|
Safa Kaçmaz 2008 TÜYAP Kitap Fuarında
7 Kasım 2008 Cuma Marmara Salonu 13.30-15.30 "68'den 78'e Toplumsal Mücadele ve Özgürlük" Konuşmacılar: Ahmet Çakmak Celalettin Can Tahsin Yeşildere Safa Kaçmaz Celal Başlangıç Düzenleyen: 78'liler Girişimi *** İmza Günü 7 Kasım 2008 Cuma 78'liler Girişimi, 2. salon, 212 C 'deki stand ****** Din Kurumunun Toplumsal Kaynaklarının Bilimsel Analizi.. Toplumsal Tarihi Yeniden Tanımlayan Bir Çalışma... ‘Sümer ve Akad’ ilahilerinde ve dolayısıyla Tevrat, İncil ve Kuran’da yer alan temel dinsel kavram ve anlatımların “yeni bir okuma tarzı” ile ele alınması! Tarih temeline oturtulmuş bu yeni okuma tarzı ile İ. Arsel’lerin, T. Dursun’ların, Erdoğan Aydın’ların, M. Belge’lerin, ‘bilim’ veya Ateizm adına yazdıkları , artık genellikle, ‘içi boş kağıt’ ve ‘aydınlanmacı hurafe’ halini almaktadır! Diyelim ki, Akado-sammaru ilahilerinin ‘Yer’ ve ‘Gök’ kavrayışı, tasarlanmış bir kozmonogia’yı değil,çok somut olarak, ‘Sümer ve Akad’ topraklarını, somut olarak ‘Sümer ve Akkad’ topluluklarını; bu somut ve gerçek toplulukların yaşadıkları topraklardaki Tapınak’ları anlatmaktaydı. Bu tapınaklar yani Tanrı Ev’leri, tapılan tanrının özelliğine bağlı olarak, aynı zamanda, ‘Gök Dağı’, ‘Yer Dağı’ olarak da tanımlanıyordu. Örneğin,Enlil ve onun tapınağı ve genel olarak E-Kur’lar, Beyt’ler (Ülkenin Ev’leri)(Tapınaklar),aynı zamanda ‘Kutsal Dağ, Ulu Dağ, Koca Dağ’ olarak da niteleniyordu: “Ulu Dağ, Koca Dağ Enlil olmaksızın… “Nippur-baba’nın, ‘koca dağ’ın oturduğu kutsal alan, Bolluk kürsüsü,..yükselen E-kur, Yüksek dağ,arı-saf yer…, (Onun) pirensi ‘koca dağ’,Enlil Baba… Enlil’in evi bolluk dağı’dır..” ‘Sümer-Akkad’ ilahilerindeki Tapınak=Dağ biçimli geçişmeyi Eski Ahit ve İncil’lerde de görürüz: “Birçok halk gelecek, “Haydi, Tanrı’nın Dağı’na, Yakup’un Tanrısı’nın Tapınağı’na çıkalım” diyecekler...” (Yeşaya) “Her Şeye Egemen RAB Siyon Dağı’nda, Yeruşalim’de krallık edecek… Siyon Dağı’na, Yaşayan Tanrı’nın kenti olan Göksel Yeruşalim (Siyon,Sion,Beyt-ül Mukaddes,Kadeş, Kudüs Jerusalem..)’e ….yaklaştınız.” (İbraniler;2. Krallar) Bu ifadelerde hem, örneğin Musacı göçebe topluluğun ‘Tanrı ile buluşma çadırı’ ,hem de inşa edilmiş, Kudüs tapınağı,diğer tanımlarının yanı sıra, ‘dağ’ olarak da niteleniyordu. Bu durumda, dinsel metinlerde ‘dağ’ olarak da nitelenen Musacı Kutsal Buluşma Çadırı, çöllerden,yerleşim birimlerinden “bulut gibi geçer,gidebilir” ; tanrıların bir emri ile ‘dağ’lar hareketlenip yürüyebilirlerdi!Çünkü bu ‘dağ’,gezgin bir çadır’dan başka bir şey değildi. Eğer bu ‘tapınak’ Dağ’lar, ‘bina edilmiş’ iseler,Kudüs’te olduğu gibi ‘sabit dağlar’ iseler, elbette onlar ‘Yer’i ve ‘Gök’ü, yani ‘Sümer ve Akkad’ topluluklarını koruyacaklar; Gök’ün Yer’e düşmesini engelleyecekler vb. idi. Kuran , İncil veya Tevrat ,eski toplumun bu tür eski kavramlarına yerleşmiş içerikleri,daha sonra bozulmuş haliyle kullanmış iseler,eleştirilmesi ve açığa çıkarılması gereken temel yan bunlar olmalıydı. T.Dursun’ların, E. Aydın’ların ,“İslamiyet ve Bilim” diye, önemli ölçüde kağıt yükü yapılmış ve insanbilim ile tarihçilik bakışından uzak derlemelerinde olduğu gibi, ‘dağ’ sözcüğü görülen her yere bir ünlem atmak ve bu kavramı tıpkı ‘dağın yürüyüşünden’ mucizeler çıkaran bir ilahiyatçı göz ve kafasıyla ele almak değil! Bu tür bir ateizm, bir elma’nın yarısı gibi, dinlerin kavramlarına ilahiyatçılarla aynı pencereden bakar: Tek bir farkla...İlahiyatçı ‘dağın tanrı emriyle yürümesi’nde mucize; İ. Arsel, T.Dursun, E.Aydın’lar ise “hurafe ve masal” keşfederler!.. Bu alanda yapılması gereken çalışma islamiyet’i en basit düzeyiyle eleştirip bunu ‘din eleştirisi’ diye sunmak ise, hiç değildi! İslamiyet’e olduğu kadar Hıristiyanizme ve Museviliğe yazın ve ritüel temellerini veren ve ‘Sümer ve Akkad’ olarak tanınan merkezi Mezopotamya’nın eski toplumlarını ve onların kültürel çizgilerini, örgütlenme ve ilişki tarzlarını tanımaktı. Tevrat, İncil ve Kuran'ın Mezopotamya Yazın Kaynakları, ulaşılabilen en eski yazılı kayıtlar üzerinden, çok somut olarak Akado-Sammaru toplumlarının en gerçek ilişkilerini yansıtan kutsal tarih aktarımlarını insanbilim kuralları temelinde incelemekte; farklı toplum birimlerce aktarılan bu kayıtların ‘din’ haliyle evrimini ele almaktadır. Bu kitap İ. Arsel’lerin, Aydın Erdoğan'ların yinelemeyi pek sevdikleri ‘masal’, ‘hurafe’ deyimlerini kullanmayı kategorik olarak reddederek, ateizmi ilk kez tarihbilimsel bir temele kavuşturmayı hedeflemektedir. |