left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Cumartesi, 10 Ocak 2009
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Bize Ulaşın
ONUNCU KONGRE Yazdır E-posta
Yazar Ali Kemal ÖZCAN   
Pazartesi, 13 Ekim 2008

Üçüncü kongre (1986) ile de karşılaştırılan PKK 10. Kongresi'nin “Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme” şiarıyla toplanıp sonuçlandığı açıklandı.


 

      Bu şiarın gerçekleştirilmesi, devletin ordu birliklerini aşa aşa Hakkari’den İmralı önlerine dayanmak suretiyle planlanmadığı aşıkâr. Bunun siyasetle; yani felsefeyle, ruhla, bilinçle, bilgiyle, ahlak ile, dil ile ― kısaca terbiye ile― halkı demokratik konfederalizm örgütleşmesiyle karşıkonulmaz örgütlü güç ederek devleti buna mecbur etme üzerinden şiarlandığı anlaşılıyor. Ve şiarın,  “Uygarlık Manifestosu” olarak adlandırılan veya son savunmanın da etkisiyle C. Bayık’ın “Düşünce Patlaması” şeklinde ifadelendirdiği Öcalan’ın İmralı derinleşmelerinin örgüt kadro ve çalışanlarına benimsetilmesi (anlama/yaşama)  üzerinden kararlaşmalandığı yansıyor söylemlere.

      Bu yönüyle ― insana, felsefeye, ruha, terbiyeye, bilgiye, sosyalist öğretiye dönüş anlamında― bu kongrenin 3. kongre karşılaştırması da anlamsız değildir.  3. Kongre Konuşmaları’nda Öcalan “... eger sosyalist öğretiyi iyi öğrenmiş olsaydınız, o zaman sizlerle çok iyi tartışırdık ve görüş ayrılıkları bizi fazla zorlamazdı” (s.254) derken, İmralı’da da Savunmalar’ı için, “yaz duvara kalsın bahara” dediğini hatırlarsak, özetle: “sosyalist öğretinin Öcalan ruhuyla buluşmasının sentezinden çıkan İmralı Düşünce Patlaması eğer örgüte/çalışana taşınırsa, ‘Önderliği ve Kürdistan’ı Özgürleştirme’ gerçekleşebilir, dolayısıyla; sosyalist ögretinin ve ütopyasının bir-buçuk yüzyıllık birikimlerini liberalizmiyle yutan kapitalist modernite  aşılarak insanlığa yeni bir kapı aralanabilir” demeye getiriyor onuncu kongreden ilk yansıyanlar..

      Karayılan’ın,  Bayık’ın ve Kalkan’ın aşağıya sade bir taramayla aktardıklarımdan sanırım bu çıkarılır. Böyle anladım.

      Devletli/iktidarlı erkek uygarlığının “kiri-pası”ndan sıyrılmak hedefiyle 2005’te yeniden inşa kongresi ile toplanan PKK, bu kongresini 21. yüzyıl sosyalizmi dediği Apoizm ile köklerine dönme temelli bir kararlaşmaya gitti. Öcalan’ın İmralı’da doktrine ettiği felsefesine, sosyalist öğretiyi “devletsizleştirme/iktidarsızlaştırma” üzerinden doğal insana, doğal topluma, demokratik konfederalizm örgüt modeliyle demokratik komünal topluma belirgin vurgular var. Çünkü “önderliksel hareket” dedikleri PKK’nin önderi Öcalan’ın İmralı Düşünce Patlması, sosyalist öğretiyi devlet/iktidar “iblis”inden kurtarma odaklıydı. Dokuz yıldır insanlığın kutsal sosyalizm ütopyasını kapitalist modernitenin üç büyük “mezhebi”inden (sosyal-demokrasi, reel sosyalizm, ulusal kurtuluşçuluk) kurtarmaya kilitlemişti kendisini. Öcalan’ın İmralı teorizasyoununa göre, aslında ekonomi olmayıp devletli uygarlığın en yüzsüz ev-hırsızı rolündeki bir iktidar sistemi olan kapitalist modernite, insanlığın sosyalizm birikimlerini bu üç temel mezhebi aracılığıyla liberalizminde boğmuştu:  

Eskinin ayrı devlet kurma amaçlı ayaklanma ve ulusal kurtuluş savaşlarının dönemi geçmiştir. Devlet amaçlı ayaklanma ve ulusal kurtuluş, sonuçta kapitalist devlete küçük bir ek daha yapmaktır. Bu, halkların hiçbir sorununa çözüm getiremediği gibi daha da ağırlaştırabilir” (Bir Halkı Savunmak). “Bir kez daha belirtmeliyim ki, büyük muhalif kuramlar olarak değerlendirilen bilimsel [reel] sosyalizm, sosyal-demokrasi ve ulusal kurtuluş akımları modernitenin mezhepleri olarak çoktandır yerlerini belli etmiş ve rollerini oynamışlardır” (Son Savunma).  

Bilgisayar ortamındaki bu savunmalara girip “ulusal” veya “ulusal kurtuluş” kelimeleriyle tararsanız metinleri, Öcalan’ın yüzlerce sayfayı buna ayırdığını, hatta bütün savunmalar boyunca döne-dolaşa buna geldiğini görürsünüz. Partinin sosyalist ütopyadan kopmayan kurucu kadroları bunu bir özeleştirel kararlaşma olarak da vurgulamaya özen gösterdiler. Yani anladığım; bu kongredeki “Apo ruhu”na bağlı bileşim, kaybetmenin veya kazanmanın bu “ruh” odağında yaşamakla alakalı olduğunu söylemeye çalışmaktadır.

      Bu yansımanın, eğer bu “ruh” korunup geliştirilebilirse, deyim yerindeyse kaşıkla toplanan kepçeyle dağıtılmazsa, kongrenin “radikal” bir sıçrayışın habercisi olduğu doğrudur.

      Evet, “kaşıkla toplanan kepçeyle dağıtılmazsa”. Yani PKK’nin kitle iletişim araçlarında bu kararlaşma kepçelenmezse...

      Bu canlı bir tehlikedir, ur gibi bir tehlikedir, son on-yılın da başat tehlikesidir. Küçümsenmeye gelmez.

      Bakınız; hem Yeni Özgür Politika’da hem Roja Cıwan sitesinde ―PKK’nin lastiği/cantı üzerinden kitlelere ulaşan bu araçlarda― “PKK 10. Kongresi” başlığında -I- ve -II- diye arka arkaya yayınlanan Günay Aslan’ın satırları, aşağıya özetini aktardığım bu ilk yansıyanların “satır araları”ndan ne “radikal dönüş” çıkarıyor:      

Ortadoğu ve Kafkaslar’da yaşanan gelişmelerin tetiklediği yeni denge ve yeni şekillenme arayışları sanırsam birçokları gibi PKK’yi de ‘tarihin başlangıcına‘ geri dönmeye zorluyor. ... PKK, ulusalcı ve ulusal birlikçi çıkışıyla süreci karşılamaya çalışıyor... Geçen hafta tamamlandığı açıklanan PKK 10. Kongresi ... bu anlamda 'radikal' değişime işaret ediyor. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi koşullar PKK'yi 'tarihin başlangıcına geri dönmeye' zorluyor... Bu konuda geçmişteki yaklaşımlarından ötürü özeleştirisel tavır alıyor. Ulusalcılığa daha sık vurgu yapıyor ve ulusal sembollere saygı istiyor. Kerkük konusunda KDP ve Barzani'den bile önüne geçiyor... PKK, istese de istemese de koşulların onu ''Birleşik Kürdistan' için harekete geçmeye zorladığını görüyor. Kongre kararlarındaki satır aralarından da anlaşıldığı kadarıyla tarihin kendisine böylesi bir 'misyon' biçtiğini kabul ediyor. Ayrıca bunun varlık nedeni olduğuna inanıyor... PKK, uzun bir aradan sonra önceliği yeniden Kürtlerin birliğine veriyor. 

      Ve Aslan bütün bu “satır araları”nı, onlarca sayfaya yayılan Öcalan’ın İmralı paradigması açılımları içindeki M.Karayılan’ın şu paragrafından çıkarıyor:

Bugün hem Güney Kürdistan'da, hem kuzeyde hem de diğer parçalarda Kürt halkının önemli kazanımları vardır. Bu kazanımlara dayanarak ileri bir aşamayı hedeflemek ve başarıyı yakalamak da imkân dahilindedir. Kürt sorununun çözümü artık gündemdedir ve uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bu koşullarda Kürt halkı bir ulusal strateji etrafında birleşerek bütün yönleriyle bir ulusal demokratik platformu geliştirirse başarma şansı yüksektir. Bunun olmaması halinde karşıt güçlerin yaratacağı provokasyonlarla içten zayıflatmayı geliştirmeleri ve geriletmeleri de olasılık dahilindedir. Bu nedenle biz tarihin bu aşamasında ulusal birlik stratejisini önemli görüyoruz.  

Bu çıkarımlarda sadece bir paragrafı onlarca sayfanın üstüne örtmenin ötesinde çarpıtma var, saygısızlık var, hakaret ve itham var:

    1. PKK Kürtlerin birliğine özen göstermeye “uzun ara” hiç vermemişir. En uçtan söyleyeyim; Öcalan Güney Kürdistan’ın İsrail Kurdistanı yapılmak istendiği gerçeğine işaret ederken bile Karayılan’ın yukarıda söylediklerini hep tekrarlar. Çünkü 21. yüzyıl sosyalizmi olan Demokratik Konfederalizm ve Komünalizm Kürtlerin çatışmasını ve/veya birbirine karşı kullanılmasını değil, diyaloğunu, dayanışmasını, birliğini, enazından çatışmazlık durumunu gerektirir.
    2. Bu çerçevede Kürtlerin “bir ulusal demokratik platformu”nu istemenin hangi satır arasından PKK’nin “Bağımsız Birleşik Kürdistan” hedefine geri döndüğü, hele bu ulusal kurtuluşculuğun PKK’nin “varlık nedeni” olduğuna inandığı çıkar? Bu en sadesinden, PKK’nin bir bütün sosyalist tarihini yok sayma, en ahlak ötesi de PKK’yi Öcalan’ın karşısına koymaya yeltenmedir.
    3. PKK, ulusalcı ve ulusal birlikçi çıkışıyla değil, Apoculuğun İmralı “patlama”sını partiye taşırma ile “süreci karşılamaya çalışıyor”. Satırlar ve aralar buna dolandırmasız işaret ediyor. Yani kelimeleniyor ―imalanmıyor.
    4. Kongreden yansıyan sayfalarca yazı ve röportajların hiçbir yerinde “Bu konuda geçmişteki yaklaşımlarından ötürü özeleştirisel tavır alıyor” dedirtecek bir “biz yeteri kadar ‘ulusalcılık’, ‘ulusal birlikçilik’ yapmadık” özeleştirisi yok. Tersine Öcalan’ın İmralı ruh ve bilimini yeterince örgüte taşırmadıkları yönünde özeleştiri var. Yani bu konuda ne “satır” ne de “arası” var. Burada da ciddi bir yanıltma, çarpıtma, hatta iftira var.

 

PKK Kongresi ve bazı değişim işaretleri” I ve II yazısı buna benzer kendinden menkul “işaret”lerle tamamlanmış. Bir de adeta “baharat” gibi Aysel Tuğluk kullanılarak, “Pozitif Milliyetçilik” ile “Kemalizmler Savaşı” makalelerinin “saç-baş yoldurtacak kadar” çeliştiği havası verilmeye çalışılmış ki, bu da Tuğluk’a saygısızlıktır. Çünkü Tuğluk’un sözkonusu iki yazısında birbiriyle çelişen bir yön-yan yok. Aksine iki konuda da Öcalan’ın İmralı yoğunlaşmalarının yalınca ifadelenmesi var. İlgi duyanlar tekrar dikkatle okuyabilir.

       ***

      İlk olarak 1996’da Öcalan’la yaptığım 2. diyalogda “PKK’de Apoculuğun fiili yasağı var” demiş, sonra da 2005-2007 yılları arası yeniyol (http://www.suvaridergi.org) sitesinde yazdığım Siyasette Felsefeye Dönüş, Öcalan'a Yaklaşım Sorunları, DTP Kongresi Vesilesiyle, Öcalan Yasağı, Demokratik Toplumda "Saklanan" Öcalan, Konfederalizm: Neden Bu Kadar Karmaşa, Öcalan Nedir? benzeri makalelerde  epey bu tehlikeye işaret etmeye çalıştım, çığlık attım adeta. Şimdi; sıcak/somut/yalın bu örnekle bir daha tekrarlıyorum: dağda kaşıkla toplanan ovada kepçeyle dağıtılıyor.

      Hareketin büyük, hatta tek tehlikesidir bu, çünkü: Öcalan’ın çalışana, dolayısıyla kitlelere taşınması, kongre/konferans belgeleriyle, 10-15-20li grup/örgüt eğitimleri ile olmuyor. Olmadı, olmaz... Her cepheden kitlesel eğitim ancak taşır İmralı’yı. 86 kongresi (bu yıllarda yapılan tarihi tabi ki unutmadan söylüyorum) “99 Depremi”ne,  99-2000 İmralı Düşünce Patlaması KADEK/KongraGel bunalımına ve PKK feshine götürmüştür. Şimdi yıl 2008; PKK’nin 30. yılı ve 10. kongresi oldu; İmralı’nın da 10. yılına yaklaşılıyor... Tehlike devam ediyor ve ilk iki kepçe ―çorba henüz ocaktayken― hemen daldırıldı.

      Sanırım kitle iletişim araçlarının, günümüz teknoloji imkânlarıyla sonucu belirleyen araçlar olduğunu söylemek abartı olmaz. Demek istediğim budur. 

      Acaba; çıkarsamalarımda yanılıyor muyum veya yanıltıyor muyum kendimi, yoksa en sıcak yerinden en büyük kepçeyle dağıtılmaya başlandı mı ovada? Bunun için 10. kongreden yansıyanları kısaca panoramalayarak okuyucunun dikkatine ve takdirine sunuyorum. Bu “yansıma”ları bulup tümünü de okumaları dileğiyle. 

M.Karayılan: 

      Şimdi partileşme demek ne demek? Demin de belirttiğimiz gibi partileşme öncü gücün örgütlü hale gelmesi demektir. Var olan ideolojik, felsefik perspektif temelinde amaca kilitlenmiş, PKK’nin ruhsal (italik b.n.) duruşunu yakalayabilme anlamına gelmektedir. Bu ruhsal duruşu nedir? Bu samimiyettir, dürüstlüktür, karşılıksız bir biçimde kendisini davaya feda etmektir, fedai ruhtur, kendisini sınırsız katmadır. Sevgidir, yoldaşlıktır. Yoldaşı, ülkeyi, insanı sevme, özgürlük aşkıyla yanıp tutuşmadır. PKK’nin pratikte somutlaşan bu vasıflarını yeniden kazanmayı ifade ediyor partileşme. Kadrosal yapıda tahrip olan PKK’nin bu yönlerini yoğunlaşarak, yeniden kazanma ve güçlü bir biçimde bunları pratikleştirme düzeyine ulaşmadır. Partileşme budur. 

      Bireyciliği, liberalizmi, dogmatizmi aşarak yaratıcı, kolektif, komünal çalışabilen, davası, halkı uğruna her şeyini ortaya koyabilen, gözü pek bir katılımdır. Yaratıcı bir biçimde ideolojik, felsefik doğrultuyu hayata geçirmede yüksek bir kültürel düzeyi geliştirebilen, bunu hayata geçirebilen bir kadro düzeyine ulaşabilmektir.

      Demokratik konfederalizmin toplumsal perspektifi toplumu yeniden yaratmak, yeniden şekillendirmektir. Toplumu kendi kendini demokratik komünal anlayışla yönetecek bir düzeye getirmektir. Devletçi, iktidarcı olmayan, hiyerarşik düzeni esas almayan demokratik komünal sistemi bu temelde inşa etmektir. Şimdi toplumu baştan başa yenilemek gerekmektedir. Güçlü bir ideolojik, felsefik gerçek olmadan, heyecan yaratan bir inanç, bir derinlik, bir öncülük geliştirilmeden toplumsal dönüşümü yapmak mümkün değildir...

      Toplumsal değişim dönüşümde PKK bir kurmay örgüttür. Ama PKK iktidar olmayı hedefleyen, hiyerarşik düzeni geliştiren klasik bir parti örgütlenmesi değildir. Doğrudur, ideolojik, felsefik, siyasal yönlendirmeyi hedeflemektedir ama bunu özellikle toplumsal bilinçlenme, kendini toplumda bir kültür haline dönüştürerek yapmak istemektedir. Yoksa kendini iktidar yaparak, iktidarın fermanlarıyla bu toplumu biçimlendirme gibi bir yolu izlememektedir. Dipten gelen bir dalga tarzında, tabandan gelerek, özgür yurttaşı yaratarak, özgür yurttaş bilincini geliştirerek bu biçimde toplumsal komünalizmi, demokratizasyonu geliştirerek bunu yapmak istemektedir PKK. ... Yani karşılıksız hizmet, dervişane, bir misyoner gibi sürekli çalışan, topluma hizmet eden, toplumu bu temelde geliştirmeyi kendisi için bir aşk, bir tutku haline getiren kadrolardan oluşması gereken bir yapılanmadır PKK...

      Yani biz içimizdeki kapitalist moderniteden ya da köleci toplumdan gelen bireyciliği, bencilliği, dogmatizmi, liberalizmi, dengeciliği aşmadan güçlü, gelişkin insanlar topluluğu haline gelemeyiz...

      Öncelikle halkımızın öteden beri PKK militanının özellikleriyle donanmış bir hareket görme arzusu ve beklentisine yanıt olmak hedeflenmiştir. ... İşte “eski Apocular nerededir, onlar gelsin” diyen halkımıza bu kongre bir cevap olmuştur. Apocu ruhun yeniden güçlü temsil zeminini güçlendirmesi anlamında bir cevaptır.

      10. kongrenin ulaştığı düzey Kürdistan topraklarında insan olmanın gereklerini yerine getirme ve böylece kapitalist moderniteye karşı insan gerçekliğini savunma, geliştirme perspektifini somutlaştırma bakımından önemli bir kazanım düzeyini ortaya çıkarmıştır.   

C.Bayık

      Bugün, PKK sadece Kürt sorununun çözümünde değil, insan ve toplum yaşamında ortaya çıkan sorunların çözümünde üçüncü bir güç haline gelmiş bulunuyor. Toplumların yaşadığı sorunları demokratik komünalizmle çözmek istiyor. Hem küresel kapitalizmin temsilcisi olan güçlerle hem de statükoyu temsil eden güçlerle bu nedenle karşı karşıya geliyoruz. Çelişkilerimiz bu güçlerle köklüdür ve sürekli bir mücadele içindeyiz. Bu güçler devletli toplumu temsil ediyor, biz ise devlet dışında, demokratik ve özgürlükçü bir sistemi esas alıyoruz...

      Mevcut durumda komplo güçleri komplonun üçüncü adımını attılar. Bununla da, Önder Apo’ya ve çizgisine bağlı kadro tasfiye edilmek, geriye kalanı da sisteme çekilmek isteniyor...

      10. kongre ile yeniden Önderlik, çizgi, örgüt, militanlık, değerler, ölçüler, ahlak, kültür, tarih, tarz ve köklerimizle buluşma sağlandı. Bu, kendimizi yeniden gerçekliğimiz üzerinde yaratma anlamına geliyor...

      Önder Apo daha ilk adımlarını atarken özgür yaşama, halka, yoldaşlığa, toprağına, insanlığın demokratik, özgür, eşitlikçi değerlerine ihanet etmeyeceğini, gereklerini her koşul altında yerine getireceğini söylemiştir. Tümüyle özgürlüğe tutku düzeyinde bağlanmış, tüm yaşamını ve mücadelesini buna göre düzenlemiş, bunun dışındaki bir yaşamı kendine haram saymıştır. Kürdistan’daki bütün gelişmelerin altında bu gerçeklik yatmaktadır. … PKK çıkışında amaçlarını başaracağına büyük inandı. Her PKK kadrosu inancı esas aldı. PKK bu açıdan bir inanç hareketi olarak gelişti. Militanları da birer inanan, birer mümin gibi kendini gördü ve geliştirdi. PKK’nin halk içerisinde taban bulması, halkın PKK’yi bağrına basması, ‘PKK halktır, halk da benim’ demesi, her şeyini PKK’ye açması, vermesi bundan ötürüdür...

      PKK’de eleştiri-özeleştiri kendini egemen sisteminin felsefe, ideoloji, siyaset, örgüt, yönetim, eylem, yaşam, ahlak, kültür anlayışından ve kişiliğinden arındırma, insanı ve toplumu zayıflıklarından, başarısızlıklarından, çirkinliklerinden koparma, insan yeteneklerini, toplum gücünü, başarı olanaklarını ortaya çıkarma demektir. Kendini sürekli canlı, sorumlu tutma, yenileme, yaratıcı kılma, kirlenmenin önüne geçme, temiz tutma, insanlığın ütopyalarına ve değerlerine bağlı kılma demektir...

      PKK'de kadro olmak, kendine ait olmaktan çıkmayı bir derviş gibi olmayı gerektirir. Felsefesi bir hırka ile bir lokma felsefesidir. PKK'nin başarısı ve çekim gücü olması onun militanlığındadır. Öyle bir militanlık ki kendisini tamamen özgürlüğe adamış, bütün yaşamını da buna göre düzenlemiştir. Özgürlüğe hizmet etmeyen yaşamı kendisine haram sayan bir militanlıktır. Tamamen özgürlüğün ihtiyaçlarını gidermeyi esas alan, bütün yüreğini, bilincini bu temelde ayaklandıran, insanlığın özünü, gelişmesini temsil eden bir militanlıktır...

      PKK, 10. kongresinde, geliştirilen eleştiri ve özeleştirilerle yönetimin bir öncü gibi davranmadığını, görev ve sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğini, ideolojik ve örgütsel mücadelede zayıf kaldığını, orta yolculuktan kaynaklı bir çok anlayışın geliştiğini, komplo ve tasfiyeciliğin ise bundan yararlandığını, yaşanan tahribat, kayıp ve sorunlardan sorumlu olduğunu ortaya koymuştur. Yeniden öncülüğün doğru ve yetkin oturtulmasının önemini ve başarının buradan geliştiğini tespit ederek kararlaşmalara gitmiştir...

      Eğer Kürt halkının iradesi kabul edilir, Kürt kimliği tanınır, Kürtlerin kendi kimlikleriyle siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılır, dil ve kültürlerini serbestçe geliştirmeleri engellenmez ve bunlar anayasal güvenceye kavuşturulursa PKK'nin hiç kimseyle bir kavgası olmayacaktır.  

D.Kalkan

      Bir kere PKK devlet ve iktidarı reddediyor. Toplum örgütlenmesini devlet ve iktidar yapılanmasına göre yapmayı reddediyor. Baskı, sömürü, eşitsizlik ve çıkar olmayacak... Dolayısıyla çıkarda, sömürüde öncülük yapacak, kendisini iktidarla, çıkarla birleştirecek bir parti ve kadro gerçeğini reddetmiş oluyoruz...

      Onun için toplumsal örgütlülüğü geliştirme yaratma yani demokratik Konfederalizm çizgisinde Kürt toplumunun örgütlülüğünü yaratmaktır. Bunu [10. kongre] temel bir görev olarak belirledi. Demokratik konfederalizmin inşasını PKK’nin önünde gerçekleştirilmesi gereken en temel görevlerden biri olarak koydu. PKK bu anlamda demokratik konfederalizmin belirleyici, inşa gücüdür. Onun doğrultusunu yaratan, örgütünü oluşturan, topluma, kadınlara, gençlere, emekçilere, herkese bu konuda bilinç taşıyan, hizmet götüren, onları örgütlü ve demokratik yaşar hale getirmeyi kendi varlıkları olarak kabul eden bir öncü güç. Rolü, görevi bu sistemi inşa etmektir. Yönetimi kendi olarak değil, yönetimi kongrelere, meclislere dayalı bir toplum yönetimi tarzında örgütlemek üzere bir öncü örgüt çalışmasını yürütmek...

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ONUNCU KONGRE ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1220
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 984997
Syndicate
 
left
Top! Top!
right