!.. Bunun bir avucu politikacı ise diğer avucu bürokrat, medya mensubu ve askerdir! Yolsuzluk bataklığını kurutmanın birinci yolu, tertemiz bir ordudan, emekli olsa dahi rütbesini onuruyla taşıyacak, saygın "Paşa duruşu"ndan geçiyor! Ne var ki, TSK'da "Paşa" olmak için yoğun çaba harcayan bazı faniler, maalesefki emekli olduktan sonra aynı çabayı göstermiyorlar. Bu Paşa'lardan kimi mafya patronluğuna özenen, gazetecileri bacaklarından kurşunlatmaktan sabıkalı bir kulüp başkanının "aile fotoğrafı"nın içine girip, arkasında iş tutmakta bir sakınca görmüyor!.. Kimi İstanbul'un baronluğuna soyunan eski bir belediye başkanının olmayan serveti ile inşa ettirdiği üniversitesinde "getir götür" işlerine bakabiliyor!.. Kimi de ihtiyacı olmadığı halde, büyük holdinglerde yönetim kurulu üyesi olup, iş takipçiliği yapmakta, mazisini ayaklar altına almakta bir sakınca görmüyor! O vakit, mevcut tablo karşısında, şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor mu: "Sayın Paşam, madem hayattaki en büyük arzunuz, büyük bir holdingin kadrosuna girip, getir götür işlerini yapmaktı, o halde ne diye Türk Silahlı Kuvvetleri'ne Komutan olmak için bu kadar çaba sarf ettiniz?! Bu şerefe TSK'dan emekli olmadan, görevinizden o an istifa edip de nail olamaz mıydınız?!" Oysa ki... Bu sorunun cevabını en az bizim kadar onlar da çok iyi biliyor. Şu an yaptıkları işin karşılığı; binbir zahmet ile elde ettikleri "Yıldız"larını, emekli olduktan sonra "son kullanım tarihi" geçmeden, ki bu süre ortalama beş yıldır, kiraya çıkartmaktan başka bir şey değildir. Onlar da çok iyi biliyorlar ki, şu an önlerinde eğilenler, eğer TSK'da o mevkilere gelmemiş olsalardı, hiçbir zaman o holding kapılarının önünden içeri adım attırmazlardı. Nasreddin Hoca'nın tabiriyle, bu tirajik tabloyu "Ye kürküm ye" ya da "Ye Paşa kıyafetim ye!" diye tarif edebiliriz. Hiç kimse aklından çıkarmasın ki; TSK'da "Paşa"lıktan sonra "Maşa"lık diye bir rütbe yok! Önemle hatırlatırım! Bundan böyle, sırtlarına giydikleri asker kıyafetinin ağırlığını taşıyamayacak olanlar, lütfen bu görevlere talip olmasınlar! Talip olanlar da, yanlışa düşünce, "Neden beni eleştiri yağmuruna tutuyorlar" diye kimseye serzenişte bulunmasınlar. Sorarım size; en büyük amacı, zengin işadamlarının yanında "müvezzilik" yapmak olan fanilerin TSK'da ne işi var?! İşte kamuoyunda infiale yol açan, içinde emekli "Paşa" adı geçen birkaç haber sunayım: VARAN I: FB'DE PAŞA LOCASI! Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, kapanın elinde kalan özel localarının en güzelini Genelkurmay Başkanlığı'na ayırdı. Şükrü Saracoğlu stadı, özellikle derbi maçlarına yoğun ilgi gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ağır isimlerini Başkan Yıldırım'a ait bu locada ağırlıyor. Muadili diğer locaların yıllık ücreti 250 bin dolar civarında olan "Paşalar Locası"nın müdavimleri arasında Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'ndan, fanatik Fenerbahçeli Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'a kadar birçok ünlü komutan yer alıyor. Şükrü Saracoğlu stadının 5 yıldızlı konfor ve hizmet sunulan özel localarına yoğun ilgi gösterildiği ve kısa süre içinde satışının tamamlandığı biliniyor. Geçtiğimiz yıl Fenerbahçe eski Başkanı Metin Aşık'a geç müracaat ettiği için loca bulunamazken, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım kendisine ait özel locayı Orgeneraller'e tahsis ederek büyük bir jest yaptı. Başkan Aziz Yıldırım da maçları komutanlarla birlikte izliyor. İşte, "Paşalar Locası"nda maç izleyen Komutanların isimleri... Genelkurmay Eski Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Kara Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Necati Özgen (Habertürk) VARAN II: EMEKLİ KOMUTANLAR ŞİMDİ DANIŞMAN İstanbul eski Belediye Başkanı Bedrettin Dalan tarafından kurulan Yeditepe Üniversitesi'nde çok sayıda emekli general ders veriyor. Ders verenler arasında Teoman Koman, Edip Başer gibi eski kuvvet ve ordu komutanları var. Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan. Mütevelli heyetinde Deniz Kuvvetleri eski komutanı ve 12 Eylül ihtilalinin başbakanı Bülent Ulusu da var. 28 Şubat'ın ünlü davası Köstebek'te Bülent Orakoğlu ve Onbaşı Kadir Sarmusak'ı yargılayan mahkeme heyeti başkanı Tuğamiral Mehmet Celayir, Koç Üniversitesi'nde genel sekreter. Haliç Üniversitesi Mütevelli Heyeti Yürütme Kurulu üyeleri arasında Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı var. Aynı üniversitede emekli Tuğgeneral Halil Şimşek de öğretim görevlisi. Emekli Orgeneral Kemal Yavuz da TEMA Vakfı Yönetim Kurulu üyesi. Yavuz aynı zamanda Evyap Sabun Sanayi Şirketi'nde yönetim kurulu üyesi olarak da görev yapıyor. Kara Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Muhittin Fisunoğlu da bir süre Sümerbank'ta yönetim kurulu üyeliği yapmıştı. 28 Şubat sürecinin önde gelen ismi dönemin Genelkurmay 2. başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir ise CNR Fuarcılık bünyesinde uzun süre görev yaptı. Şimdi ise Yüksel İnşaat'a danışmanlık yaptığı öne sürülüyor. JİTEM'in kurucuları arasında bulunan emekli Tuğgeneral Veli Küçük ise Finansbank'ın sahibi Hüsnü Özyeğin'in sahibi olduğu FİBA Holding'e bağlı Gima Marketler Grubu'nda görev yaptı. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Vural Bayazıt ise batan bankalar arasında bulunan Etibank'ın yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı. (Zaman) VARAN III: PAŞALAR BÜYÜK KULÜP İÇİN YARIŞACAK Bir dönem siyaset üzerindeki etkinliğiyle bilinen Büyük Kulüp'te seçim heyecanı yaşanıyor. Mart ayında yapılacak kongrede, kulübün 10 yıldır başkanlığını yürüten işadamı Duran Akbulut, Türkbank ihalesine fesat karıştırmak iddiasıyla Erol Evcil ve Korkmaz Yiğit'le birlikte yargılandığı davada avukatlığını üstlenen Yağız Ali Dağlı ile rekabet edecek. 124 yıllık geçmişe sahip olan kulüpteki seçimler sadece avukat-müvekkil yarışına sahne olmayacak. Başkan Akbulut'un listesinde bulunan emekli Orgeneral Necati Özgen ile Yağız Ali Dağlı'nın listesinde bulunan eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman da kongrede yarışacak. 2002'deki seçimde Akbulut'a karşı aday olan sanayici Mehmet Kuriş'in listesinde eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Muhittin Füsunoğlu ile 28 Şubat'ın kudretli paşalarından emekli Orgeneral Çevik Bir vardı. Ünlü ceza avukatı Yağız Ali Dağlı, Türkbank davasında beraat ettirdiği müvekkili Akbulut'u, Büyük Kulüp Başkanlığı'ndan devirmek istiyor. Bunun için hazırladığı listedeki en önemli kozlarından birisi ise eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman. Tansu Çiller, Nail Keçili, Rauf Tamer, Hande Ataizi gibi isimlerin avukatlığını yapan Dağlı, MHP İl Başkan Yardımcılığı'nda da bulundu. Başkanlığa aday olma nedenini şöyle açıklıyor: "Büyük Kulüp 12 yıldır duraklama döneminde. Tarihinde hiç olmayan küskünler grubu oluşturuldu. Her 25 milyarı olan kulübe üye yapılmaya başlandı. Kamuoyunun tasvip etmediği insanlar üye olur hale geldi. Onlarla yan yana olmak istemeyenler kulübe uğramaz oldu. Kulüp parasal olarak dibe vurdu." Büyük Kulüp 1882 yılında İngiliz elçisi Sir Alfred Sandison öncülüğünde kuruldu. İlk adı Cercl'e a'Pera idi. Dönemin önde gelen diplomat, bürokrat ve aydınlarının bir araya gelip sosyal aktivitelerde bulunması amacıyla kurulan kulübün 'masonik bir teşkilat' olduğu yönünde kamuoyunda yaygın bir kanaat var. Ancak mevcut başkan adaylarının her ikisi de bunu reddediyor. Başkan Akbulut, "Bu kanı kesinlikle doğru değil. Ben mason değilim. Kulüpte elbette masonlar vardır; fakat bu, kulübün kimliği değildir." diyor. Yağız Ali Dağlı da, "Kulüpte masonlar vardır; ama hiç kimse bu tür kimliklerini kulübe yansıtmaz." diye konuşuyor. PAŞA MI TUVALET BEKÇİSİ Mİ?! Duran Akbulut, kulüp ile ilgili ilginç bir olayı anlatıyor: "1960'larda hakikaten kulüpte hükümetler kuran, hükümetler yıkan toplantılar oluyormuş. Fakat benim kulübe girdiğim 70'li yıllardan itibaren durum değişti. Parasızlıktan kasap bile bize et vermez olmuştu. Ayakta kalabilmek için kulüpte şans oyunları oynattık." 1996 yılında tüzük değişikliğine gidilerek kulüp tesisleri siyasi parti organizasyonlarına kapatıldı. Ayrıca magazin basının da kulübe girişi yasaklandı. Bunun sebebini Başkan Akbulut şöyle izah ediyor: MHP kulüp tesislerinde bir gece tertip etti. Fakat ilerleyen saatlerde kulübe MHP bayrağı astılar. İndirtmek isteyince bazı tatsızlıklar yaşandı. Bunun üzerine tüzük değişikliğine gittik. Televole yasağı ise kulübün bir aile cemiyeti olmasındandır. Burada Sayın Süleyman Demirel'in de katıldığı önemli bir program düzenle***. Programda konser vermesi için de Sibel Can'ı davet ettik. Ertesi gün gazetelerde, bizim çok önem verdiğimiz etkinlikler yerine "Demirel Sibel Can'ın göğüslerine baktı." şeklinde haberler çıktı. Bunlar üyelerimizi rahatsız ediyor. Büyük Kulüp Başkanı Duran Akbulut, muhaliflerin Yağız Ali Dağlı'nın yanı sıra kamuoyunun yakından tanıdığı emekli paşaları da karşısına çıkardığını söylüyor. Daha önce Çevik Bir ve Muhittin Füsunoğlu'nun rakip olduğunu, bu kez de Aytaç Yalman'ın karşı listede yer aldığını hatırlatan Başkan, "Ben istesem bu isimleri listeme alabilirdim. Fakat ben kamuoyunun gönlünde taht kurmuş bu paşalara, bir üyenin çıkıp da 'Bu tuvaletin sabunu niye yok?' diye sormasına izin veremem." diyor. Akbulut'un listesinde Necati Özgen Paşa'nın yanı sıra eski bakanlardan Yüksel Yalova, eski Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok, eski İTO Meclis Başkanı Atalay Şahinoğlu var. Dağlı'nın listesinde ise Aytaç Yalman'la birlikte Oyakbank'tan Mehmet Özdeniz de var. (Zaman) VARAN IV: PAŞALAR, SERMAYE DÜZENİNİN FİGÜRANI Orhan Pamuk ve Hrant Dink gibi Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301. maddesinden yargılanan gazeteci Rahmi Yıldırım'a verilen beraat kararının gerekçesinde, eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğünün her şeyin üstünde olduğu vurgulandı. Orduya hakaretle suçlanan Yıldırım'ı beraat ettiren 12. Asliye Ceza Mahkemesi, 'Ordu mensuplarının tutum ve davranışını eleştirirken sanığın kullandığı sözcükler sert, sarsıcı ve incitici. Ancak ifade özgürlüğünün korunmasından yararlandırılmalı' dedi. Yolsuzlukları eleştirdiği bir yazısında, 'Paşalar sermaye düzeninin koruyucusu, aktörü, figüranı' diyen Yıldırım hakkında, Genelkurmay Başkanlığı'nın şikâyetiyle dava açılmıştı. Eski TCK'nın 312. maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hakaretle suçlanan Yıldırım hakkındaki dava Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmüş, TCK değişince davayı yeni 301. maddeye göre yürüten mahkeme, iki ay önce Yıldırım'ı beraat ettirmişti. Kararda ayrıca, 301. maddenin gerekçesinde, 'Yargıtay ve AİHM kararlarında da belirtildiği üzere, ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanamayacağı, çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez bir gereğidir' görüşüne yer verildiği anımsatıldı. Gerekçeli kararda şöyle denildi: "Asker millet kültürünün yaygın olduğu bir toplumda, ordu mensuplarının tutum ve davranışlarını eleştirirken sanığın kullanmış olduğu sözcükleri sert, sarsıcı ve incitici bulmamak olanaklı değil. Ancak, insan haklarına saygılı, çoğulcu ve demokratik bir toplumda bu düşüncelere tahammül gösterilmesi icap edip, ifade özgürlüğünün korumasından yararlandırmak gerekir." Bu arada Genelkurmay Başkanlığı'nın suç duyurusu üzerine davayı açan Ankara Başsavcılığı, Yıldırım hakkındaki beraat kararını temyiz etti. Yargıtay'ın bu davada vereceği karar, 301. maddenin çalıştırıldığı tüm davalar için emsal oluşturacak. (Radikal) 19 Aralık 2005 Ve... Son olarak... Bu üzücü örnekleri çoğaltmak mümkün... Amacım ne bir kişiyi hedef almak ne de TSK'yı yaralamak! Amacım haklarında TSK'yı "tahkir" ve "tezyif"e sebep olmaktan "dava açılma" noktasına gelmiş bazı Paşa'ları kibarca sağduyuya davet etmek! Modern zamanların tabiriyle, "balans ayarı" çekmek! Vakit'e dava açılmasına neden olan "Onbaşı olamayacakların general olduğu ülke" ifadesini haklı çıkartan enstantaneleri ortadan kaldırtmak! Çünkü alt alta sıraladığım parametreler ve sıralamadığım haberler göz önüne alınacak olursa, gazeteci Rahmi Yıldırım'ın iddialarını haklı çıkartacak bir tablo çıkıyor ortaya. Bazı Paşa'lar Türkiye'nin değil, perde arkası karışık bir sermaye düzeninin koruyucusu ve maşası olmuş durumdalar! Önemle hatırlatmak isterim ki, TSK'da, "Mareşal"lik diye bir rütbe vardır ama "Maşa"lık diye bir rütbe yoktur! Kökleri, Milattan Önce 209'lara dayanan, mazisi şanlı zaferlerle dolu bir Ordu'ya, Maşa'lık değil, ağırlığını taşımak kaydıyla "Paşa"lık rütbesi yakışır! 2000'li yıllarda, "getir-götürcülük yapmaya talip bazı Paşa'ların, Gazi 'Uzman Çavuş'tan alması gereken askerlik dersleri var! Hülasa 1940'larda ekmekler bozulmuştu! Aradan geçen sürede ekmeklerin tadı düzeldi. Şimdi sıra yeniden Paşa'lık makamına saygınlık kazandırmaya geldi. Sevgiler Hayrullah Mahmud |