|
Geçen hafta Kanaltürk TV’ de Beşinci Boyut İzlencesi’ne katılan General Kuloğlu’na izlence yöneticisi şöyle bir soru sordu: “1998 yılında PKK saldırılarını durdurmuştu. Aradan geçen yedi yıl boyunca o bölgenin kalkınması için ciddi bir yatırım yapılmamıştır. Bu yanlış bir tutum değil midir?” Sayın General şöyle bir yanıt vermeyi yeğledi: “Ülkede yatırıma gereksinim duyan başka bölgeler de var. Yalnızca o bölgeye yönelmek eşitsizlik olur!” Bu yanıt, elmalarla armutları bir arada toplamaya benzedi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki toplumsal yapıyla diğer bölgelerdeki yapının ayrımı görmezden geliniyor. Bu yanıt içtenlikle söylenmişse, bir bilgisizlik; yok eğer bilerek söylenmişse, bir çarpıtma söz konusudur. Her iki durum da düşündürücüdür. Memleketi Burdur ili olan bir jandarma generali bana köyünde içme suyu olmadığını, bunun için de kendilerinin silaha sarılmaları mı gerektiğini sormuştu. Ben de o’na köyünde su olmamasının kendi ayıbı olduğunu ve olayların yalnızca sonuçlarına değil, nedenlerine bakmanın sorunu çözmede yararlı olacağını söylemiştim. Evet, diğer bölgelerde de yoksulluk ve birtakım olumsuzluklar vardır. Ancak Güneydoğu’da yoksulluğun yanında çok çok önemli ve toplumsal yönden oldukça etkili olumsuz bir başka yapı da vardır. O da aşiret ve ağalık düzenidir (Feodal yapı). Oralardaki insanlar ağaların bir tür tutsağı durumundadırlar. Ağanın istemediği hiçbir davranışta bulunamazlar, ağanın istemediği bir partiye oy veremezler, işleri, aşları ve toprakları yoktur. Oralarda devlet olarak jandarma ve polis baskısı görmüşlerdir. Yol, ışık, fabrika görmemişlerdir. Günlük geçimliklerini sağlamak için mayın tarlasına girip karşı ülkeye geçerken ya da dönerken ölen, kolunu bacağını yitirerek sakat kalan insanlar gördüm. Kışın yolları kardan kapandığı için merkezdeki hastaneye gidemeyip, karnındaki bebeleri ile birlikte ölen gencecik anneler gördüm. Oysa uygar ülkelerde dağ başında bir insanın apandisiti patladığı zaman, o ülkelerin polisinden jandarmasına, uçağından helikopterine herkes ve tüm olanaklar harekete geçirilir. Çünkü yapılacak bu işlem, o yurttaşın en doğal hakkıdır ve de devletin birincil görevidir. O uçaklar ve diğer araçlar halkın öz malıdır. Çünkü onların ödedikleri vergiler ile alınmışlardır. Ben 1969 yılında Cizre ile Nusaybin ilçeleri arasındaki eski adı Tilber olan Uğur Köyü’nde sınır bölük komutanlığı yaparken, o köyde yalnızca muhtarın evinde bir gaz lambası olduğunu gördüm. Diğer evlerde yalnızca mumla aydınlatma yapılıyordu. Sınırın öte yanında ise, petrol kuyuları harıl harıl petrol çıkarıyordu!... Helikopter pilotu olduktan sonra da o bölgenin tümünde yıllarca görev yaptım. Olumsuzluklar (toplumsal, ekonomik ve psikolojik) tüm bölgede sürüyordu. PKK olayları başladıktan sonra şunu hayretle gözledim: Üç ay içerisinde en ücra köye kadar elektrik ulaştırıldı. Günaydın beyler! O zamana kadar nerelerdeydiniz? İstanbul’a bir çivi çakarken, o bölgeye de bir raptiye çaksaydınız yani dengeli bir kalkınma biçimi uygulasaydınız, bunlar olur muydu? Evet sayın Emekli General, eğer siz oralarda doğup büyüseydiniz ve o koşullarda kalsaydınız acaba nasıl davranırdınız? Biraz empati yapın bakalım. Zaten bu yapılsaydı, sorunun en azından yarısı çözülürdü. Arkadaşlarla ülke sorunları ve TSK üzerine tartışırken bir arkadaşımız şöyle bir öneri getirdi:”TSK’ da general kadrosu kaldırılsın!” Biz nedenini sorduğumuzda şöyle bir yanıt verdi:”Çünkü teğmen ve albay arasındaki rütbelerde Kemalist düşünce egemenken, generallerde bu nitelik,ne yazık ki içi boşaltılmış bir Atatürkçülük olarak açığa çıkmaktadır. Bunun nedenlerini ben anlayamadım.” Biz de anlamadık.Siz anlıyor musunuz? O toplantıların birinde de Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’ e bir uyarı yapılma önerisi ortaya atıldı:Cumhurbaşkanı Menemen’den geçmemeli .Çünkü Devrim şehidi Kubilay’ ı katleden mollaların uzantısı olan TBMM’ deki kravatlı mollalar ile onların yalakası olan medyadaki sakalsız mollalar kendisini vurabilirler! Bu arada sayın General’e özel bir sorum olacak:Orgeneral Eşref Bitlis’in düşerek şehit olduğu uçak,Kara Havacılık Okulu’ndan kalkmıştı.O tarihte siz K.Havacılık Okul Komutanıydınız.Anımsadığım kadarıyla ve de değişmediyse;VIP Uçağı Hazırlama Yönergesi’nde,uçak göreve gitmeden önce,bulunduğu havaalanında bir deneme uçuşu yaptırılması gerektiği maddesi vardı.O uçağa deneme uçuşu yaptırılmış mıdır?Eğer yaptırılmamışsa burada bir komutanlık zafiyeti ve de görevi savsaklama vardır.Pilotun son sözü “uçakta büyük bir gürültü ve sarsıntı var.” olmuştur.Bu durum,motorlarda buzlanma olduğunun belirtisidir.Olay sırasında Ankara üzerinde uçan THY uçaklarının pilotları buz kırıcı düzenek olan “anti-ice” ları devreye koymuşlardı.Bu konuda bir açıklama yaparsanız memnun oluruz. Gerçekçi ve yararlı çalışmalar dilerim. |