|
80’li yılların sonlarında, ben Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri iken, Norveç Tabipleri Birliğinin, Trömsö’de (Kuzey kutbu noktası) düzenlediği “işkence ve hekimlik” konulu bir kongreye davet edildim. “Hekimlerin işkenceye katılımı” başlıklı bir makale hazırlayıp gönderdim. Son anda bir sağlık sorunu nedeni ile kendim gidemedim. Makalem kongrede okunmuş. Üzerinde uzun tartışmalar yapılmış. Kongrenin sonunda yayınlanan kitapta yer aldı. Bir süre sonra benim iznim alınarak “American Journal of Epedemiology” dergisinde tamamı, “Journal of American Medical Assosiation (JAMA)” dergisinde büyük bir bölümü yayınlandı. Amerika ve Avrupa’daki tıp dergilerinde hâlâ kısmen yayınlanıyor veya makaleme atıflar yapılıyor. Ben o makalemde, insanlara yapılan işkenceye karşı en önemli görevin hekimlere düştüğünü iddia etmiştim. Eğer hekimler işkenceyi, dayağı, kötü muameleyi görmezden gelmezlerse, direnirlerse, korkmazlarsa işkencenin önemli ölçüde azalacağını iddia etmiştim. İşkenceciler, eğer yaptıklarının açığa çıkacağını düşünseler bunu yapamazlar. Her işkencecinin kafasında “devlet beni korur” düşüncesinin olduğuna eminim. 12 Eylül döneminde sevgili arkadaşım, yoldaşım İlhan Erdost’u döverek öldüren seçilmiş faşist askerler,kendilerini dövme emrini veren astsubaylarının; o astsubay ise bölük komutanının; bölük komutanı Mamak cezaevi komutanının; giderek ve yükselerek herkesi cunta başı Kenan Evren’in koruyacağını düşünmüşlerdi. Haklı da çıktılar. Avrupa Birliği uyum yasaları uyarınca, işkenceye ve kötü muameleye karşı sert uygulamalar gelince, (gerçi polislerimiz “kahrolsun insan hakları” diye yürüdüler ama) polisimizin ve askerimizin rutin uygulaması olan işkenceden ufak ufak vazgeçildiği izlenimleri alınmaya başlamıştı ama son günlerde gene bir şeyler oldu. Dayak ve işkence, polisin ve jandarmanın en sıradan uygulamaları haline geldi. Dahası buna, cezaevlerinin sivil memurları olan gardiyanlar da katılmaya başladılar. En son Engin Ceber isimli bir vatandaşımızı, önce karakolda, sonra cezaevinde döve döve öldürdüler. Adalet Bakanımız “öldürdük, özür dileriz” dedi. “İstifa et” diyenlere, “neden, sen mi Adalet Bakanı olacaksın?” diye çok anlamlı bir yanıt verdi. Gazetelerden okuyorum; karakoldan götürüldüğü doktor, darp izlerini yazmış. Cezaevi doktoru ise “bir şey yok” demiş. Türk Tabipleri Birliği, o “bir şey yok” diyen doktoru(!) bulmalıdır. Kulağından tutup cümle aleme teşhir etmelidir. Engin Ceber’in dayak yediğini, işkence gördüğünü saptayan hekimler ise, yargılanacak polis ve gardiyanlara karşı tanıklık etmelidir. Dahası davaya, hekimlik adına, ettikleri yemin adına, Allah aşkına müdahil olmalıdırlar. Hiçbir işkence karanlıkta, hiçbir işkenceci cezasız kalmamalıdır. . , |