|
22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 Başkaldırılarının önderi olan Alb. Talat Aydemir, 5 Temmuz 1964 günü idam edilerek canını vermişti. Tıpkı, kendisinden sekiz gün önce idam edilen Bnb. Fethi Gürcan gibi o da 41 yıl önce devrimcilerin yüreklerine gömüldü. Fransızların şöyle bir deyimi vardır: “Kansız biftek, kansız zifaf ve kansız ihtilal olmaz!” Alb. Aydemir, gerek yüreğindeki insan sevgisi ve gerekse de ordunun bütünlüğünün korunması uğruna her iki harekatta da kan dökülmesini istememiştir. Alb. Aydemir hatıralarında, niçin böyle davrandığını kendince haklı nedenlere dayandırarak anlatmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, Bnb. Fethi Gürcan Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve tüm bakanlarla Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını kuşatmış, hepsi avucunun içinde ve o anda tarihin akışı değişecek, fakat Alb. Aydemir Bnb. Gürcan’a onları serbest bırakmasını emrediyor!...Bu durumun sonucunda Başbakan İ. İnönü yanındakilere " Harbiye komutanı işte şimdi kaybetti!" diyerek sevincini belli ediyor. Alb. Aydemir'in başta Fethi Gürcan olmak üzere gerçek dava arkadaşları bu serbest bırakılma olayını kesinlikle Aydemir'in bir zaafı olarak görmediler, kendisini bir kez bile olsun eleştirmediler. Çünkü onlar Aydemir'in insani niteliklerini çok iyi biliyorlardı ve ona sonuna kadar güveniyorlardı. 22 Şubat Harekatı böylece sonlanıyor. İkinci harekat olan 21 Mayıs Başkaldırısı da birtakım ödlek ve dönek subaylar yüzünden başarısızlığa uğruyor… 1908, 1919 ve 27 Mayıs 1960 tarihleri, yurtseverlerin halk için kelle koltukta yola koyulduğu tarihsel dönüm noktalarıdır. Dünyada emperyalizme karşı yapılan ilk bağımsızlık savaşını veren ve bu savaşı kazanan bir ülkenin evlatları olan bizleri temsil eden DP iktidarı, Fransa'dan bağımsızlık isteyen Cezayir'e karşı onursuzca davranarak BM'de Fransa lehine oy vermiştir. Çünkü DP iktidarı ABD Emperyalizminin kucağına oturmuştu, onun kuklası olmuştu. O partinin devamı olduklarını söyleyenler de yıllar sonra ABD'nin haksız bir biçimde Panama'ya saldırması nedeniyle BM'de kınama kararı alınırken, bizim ANAP Hükümeti bu karara katılmıyordu ! Biz uluslararası antlaşmalara dayanarak Kıbrıs'a çıktığımızda o ABD bize yıllarca silah ambargosu uygulamıştı. Bunun hesabının tam sorulacağı zamandı. Ama neredeee! İşte 27 Mayıs Devrimi bu zihniyete karşı yapılmıştı. 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963 harekatları da 27 Mayıs’ta tamamlanamayan, hatta gerisin geriye götürülen devrimlerin, ordu gençliği tarafından yeniden ve sağlam bir temele oturtulması azim ve kararının bir sonucudur. Bu harekatlar, 68 Devrimci Kuşağı’nın öncüsü olmuşlardır. ABD güdümlü 12 Mart ve 12 Eylül faşist ve gerici darbeleri, Kemalist devrimci askerleri ordudan arıtmıştır (tasfiye). Ayrıca toplumsal uyanış ve gelişmeyi de baltalamıştır. ABD sömürdüğü diğer geri bıraktırılmış ülkelerde uyguladığı taktiği, kuşkusuz ülkemizde de uygulamaktan geri kalmıyor. Emperyalist ABD’nin en çekindiği unsurlar, ülkedeki ulusalcı ve antiemperyalist güçlerdir. Bu güçleri etkisiz konuma getirmek onların ilk işlevidir. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için gerekenler, türlü biçimlerde yerli işbirlikçileri ile uyum içinde yerine getirilir. Askerlerin ekonomik ve toplumsal yaşamlarını diğer çalışan kesimlerinkinden çok daha iyi konuma getirmek, ABD emperyalizmine her zaman yaramayabilir. Bir örnek vermek istiyorum: 1969-70 Yıllarında pilot eğitimi için ABD’de bulunurken, ben ayda 180 dolar alıyordum. İranlı askeri öğrenciler (daha subay değil) ise, 800 dolar alıyorlardı ! İran Şahı onları paraya boğuyordu. Ama daha sonra, 1979’da Şah İran’dan kaçmak zorunda kaldı, ne haber? ABD de Ortadoğu’daki jandarması olan İran’ı yitirmiş oldu. O’nun yerine şimdi kimi kullanmak istiyor, ben bilemem! Yiğit ve cesur asker Alb. Talat Aydemir’i rahmetle anarken sözlerimi Mustafa Kemal Paşa’nın şu özlü sözü ile bitiriyorum ki aynı okul çıkışlı bazı komutanlarımızın kulaklarına küpe olsun! “BİR YANDAN BATININ İŞÇİ SINIFI, ÖTE YANDAN ASYA VE AFRİKA’NIN KÖLELEŞTİRİLMİŞ HALKLARI MİLLETLERARASI SERMAYENİN, KENDİLERİNİ YIKMAK VE EFENDİLERİNE BÜYÜK ÇIKARLAR SAĞLAMAK İÇİN KÖLE DURUMUNA GETİRİLMEK İSTEDİĞİNİ ANLADIĞI VE SÖMÜRGE POLİTİKASININ İŞLEDİĞİ SUÇ, DÜNYA İŞÇİLERİNCE KAVRANDIĞI GÜN, BURJUVAZİNİN GÜCÜ SONA ERECEKTİR” (22 EKİM 1922) |