 Sarp Kuray Değerli ve yurtsever arkadaşımız Sarp KURAY'ı ; anayasal düzeni zorla değiştirmeye girişmek savıyla açılan ve mahkemeyle Yargıtay arasında bir tenis topu gidip gelen ve her gidiş gelişte değişik kararlar verilen dava sonucunda, ağırlaştırılmış yaşam boyu hapis kararıyla cezalandırdılar.Sarp'ın duruşmalar sırasındaki iyi davranışı nedeniyle cezayı, yaşam boyuna çevirmişler. Aman eksik olmasınlar, büyük bir kayra (lütuf) göstermişler!... Oysa, Sarp gibi bir yurt hainini (!) yasaya masaya bakmayıp, derhal asmalı ve daha sonra da lime lime kesip parçalamalıydılar. Çünkü tam bağımsız, özgür bir ülke isteyen, Mustafa Kemal'in Bursa Söylevi'nde gençliğe verdiği görevi yerine getirmek için bu uğurda gözünü kırpmadan yola çıkan Denizler, Yusuflar, Hüseyinler, Mahirler, Sinanlar, Kaypakkayalar, Taylanlar, Cihanlar, Cevahirler, Terzi Fikriler, Ömer Yazganlar, Aydemirler, Gürcanlar ve daha yüzlercesi, binlercesi yetmemişti. Sarp'ın da bir biçimde ortadan kaldırılması gerekiyordu... Ha gayret! Anayasal düzeni değiştirmek ! Bu mutlu(!) düzen, kimlerin düzeni acaba? Çöp bidonlarında yiyecek artığı toplayanların mı? Mahalle pazarlarında artık ve bozulmuş sebze ararken utançlarından ağlayanların mı ? Gülünç asgari ücretle yaşamaya çalışanların mı? Milyonlarca işsizin mi? Sağlıksız ve yetersiz koşullarda büyümeye çalışan küçük, büyük çocukların mı? Acımasız patronların sömürdüğü emekçilerin mi? Ağalar tarafından ezilen topraksız köylülerin mi? Parası olmadığı için okuyamayan yüksek öğretim çağındaki gençlerin mi? Parası yetişmediği için iyi bir sağlık desteği alamayan hasta yurttaşların mı? Ulusal gelirden hakça pay alamayan bu sessiz yığınların mı? Evet, bu mutlu(!) düzen kimin? Kimin olacak, doğaldır ki bir avuç mutlu azınlık olan sermaye sınıfının ve onun şakşakçıları olan aşağılık yalakalarının düzenidir. Örneğin;Koçların,Sabancıların, vb. gibilerle onların medyadaki uzantıları olan Aydın Doğan gibi bilmem nelerle, halkı uyutmak için, dini bir afyon gibi kullanan dinci medyadakilerdir. Ulusal gelirin büyük çoğunluğu, küçük bir azınlık olan bu işbirlikçi kompradorların ceplerine gidiyor. Oysa insan mantığı bunun tersini düşünür ve söyler, değil mi? 1980 Öncesinde bunu söyleyenler için, “bir sınıfın,başka bir sınıf üzerinde tahakküm kurması” suçlamasıyla dava açılırdı. Nedense bu dava emekçi sınıfının “tahakkümü” üzerine açılırdı. Bir yürekli savcı çıkıp da sermaye sınıfının tahakkümü üzerine dava açamamıştı! Çok ilginç ve düşündürücü değil mi? Bizler de Sarp yoldaşımız gibi, bu iğrenç ve kokuşmuş düzenin değişmesini istiyoruz. İnsanımızın, insanca yaşamasını amaçlıyoruz. Bu haksız düzenin değişmesini tüm benliğimizle istiyoruz. Bunu yapmak için de her türlü demokratik yöntemi deneyeceğiz. Sarp yoldaşımızı ve onun gibi düşünenleri yargılayacağınıza, anayasal düzeni zorla değiştirerek ABD'nin ve işbirlikçi sermayenin tüm istemlerini yerine getiren ve emekçi haklarını gerileten faşist cuntacı Kenan Evren ve avenesini yargılasanıza! Üstelik onların eylemi “girişim” aşamasında kalmamış, suç oluşmuş. Adana'da görevli bir savcı, bu konuda bir dava açmak için girişimde bulununca başına gelmedik olay kalmadı. Adamı hastaneye bile yolladılar! Sizler de bundan mı korkuyorsunuz? Korkmayın, arkanızdayız, yürekli olun ve yargı tarihinde onurlu bir yeriniz olsun. Çankaya'da bir ışık olan Cumhurbaşkanımız da size destek olsun. Yunanistan'daki cuntacılar 1974'ten beri içerdeler. Bizimkiler ise, resmi ve özel davetlerde başköşelerdeler. Bu durum bizlere tanımı zor acı veriyor. Sizlerde böyle bir duygu oluşmuyor mu? Ülkemizde bu iğrenç düzen öyle bir örgütlenmiştir ki, halkın mutluluğu için savaşım verecek halk önderlerinin önü sürekli kesilmiştir. Oysa bu topraklar nice halk önderleri yetiştirmiştir. İşte aklımıza gelen değerlerden birkaçı: Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Köroğlu, Yunus Emre vb. gibilerle Mustafa Kemal... Cumhuriyet döneminde de Talat Aydemir ve Fethi Gürcan. Bu iki yiğit asker, Türk halkının kötü yazgısını değiştirmek için yola çıkmış ve canlarını yitirerek devrimcilerin yüreklerine gömülmüşlerdir. İşte devrimciler, o önderlerin ektiği tohumların filizleridir. Ama ne yazık ki, henüz filizken dallarından koparılıp faşizmin kucağına atılmışlardır. Büyük ozan Nazım bir şiirinde şöyle sesleniyordu: “Ne bir haram yedi, ne cana kıydı; ekmek kadar temiz, su gibi aydın. Hiç kimse duymadan hükümler giydi, yiğidim aslanım burda yatıyor.” O yiğitler, acaba askerlerimizi tutuklayıp, başlarına ABD köpekleri tarafından çuval geçirildiğinde, en ufak bir tepki bile gösteremeyen NATO'cu ve ABD hayranı generallerle işbirlikçi sermaye iktidarları mıdır? Yoksa, yurdu ve halkı için gözünü kırpmadan üniformasını ve canını ortaya koyan Sarp KURAY gibi yiğit devrimciler mi? Ne dersiniz NATO paşaları? Bu arada sizlere bir küçük hatırlatmada bulunmak istiyorum: Fransızlar Turgut Reis'i esir aldıkları zaman, Barbaros Hayrettin “Turgut'umu dünyalara değişmem!” diyerek tüm Fransa sahillerini topa tutmuştu. Orgeneral Hilmi Özkök de Amerikan Elçisi'ni makamında dostça karşılıyordu! Geliyoruz! Şeyh Bedrettinlerden, Pir Sultan Abdallardan, Dadaloğlulardan, Köroğlulardan, Mustafa Kemallerden, Aydemirlerden, Gürcanlardan geliyoruz. İster bugün, ister kırk yıl sonra. Hiç önemli değil. Çünkü, insanlığın yüzkarası olan faşizm ve emperyalizm “BİR GÜN MUTLAKA” yıkılacaktır. Hodri meydan! |